La Liga'dan Kareler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
La Liga'dan Kareler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ocak 2012 Cumartesi

Gırnatlardan Selam Var!

Güzel bir La Liga gecesi daha. Gerçi hafta biraz kısır başladı ama kısır olmayacağından emin olduğumuz bir mücadeleye başlayacaktık. Real Madrid-Granada…

Real Madrid bildiğimiz RMadrid. Granada ise lige yeni çıkmış, özellikle son 2 sezondur yaptıkları ile dikkat çeken bir ekip. Takipçileri bilir Granada’nın lige çıkışı sürpriz olarak nitelendirilmişti. Bundan daha önemlisi ve beni de özellikle yazmaya iten Udinese ile olan FM tabiri ile “Affiliated Club” anlaşmaları. Meali; Udinese gelecek vaad eden ya da yarışmacı duyguyu kazanmasını arzu ettiği oyuncularını Granada’ya kiralık olarak gönderebiliyor. Aralarında herhangi bir para anlaşması var mı açıkçası bilemiyorum ancak bu sayede Granada hem yetenekli futbolcuları kadrosunda toplayabilirken hem de bunun neticesinde La Liga’ya çıkmak gibi başarılar elde edebiliyor.

Maç başladığı andan itibaren klasik Real Madrid oyununun parçası olan topa sahip olma gerekliliği baş gösteriyor ve RMadrid topu ayağına alıyordu. Granada’nın sahip olduğu toplar genelde aut atışı ya da RMadrid’in kaptırdığı toplardan ibaret oluyordu. Hal böyle olunca baskıyı kurmak elzem oluyordu RMadrid adına. Di Maria’nın yokluğunda forvete Higuain konulup, sağ kanada Benzema çekiliyordu. Top Benzema’nın kanadından geldiği zaman Benzema ya topla birlikte içeri kat etmeye çalışıyor ya da topu genelde en yakınında olan Lass veyahut Mesut’a aktarıyordu lakin top ters taraftan yani Ronaldo’nun tarafından geldiğinde tipik yalancı 9 özelliği gösterip Higuain’in yanına kat ediyordu. Hal böyle olunca Ronaldo’nun Di Maria ile yaptığı o kanat değişmelerini göremez olduk. Sanırım bundan olsa gerek Ronaldo da oyunun içinde fazla yer alamıyor ve hoşnutsuz bir tavır takınıyordu.

RMadrid adına dikkat çeken bir diğer özellik ise üçüncü bölge haricinde bir elin parmağını geçmeyecek top kayıpları idi. Üçüncü bölgede ise her ne hikmetse çoğu zaman Barcavari şut çekmeyi unutup pas yapma çabasına girdiklerinden bilhassa Mesut’un ayağından top kayıpları yapıyorlardı. Bu yazdıklarımdan anladığınız üzere oyundan memnun olmasam da 18.dakikada Ronaldo-Mesut-Benzema üçlüsünde inanılmaz bir paslaşma gerçekleşti ve güzel bir golü Benzema’nın ayağından buldular. Gol geldikten sonra Granada şokunu kolay atlattı. Ani bir top kaybı yapan RMadrid yarı sahasına hızlıca geçtiler ve güzel bir organizasyonda Rico’nun kafasıyla skorda dengeyi sağladılar. Bu dakikadan sonra RMadrid sahada etkin taraf olma özelliğini yitiriyor ve sene başında Beşiktaş’ın da listesinde olduğu öne sürülen Carlos Martins’in önderliğindeki Granada’ya devrediyorlardı. İyi top dağıtan Martins sayesinde önemli pozisyonlar da buldu Granada lakin en büyük hastalıkları olan duran toptan 33.dakikada yine golü yediler. Sergio Ramos. İlk yarı böyle son buluyordu. Sonucu belli bir maç demiş miydim?

İkinci yarının hemen başında Higuin ve Benzema ile bulduğu goller neticesinde iyice rahatlayan Real Madrid bütün işleri lehine çevirdi. Beklenen ikinci yarı gerçekleşmiş oldu. 70. Dakikaya kadar topu ayağında tutma tercihinde bulundular ancak bu dakikadan sonra Granada’ya topu iade ettiler. Granda pozisyonlar bulmaya başladı. Tabii hepsine net gol pozisyonu demek mümkün değil.  Bunun üstüne yine de RMadrid’in pozisyon bulduğunu söylememe bile gerek yok sanırım. 88. dakikada da Ronaldo'nun ayağından gelen gol maçı kapatan gol oluyordu.

Maç beklediğimiz gibi Real Madrid’in galibiyeti şeklinde sonuçlandı. Bundan ziyade dikkat çeken bir şey belki de bizi en çok ilgilendirecek olan, Hamit’in oynamaması. Hamit’i Lass yerine sağ bekte görmek isterdim/İsterdik. Benzema’nın Madrid ekibi adına 50.golüne imza attığını belirtmekte de fayda var. Granada adına ise belirttiğim gibi Carlos Martins fazla dikkat çekiciydi. Uche ve Benitez de potansiyelli iki isim. Onları daha sık duyabiliriz dikkat…

11 Eylül 2011 Pazar

La Liga'dan Kareler:Valencia-Atletico Madrid

Estadio Valencia’da güzel bir maç izledik. En azından İspanyol esintilerini taşıyan bir maçtı. Bu bile yeter bize.


