23 Eylül 2011 Cuma

Anlatılamaz, Yorumsuz Maç

Bazı durumlar, olaylar vb. şeyler yaşanır. Buna karşı edecek tek kelime bulamazsınız. Kelimelerin kifayetsiz kaldığı andır yani. Bugün ben de kendimi o konumda görüyorum. Bu maç hakkında yazacak o kadar çok şey var ki ne benim yazmaya gücüm ne de sizin okumaya taakatiniz vardır. Ancak saygısızlık etmemek için birkaç kelam edeceğim.

Bugün kadroyu elimize aldığımız zaman değişiklikleri fark etmedik demem yanlış olur. Carvalhal’ın ödün vermem dediği taktiği 4-3-3 bugün 4-2-3-1’e döndü. Yenilen saçma gole ve oyun içindeki atraksiyonlara bağlı olarak da bu tarz sekteye uğradı. Değişti. 4-3-3’ün serbest varyasyonuna döndü. İkinci yarıda da 4-4-2’ye geçildi ve o taktik ile maç bitirildi. Carvalhal’in saplantılı bir adam olmadığını ve sürekli en iyisi için çabaladığını; bunun uğruna kendi doğrularını yıktığını söylemek yanlış olmaz. Carvalhal büyük teknik direktör mü? Kesinlikle hayır. Hele önceki geçenlere bakacak olursak “Kim bu adam yahu?” dediğimiz de olmuştur. Hataları olmuştur ve olacaktır ancak bu onun gerçekten iyi bir taktik zekaya sahip olduğunu ve Beşiktaş’ın büyüklüğünün farkındalığını  bilmemiz gerekliliğini değiştirmez. Her geçen gün kendisine kanım kaynıyor vesselam. Yaptığı her iş bugün olumluydu. Fernandes’i çıkardığında ne yapıyor bu adam diye sordum kendi kendime bu risk bile işe yaradı. Takımda top yapabilecek 2-3 adamdan birini gözü kapalı kenara aldı. Bir de değinmeden geçemeyeceğim sağ olsun orta hakemimiz bugün Beşiktaş adına en büyük değişikliği yaptı. Quaresma’yı oyundan attı. Q7’nin şutu dışında tek bir olumlu hareketi yoktu. Görememek için kör olmak gerek.


10 kişi kaldıktan sonra her ne hikmetse(!) takım daha iyi oynadı. O çok sövülen İsmail Köybaşı 2 asist birden yaptı. 2 gol  de kafa ile geldi. Yine kafa güzeldi anlayacağınız.

İş Sivok’un maç sonu yaptığı açıklamada gizli idi. İşte o can alıcı cümle: “Oyuna sonradan giren Veli ve Holosko gibi “savaşan” arkadaşlarımız sayesinde kazandık.”

Böyle maçların en aza indirgenmesi hem taraftar hem de takım açısından iyi olacaktır. Zira biz kalben rahatsız olmaya başladık. Takım için de bu denli şans galibiyetleri pek gelmeyebilir.

NOT:Acımazsızca eleştirdiğimi söyleyen değer verdiğim insanlar bu maçtan sonra neler demek istediğimiz çok net anlamışlardır diye umut ediyorum.

DİP NOT: 90 dk boyunca küfür etmekten başka bir işlemde bulunmayan Bursaspor seyircisini şiddetle kınıyorum.

20 Eylül 2011 Salı

Kafasının Güzelliği Tabelaya Yansıdı

Beşiktaş’ın oynayacağı maçlardan hangisi için “ Bu hafta 5 atılır” Dendiğini duysam o hafta maç çok zor geçer. Bu pazartesi de öyle bir maç yaşadık işte. Zor maçtı ama zoru yaratan da Beşiktaş’ın kendisi idi.

