Allah'ın bildiğini kuldan saklama huyum pek yok. U-20 Dünya Kupası için birkaç maç yetmez deyip İstanbul Paketi'ni aldım. Gerek sağlık sebepleri gerek üşengeçlik sebebi ile yalnızca ilk maç gününde Türk Telekom Arena'nın yolunu tutabildim. Üşengeçlik kısmında ise kendi kendime tatlı yalanlar söylüyordum. Bunlardan en büyüğü ise bazı takımların yeteri kadar heyecan verici olmadığını düşünmem idi. Samimi söylüyorum hepsinde yanıldım. Neyse ki elimde üçüncülük ve final karşılaşmasının oynanacağı günün bileti mevcut. Bir aksilik olmazsa o gün stattaki yerimi alacağım.
Bundan belki de yıllar sonra dost meclisinde "Ulan bizim ülkede de şöyle bir organizasyon olmuştu." diye başlayan sohbetler yapıldığı esnada aklıma iki takım gelecek: Fransa ve Irak... Fransa'ya (haydi itiraf edeyim) Aykut Kocaman sayesinde tutuldum. Vakit buldukça Ligue 2'yi dahi izleme çabasına giriyorum. Bunun yanında genç potansiyelleri araştırmam ve bu blog ile besiktasscout.com'a yazılar yazmam sebebi ile Fransa benim için maden niteliği taşıyor. Peki Irak neden? Zamane futbol romantiği şeklinde kendimi addederken bu tabiri -en hafif söylemle- vasıfsız insanlar tarafından oyuncak haline getirilmesi neticesinde yakınımdaki bir rafa kaldırdım fakat yine de böyle takımlar görünce kendimi pek tutamıyorum. Yarı Saha ekibi ve sanırım özellikle İlker Akın ağabey tarafından gün yüzüne çıkarılan Ali Adnan'dan tutun da teknik direktörüne kadar çok özel bir ekip Irak. Öyle ki teknik direktör Hakim Şakir U-19 Asya Şampiyonası'da final oynadıktan sonra Arthur Zico'dan boşalan teknik direktörlük koltuğuna getirilir. Turnuva öncesi ise "Ben bu çocuklara çok güveniyorum. Belki kumar oynuyorum ama kazanan ben olacağım." diyerek U-20 milli takımının başına geçecektir.
Savaşla iç içe geçmiş, geçirilmiş Irak topraklarında futbol çerçevesinde alışık olunmadık işler olduğu söylense de pek doğru bir bilgi aktarımı olduğunu söyleyemeyiz. Matematik profesörü Russell Gerrard'ın hazırlamış olduğu veri tabanı özellikle uluslararası arenada oynanan karşılaşmalar için istatistiki birçok veriye sahip. 1980-2001 yılları arasında dünyadaki milli takımları kazanma yüzdesine göre sıralayacak olursak şöyle bir şey oluşuyor:
1.Brezilya
2.Birleşik Almanya
3.Fransa
4.İtalya
5.IRAK(146 maç ve 0.548 galibiyet oranı. Gol farkı 1.13. Gol farkında onları geçebilen tek ülke 1.29'luk ortalama ile sadece Brezilya)
Bu veriye bakıp Irak'ın Asya Konfederasyonu'nda oynadığı için yüzdeyi tutturduğunu düşünenler ise kolaya kaçmış oluyor. Bu dönemde Dünya Kupası, Olimpiyat Oyunları, Asya Kupaları gibi turnuvalara hatta bazılarına B takım ile de olsa katılmak sureti ile hiç de fena sayılmayacak dereceler elde ediyorlar.
Irak'ın 31 yıllık bu dönemde futboldaki istatistiki başarısını özellikle Simon Kuper Saddam Hüseyin'in ve hanedanının spora bağımlı olmasından kaynaklandığını iddia ediyor. Pek de haksız sayılmaz. O dönemde önemli bir jenerasyon yakalıyorlar. Bu jenerasyonun "yakalanmasında" en büyük payın ise futbol branşının sorumlusu olan Saddam'ın oğlu Uday olduğu bazı çevrelerce yine iddia edilmekte. Uday'ın başarı için biraz farklı metodlar denediği aşikar. Dönemin milli takımından bir oyuncu falakaya yatırıldığını, sırtı çıplak halde çakıl taşlarının üzerine yatırılıp yaralarının enfeksiyon kapması için lağım suyuna batırıldığını anlatmış. Bazı oyuncular ise Abu Ghraib hapishanesinde işkenceler görmüş. 2003 yılındaki işgalden sonra Irak Olimpiyat Merkezi'nin altındaki gizli hapishaneler ve bu hapishanelerde bir askı ve kişinin anüsünü yırtmak için kullanılan işkence aletlerinin dahi bulunduğu belirlenmiş. Zamanında Irak'tan kaçan sığınmacıların anlattıklarına göre FIFA bir heyet yollar. Buna karşın o toprakta yaşayan futbolcu veya antrenörlerin de bu durumu açıklayamayacağı aşikar. Sonucunda Irak'a bir yaptırım uygulanmaz.