Maçın başından itibaren Valencia’nın organizasyonu gözüme çarpıyordu. Disiplinli bir takımlar. Bekler ne zaman çıkacaklarını, ön liberolar nasıl pas dağıtacaklarını, Soldado nereye çapraz koşu atacağını ezberlemiş gibiydi. Bu onlar adına çok güzel ancak teknik kapasite ve yaratıcı oyuncu sıkıntılarını şampiyon olduklarından beri yaşıyorlar. Direkt olarak aklınıza bu konuda Aimar geldiğine eminim. Yeni bir çocuk buldular Almeira’dan hem de adı Piatti imiş. Nereliymiş o? Aimar’ın memleketindenmiş. Arjantin’den kopup gelmiş. (Bakmayın geçmiş zaman ibarelerine FM sağ olsun bize onu daha önceden tanıtan bir platform oldu.) Piatti takımın yartıcısı olmuş tam anlamıyla. Hız, teknik ne ararsak var beyefendide. Bu açığı da kapatmış yani ama maalesef kadro genel anlamıyla belirli bir seviyeye çıkacak olsa bile Real Madrid-Barcelona ambargosuna karşı koyacak seviyede değil. O seviye onlar için şu an Everest’in tepesi demek.  Üçüncülük için en büyük adaylarım onlar(Tabi çok büyük bir sürpriz olmaz ise).

Atletico ise geçtiğimiz senelere oranla çok daha mütevazi ve yetenek anlamında vasat bir takım kurdu. Bunun ceremesini çok çekecek sezon içinde göreceksiniz. İspanyol kulüplerinin içinde bulunduğu maddi sıkıntıdan en çok onlar etkilenmiş belli ki. Küçülerek büyümeyi hedefliyorlar sanırım tabi ki ne kadar küçülmek isteseler de taraftar ve basın gibi baskı unsurları sebebiyle 40 milyon euroyu hiç acımadan Falcao’ya verebildiler. Manzano’nun kafasında garip tilkiler dolaşıyor gibi. Zira daha Arda,Diego,Reyes,Falcao dörtlüsü ilk 11’de oynamış değil. Bunlar dışında Silvio gibi ilk 11’de oynayan bir el freni var. Adam topu aldığında beş yaşında anne-babası tarafından yeni oyuncak alınmış fırlamalar gibi onu “kırana” kadar uğraşıyor. Kısacası topu öldürüyor. Biri bu şahsın kulağını çekmeli. Bugün Reyes’den fazla topla oynamışlığı var zira. Manzano’nun işi çok zor bu kadar egosu yüksek oyuncuları nasıl toparlayacak acaba? İş onun bekleyip göreceğiz. İlk fire Diego olacak diye düşünüyorum. Atletico adına diyeceğim son şey ise defansif kalitenin arttırılması gerektiği. Miranda’nın çabaları sezon içinde yetmeyecek gibi görünüyor.

Maç başladığı andan 30 dakika bitene kadar Valencia’nın kontrolündeydi. Hatta “mis” gibi golleri de verilmedi ofsayt gerekçesiyle. Unai Emery Atletico’yu çok iyi etüt etmiş. Oyuncuları da maç genelinde ona tam anlamıyla ayak uyduramamalarına rağmen rakibin henüz oturmamış sistem ve yapısını çok iyi değerlendirip 52. Dakikada golü buldu. Atan adam Soldado idi. Soldado komplike bir forvet. Ne ararsanız var onda. Çok beğendiğim bir isim kendisi. Bu golden sonra oyuna Diego-Arda ikilisi girdi ve maçın seyri değişti. Atletico daha hırslı ve daha istekli oynamaya başladı. Tabi bunda Valencia’nın geriye yaslanması da etkili oldu. Silvio’dan fırsat buldukça(!) Atletico etkili olmayı becerdi. Sahanın silik ismi kesinlikle Falcao idi. Sonradan oyuna giren temsilcilerimizden Arda için olumlu konuşabiliriz zira Topal’ın adı pek geçmedi desek yeğdir. Belirtmeden edemeyeceğim sonradan oyuna giren Atleticolu Juan Fran resmen modern futbolun düşmanı rolünü sahada üstlendi. Uzun zamandır La Liga’da söz sahibi olan ekiplerde bu kadar vasat bir oyuncu görmemiştim.


Valencia hak ettiği bir galibiyeti aldı. Atletico ise ödevlerini bitirmeden okula gelen ve öğretmeni tarafından tek ayak üstünde cezası yemiş bir çocuk gibi cezasını çekmesinin gerektiğinin bilincinde olan bir teknik direktöre sahip olarak eve dönüyordu. Futbol kolay oyundur Manzano kimse Real’i geçmeni beklemiyor rahat ol…
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...