Mircea Lucescu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mircea Lucescu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Şubat 2013 Perşembe

Kısa Günün Karı

Şampiyonlar Ligi marşı çaldığı anda çoğumuz istemli ya da istemsiz bir şekilde pür dikkat kesilip bir "saygı" gösteriyoruzdur mutlaka. Her fırsatta da belirttiğim gibi benim o melodiyi ve bass mı bariton mu bi' malümatım yok ama o tonu duyunca tüylerim diken diken oluyor. Hem sevinç hem hüzün içinde çoğu zaman da korku nedense.

İlk paragraf gibi birçok etmeni üst üste koyunca Şampiyonlar Ligi günlerinin kıymeti daha da artıyor. Tıpkı bugün olduğu gibi birkaç şey de bırakıyor ardında. İki fotoğrafım var. İlki Ronaldo'nun fizik kurallarına aykırı şu sıçrayışı;


İkincisi ise hayranlıkla dakikalarca baktığım Jürgen Klopp'un şu fotoğrafı; 


Fotoğrafların yanında Manchester United'ın çok büyük ihtimalle turu geçeceğini ve Jose Mourinho'nun istifayı masa üstüne bırakacağını düşündüğümü ve Şahtar Donetsk- Borussia Dortmund serisinde ise gönlümün Dortmund'dan yana olduğunu belirteyim, Mircea Lucescu'ya saygılarımla beraber.

Son olarak bir de Ryan Giggs... Ne karalasam boş. Yaşlandıkça sizce de daha karizmatik bir hale gelmiyor mu? 

Ufuk Tolga Aldırmaz


5 Şubat 2013 Salı

Onlar Şimdi Nerede? #2



Politechinca Iaşi ile profesyonelliğe adım, Rapid Bükreş ile Mircea Lucescu birlikteliği ve Serie B takımı olan Cesena ile ilk yurt dışı deneyimi. Romanya Ligi gol krallığını ele geçirip Beşiktaş'a yolu düşen Daniel Gabriel Pancu...

Vatandaşı Radu Niculescu ile birlikte bir dönem kiralık olarak siyah beyazlı formayı giyen Pancu, 100. Yıl şampiyonluğu ve UEFA Kupası'nda gelen tarihi çeyrek final başarısının önemli isimlerinden biri olmuştu. Ertesi sezon bonservisi alındı. Nispeten daha az forma şansı bulsa da takımı özellikle Avrupa'da sırtlayan isimlerden biri olup önemli bir gol silahı haline geldi. Malum olaylar silsilesi ardından görevinden ayrılan Lucescu ile birlikte takımdan gideceği konuşulsa da o takımda kaldı. 2004'te Kadıköy'deki 3-4'lük maçta kaleye geçmesi ve Alex'in kullandığı penaltıyı neredeyse kurtaracak konumda olması hafızalardan silinmeyen enstantanelerden birisi. Hangi Beşiktaşlı'ya sorsak sanırım ilk olarak bu olay gelecektir(Valencia maçında 30 metre top sürüşünü düşünün abilerimin ellerinden öptüğümü belirteyim). Daha sonraki sezon 1 numaralı formayı da alıp sezona başlayan Pancu, devre arası yine Rapid Bükreş'e döner. Sezonun bitiminde tekrar Türkiye'ye fakat bu kez Bursa'ya yolu düşecekti. Pek iyi hatıralarla anılmayacak bir buçuk sezonun ardından tekrar tilki-kürkçü dükkanı misali Rapid Bükreş'e döner. Sezon bitiminde yine bir "Türk" takımı olan Terek'e transfer olur. Burada da bir türlü tutunamayan -telaffuzu güzel- Daniel Gabriel Pancu, Bulgar CSKA'sına geçer. Pek başarılı geçmeyen dönemin ardından ülkesinie dönüp bu kez Vaslui'ye transfer olur. Orada da bir sezonu doldurmadan döneceği yegane yere döner. Taş yerinde ağırdır dercesine hem de: Rapid Bükreş...

