Pedro Obiang, İspanya'nın Madrid Özerk Bölgesi'nde doğmuş; Ekvator Ginesi asıllı bir isim. 1992 Doğumlu olan Obiang, İtalya'nın Sampdoria takımında top koşturan bir orta saha oyuncusu.
15 yaşında alt yapısına girdiği Atletico Madrid, onun için önemli bir kariyerin başlangıcı olacaktı. Burada İspanyol gözlemcilerin dikkatini çeken Obiang, milli takımın alt yaş kategorilerine seçilmeye başlayarak adını ufak çapta da olsa uluslararası arenada duyuracaktır. 2008'de Sampdoria'ya transfer olarak genç takım ile maçlara çıkmaya başlar. Buna karşın zamanın teknik direktörü Walter Mazzari'nin görüşleri doğrultusunda zaman zaman A takımda yedek soyunmaya başlayacaktır. Daha sonra 2010'da, mevkiidaşlarının sakatlıkları sonuncunda Juventus karşısında ilk kez resmi bir karşılaşmada forma şansı bulur. Toplamda Sampdoria forması ile 64 maça çıkıp bir gol dokuz asistlik performans kaydeden Obiang, zaman zaman İspanya'nın U21 formasını da sırtına geçiriyor.
Güçlü fizik, sağlam ayaklar, iyi bir oyun görüşü ile hakikaten üst düzey bir kariyer vaad ediyor. Buna karşın henüz skor tabelasını değiştirememesi en büyük eksisi. Seria A'nın fiziğine ve savunma yönüne katkısı yadsınamaz lakin La Liga gibi bir ligde daha "rahat" oynayabilir.
Manchester City, Tottenham gibi kulüplerle adı anılsa da herhangi bir girişim mevcut değil. Buna karşın ilerleyen yıllarda Sampdoria'yı basamak olarak kullanması iş değil. Buraya adını not edelim, lazım olacak.
Ufuk Tolga Aldırmaz
İspanya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İspanya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
17 Haziran 2013 Pazartesi
16 Ocak 2013 Çarşamba
Kalbimde yer etmiş en iyi 5 Takım
Her gün bir şeyler yazma isteğiyle gelip, yazdığım üzerinde saatlerce oto-kontrol uyguluyorum.Sonucu yine beğenmeyip, alışverişte 'hiçbir şey beğenmeyen ama son baktığını alan adam' edasında, aman be diyerekten içime sinmeyen bir yazıyı yayınlıyorum. Bu durum hoşuma gitmiyor evet, nedenleri de vardır, doğrudur.
Yorumumu içermeyen, sadece bilgimi içerdiği için imzamı taşıyan haberlerde kullandığım dilin, benim yazı yazma yetime bir darbe vurduğu kanısındayım.Bilemiyorum belki de kolayı bu.Vur Abalıya gitsin değil mi?
Neyse bu güzel savunma mekanizmasını senarize etmeme neden olan ufak bir karalamada daha bulunma arzusundayım.
Yaşımı saklayıp kendime 'kaç yaşında acaba la' bu lavuk' dedirtecek değilim. 24 yaşındayım.
Şimdiye kadar Euro 96 ve sonrasını sayarsak; yaklaşık 12 Avrupa Şampiyonası ve Dünya Kupası gördüm. Her futbol severin gönlünde ayrı bir yer tutar Uluslararası turnuvalar.
Ulusların nesillerini yarıştırdığı, birbirlerine genç kuşaklarının güçlerini, beden disiplinlerini yarıştırıp, güç benimsetme çabaları olduğu özel ve güzel zamanlardır turnuva ayları.
Benim de şüphesiz ki gönlümde önemli yer tutmuş Milli Takımlar var. Kendimce aklımdan ve kalbimden bir parçalar almış 5 ülkeyi gönül gözümün gördüğü derecede sıralayacağım.
5- Biliyorum bu isimi duymaktan bıktınız ama -Sneijder-'li, Robbenli, 2 metre boyu ile her yere uzanan Engelaarlı 2008 Hollanda'sını sevmemek mümkün müdür? Her turnuvanın en iyi futbol oynayan takımı olup da kupa sevinci yaşayamayan nadide bir 'başarısızlık'hikayesidir 'Portakallar'. İtalya'ya 3 atıp da turnuvanın flaş takımlarından Hiddink'in çalıştırdığı benzer bir oyun anlayışını sahaya yansıtan Rusya'ya elendiğinde soluksuz bırakmışlardı beni. Balgam gibi yapışmış,gitmemişti boğazımdan. Burada olmayı hak ediyorlar, ( 5.olsa bile )
4 - Açıkçası İspanya'nın hangi kadrosunu seçeceğimde karar vermekte zorlandım. Turnuvayı kazanmaları sonrası Aragones ve nam-ı diğer 'Okçu' Guiza'nın Zico ile taptığım Fenerbahçemin başına geleceğinden habersizce izledim İspanyayı. Her top çevirişlerinde 'vay lan' ne top oynuyorlar dedim ' vay anasını Gökmen neler oluyormuş haberimiz yokmuş'' diyen Kaya Çilingiroğu edasında..