Baskı sürecinin geçişinden sonra bombardıman esnasında dahi sokaklarda top oynayan çocukların varlığını başka bir ülkeye sığınan Iraklı sanatçı Huthyfa Zahra da ilgili sözü ile onaylıyor. Faal savaş sürecinin çocukları ise şu an ülkemizde. Onlar emperyalizme karşı duran ailelerin çocukları. Kim bilir eşelesek belki çoğunun yakınlarını toprağa vermiş olduğu ortaya çıkar. Eminim ki yine o çocuklar ülkelerinin ulusal birliğini temsil eden son örgütün kendileri olduğunun/olacağının farkındadırlar. Tüm bunları bilip, düşünüp Irak 20 Yaş Altı Milli Takımı'nı ve bu çocuklara inanan Hakim Şakir'i can-ı gönülden desteklememek mümkün mü? Bence değil. Yarı finaldeler. Şu yaptıkları bile büyük başarı lakin benim içim hiç rahat değil. Onlar bu kupayı aldıklarında bir peri masalı mutlu bir son bulmuş olacak.
NOT: Yukarıdaki istatistiki veri ve duyulan geçmiş zaman ifadeleri Simon Kuper&Stefan Szymanski'nin Soccernomics kitabından alıntılanmıştır.
Ufuk Tolga Aldırmaz
U20 Dünya Kupası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
U20 Dünya Kupası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
10 Temmuz 2013 Çarşamba
20 Haziran 2013 Perşembe
Super Heroes
Malumunuz, ülkemizde yarın başlayacak olan U20 Dünya Kupası'na katılan birbirinden güçlü ülkeler mevcut. Kendi adıma şanslı olduğum nokta İstanbul'da en güçlü ikisini izleyebilmek olacak. İspanya ve Fransa...
İlerleyen günlerde eleminasyon sistemi izin verirse(karışık bir sistem mevcut, açıkçası açıp bakmadım bile) bu iki ülke finalin en güçlü adaylarıdır diyebiliriz. Küçüklüğümden beri İspanya milli takımını çeşitli sebeplerden ötürü tutmam ve son yıllardaki başarıları sayesinde bu durumun taçlanmasına rağmen bu kez Fransa diyorum. Muhteşem bir kadro ile geliyorlar. İlerleyen yıllarda über noktalara ulaşabilecek isimler mevcut. Öyle ki bu isimlerin birkaçı tarihe geçecek duruma dahi gelirse şaşırmayacağım. Açıkçası bu kupaya dair beni en çok heyecanlandıran da son zamanlarda yakından takip etmeye başladığım ve sürekli "kovaladığım" Fransız futbolunda yakından takip ettiğim isimlerin mevcut olması. Tek tek tanıtmak çok uzun ve sıkıcı olacaktır o yüzden böyle bir yol seçtim(Bu aralar süper kahramanlara fecii sardım da).
Alphonse Areola:
Paris Saint-Germain'li oyuncunun yakın zamanda Paris temsilcisinin kalesini devralacağı kulislerde konuşuluyor. Şüphesiz ki önündeki en önemli sınavlardan birisi bu turnuva. Fantastik Dörtlü'nün beyin takımı da diyebileceğimiz Reed Richards nam-ı diğer Mr.Fantastic
Lucas Digne:
Lille'in sol beki Digne, tartışmasız biçimde kendi jenerasyonunun en iyisi. Hakikaten üst seviyede oynayan bir genç olmasına rağmen futbolu oturaklı hale gelmeye başladı dersem abartı saymayın. Çok farklı bir isim. Adını farklı durumlar olmadığı sürecek çok fazla duyacağız. Daha şimdiden 20 milyyon Euro'ya Paris Saint-Germain'e geçeceği konuşuluyor. O evrenin en güçlü adamı. Gümüş sörfçü...
Kurt Zouma:
Lucas Digne gibi çok farklı bir isim daha. St.Etienne'de futbolunu olgunlaştırıyor. 18 yaşında 28 yaşındaki çoğu futbolcudan daha iyi bir fiziğe sahip. Ali Ece Ağabey'in nitelendirdiği gibi "18 yaşında 18 takım istiyor.". Dahası da isteyecek. O Batman olmayı hak ediyor.
Samuel Umtiti:
Olympique Lyon'da yerini söke söke aldı. Önünde uzun bir yol var lakin kalitesini Tottenham'a attığı golden dahi anlayabilirsiniz. Partneri Batman'in "sidekick"i Robin...
Dimitri Foulquier:
Kadronun tamamlayıcı parçalarından biri olacak. Belki çok göz önüne gelmeyecek ama görevini de iyi bir biçimde yapacak. Rennes'in sağ beki... Bretonya takımının bende yeri ayrıdır. Sırf bu sebepten özel bir sempatim olan Hellboy'u da ona adayabilirim, adadım bile.
