Barcelona Tito Vilanova'yı "hayatının maçına" yolladıktan sonra tez zamanda bir teknik direktör bulmak zorundaydı. Marcelo Bielsa, Jupp Heynckes, Luis Enrique, Frank Rijkaard, Frank De Boer ve Gerardo Martino'nun isimleri geçti. Çoğu hakkında bir fikre sahip olmama rağmen Garardo Martino namı diğer Tata hakkında Wikipedia sayfasındaki bilgiler haricinde en ufak bir fikrim bulunmuyordu. Bu pek de anormal bir şey değil, kamuoyundaki genel durum Twitter üzerinden anladığım kadarıyla böyle. Buna karşın sadece beni dağlayan bir durum mevcut. Barcelona'nın duraklama girdiğini inkar eden tayfadan değilim. Hatta üstüne üstlük bir de kötü bir yönetim mentalitesine sahip olduğunu düşünüyorum. Elbette bir Beşiktaş gibi yakından takip ettiğim, iç yapıyı bildiğim söylenemez lakin genel olarak takındıkları tavır ve olaylar karşısındaki etkilere gösterdikleri/gösteremedikleri tepkiler bunu söylememde etken.
Neyse, konuyu fazla dağıtmayalım. Biraz araştırma yaparak Tata'nın geçmişine eğildiğimizde ilk göreceğimiz sanırım Marcelo Bielsa etkisi oluyor. Bu çizgide Güney Amerika'da yaptıkları azımsanacak düzeyde şeyler değil gibi gözüküyor. Barcelona başına atanan hiçbir teknik direktörün yapmayacağı hata olan sistemi bozmak bir kenara dursun aksine seçimin arkasında bir akıl olduğu görülüyor. Her ne kadar Lionel Messi'nin baskı yaptığı yazılıp çizilse de Tata'nın oynattığı sistem Barcelona'nın sistemi ile net uyuşuyor. Özellikle Ignacio Scocco'yu neredeyse tam anlamıyla Messi gibi kullanması, Sergio Busquets gibi bir çapayı sahada bulundurup top dağıtımında önemli bir rol enjekte etmesi, kullandığı beklerin geçiş oyunlarını çok iyi oynaması gibi noktalar söz konusu. Ayrıca Bielsa'dan miras aldığı pas ve pres mentalitesi de elbette büyük önem arz ediyor.
Velhasıl kelam, Pep Guardiola ve Tito Vilanova seçimlerinin ardından spektaküler bir seçim gelebilme ihtimali açıkçası beni korkutmuştu. Tito'da yarım kalan "dünya futboluna sunma işlemi" tıpkı Pep gibi Tata'da da oluşur diye umuyorum. Barcelona'nın bu tarz riskler alması ise ayrıca irdelenmesi gereken bir konudur diye de düşünmeden edemiyorum.
Ufuk Tolga Aldırmaz
Lionel Messi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Lionel Messi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
24 Temmuz 2013 Çarşamba
Ta-Ta!
Etiketler:
Barcelona,
Gerardo Martino,
Lionel Messi,
Tata
18 Ocak 2013 Cuma
Onlar Şimdi Nerede? #1
Daha önce tanıdığımız, bildiğimiz yüzlerin şu an nerede
oldukları zaman zaman kafama takılmıyor değil. Geçen gün Beşiktaş’ın 100.Yıl
kadrosunu düşünürken birden aklıma Zago düştü. Temiz kalbimden midir bilemem,
internette dolaşırken Zdenek Zeman’ın Roma’daki yardımcılarından biri olduğunu
okudum. Ben de bu tarz oyuncuları, antrenörleri bulup yazayım dedim. Buna
paralel, malum FIFA U-20 Dünya Kupası bu yıl ülkemizde organize edilecek. Biraz
araştırma yapayım dedim. Önceki turnuvalarda en iyi oyuncu ödülünü alan
isimlere baktım. İlginç isimleri görünce bunu FIFA ve UEFA’nın genel
turnuvalarına yayayım dedim. Aşağıda önce sezon sonra kazanan ülke ve hemen
ilişiğinde de turnuvanın oyuncusu seçilen futbolcuyu göreceksiniz.