Oynadığı futbol itibari ile sıralayacak olsam , şüphesiz ki ilk sırayı alırdı ama Guiza ve Aragones'in kadroda bulunmasını da fırsat bilip, mazlumun yanında olmak lazım bahanesine sığınaraktan, Boğa'lara 4.sırada yer verdim.
3 - Adı güzel umutlara isim olmuş takım 'Kızılyıldız'a 90'ların başındaki o efsane yıllarını yaşatan kadronun son demlerinden oyuncular vardı Hırvatistan 98 takımında. Kadrosu formasından güzel bu takımda kimler yoktu ki .O dönemlerin efsane golcüsü Suker, Prosinecki, Boban'lar.. 'Formasını koysan' şampiyonluğa oynar safsatasını haklı çıkaracak olan turnuva takımı Almanlara çeyrek finalde 3 atan, ev sahibi 'Lobici' Fransa'ya hakem desteği ile uzatmalarda elenen o güzel takım.. Benim aklı başında diyebileceğim yaşta izlediğim ilk turnuva olması itibariyle, bendeki yeri ayrıdır.
2- 'Zalım' Suarez'in son saniyede eliyle çıkarması, ( burada çirkinleşeceğim ) Allahsız Asamaoah Gyan'ın penaltıyı kaçırması ile penaltılarda giden yarı final, 'Afrika'yı gururlandır Gana' pankartını tutan o siyahi abimiz. Burada duygulanıyorum, fazla betimleme yapmaktan kaçınıyorum ama acı değil mi çekiyor insanı. Bendeki yeri apayrıdır Gana'nın. Yarı finale en çok yaklaşan Afrika ekibi, olimpiyat şampiyonu olan bir jenerasyon üzerine inşa edilmişti. . 2010 yılında o zamanlar Avrupa'nın en iyi 5 ön liberosundan biri olan Essiensiz çıktığı maçlarda 'Essien'e de gerek yokmuş be ya' rahatlığında top oynayan Gana'nın , o alçak penaltı ile eleneceğini nerden bilecektik. Umudun zeybeği gibiydi, güzel umutlar barındıran güzel bir şarkı gibiydi, o güzel kadro yazık oldu..
1 - Milliyetçi duygular kontenjanımdan yararlanarak ilk sıraya Türkiye'yi koymalıydım. 2008 Miracle Team'i mi alsam, Ronaldo'nun burun ucunun 70 milyonun rüyasına musallat olduğu 2002 kadrosunu mu diye çok düşündüm açıkçası. Ve Dünya Kupası olması ve ülkece gördüğümüz aklı başında ilk Dünya Kupası olması neticesinde 2002'yi seçtim..Galatasaray'ın 2000 kuşağından Allah gani gani razı olsun ki, böyle bir başarıyı görme fırsatına eriştik.Kariyerinin zirvesinde olan Leverkusenli Yıldıray, Hasan Şaş, Hakan Şükür'lü o kadro. İnsan her bir isim hakkında ayrıntı girmek, güzel tasvirler kurmak istiyor ama, yıllarca Kupa yoksunu bu yüreklere itfaiye hortumuyla su serpen bu güzel takımı anlatmaya kelimeler ne hacet..
Yorumumu içermeyen, sadece bilgimi içerdiği için imzamı taşıyan haberlerde kullandığım dilin, benim yazı yazma yetime bir darbe vurduğu kanısındayım.Bilemiyorum belki de kolayı bu.Vur Abalıya gitsin değil mi?
Neyse bu güzel savunma mekanizmasını senarize etmeme neden olan ufak bir karalamada daha bulunma arzusundayım.
Yaşımı saklayıp kendime 'kaç yaşında acaba la' bu lavuk' dedirtecek değilim. 24 yaşındayım.
Şimdiye kadar Euro 96 ve sonrasını sayarsak; yaklaşık 12 Avrupa Şampiyonası ve Dünya Kupası gördüm. Her futbol severin gönlünde ayrı bir yer tutar Uluslararası turnuvalar.
Ulusların nesillerini yarıştırdığı, birbirlerine genç kuşaklarının güçlerini, beden disiplinlerini yarıştırıp, güç benimsetme çabaları olduğu özel ve güzel zamanlardır turnuva ayları.
Benim de şüphesiz ki gönlümde önemli yer tutmuş Milli Takımlar var. Kendimce aklımdan ve kalbimden bir parçalar almış 5 ülkeyi gönül gözümün gördüğü derecede sıralayacağım.