2010-2011 devre arası geldiği kulübünde hala top koşturan Pancu bu yıl çıktığı 13 maçta 5 gol attı. Daha da atmaya devam edecek sanıyorum ki. Beşiktaşlılar'ın aklında o efsane 100.Yıl kadrosundaki yeri ile hatırlanmaya devam edecektir. Rapidliler'in yanı sıra Türkiye'de de çok dostu olduğu kesin. Çocukluk dönemim hemen hemen o bir buçuk sezonun hatıraları ile dolu. O kadronun bir parçası olan Pancu'nun önemini sanırım anlatmak benim açımdan kolay olmaz. O yüzden bununla idare edelim. Bükreş semalarında bir futbolcumuz hala var, bilelim yeter.

NOT: Pancu Beşiktaş formasıyla 100 maça çıkıp 25 gol atmış. Onun için efsane demek diğerlerine saygısızlık olur lakin kendisini severiz sayarız.

DİP NOT: Niculescu Beşiktaş'ta oynadı mı hatırlamıyorum bile lakin Liverpool'a Galatasaray forması ile attığı gol hala aklımda.

Ufuk Tolga Aldırmaz

17 Ocak 2013 Perşembe

Stakhanovets Ekseninde Dnipro


Stakhanovets Stalno, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği sınırları içinde kurulan Ukrayna eyaletinin bir takımıdır. Takıma adını veren Stakhanovets, Rus Devrimi’nin kahramanlarından birisi olma özelliğini taşır. Stakhanovets ilk resmi maçına 1936 yılında SSCB Ligi’nde çıkar. Gruplara ayrılmış ligde vasat bir takım olarak boy gösterir. Buna rağmen ivmeli bir gelişim içinde olduklarını da söyleyebiliriz.

İvmeli gelişime SSCB’nin de katıldığı 2.Dünya Savaşı darbe vurur. Savaş esnasında birçok sporcusunu askeri hizmete yollayan kulüp için işler pek yolunda gitmez. Kanlı savaş Stakhanovets’i de vurur. Bazı sporcuların vefat haberi kulübe gelir. Düşüşe geçen kulüp adını 1946 yılında değiştirerek yeni bir sayfa açar. Kulübün adı artık Shakhtar Stalino’dur. Stalino bugünkü Donetsk’in eski adıdır. Yeni adı ile alt ligden çıkan Shakhtar, ikinci senesinde SSCB Ligi üçüncülüğünü elde eder.  Eskisinde de daha iyi bir dönüşü yapıp, istedikleri noktaya geleceklerdir. 1962-63 sezonunda SSCB Kupası’nı elde ederek Birlik çapında en büyük başarılarını el etmiş olurlar ancak bu günler fazla uzun sürmez. Özellikle yanlış yönetim seçimleri paralelinde gelen tartışmalı teknik direktör atamaları neticesinde kulüp kendini yine bir alt ligde bulur.

SSCB serüvenini iyi kötü bitiren kulüp, birliğin dağılması ile ayrılan ligler neticesinde kendisini Ukrayna Ulusal Ligi’nde bulur. Bu ayrılış aslında kulüpte de ayrılık rüzgarlarını estirir. Birçok futbolcu kulüpten ayrılmak ister ve bu isteklerini de gerçekleştirirler. Buna rağmen toparlanma süreci çok da uzun sürmez. Her ne kadar Dinamo Kiev’in damga vurduğu dönemler olsa da, kupada başarılı olup Avrupa anahtarlarını kazanıp o kapıyı açarlar.