Guti ve Ernst’siz orta saha, Toraman ve Sivok’suz defans, Almeida’sız forvet… Değişiklikler vardı yani. Ernst’in yokluğu her zaman hissediliyor maalesef. Yanındakilere ekstra katkı yapan bir oyuncudur zira kendisi. Toraman ve Sivok’un yokluğu şu an kayıp yaratmış gibi gözükmüyor. Ama Almeida? Bu maç tam da Almeida’nın maçıydı işte. Ortaların sonunun gelmemesi de bunu net bir şekilde gözler önüne seriyor. Ceza sahasında sıkıntı olması da bir diğer sebep. Edu tek başına orayı dolduramadı. Pasörlük yaptı dersek yeğdir. Aklında kale olan bir santrafor gibi değildi.

Gelelim Guti’nin yokluğuna. Beşiktaş artık Guti’siz oynamaya alışmaya çalışmaktan çıktı; alışma aşamasına girdi. Bu önemli bir durum. Geçen sezon “Guti’siz 2 pas yapılamıyor!” diyen yazar güruhu artık susmaya başladı. En önemli etken de Fernandes’in takıma oturuşu. Onun hırsı ve oynama arzusu her zaman takımın lehine dönüyor. 4 maçta yaptığı 4 asist de çok önemli. Omurganın en önemli üyesi Fernandes kısacası.
Beşiktaş dün adeta bal yapamayan arı gibiydi. Bunun en önemli nedeni de klişe haline dönüşmüş olan “ceza sahasında çoğalamamak” idi. Quaresma-Simao ikilisi neredeyse hiç ceza sahasına girmeyi denemediler. Her girdiklerinde de atak tehlikeye dönüştü. Edu’nun yanına ne zaman bir ikinci adam sokulsa karşı takım tarafından ecel terleri dökülmeye başlandı. Sizce gollerin hepsinin (kontra-ataklar dışında) ceza sahası içinde en kalabalık bulunulan zamanda, yani duran topların kullanılacağı zamanda gelmesi tesadüf mü? Hiçte değil. Olay çok net. Duran toplar artık Beşiktaş’ı kurtarıyor. Carvalhal acaba bu konuda çalışmamı yaptırıyor? Bunu araştırmak lazım ve eğer doğruysa samimi söylüyorum Carvalhal’in ellerinden öpmek lazım. Türk takımlarını çok iyi tanıyor demektir.

İkinci yarıda Cenk’in o hatalı çıkış tam anlamıyla disiplinden kopardı Beşiktaş’ı. Bu da doğal olarak sinir ve stresi beraberinde getirdi. Oyuncular bu durumu iyi yönettiler dersek yanılmayız. Cenk’in acilen mental olarak toparlanması da gerek yeri gelmişken belirtelim.

Neyse ki gol çok can alıcı bir zamanda geldi. Üçüncü golde de çok enfes paslaşmalar yaşandı. Üçüncü ayağı ile golün pasını verdi Quaresma. Asist yaptı demek ayıp olur.

Maç sonunda istatistiklere bakınca 17 şut atan bir Beşiktaş var. Kalesine gelen 2 şuttan biri de bireysel hata ile gol oldu. Maçın özeti bu istatistikten ibaret. Boş bir istatistik değil kesinlikle.

Beşiktaş’ın çok fazla eksiği var. Kötü yolda demek haksızlık olur. Zamanla aşılacak sorunlar bunlar. Takım olma yolunda da ilerleniyor. Ne zaman takım oturur bunun cevabını vermek çok güç. Ancak bu performans şampiyonluk için yeterli değil. Bursaspor karşılaşmasından alınacak olan bir galibiyet takımı da taraftarı da havaya sokar. Bursa deplasmanından alınacak 1 puan da kayıp değildir(Şu aşamada). Futbola doyuyoruz. Keyifli seyirler.

15 Eylül 2011 Perşembe

Bugün Beşiktaş'ı Beğenmedim

Güzel bir gece yaşattı hem Beşiktaş hem de taraftar bize. Olayların olmaması ve şu maçın yükünün kalkması da ayrıca güzel olan mevzu idi.