Önce UEFA U-19. Daha önce U-18 olarak organize edilen
organizasyon için düzenleme yapılmış ve 2001-2002 sezonundan itibaren de U-19 olarak
düzenlenmişti.
2001-2002/İspanya/Fernando Torres: Oslo’da seyirci rekorunun
sahibi olan finalin belirleyici adamıydı. O zamandan beri neler becerdiğini
benden daha iyi biliyorsunuz El Nino’nun. Efsaneler arasına adını şimdiden
yazdırdı.
2002-2003/İtalya/Alberto Aquilani: Aquilani hem eleme turu
hem elit turda hem de turnuvada İtalya’nın bir numaralı ismi olur. Roma’daki
kariyerini Avrupa’nın elit takımlarında devam ettirme başarısını gösterdi.
Sakatlık mereti onu bulmasa belki de daha fazla ismini duyabileceğimiz bir
isimdi.
2003-2004/İspanya/Juanfran: Real Madrid alt yapısından
yetişen Juanfran’ı aslında hepimiz yakinen tanıyoruz. Şu an Atletico Madrid’in
kadrosunda yer alıyor. Atleti’den önce Espanyol ve Osasuna’nın da formasını
giydi. İstikrarı göze çarpmasına rağmen bana kalırsa istenilen seviyeye gelemedi.
Geçtiğimiz yaz yapılan Avrupa Şampiyonası’nda şampiyon olan kadronun da bir
parçasıydı.
2004-2005/Fransa/Abdoulaye Balde: İkinci lig futbolcusu
olmaktan öteye gidemedi. Bir dönem
Birleşik Arap Emirlikleri’ne de yolu düştü. En düşük profilli “en iyi oyuncu” o
sanırım. O yıl kadroda Yoann Gourcuff gibi isimler de bulunuyordu.
2005-2006/İspanya/Alberto Bueno: Madridistalar’dan biri
daha. Alt kategorilerde muazzam bir gol yüzdesi ile oynayan Bueno’yu FM’den de
tanıyanlarınız illa ki vardır. Buna karşı beklenen sıçrayışı yapamadı. Madrid
alt yapısındaki genel sıkıntıyı o da çekti. Turnuvanın gol kralı Real’de 3 maça
çıktıktan sonra Valladolid’in yolunu tutar. Bir dönem Derby County’e kiralansa
da şu an hala Valladolid’in kadrosunda şans bekleyen isimlerden bir tanesi.
2006-2007/İspanya/Sotiris Ninis: Arnavut asıllı Yunan
futbolcu aslında klasik olmayan bir durumun altına imza atar. İspanya şampiyon
kadrosundan bir isim değil de gümüş madalyalı takımdan birisinin yani Ninis’in
turnuvanın en iyi oyuncusu olması önemli bir ayrıntı. Panathinaikos formasını 100 kez terlettikten sonra bu yaz Parma’ya
transfer oldu. Hala potansiyelli bir alt kategori oyuncusu olarak göze
çarpıyor. Şahsen FM’deki vazgeçilmez isimlerimdendi. Ayrı bir sempatim var.
2007-2008/Almanya/Lars&Sven Bender: İkizler… Lars Bayer
Leverkusen’da, Seven ise Borussia Dortmund’da. İkisi de gelişimlerini devam
ettirip önemlerini arttırıyor. Güzel iki seçim.
2008-2009/Ukrayna/Kyrylo Petrov: O yıl Ukrayna milli
takımının kaptanı olan Petrov, Dinamo Kiev’in sözleşmeli futbolcusu. Buna
karşın Ukrayna Ligi’nin en kötü takımlarından olan Goverla-Zakarpattia’da
kiralık olarak 13 maça çıkmış bir stoper. Gelişim göstermesi çok zor gözüküyor.