Dişe dokunur en büyük başarıları SSCB Kupası olan kulübün kaderi Metinvest gibi dünya devi bir enerji firmasına sahip olan Ukrayna’nın en zengini Rinat Ahmedov’un kulübü alması ile değişir. 1996 yılında gerçekleşen satın alma işlemi neticesinde kulüp en baba mali desteği arkasına almış olur. İlk etapta başarı gelmese de yapılan Gençlik Akademisi ve modernize edilen antrenman sahaları ile futbolcular rahat ettirilir. Buna paralel, Kiev’den çıkan genç yetenekler için ikinci bir adres daha oluşmuş olur ki zaman içinde önemli Ukraynalı futbolcuların yetiştiğini de biliyoruz.

Kazanılan kupalara yenileri eklenirken daha önce elde edilmemiş olan Avrupa zaferleri kendini gösterir.  Sanıyorum zafer tanımına Şampiyonlar Ligi gruplarına kalmayı eklersek, o dönemki Shakhtar için pek de yanılmış olmayız. İlerleyen yıllarda ilk lig şampiyonluğu da gelir. 2002’de Beşiktaş’tan da tanıdığımız Nevio Scala ile ipi göğüslerler. Uzun sürmeyen birliktelik neticesinde yine Beşiktaş’ın eski çalıştırıcıları Bernd Schuster ve Mircea Lucescu ile anlaşmalar sağlanır. Schuster döneminde başarılı olamayan kulübün başına  geçen Lucescu adeta bir mihenk taşı olur. Sonrası zaten malum. Façası çizilen Dinamo Kiev, ambargo koyulan lig, UEFA Kupası ve Donbass Arena…

Öyle görünüyor ki Shakhtar bu başarılara devam da edecek. Özellikle genç Brezilyalılar’a yönelen Lucescu, kadroyu iyi harmanlayıp hepimizin ağzının suyunu akıtıyor. Shakhtar güzellememizi bir kenara bırakıp yazının esas amacına gelelim.  Dikkat çekmek istediğim kulüp Dnipro. İddaacılar bu takımı Dnjeper olarak da bilirler.

Shakhtar’dan daha “şanlı” bir geçmişse sahip olan Dnipro, ‘80’lerin sonunda özellikle Ruslar ve doğal olarak Ukraynalılar’ın başı çektiği SSCB futbolunun takipçileri tarafından bir “masal” olarak adlandırılmakta. Kazandıkları şampiyonluklar ve oynadıkları güzel futbolu -Translate’in el verdiği kadar- anan birçok kişi var. Ukrayna Ulusal Ligi’nin kurulması ile de kendilerini Dinamo, Shakhtar ve Metalist’ten sonraki takım olarak buldular. Takımı gençleştirmeye yöneldiklerini belirtmelerine rağmen veteranlardan oluşan bir gruba sahip oldukları aşikar. Neticesinde çok da başarılar kazanamamalarının sanıyorum ki sebebi budur. 1996’da kulübün genel müdürlüğüne getirilen Andriy Stetsenko  önceki görevlerinde bunlardan ders çıkarmış olacak ki Dnipro ve Sovyetler’in önemli oyuncularından biri olan Vadim Tischenko’yu takımının başına sportif direktör olarak getirdi.  Stetsenko için daha önemli olarak addedebileceğimiz şey ise Gençlik Akademisi’nin kurulmasına ön ayak olduğu gerçeğidir. Evgen Konoplyanka gibi somut bir örneğini gördüğümüz gençlerin alttan geldiği de yadsınamaz bir gerçek. Bunun yanı sıra Juande Ramos gibi bir ismi de takımın başına geçirerek önemli bir adım attılar. Uzun vadeli planlar için adlarını bana kalırsa şimdiden duyurmaya başladılar. UEFA Avrupa Ligi’nde bu yıl zorlu gruplarını lider bitirmeleri önemli bir köşe taşı olabilir.

Çok kısa sürede büyük başarılar elde edeceklerine inanmasam da Dinamo Kiev ve Shakhtar’dan sonra istenilen yere gelemeyen Metalist’in tahtına rahatlıkla oturacaklardır. İşleri zor lakin önemli adımlar atıyorlar. Dikkat diyelim.

Ufuk Tolga Aldırmaz




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...