Bundan tam iki sene önce, dünya futbolunun olmazsa olmaz ülkesi Brezilya'nın futbol tarihinin en değerli birkaç oyuncusundan biri olan Socrates hayata gözlerini yumdu. Besin zehirlenmesi sebebi neticesinde henüz 57 yaşında hayatını kaybeden Socrates, yeşil çimlerin görüp görebileceği en ilginç karakterdeki futbolculardan biri, belki de en ilginciydi.
Uzun boylu, yakışıklı, sakalları ve saç bandı ile dikkat çeken bu adam günümüz futbol hipsterlerinin en önemli ikonlarından biri haline de gelecekti. Futbol oynadığı yılların, daha da önemlisi onlarca yıl sonrasının nesillerinin aklına bu derece kazınmasının şüphesiz ki fazlaca sebebi var. En önemlisi de kuşkusuz saha içinde kusursuza yakın bir isim oluşu. Botafogo'da başladığı kariyeri, ülkenin bir diğer önemli ekibi Corinthians'da sürecekti. Burada efsaneye dönüşen Socrates'in 1982 Dünya Kupası'ndan sonra hayatı tamamı ile değişip bambaşka bir noktaya gitti. Kıta Avrupası'na ayak basışı maçtan önce seks yapmasını engellemeye çalışan Juventuslu yöneticiler nedeni ile Torino'ya değil de Floransa'ya oldu. Fiorentina'da geçirdiği kısa süre sonrası tekrar ülkesine döndü. Flamengo, Santos ve futbola başladığı Botafogo'ya selam çakarak kariyerini sonlandırdı. Tabii bir de hakkında çıkan efsanevi diyebileceğimiz onun futbola başladığı zamanlarda okulu için İrlanda'ya gittiği ve burada Dublin Üniversitesi'nin futbol takımında top koşturduğu dedikodusu var. Doğrulanmamış bu dedikodu tamamı ile bambaşka bir yazı konusu olabilir.
"Bu takım hayal gücü, idealizm ve şiirin birleşimi. İnsanlar onların hayallerini yansıttığımız için bizi izlemeye geliyorlar."
Futbol sahasında Socrates'in ulaştığı en üst sınır 1982 Dünya Kupası'dır. 1982 Dünya Kupası, 1954 Dünya Kupası'nı şanssız biçimde kaybeden Macarlar'dan sonra kaybedene en çok sempati duyulan Dünya Kupası olacaktır. Brezilya önemli teknik direktör Tele Santana'nın yönetimi ve Socrates'in kaptanlığında yer aldığı Dünya Kupası'nda daha sonra kupayı kaldıracak olan İtalya'ya destansı bir şekilde elenip evine dönecekti. Socrates takıma karşı sarf ettiği malum sözler ile ne denli keyifli ve akla kazınan bir futbol oynadıklarını da niteliyordu. İdealizmi yansıttığını düşündüğü takımının elenişi ile ilgili açıklamalar yaparken ne üzgün ne de hüzünlüydü. Dünya Kupası şampiyonluğu ve Dünya Kupası birinciliği arasındaki farkı özümsediğinden ötürü ülkesindeki halkına doğrudan hitap edecekti: "Savunmacılara çalım atmak diktatörlere çalım atmaktan daha kolay. Siz zoru başaracaksınız."
18 yıldır askeri diktatörlüğün yönetiminde olan Brezilya halkı Socrates'in bu sözleri ile etkilenecekti. Dünya Kupası'ndan döndükten sonra o dönem oynadığı Corinthians'ın başkanından izin alarak arkadaşları ile Corinthians Demokrasi Harekatı'nı kuracaktı. Maçlarda arkasında "Ayın 15'inde Oy Ver!" önünde ise reklam yerine "Demokrasi" yazılı bir forma ile çıkıyorlardı. Bu harekat Sao Paolo Eyalet Şampiyonluğu'nu da kazanıp daha da dikkat çekici bir hal aldı. Baskı rejimi tarafından rahatsız olunarak uyarı alındı. Ne de olsa spor ile siyasetin alakası günümüz Türkiyesi'nde olduğu gibi o zamanın Brezilyası'nda da yoktu. Kulüp, bundan hiç de rahatsız olmuş gibi görünmedi. Aksine harekatın devamlılığı sağlandı. Socrates de dönemin halk kahramanı olarak ilerleyen yıllarda anılacaktı. Öyle ki Brezilya Devlet Eski Başkanı Lula'nın "Ülkemiz demokrati bir ülke ise Brezilya halkı Socrates ve 1982 takımına çok şey borçlu." diyerek bunu kanıtladı.