5- Biliyorum bu isimi duymaktan bıktınız ama -Sneijder-'li, Robbenli, 2 metre boyu ile her yere uzanan Engelaarlı 2008 Hollanda'sını sevmemek mümkün müdür? Her turnuvanın en iyi futbol oynayan takımı olup da kupa sevinci yaşayamayan nadide bir 'başarısızlık'hikayesidir 'Portakallar'. İtalya'ya 3 atıp da turnuvanın flaş takımlarından Hiddink'in çalıştırdığı benzer bir oyun anlayışını sahaya yansıtan Rusya'ya elendiğinde soluksuz bırakmışlardı beni. Balgam gibi yapışmış,gitmemişti boğazımdan. Burada olmayı hak ediyorlar, ( 5.olsa bile )
4 - Açıkçası İspanya'nın hangi kadrosunu seçeceğimde karar vermekte zorlandım. Turnuvayı kazanmaları sonrası Aragones ve nam-ı diğer 'Okçu' Guiza'nın Zico ile taptığım Fenerbahçemin başına geleceğinden habersizce izledim İspanyayı. Her top çevirişlerinde 'vay lan' ne top oynuyorlar dedim ' vay anasını Gökmen neler oluyormuş haberimiz yokmuş'' diyen Kaya Çilingiroğu edasında..
Oynadığı futbol itibari ile sıralayacak olsam , şüphesiz ki ilk sırayı alırdı ama Guiza ve Aragones'in kadroda bulunmasını da fırsat bilip, mazlumun yanında olmak lazım bahanesine sığınaraktan, Boğa'lara 4.sırada yer verdim.
3 - Adı güzel umutlara isim olmuş takım 'Kızılyıldız'a 90'ların başındaki o efsane yıllarını yaşatan kadronun son demlerinden oyuncular vardı Hırvatistan 98 takımında. Kadrosu formasından güzel bu takımda kimler yoktu ki .O dönemlerin efsane golcüsü Suker, Prosinecki, Boban'lar.. 'Formasını koysan' şampiyonluğa oynar safsatasını haklı çıkaracak olan turnuva takımı Almanlara çeyrek finalde 3 atan, ev sahibi 'Lobici' Fransa'ya hakem desteği ile uzatmalarda elenen o güzel takım.. Benim aklı başında diyebileceğim yaşta izlediğim ilk turnuva olması itibariyle, bendeki yeri ayrıdır.
2- 'Zalım' Suarez'in son saniyede eliyle çıkarması, ( burada çirkinleşeceğim ) Allahsız Asamaoah Gyan'ın penaltıyı kaçırması ile penaltılarda giden yarı final, 'Afrika'yı gururlandır Gana' pankartını tutan o siyahi abimiz. Burada duygulanıyorum, fazla betimleme yapmaktan kaçınıyorum ama acı değil mi çekiyor insanı. Bendeki yeri apayrıdır Gana'nın. Yarı finale en çok yaklaşan Afrika ekibi, olimpiyat şampiyonu olan bir jenerasyon üzerine inşa edilmişti. . 2010 yılında o zamanlar Avrupa'nın en iyi 5 ön liberosundan biri olan Essiensiz çıktığı maçlarda 'Essien'e de gerek yokmuş be ya' rahatlığında top oynayan Gana'nın , o alçak penaltı ile eleneceğini nerden bilecektik. Umudun zeybeği gibiydi, güzel umutlar barındıran güzel bir şarkı gibiydi, o güzel kadro yazık oldu..
1 - Milliyetçi duygular kontenjanımdan yararlanarak ilk sıraya Türkiye'yi koymalıydım. 2008 Miracle Team'i mi alsam, Ronaldo'nun burun ucunun 70 milyonun rüyasına musallat olduğu 2002 kadrosunu mu diye çok düşündüm açıkçası. Ve Dünya Kupası olması ve ülkece gördüğümüz aklı başında ilk Dünya Kupası olması neticesinde 2002'yi seçtim..Galatasaray'ın 2000 kuşağından Allah gani gani razı olsun ki, böyle bir başarıyı görme fırsatına eriştik.Kariyerinin zirvesinde olan Leverkusenli Yıldıray, Hasan Şaş, Hakan Şükür'lü o kadro. İnsan her bir isim hakkında ayrıntı girmek, güzel tasvirler kurmak istiyor ama, yıllarca Kupa yoksunu bu yüreklere itfaiye hortumuyla su serpen bu güzel takımı anlatmaya kelimeler ne hacet..
Etiketler:
2002,
2008,
Gana 2010,
Hırvatistan,
Hollanda,
İrlanda,
İspanya,
Villas-Boas
4 Eylül 2011 Pazar
La Liga Çöküyor mu?