Adını fazla duyacağımızı sanmam.
2009-2010/Fransa/Gael Kakuta: Chelsea’nın transfer
skandalından hatırlanan futbolcu yine FM serilerinin de vazgeçilmezlerinden.
Wonderkid olarak lanse edilen Kakuta, henüz beklenen patlamayı yapamadı.
Sakatlıkların da etkisini görmezden gelmeyelim. Şu an Chelsea’nin dost
kulüplerinden olan Vitesse’de kendine gelmesi bekleniyor. İşi zor derim.
2010-2011/İspanya/Alex Fernandes: Alejandro Fernandes
İglesias… İspanyollar’a karşı bir zaafım olduğunu kabulleniyorum fakat isme
bakın yahu. Muazzam değil mi? Fazla dağıtmadan Real Madrid alt yapısından yetişme
bir isime daha dikkat çektiğimizi belirteyim.
Bir kez de A takım ile maça çıkan Alex, hala Castilla şubesinde top
koşturmakta. Bueno ve Juanfran’dan çok daha iyi bir kariyer geçirmeyeceğinin
garantisini verebilirim.
2011-2012/İspanya/Gerard Deulofeu. La Masia’nın yeni
çiçeklerinden biri. Az çok bu işle haşır neşir olan herkes adını, sanını
duymuştur. Barcelona A takımı ile de karşılaşmalara çıkan Deulofeu hala B
takımda bulunuyor. Katalanlar ona güveniyor.
1980-1981’den beri düzenlenen bu organizasyonu bir kez
kazanan İspanya’nın son dönem grafiği dikkat çekici. Bunu da not düşelim.
Gelelim U-17 şampiyonasına. Daha önce yine U-16 olarak
düzenlenen organizasyon 2001-2002 ile yeni formatına geçti.
2001-2002/İsviçre/Wayne Rooney: Şimdiden ciddi bir İngiliz
efsanesine dönüşmüş durumda. Kariyerini benden daha iyi biliyorsunuz.
2002-2003/Portekiz/David Rodriguez:Atleti’nin alt yapısından
yetişen Rodriguez için işler pek iyi gitmez. Muadilleri çok daha iyi yerlere
gelecekken kendisi şu an ancak Sporting Gijon’da top koşturabiliyor.
2003-2004/Fransa/Cesc Fabregas: Bir dönem Arsenal’de kiralık
oynamış olan Katalan futbolcu-Xavi Hernandez
2004-2005/Türkiye/Nuri Şahin: Daha şimdiden Real
Madrid-Liverpool ve beraber yeniden doğmayı başardıkları Borussia Dortmund.
Ülkece sanırım ona çok güveniyoruz.
2005-2006/Rusya/Toni Kroos: Bayern München sabretti, istediğini alıyor. Pep
Guardiola’nın da çok seveceği tarzda bir oyuncu.
2006-2007/İspanya/Bojan: Barcelona’dan gitmesine rağmen önce
Roma sonra da Milan gibi elit kulüplerde boy gösterdi. Kendisini babasına olan
tip benzerliğinden ötürü sever sayarım. Adını biraz daha duyurması lazım derim.
2007-2008/İspanya/Danijel Aleksic: Yirmi birlik Sırp
futbolcu St.Etienne’de top koşturuyor. Rooney, Fabregas, Nuri gibi isimlerden
sonra pek etkileyici bir isim gibi gelmese de bu seride UEFA’nın “tutturma
şansını” görmezden gelmemelisiniz derim.
Sırp futbolcuların o son adımı atamadıklarını da düşünürsek kaybolma
şansı var mıdır? Tutunma şansından daha fazladır derim.