Botafogo yıllarında Corinthians'a geçerken futbolun yanında aynı zamanda doktor olabilmek için de dirsek çürüten Doktor Socrates, "Halk Kahramanı" sıfatını da hak ettiğini mesleğini icraa ederken gösteriyordu. Çoğu zaman amiyane tabirle varoş diye adlandırabileceğimiz bölgelerde ücretsiz sağlık kontrolü ve ilaç dağıtımı da yaparak sadece fiziken değil ruhen de koskocaman bir adam olduğunu kanıtlıyordu. Babasının "Socrates" ismini verirken ne düşündüğünü bilmiyorum lakin Socrates adının hakkını vererek bir felsefe doktorası da yaptı. Üstelik bunu futboldan daha çok önemsedi. Ülkesinde halkı bilinçlendirmek için birçok sivil toplum örgütünde görev alıp çeşitli alanlarda yazılar da yazdı. Entellektüelliği günümüz içi boş futbolcularının -eğer biraz bilinçliler ise- imrenerek baktığı bir olgu olmalı.
Çocukluk kahramanları olan Che Guevara, Fidel Castro ve John Lennon'ın ayak izlerini takip ederek bir şeyler yapmanın peşinden gitti. Oğluna Fidel ismini verdi. Her fikre, her görüşe saygı duydu ve özellikle bu görüşlere mensup insanlar tarafından sahiplenildi. Şüphesiz ki onu bu denli benimseten de bu özelliği oldu. "Futebol: Brazilian Way of Life" adlı ünlü kitabın yazarı Alex Bellos şöyle söylemiş:"Brezilya'ya her gelen birine aşık olur." , Alper Öcal ise böyle geliştirmiş: "Futbolseverler için de o kişi hiç kuşkusuz Socrates olur.". Benim için de Socrates için naçizane ekleyebileceğim şey "Bir insandan daha fazlası" olduğu oldu.
Brezilya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Brezilya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
4 Aralık 2013 Çarşamba
19 Mart 2013 Salı
Aga Bu Nedir? #4-Arılar
Arılara birçok meleke atfedilir. Dünyadaki döngü için mihenk taşı olan canlılardan oldukları su götürmez lakin Brezilya Paulista Ligi'nde bu akıl almaz görüntü ortaya çıkmış. Yine o soruyu soruyoruz: Aga bu nedir?
Ufuk Tolga Aldırmaz
Ufuk Tolga Aldırmaz
24 Ocak 2013 Perşembe
Dentinho kimdir?
Tam adı Bruno Ferreira Bonfim olan Brezilyalı oyuncu 1989 yılında dünyaya geldi. Profesyonel futbol yaşantısına Corinthians'ta başlayan 24 yaşındaki futbolcu, Brezilya'nın son dönemde yetiştirdiği en büyük yeteneklerden biri olarak gösteriliyor.
Takımı Corinthians'ın 2008 yılında 1.lige çıkmasında büyük pay sahibi olan Dentinho,yeteneğiyle Avrupa devlerinin transfer listesine girmeyi başardı.
Aykut Kocaman çok istedi
2010-2011 yılının devre arasında Fenerbahçe Teknik Direktörü Aykut Kocaman'ın transferde 1 numaralı hedefi olan ve bizzat kendisi giderek Brezilya'da izlediği yıldız futbolcunun 14 milyon Avro'luk yüksek bonservis bedeliyle transferi gerçekleşmeyen Brezilyalı, 1 sene sonra Mircea Lucescu'nun çalıştırdığı Ukranya ekibi Shakhtar Donetsk'e 7.5 milyon Avro karşılığında transfer oldu.