Maç öncesi yazımda dikkat edilmesi gereken ve önemli noktaları belirtmiştim. Kısaca hatırlayalım:

1.Kalitesiz bir kadro yapılarına sahip olmalarına rağmen Atar’a dikkat edilmeli.

2. Stoperleri gerçek anlamda ağır ve seviyesiz onların üzerine oynanırsa rahat skor üretilebilir.

3. Panathinaikos maçında Yunan ekibi için gidilen her kanat organizasyonu tehlike yaratmıştı. Quaresma ve Simao etkin biçimde kullanılırsa skor avantajı ele geçirilir.

Bu üç madde de gerçek anlamda maçın kopmasını sağladı ve etkili oldu.

Sahaya tanıdık bir şekilde çıktı Beşiktaş. Bu dizilişi ezberledik bile. Es-Es maçından sonra Veli yerine Aurelio’nun oynaması pozitif bir etki yaratır diye düşünüyordum ki nitekim öyle oldu. Aurelio hiç olumsuz iş yapmadı dersek yeğdir. Aurelio’nun topsuz oyunu çok iyi oynaması ve kazandığı/kazandırdığı toplar takım adına çok önemli.

Tecrübeli oyuncu bizi yanıltmadı ve öyle bir pas attı ki adeta maça 1-0 önde başladı Kartal. Almeida’dan çok şık bir gol vuruşu gelmişti.

Bu dakikadan sonra Beşiktaş oyunu rölantiye alma çabalarına girdi ya da istem dışı bir durumdu bu bilemeyiz ancak Fernandes,Aurelio,Necip,Quaresma gibi futbolcuların stoperlerin arasına attığı her top gol tehlikesi yarattı. Bu pozisyonların akabinde Quaresma ayağının dışıyla enfes bir “pas” atıp golü Almeida’ya yazdırdı. 2 golü birden atan Almeida bugün topsuz oyunu da çok iyi oynadı. Oynadıkça daha da iyi olacağı aşikar. Gelen sakatlık haberi hepimizi üzdü. Umarız daha güçlü bir şekilde sahalara döner.

Özel bir parantez açmadan geçemeyeceğim. Taraftarın etkinliğini kendine pay biçen Quaresma bugün daha fazla topla oynadı. Kısacası kendi özgürlüğünü yarattı. Aynı zamanda kaptanlık pozubandını da takan Q7 kendine gelmeye başlıyor dersek yanılmış olmayız. Bu takımın ona gerçekten çok ihtiyacı var ve o da bunun farkındadır diye düşünüyorum.

İlk yarının verdiği rahatlığın ardından Atar’ın oyuna girmesi beni biraz tedirgin etti. Hemen gelebilecek bir gol kötü etkiler diye düşünüyordum. Gol geldi nitekim ancak bırakın kötü etkiyi ateşleyici unsur oldu. 48. Dakikada gelen gole 50.dakikada free-kick’i pas niyetine Aurelio’nun kafasına nişanlayan Fernandes’in ustalığını kabul etmek lazım. Bugün klasını tekrar kanıtladı. Tam bir top cambazı. Poposuyla oynuyor tabiri tam ona uyuyor. Bu golün ardından da yine kanattan gelen Beşiktaş Egemen’in tekmeye uzattığı kafa ile dördüncü golü bulup rahatladı. Dediğimiz gibi kanatlardan gelen toplar tam işimize yarayacak şekilde kullanılmış oldu.
Bu dakikadan sonra oyun tam anlamıyla durağanlaştı. Takımı bu dakikadan sonra yorumlamak doğru olmaz. Ancak Edu’ya değinmeden geçemeyeceğim. Almeida’nın sakatlık haberinden sonra büyük ihtimal ileri uçta o oynayacak. Ağır bir golcü gibi görünmekle beraber topa vuruşlarındaki isabet göze batıyordu. Vurduğu her top kaleyi buldu. Ağırlığı çok büyük bir dezavantaj yaratır mı bilemeyeceğim ama geçen sezonun sonunda aradığımız o leblebici Edu değil en azından bu kesin. Onun yerine Pektemek’i uçta görmeyi tercih ederim.