2008-2009/Almanya/Benjamin Siegrist: Aston Villa’nın
İsviçreli kalecisi. Bu yıl olimpiyatlarda da boy gösterdi. İlk defa bu tarz bir
organizasyonda en iyi oyuncu ödülünün bir kaleciye verildiğini görüyorum. 2009
yılında U-17 Dünya Kupası’nın da en iyi kalecisi seçildi. Bu kadar üzerinde
durulan bir kaleciden nasıl bir sonuç çıkacak hakikaten merakla beklemekteyim.
2009-2010/İngiltere/Connor Wickham: Sunderland forması giyen
forvet. O yıl finalde galibiyet golünü getiren isim. Premier Lig’de hiç denk
gelmedim lakin biri ilk on bir olmak üzere altı maça çıkmış. U-21 Ligi’nde de
beş maçta beş golü var. İngilizler’in üzerinde durdukları bir isim. İleride
milli formayla da çok izleyeceğiz gibi görünüyor.
2010-2011/Hollanda/Kyle Ebecilio: Arsene Wenger’in çoktan
kadrosuna kattığı bir isim desem yeterli olur mu acaba?
2011-2012/Hollanda/Max Meyer: Schalke 04’ün alt yapısında
forvet arkası olarak oynuyor. Almanlar’ın üzerinde durduğu bir isim. Her yaş
kategorisinde milli oldu. Kendi kategorisinde harikalar yaratıyor. Recep Niyaz
Ve Muhammed Demirci ile aynı yaşta. Bakalım hangi isimleri daha çok duyacağız.
Bu kez de İspanya’nın U-16 döneminde ezici üstünlüğünü
görüyoruz.
Geldik FIFA organizasyonlarına. U-20 Dünya Şampiyonası’nın
mazisi aslında çok daha eskiye dayanıyor. Zaman parametresini biraz daraltmayı
tercih ettim diyelim.
2011/Brezilya/Henrique: Hem altın ayakkabı hem de altın topu
kazandı. Botafogo’ya bu yıl bonservis bedelinin yarısı karşılığında transfer
oldu. Geçen yıl Sao Paolo’nun kadrosundaydı.
2009/Gana/Dominic Adiyah:Milan’ın sözleşmeli futbolcusu
lakin Karşıyaka’ya dahi kiralandı. Şu an Arsenal Kiev’de. Umut yok.
2007/Arjantin/Sergio Aguero: Malum. Son EPL'nin şampiyonunun en önemli parçası.
2005/Arjantin/Messi: Über Alles.
2003/Brezilya/İsmael Matar: 29’luk Birleşik Arap Emirlikleri
vatandaşı Matar, ülkesinde top koşturuyor. Yanıltıcı seçimlerden biri daha.
FIFA’nın gençler için uyguladığı Dünya Kupası organizasyonu
olan U-17 Dünya Kupası’nda da zaman parametresini daraltıyorum.
2011/Meksika/Julio Gomez:
1994 doğumlu kanat oyuncusu ülkesi Toluca’da top koşturmakta. Transferi
olası.
2009/İsviçre/Sani Emmanuel: İtalya’da Salernitana formasını
terletiyor. O yaş için kötü bir yer diyemeyiz.
2007/Nijerya/Toni Kroos: Bir önceki Avrupa Şampiyonası’ndan
sonra Dünya Kupası’nın da ismi.
2005/Meksika/Anderson: Manchester United’ın Anderson’u.
Beklenen etkiyi yarattı mı? Bence hayır.
2003/Brezilya/Cesc Fabregas: Avrupa Şampiyonası’ndan sonra
Dünya Kupası’nda da turnuvanın en iyisi seçilmiş. Hakkını veriyor.