Performansı düşüşe geçti
Shakhtar ile 38 maçta 5 gollük performans gösteren yıldız futbolcu,beklenen patlamayı bir türlü gerçekleştiremeyince bu sezon ilk 11'deki yerini kaybetti.
Forvet bölgesinin her yerinde oynayabilir
Üstün tekniği ve hızıyla forvet ve kanat bölgelerinin her yerinde rahatlıkla oynayabilen Dentinho, bilinenin aksine daha çok asist özelliğiyle ön plana çıkıyor.
Almeida ile orta saha arası köprü olur
Beşiktaş'ın Fernandes'in olmadığı maçlarda özellikle görülen topu ön alanda tutamama sorununu çözebilecek bir oyuncu Dentinho. Gezgin ve oyun içerisinde kalma yeteneğini üstün tekniği ve asist özelliğiyle birleştirince durdurulması zor bir oyuncu olan Dentinho, Almeida ile birlikte takdirde takımın sıklıkla hissettiği yetenekli oyuncu eskikliğini karşılar ve çok iyi bir partner olur.
Etiketler:
24,
Belhanda,
Beşiktaş,
Brezilya,
Corinthians,
Dentinho,
Shakhtar Donetsk
4 Temmuz 2011 Pazartesi
Dominant Brezilya/Copa America Serisi
Başlıkta da belirttiğim gibi Brezilya Venezüela karşısında baştan sona baskın bir oyun sergiledi. Özellikle ilk yarı iyi organize olan bir takım hüviyetindeydiler. Ofans anlamında zaten Robinho,Neymar,Pato,Ganso gibi teknik yıldızlara defans hattındaki Lucio,Alves,Santos gibi üst düzey futbolcularda eklenince gerçek anlamda korkulası bir takım oluyor Brezilya.
Bahsettiğim isimlerin eksikliği skordan da anlaşılacağı gibi son vuruş eksikliğiydi. Takım oyunu olarak kopuk başlamalarına karşında maçın orta bölümünde toparlandılar ancak son bölümde yine koptular. Genel olarak Robinho’nun artık bencillikten sıyrılmış olması, Andre Santos’un üst düzey oyunu, Ganso’nun uzun pasları,Pato’nun harika top kontrolü akıllarda kalan genel şeylerdi. Ancak Neymar’a ayrı bir parantez açmakta fayda var. Bu adam gerçekten çok büyük yetenek. Ayağına her topu alması ve her hareketi öldürücü nitelikte. Bencillik yapmayıp kollektif oyun içinde kendine yer açması da ekstradan takım oyununa katkısı. Real’e gideceği konuşuluyor. Bu konuda sevinçliyim çünkü Mr.Derrida’nın elinde büyük bir zanaatkara dönüşecektir.
İlk yarıda Venezüela’nın atağı yok desek yeridir. Akılda kalan en önemli pozisyonlar; Pato’nun direkten dönen topu ve Robinho’nun boş kaleye yuvarlayacağı top ile kale arasına giren bir omuza rağmen verilmeyen bir penaltı… İkinci yarı da Venezüela açısından daha berbattı diyebiliriz. Oysaki Arango gibi bir oyuncunun bireysel olarak daha fazla iş yapıyor olması gerekirdi. Brezilya açısından da dişe dokunur bir iki pozisyon ya vardı ya yoktu desek yeridir. Dikkat çeken unsur Menezes’in top kendilerinde iken 3-5-2’ye dönüyor olması idi. Alves’i ortasahaya kaydırıyor hatta iç bölgelere sokuyordu. Gerçek şu ki gol atamasalar da hatta gerçek anlamda kötü oynasalar da bu takımdan yine de zevk alıyor olmam…
Bu takım Arjantin’den daha çok heyecan veriyor. Uzun zaman sonra bir süper starsız bu kupadalar ancak oyun itibari ile en çok heyecan veren takım yine Brezilya…
İlk maçlardan olsa gerek şu an kupada tat tuz yok. Bekleyelim. Latin rüzgarı illaki kendisini gösterecektir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