İsmail’in her geçen gün yol kat ettiğini görmek cidden hoş. Soldaki sıkıntı bertaraf edilecek gibi ancak sağ bek sorunu hala devam etmekte. Ne Toraman ne Ekrem ne de Hilbert oranın adamı değil. Keşke bu maç Tanju’yu orada görebilseydik. İlerleyen günler bize neler getirecek hep birlikte göreceğiz. Kalın sağlıcakla…

NOT:Doğum günün kutlu olsun TOMAS!

DİP NOT: Bugün Beşiktaş’ı beğenmedim.

14 Eylül 2011 Çarşamba

İtalyanlar'ın Gazabı: Barça-Milan

İsim ve kadro kalitesi olarak mükemmel iki takımın mücadelesini izledik. Biri son şampiyon diğeri ise son Seria A şampiyonu… Daha ne olsun?

Kadrolar açıklandığında iki takım adına da önemli eksiklikler vardı. Barca adına Pique ve Puyol’un onbirde olmayışı önemli bir durumdu. Puyol daha sonradan oyuna girdi bunu da belirtelim. Milan adına da İbrakadabra’nın yokluğu büyük önem arz ediyordu. Zira tek kelime ile mükemmel bir forvet. Olmayışı eminim ki oyun planlarının değişmesine yol açmıştır. Mükemmel üç oyuncu…

Takımlar sahaya çıktıklarında Camp Nou’da mükemmel bir atmosfer vardı. Açıkçası CL’nin müziğini çok özlemişim. İnsanı havaya sokuyor.

Maç başladığı anda Barcelona’nın ortasaha orijinli stoperleri orta saha yayına yaklaştılar. Topu ileriye çok çabuk çıkaran Milan, Pato’nun biraz da kişisel çabası ile 22.saniyede golü buldu. Böyle bir başlangıcı kimse beklemiyordu. Eminim buna Allegri de dahildi. Yeri gelmişken değinelim Şampiyonlar Ligi’nin en hızlı golünü 7 Mart 2006’da Bayern München’in Real Madrid’i 2-1 yendiği maçta 10. Saniyede Roy Makaay kaydetti.
Bu golün şokunu yaşayan “Milanlı futbolcular” 2-3 dakika kendilerine gelemediler ve gömük savunmayı  golden hemen sonra değil de 5.dakikadan itibaren uygulamaya başladılar. Alan savunması yapmaya başladılar. İşin açıkçası çok da güzel uyguladılar. Bu savunmanın neticesinde 1-2 kontra atak şansı elde ettiler. Bu şansları iyi kullanamadılar. Hem de aksayan bir Barca savunması var iken karşılarında… Maçın 18. Dakikasında Messi ile free-kick kullanan Barcelona’nın topu direkten döndü. Buradan sonra da Barca’nın şansı döndü sanki. 35. Dakikada Messi’nin çabasının önemli bir yer kaydettiği atraksiyonda Pedro boş kaleye topu yuvarladı. Milan’ın aksayan ilk dakikasında golü de buldular.

İlk yarı böyle sonuçlandı. Kısa ve öz bir cümle kuracağım şimdi. Tam da ilk yarının özeti niteliğinde… İlk yarı sonucu sadece Xavi’nin yaptığı pas sayısı 71; Milan’ın toplam pası ise 69 idi.
Milan’ı çok aciz durumda bıraktı Barca. Topla oynama oranı yüzde 75’e 25 idi. Yani Milan Barcelona’nın ekmeğine yağ sürdü. 22. Saniyede gelen gol ilk yarı itibari ile Barca’nın değil sanki Milan’ın planlarını bozuyordu.