Ufuk Tolga Aldırmaz
5 Aralık 2012 Çarşamba
Rekorları Yaratan Adam
24 Haziran 1987, Rosario… Daha önce dünyanın kaderini
etkileyecek isimlerden olan Ernesto Che Guevara’yı veren Arjantin’in bu şehri,
belirtilen tarihte - Che’nin ölümünden yirmi yıl sonra- dünyada etki bırakacak
olan bir isimin daha doğuşuna şahitlik ediyordu. Fabrika işçisi Jorge ve
temizlikçi Celia’nın dört çocuğundan üçüncüsüydü bu isim: Lionel Andres Messi…
Messi’nin keşfi hiç de uzun sürmedi. Daha 5 yaşındayken
babasının da fabrikadan artan zamanlarda “antrenörlük” yaptığı Grandoli adlı
küçük ve mahalle arasına sıkışmış diye nitelendirebileceğimiz kulüpteki baba
akranı Don Salvador Ricardo Aparicio tarafından; evlerinin duvarına top çarptırırken ilgiyi üzerine çekerken
keşfedilir. On kişiden oluşan küçük takımın eksiğini tamamlar. Bu noktaya kadar
bilinen hikayeler Messi’nin babaannesi, annesi ve Aparicio’ya göre farklılık
gösterse de olay bir noktada birleşir. Top sağ ayağında iken duraksayan çocuk,
sol ayağına aldıktan sonra Aparicio’da şaşkınlık yaratır. 5 yaşındaki bir velet
gibi değil de, yıllardır futbol oynayan bir amatör gibidir.
Hastalık ve Değişen Hayat
1995 yılında yani 8 yaşındayken Messi, şehrin iki büyük
takımından biri olan Newell’s Old Boys’un altyapısına giriş yapar. Burada güzel
bir 2 yıl geçirmiştir. Gösterdiği emareler onun futbolcu olmaya yetecek ölçüde
bir yeteneğinin olduğunu ortaya çıkarır fakat kulüp doktorları onun vücudunda
bir şeylerin ters gittiğini düşünür. Yapılan testler sonucunda küçük Leo’ya
“büyüme hormonu eksikliği” teşhisi koyulur. Jorge Messi’ye haber verilir.
Doktorların söylediğine göre oğul Messi düzelebilecektir lakin bir dizi ilaç
tedavisi görmesi gerekmektedir. İlaç tedavisi ise aylık dokuz yüz dolarlık bir
gidere neden olacaktır. Dönemin Arjantin’i ekonomik krizdedir. 4 çocuğun yükü
üstünde olan bir Arjantinli işçi ailesinin aylık dokuz yüz dolar verebilecek
gücü yoktur. Jorge, yetkililere giderek durumu izah eder ve kulüp olarak bir
şey yapılıp yapılamayacağını sorar. The Lepers yetkilileri böyle bir “yatırıma”
gerek duymaz, zaten çocukta yeteri kadar ışık yoktur. Jorge oğlunu kulüpten
alır. Sadece Arjantin değil, dünyanın sayılı kulüpleri arasındaki River
Plate’in kapısını çalar. Oğlunun onlar için oynayabileceğini, karşılığında ise
ilaç masraflarını karşılamalarını ister. Red cevabı alır. Son bir çare vardır.
Zaten göçmen bir aile oldukları için Avrupa’daki akrabalarına haber yollarlar.
Akrabaları Katalonya’da yaşamaktadır. Zamanın Barcelona koçlarından biri olan
Carles Rexach’a Leo’nun durumundan bahsedilir.
Rexach da bir söz veremeyeceğini lakin onu denemeye alabileceklerini
belirtir. Haberi öğrenen Jorge ve Celia elde avuçta ne varsa uçak biletine
yatırır ve Leo ile birlikte Katalonya’ya doğru yol alır. Barcelona’da geçen
birkaç günün ardından Leo’yu Carles’e götürürler. Antrenmanlara çıkması
sağlanır ve bir hazırlık maçına çıkar. Bu maçta muazzam bir performans
sergileyip beş gol atan Leo yıllar sonra Carles’e şu cümleleri kurdurtacaktır:
“İki dakika içinde yeteneğini ve hızını fark ettim. Ona sözleşme imzalatmamak
delilik olurdu.” Aynı zamanda bu, tedavi masraflarının da karşılanması anlamına
geliyordu. Buna karşın tek şart vardı: Messi artık La Masia’ya emanet
edilecekti.