Ah La Liga’m vah La Liga’m… Sen bu günlere düşecek lig miydin? Senin bir takımın sana isyan edecek hale gelecek deseler şaşırırdım. Sevilla Başkanı Del Nido’dan bahsediyorum tabi. Daha doğrusu onun gün yüzüne çıkardığı gerçeklerden...
Del Nido: “ Tanrı aşkına, hiç mi bu ligin ne rezil bir hale geldiğini söyleyen taraftar yok? Radyo geliriyle büyük kulüpler daha da büyüyecek, diğerleri daha da küçülecek. Bizim ligimiz Avrupa'da değil, dünyadaki en büyük şaka. İki kulübün diğerlerinin parasını aldığı bir üçüncü dünya ligi.” Bunlar gerçekten çok ağır sözler. Büyük ithamlar. Peki gerçeklik payı nedir? (Bu sözleri İspanya’da radyoların naklen yayın için para ödemesi kararlaştırıldıktan ve onaylandıktan sonra söylediğini de belirtelim.)
Elle tutulur bir gerçek var. Barcelona ve Real Madrid ikilisi bu dünyanın en büyük iki takımı haline geldi. Özellikle de Barcelona’nın üst düzey futbolu, Real Madrid’in yüzyılın kulübü olması vb. faktörler sebebiyle. Burada Manchester United, Bayern München, Milan gibi kulüpleri göz ardı etmiyorum. En basitinden bunu şöyle açıklayalım. Ülkemizde El Clasico’yu izleyen ne kadar insan vardır? İddia ediyorum, yerel derbilerimiz içinde en büyüğü sayıla Galatasaray-Fenerbahçe maçından bile daha fazla. Nitekim bu denli seyirci toplayabilen başka iki takım yok. Olması da pek kolay gözükmüyor. Şaşılacak bir durum da değil aslında. İki takımda bunu gerçekten hak ediyor. Daha önceki yazılarımda da belirtmiştim. Benim için El-Clasico demek “futbol orgazmı” demektir. Daha fazla La Liga ve El-Clasico fetişzmimiz ortaya çıkmadan konuya dönelim. Aşağıda iki tablo göreceksiniz. İlki son on yılın ilk üçü, ikincisi ise son beş senenin ilk üç puan tablosu…
Görüldüğü üzere Real-Barca ikilisi git gide arayı açıyorlar. Böyle ilerlerse durdurulmaları gerçekten güç olacak ki şu durumda onları durdurabilecek potansiyele sahip bir takım bile yok. Misal ligin en iyi organize olan takımlarından biri dediğimiz Villarreal beş yiyip evine döndü. Ayıplanacak bir durum değil kesinlikle. Rakipleri çok üst düzey. Bunların sonucunda İspanya’nın “gariban Anadolu takımları” üçüncü olduklarında şampiyon olmuş kadar seviniyor. Yadırgamamak lazım.
Durumun vehametini nasıl gösterebiliriz kısaca çabalayalım. 1999-2000 senesinde Deportivo şampiyon olurken topladığı puan tamı tamına 69. Yanlış okumadınız 69 puan! Barca geçen sene 96 puan topladı. 27 puanlık bir fark. 9 maç eder kısaca. Buradaki kopmayı umarım iyi anlamışsınızdır. Bu fark ligin kalitesiyle doğru orantılı değildir. Bu fark alttaki takımlarınızın ne kadar güçlü veya üstteki takımlarınızın ne kadar yetersiz olduğunu gösterir ve yahut tam tersini.
Bu kutuplaşmanın sebebi nedir peki? Kutuplaşma derken bu iki takım arasındaki puan farkını oluşturan sebeplerin en önemlisi nedir yani. Maalesef Endüstriyel Futbol… Kısacası para. Alttaki tabloyu Bülent Timurlenk abimizin CNBC-E Business için yazdığı yazıdan aldım. La Liga ve Premier League’İn yayın gelirleri.
Bu inanılmaz bir uçurum. Havuzun ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Kapitalist sistemde her şeyin para olduğu gerçeği ile bu farkı bağdaştırmak mümkün. Kısacası parası olan kazanır demiyeceğim. Barca’nın oyunu malum ama parası olan bir başka top oynuyor bunu söyleyebiliriz.
Futbolu futbol yapan değer nedir dersek heyecan der çoğu futbolsever. Çünkü 5.lig takımının 1. Lig takımını yendiği tarihte görülmemiş bir olay değildir. Futbolun çekiciliği de buradadır. Basketbol,voleybol, tenis gibi sporlarda bu mümkün değildir. Güçsüz olan yenilmeye mahkumdur. Futbol işte bu yüzden asla sadece futbol değildir. Futbol bir umuttur.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)