İkinci yarı itibari ile Milan yine alan savunmasına devam etti. Alan savunması ve yaşlı oyuncular bir araya gelince; bir de ayaklarına topu neredeyse hiç alamadıklarından artık sinirler gerilip yorgunluklar başlıyordu. Free-kick üstüne free-kick bulan Barca ikinci golü de attı. 49. Dakikada David Villa çok güzel bir duran top golüne imzayı attı. Bu dakikadan sonra Barcelona için maç resmen antrenman havasına girişti. Oyun rölantiye girdi. Milan’ın bu kadar kötü olmasının nedeni bilinçaltı olabilir mi acaba? İrdelemek lazım.

Tam maç böyle bitecek derken İtalyanlar yine yaptılar yapacaklarını. 90+2’de Silva ile beraberlik golüne imza attılar. Tam İtalyan yapımı bir maç oldu. Barcelona’ya da işi rölantiye almanın cezası diyebiliriz.
İlgimi çeken konu maçtan ziyade Barca. Uzun zamandır üst üste bu kadar kötü olduklarını görmemiştim. 3-4-3 oynadıkları artık çok açık. Aklıma gelmiyor değil: Rijkaard son sezonunda üçlü savunmaya dönmeye çabalamış ve işi batırmıştı. Umarım Guardiola’nın sonu Rijkaard gibi olmaz.

NOT:Futbolun yaşı yoktur ve en güzel kanıtı Nesta ile Seedorf’tur.

13 Eylül 2011 Salı

מכבי שלום

Birkaç kelam etmeden önce bu maçın bir savaş ya da İsrail-Türkiye karşılaşması olmadığını iyice kafamızda oturtmamız gerektiğini düşünüyorum. Bu Beşiktaş’ın, dolayısı ile de Türk futbolunun maçıdır. Siyaset ile de hiçbir alakası yoktur. Bunu hem bir Türk vatandaşı hem de Beşiktaş taraftarı olarak söylüyorum.

Maccabi Tel Aviv İsrail futbolunun en iyi takımıdır. Bunu çok net bir şekilde söyleyebiliriz. İsrail futbolu nerelerdedir peki? Üçüncü sınıf hatta dördüncü sınıf bir futbol ülkesidir. Faal futbolcular arasında Benayoun dışında esamesi geçecek tek bir futbolcu varsa beri gelsin. Kısacası Maccabi ve İsrail futbolu şu an yapıldığı gibi abartılmamalıdır. Takıma UEFA’nın da dediği gibi saygılı bir şekilde yaklaşılmalı ve  onlara karşı futbol oynanılmalıdır. Sahaya çıktığında iki takımın da eşit olduğunu unutmamak gerek.

İsrail temsilcisinin kadrosuna bakıyorum da bir şey göremiyorum. Sadece bakmakla yetiniyorum. Ciddi anlamda –naçizane futbol oyuncu bilgimin iyi olduğunu düşünürüm- hiçbir futbolcusunu tanımıyorum. Bu ne anlam ifade ediyor peki bize? Açıkçası hiçbir anlamda futbol açısından bir şey ifade etmiyor. Futbolcular sahaya çıktıkları andan itibaren eşittirler. Sırtlarında Messi,Ronaldo ya da Guti,Necip yazmış fark etmiyor. Sahada iyi olan kazanır. Futbolun günümüzde bu kadar cezbedici olmasının sebebi de budur. En kötü takımın bile en iyi takımı yenecek gücü her zaman olmuştur. Türk futbol tarihinde bunları çok gördük. Uzağa gitmeyiniz. Alania kimdir? Nasıl bir takımdır? İsimli kaç futbolcusu vardı? Bundan ötürü her takıma dikkatli yaklaşmak boyun borcudur. Konsantrasyonu toparlamak zordur tabi kabul etmek gerekir. Burada da karşımıza profesyonel futbolcu kavramı çıkmaktadır. Beşiktaş’ta bu futbolcular yeteri kadar çok mu? Yorum sizin.