Yeni Maradona Olmaktan Korunma
La Masia hepimizin az çok bilgi sahibi olduğu o muazzam
futbolcu fabrikasına dönüşmüş bir “çiftlik”. Ailesinden kilometrelerce uzak
olan Messi, ikinci ailesini burada buldu. Gerard, Francesc ve Pedro en iyi arkadaşlarıydı.
Onlar Messi gibi çok uzaklardan gelmeseler de ailelerinden uzak bir hayat
geçiriyorlardı. Hocaları onlara ilk geldikleri gün de zaten bunu söylemişti:
“Burası bir ev ve evinizde kocaman bir aile ile birliktesiniz.” Bu anlayış
hepsinin gelişiminde büyük rol oynadı da diyebiliriz. Özellikle de Leo üzerinde
pozitif bir etki sağladı. Öyle ki La Masia Gençlik Koordinatörü Albert Capellas
kısa bir süre önce şunları söyler: “Burası sadece onların yaşadığı yer değil.
Yemek yemeye geliyorlar. Bir sorunları olduğunda da anne ve babalarıyla
konuşacak gibi bizi arıyorlar. Bizim için onlar birer yıldız değil. Sadece Leo,
Bojan ve Andres. Onlara her zaman aynı öğütü veriyoruz: “ Sen iyi bir adamsın,
değerlerini kaybetme.””
Yıllar geçer. Messi artık o hastalıklı çocuk değildir.
Tedaviye cevap vermiştir ve boyu günden güne uzamaktadır. Buna paralel olarak
fiziği de gelişim göstermektedir. İzleyen herkesin dikkatini çeker. Takım
arkadaşları bile onun gelecekte tam bir Cule olacağından emin birer tavır
takınırlar. 2005 yılına kadar sadece koçları, arkadaşları ve rakip takım
oyuncuları tarafından tanınan Messi, Arjantin forması ile katılacağı U-20 Dünya
Kupası’nda kendini dünyaya tanıtacaktır. Finalde 2-1 geçtikleri Nijerya
karşısında iki golü de penaltıdan atar. Simon Kuper de bu durumun üzerine
Futbol Adamları adlı kitabının ilgili bölümünde ilginç bir anektod aktarır. FM
oynayanlar bilir; Chelsea’nin gözlemcilerinden birisi de Hollandalı Piet de Visser’dir.
Finalde yan yana oturan Kuper- de Visser ikilisi hayran hayran Messi’yi izler.
de Visser ikinci golden sonra “Maradona!” diye haykırır. Klasik düşünce artık
oluşmaya başlar. Ariel Ortega’nın içi geçmişti, Marcelo Gallardo büyük bir
balondu, Andres D’Alessandro aklını kullanamamıştı ve Javier Saviola da yeteri
kadar kendini gösterememişti. Biri yeni Maradona olacaksa o da mutlaka Lionel
Messi idi!
Ülkemizde bile yapılan Galatasaray’ın Hagi arayışı gibi
Arjantin’in de Maradona arayışında olması çok doğal fakat bu, isimlerin
ezildiğinin farkındalık bilincini yaratmaz. Bu da bir o kadar normaldir. Çünkü
insanlar somut olanı görmeyi ve umut bağlamayı sever. Messi’nin geçirdiği
dönemler ve yarattığı olgunluk seviyesi bunu rahatça aşmasını sağlayacaktır.
Dünya üzerinde onun kadar mental anlamda güçlü olan futbolcu sayısı çok az.