Herkesin dilinde Panathinaikos maçı var. Maccabi gerçekten etkileyici görünen bir performans ile Panathinaikos’u saf dışı bıraktı. Panathinakos’un bu sezon dişe dokunur bir takım olmadığını belirtelim. Ancak ne olursa olsun Yunan temsilcisi her zaman tehlikelidir. Bu turda Maccabi kendi sahasında gerçekten etkileyici bir performans gösterdi ve maçın başından sonuna kadar hakim bir oyun oynadı. Burada Atar’ın performansı çok dikkat çekici. Oyun planları onların üzerine yapılmış gibi adeta. Dikkat edilmesi gereken bir kişi. Deplasmanlarda zorlanacak bir takım görüntüsü çiziyorlar.

İki Panathinakos maçından gözüme ilk çarpan şey kanat organizasyonlarından gelen her atağın kalelerinde gol tehlikesi olması. Bunu Beşiktaş çok iyi bir şekilde kullanabilir. Tabi rasyonal bir biçimde oynarsa. Gözüme çarpan bir diğer şey ise ileride mutlaka topu Atar ile buluşturmaları. Ters bir oyuncu dikkat etmek lazım. Stoperlerinin de vasatın altında olduğunu söylemek gerekir.

Gelgelelim Beşiktaş’ın son hafta Es-Es’e oynadığı futbolu gösterirse yenilgi çok da zor olmaz. Hatta kaçınılmaz olur. Şu an için Beşiktaş’ın kalesinde gol gördüğü takdirde maçı çevirmesinin de imkansıza yakın olduğunu düşünüyorum. İyi futbolu geçtim kötü de olsa çok önem arz eden bir üç puan var bu maçın sonucunda. Güzel bir galibiyet moralleri en azından normale sokar.

NOT:Hala takım içi bir huzursuzluk olduğunu düşünüyorum.

DİP NOT:Başlıkta İbranice Merhaba Maccabi yazıyor.

Tam Bir Kral

Metin Oktay… Nam-ı diğer Taçsız Kral. Onu ne bu kelimelere hapsedebiliriz ne de paragrafların içinde ona anlam verebiliriz. Onun değeri anlatılmakla bitmez. Zira O Türk futboluna gollerinden daha çok şey katmıştır. Türk futbolunun gelişmesi adına katkıları çok fazla olup her şeyiyle efsane haline gelmiştir. Beşiktaşlılık kimliğimi istesem de bir kenara koyamam ancak bu Galatasaraylıya saygı göstermek benim Beşiktaşlılık geleneğimden gelir. Biz ki HAK(kı)LILARI savunmuş, tutmuş bir kültürüz… Elimden geldiğince, dilim döndüğünce Taçsız Kral’ı anlatmaya çalışacağım. Hatam olur ise affola.

Kralımız 1936 yılında göçmen bir ailenin çocuğu olarak İzmir’de dünyaya gelmiştir. 15 yaşında Damlacıkspor’da futbolculuğa başlar. Buradan çok sevdiği Adnan Süvari’nin takımı olan Yün Mensucat’a transfer olur. Dikkatleri çektiği ilk yer burasıdır. 1954 yılında Adaletspor, Beşiktaş ve Galatasaray ile yaptığı transfer görüşmelerinde anlaşma sağlayamaz ve İzmirspor’a imza atar. 17 gol atarak İzmir Mahalli Ligi’ni şampiyon tamamladılar.  Bundan 1 yıl sonra ise Galatasaray’a 5 yıllık bir imza atar. Şu an çok komik geliyor ama karşılığında Chevrolet marka otomobil alır. Beyoğluspor karşılaşması ile ilk sınavına çıkar. Daha o sezon 19 gol ile gol kralı olur ve şampiyonlukta en büyük payı alır. Milli takım kariyeri de artık gelişmeye başlar. Lefter ile aynı takımda oynarlar. O dönem milli takımı sırtlayan isimler ikisidir. 1959’da o ünlü ağları yırtan golünü Türkiye Kupası Finali’nde Fenerbahçe kalesine bırakır. 59 transfer sezonunda dönemin rekoru olan bir teklif ile İzmirspor Oktay’a teklif götürür. Oktay ise reddeder ve kulübünde kalır. Bunun sonucunda eşinden de ayrılır. 61 transfer sezonunda da yine rekor bir ücret ile İtalya’nın Palermo takımına transfer olur ve ertesi sezon geri döner. 23 Ağustos 1969 tarihinde İnönü Stadı’nda Fenerbahçe ile oynanan jübile maçı ile profesyonel futbol yaşantısına son noktayı koyar.

Kariyeri sonunda 217 golü hanesine yazdırıp daha sonra Hakan Şükür tarafından kırılacak bir rekora imza atar. Toplamda 12 kez gol kralı olur. Bunların içinde Avrupa gol krallığı da  vardır. Galatasaray ile 2 Türkiye Ligi, 4 Türkiye Kupası, 2 Cumhurbaşkanlığı kupası ve 2 kez İstanbul Ligi şampiyonluğu kazanmıştır. Bir de İzmir Ligi şampiyonluğunu da belirtmiştik.

Attığı gollerin yanı sıra beyefendi kişilik ve kimliği her zaman ön planda olmuştur.  Yaptığı her hareketi ile sempati toplamıştır. Bu yüzden neredeyse bir halk kahramanına dönüşür. Öyle ki Galatasaray sırf onun sayesinde bir çok taraftar kazanmıştır. Hatta o kadar sevilmiştir ki lakabını taşıyan “Taçsız Kral” adlı bir film yapılıp; Yıldırım Gürses tarafından ona ithafen bir de şarkı bestelenmiştir.

Yukarıda ağları delen golden bahsetmiştir. Anlatılan odur ki Metin Oktay hayatında yaşamadığı ve yapmadığı şeyleri o maç içerisinde gerçekleştirir. Artık efsane halini almış olsa da hikaye şöyle gelişir: Dönemin Fenerbahçeli futbolcularından Naci Kral’a tekme atar. Kral da nefsine hakim olamayıp Naci’ye bir yumruk sallar. Bunun üzerine sadece Oktay’ın hareketini gören hakem ona kırmızı kartını gösterir. Metin Oktay çok sinirli ve üzgün bir şekilde sahadan çıkarken Fenerbahçe tribünlerinden ona bir küfür gelir. Bunun üzerine kendisi de tribünlere küfür eder. Küfür ettikten sonra pişman olan Oktay gerçek anlamda ağlayarak tribünlerin önünde eğilir. Yardımcı hakem de orta hakemin hatasını düzeltip Oktay’ın tekrar oyuna girmesini sağlar. Kralımız oyuna döndüğü zaman da bir pozisyonda öyle bir hırsla topa vurur ki ağları delen gol için hakemler aut kararı verirler… Kral’ın tribünlere küfür etmesi pek inandırıcı gelmese de bu şekilde bir inanış vardır.
Galatasaray sevgisine gelelim bir de… Dönemin zenginlerinden Fenerbahçeli iş adamı Müslim Bağcılar tarafından “Ücreti sen belirle!” diye bir sözleşme sunulur. Kral’ın verdiği söz ise yüreğimizdeki tellerden birine dokunan cinstedir: “Bizi sevenleri üzmeyelim baba…”


Maalesef Metin Oktay’ı izleme şansına erişmiş bir futbol  
dilencisi değilim. Yaşım buna müsait değil.  Ancak “futbol” kavramı o kadar kapsayıcı bir kavram ki Simon Kuper’in dediği gibi “Futbol asla sadece futbol değildir.” Metin Oktay da bize futbolun sadece futbol olmadığını gösteren bir ADAM. Ben ve benim gibi gençler onun kişiliğinden ve takım sevdasından çok şey öğrenebilir, öğrenmelidir de. Bazı şeyler yaşanmadan hissedilir ya Metin Oktay’ı da hissedenlerden olmanın haklı gururunu yaşıyorum. Taçsız Kral’ı unutma,unutturma!