Bunun sebebi Messi’nin kaybedecek bir şeyinin olmaması, dolayısıyla geçirdiği
süreçtir. Futbol oynamak için her türlü zorluğundan üstünden geldi. Bu noktadan zaten baskıyı kırdı. Ekstrasında
da La Masia avantajını kullandı. Herkes gözden kaçırabilirdi fakat Messi,
Maradona’dan farklı olarak Avrupalı olarak yetişmişti. Avrupa’nın sistematiğini
ve La Masia’nın da profesyonelliğini alarak rehavet duygusuna bünyesinde yer
vermeyecekti. Üstelik ham yeteneğine farklı şeyler de ekleyebiliyordu. Öyle ki
La Masia onu “Maradona olmaktan” ileride kurtaracaktır da. Pep Guardiola’nın
takımın başına geçmeden önceki senesinde Ronaldinho’nun gece hayatına nasıl
dadandığını ve düşkün olduğunu hepimiz biliyoruz. Ronaldinho, Messi’yi de şehre
alıştırmaya başlamıştı. Yine hatırlayacaksınız çıkışa geçen Messi,
Ronaldinho’nun gol sevincine bile özenecekti. Kulaklarının çekilmesi çok uzun
bir süre almayacaktı. La Masia’nın aile ortamı onu Pep’in uyarmasını sağladı.
Durumun bilincine varan Messi düzeldi, Ronaldinho da takımdan gönderildi. Öyle
ki Messi’nin artık en büyük eğlencesi kendi tabiriyle “evde takılmak”.
Rekorları Yaratan Adam
Yeni Maradona Olma ve Ronaldinho engelini aşan Messi, Pep’in
gelişi ile performansını daha da yukarı çıkaracaktı. Ufak taktiksel nüanslar
ile Messi’yi adeta baştan yaratan Pep, Messi’nin hayatında çok değerli bir rol
almaya başlar. Messi attıkça Barcelona kazanıyor, Barcelona kazandıkça da Messi
kazanıyordu. Adeta Tanrı kılığında sahada yer alıyordu. Ödüller ve kupalar gün
geçtikçe artmaya başladı. Gözler milli takıma çevrildi. Barcelona ile bu kadar
başarı kazanan Messi artık ailesinin topraklarına hizmet etmeliydi. Yıllarca
Cengiz Han’ı bekleyen Moğollar gibi Maradona’yı bekleyen Arjantinliler için gün
gelmiş olmalıydı. Maradona’nın teknik direktör olduğu 2006 Dünya Kupası’nda
Arjantin iki Maradona’ya sahipti. Biri sahada diğeri de kulübede... 1986’da gelen başarı tekrarlanmalıydı fakat
bu kadar basit olmayacaktı. Maradona’nın Messi’yi fazlasıyla kaleden uzak
tutması Almanya karşısındaki hezimetin en büyük sebeplerinden biriydi.
Diğerlerine girersek zaten çıkamayız. Messi de işin bilincinde ve son teknik
direktörü Alejandro Sabella ile birlikte hem kendisinin hem de arkadaşlarının
performanslarını üst düzeye çekmiş durumda. Arjantin 2014 Dünya Kupası’nın
Messi önderliğinde en büyük favorilerinden biri olmuş vaziyette.
Milli takımda kazanacağı bir veya daha fazla uluslararası
kupa ise onun dünyanın gelmiş geçmiş en büyük futbolcusu olduğunu
tescilleyecek. Varlığı sayesinde rekorlardan haberdar eden adam, şu sıralar
Gerd Müller’in rekorunu kırmak üzere. Kim bilir daha nice rekorlar vardır
kırılmayı bekleyen? Ayrıca çıtayı öyle bir noktaya taşıyor ki sonradan
gelenlerin onun seviyesine ulaşabilmesi için yapılacak bir ton şeyi olacak.
Hakkında milyon çeşit taşlama yapabilirsiniz fakat futbolun en güzel insanına
hakkını teslim etmelisiniz. Kıracağı rekor ile dünyanın gelmiş geçmiş en iyisi
olduğunu ispat eden ve yapacağı birçok şey ile ispatlamaya devam edecek olan
adam: Lionel Andres Messi!
Ufuk Tolga Aldırmaz
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