“Hepiniz Metin gibi oynayın,
Yenilmekten sakın korkmayın.
Ruhunuzu koyun bugün ortaya,
Aslan gibi çıkın sahaya!”

11 Eylül 2011 Pazar

Türk Ezgileri:Bursapor-Kayserispor

Bursaspor-Kayserispor maçı tipik bir Spor Toto Süper Lig maçı olarak göze çarpıyor. İki takımda da yenilikler çok fazla. Sezon başlamadan on beşer futbolcu eklemişler kadrolarına. Kayıp olarak gösterebileceğimiz isim son derece az. Bursaspor cephesinde 2 sene önceki şampiyonluğun belki de en önemli mimarlarından olan Sercan ve Volkan büyüklerin yolunu tuttu. Kayserispor’da ise bu denli büyük gidişler yok.

İki takımın da sahaya dizilişleri aynı idi ilk yarı itibari ile. 4-2-3-1 olan dizilimler kendi içerisinde farklılık gösteriyordu. Kayserispor’un dizilişi daha çok dünkü Beşiktaş’a çalan bir taktik idi. Troisi hücum-defans hattı arasında sıkışıp kaldı. Tıpkı Fernandes gibi(Teşbihte hata olmaz)… Bunun en önemli nedeni ise Bursaspor’un sık sık paslaşma münasebetine girişmesi idi. Bursaspor paslaşmayı ve topu ayağında tutmayı prensip haline getirdi Ertuğrul Sağlam döneminde. Yine bunu görüyoruz. Bunun etkisi ile 2 ön liberodan biri(genelde N’diaye) topu alıp ileri üçlüye katılıyordu. Böylece takım hem ofans gücünü arttırmış olum hem de 4-1-4-1 oyununa dönüyordu. Turgay’ın sağ tarafta olması ise Bursaspor adına büyük handikap yarattı. Turgay devamlı içe deplase olmaya çalıştı. Burada oyununu yalancı 9 gibi değerlendiremiyorum çünkü Turgay ciddi anlamda bu işi berbat etti. Tipik Bursaspor’da aksayan tek nokta oldu desek yeridir.


Topa hakim olan Bursaspor pozisyon bulmakta bir o kadar sıkıntı çekti. Sabırla top döndürmeye devam etmeleri onların konsantrasyonlarının üst düzey olduğunun en önemli kanıtı. Nitekim  33. Dakikada Ozan İpek’in yüzüne çarpan top gol oldu ve maçın seyri değişti. Bundan 5 dakika sonra gelen gol ise beni şaşırttı. Vederson free-kick’den golü buldu. Ancak vuruş garipti. Beklenemeyen şekilde çok klas bir vuruş gerçekleştirdi ve çok güzel bir gol attı. Bu goller dışında Kayserispor’da sakatlanan Cangele moralleri daha çok bozdu diye düşünüyorum. Zira sakatlık yeri yine dizi. Ömrü sakatlıkla geçti desek yanlış olmaz.
İkinci yarı biraz durağan başladı. Normal karşılamak lazım diyeceğim ama bu durum ciddi anlamda Kayserispor’a yakışmayan bir durum. Takım hüviyetinden dakikalar geçtikçe uzaklaşıyorlar. Düşünce anlamında Şota’nın büyük bir hocalık yapması gerekecektir.

Durağan dedik ancak bu durağanlığın içinde Bursaspor’un tam saha presini de es geçemeyiz. İşe yaradı mı peki bu durum? Eh üçüncü golü bulmaları gecikmedi Pablo Batalla son 2-3 sezondur Kayserispor defansında görülmemiş boşuluğu fırsat bilip golü attı. Bursaspor artık rahattı ve oyunu rölantiye almaya başladı.
Değinmek gerek üç gol yemesine rağmen Kayserispor’da stoperlerden  Khizanisvili  bu ligde iyi iş yapacaktır. Aynı zamanda Bursaspor’da N’Diaye üst düzey bir görüntü çizmeye başladı. Takıma alıştıkça adından çok söz ettirecektir.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...