Jordan Veretout:
Nantes'ın defansif orta sahası... Onu iki sezon önce birkaç defa izleme şansım oldu. "Aklıyla savunma yapan isimlerden" diye bir not almışım. Nantes'ın forma rengi olan yeşilden de etkilenerek "Green Arrow" diyoruz.
Geoffrey Kondogbia:
Akıl ve özel yetenek... Sanırım Sevilla'nın yıldızı için en güzel betimleme şu üç sözcük olurdu. Akıllara gelen ilk kahraman sanırım Iron Man olur. Tony Stark...
Paul Pogba:
Kaptan denince akla hemen onun adı gelir: Captan America!
Florian Thauvin:
Daha önce hakkında uzun uzadıya bir yazı yazmıştım. O benim gözümün bebeğidir dersem yeri olur. Şaka bir yana çok özel bir adam. Hem karakter hem de yeteneği çok farklı noktalarda. Bu turnuvanın "en iyisi" olabilir. Hatta açık oynuyorum, sakatlık ya da Fransa'nın sürpriz biçimde elenmesi dışında "en iyi" seçilecektir. Onun bendeki karşılığı tek: Superman!
Jean-Christophe Bahebeck:
Paris Saint-Germain'in geçen sene Troyes'a kiraladığı haşarı çocuğu. Bu yıl da Valenciennes forması giyecek. Kariyeri ne yönde ilerler kestirmek güç lakin önemli bir potansiyele sahip. Wolverine!
Yaya Sanogo:
Arsenal'ın çiçeği burnunda transferi, Football Manager'ı düstur olarak benimseyenlerin büyük "aşkı"... Yer vermezsem olmazdı: The Hulk!
İlerleyen günlerde eleminasyon sistemi izin verirse(karışık bir sistem mevcut, açıkçası açıp bakmadım bile) bu iki ülke finalin en güçlü adaylarıdır diyebiliriz. Küçüklüğümden beri İspanya milli takımını çeşitli sebeplerden ötürü tutmam ve son yıllardaki başarıları sayesinde bu durumun taçlanmasına rağmen bu kez Fransa diyorum. Muhteşem bir kadro ile geliyorlar. İlerleyen yıllarda über noktalara ulaşabilecek isimler mevcut. Öyle ki bu isimlerin birkaçı tarihe geçecek duruma dahi gelirse şaşırmayacağım. Açıkçası bu kupaya dair beni en çok heyecanlandıran da son zamanlarda yakından takip etmeye başladığım ve sürekli "kovaladığım" Fransız futbolunda yakından takip ettiğim isimlerin mevcut olması. Tek tek tanıtmak çok uzun ve sıkıcı olacaktır o yüzden böyle bir yol seçtim(Bu aralar süper kahramanlara fecii sardım da).
Alphonse Areola:
Paris Saint-Germain'li oyuncunun yakın zamanda Paris temsilcisinin kalesini devralacağı kulislerde konuşuluyor. Şüphesiz ki önündeki en önemli sınavlardan birisi bu turnuva. Fantastik Dörtlü'nün beyin takımı da diyebileceğimiz Reed Richards nam-ı diğer Mr.Fantastic
Lucas Digne:
Lille'in sol beki Digne, tartışmasız biçimde kendi jenerasyonunun en iyisi. Hakikaten üst seviyede oynayan bir genç olmasına rağmen futbolu oturaklı hale gelmeye başladı dersem abartı saymayın. Çok farklı bir isim. Adını farklı durumlar olmadığı sürecek çok fazla duyacağız. Daha şimdiden 20 milyyon Euro'ya Paris Saint-Germain'e geçeceği konuşuluyor. O evrenin en güçlü adamı. Gümüş sörfçü...
Kurt Zouma:
Lucas Digne gibi çok farklı bir isim daha. St.Etienne'de futbolunu olgunlaştırıyor. 18 yaşında 28 yaşındaki çoğu futbolcudan daha iyi bir fiziğe sahip. Ali Ece Ağabey'in nitelendirdiği gibi "18 yaşında 18 takım istiyor.". Dahası da isteyecek. O Batman olmayı hak ediyor.
Samuel Umtiti:
Olympique Lyon'da yerini söke söke aldı. Önünde uzun bir yol var lakin kalitesini Tottenham'a attığı golden dahi anlayabilirsiniz. Partneri Batman'in "sidekick"i Robin...
Dimitri Foulquier:
Kadronun tamamlayıcı parçalarından biri olacak. Belki çok göz önüne gelmeyecek ama görevini de iyi bir biçimde yapacak. Rennes'in sağ beki... Bretonya takımının bende yeri ayrıdır. Sırf bu sebepten özel bir sempatim olan Hellboy'u da ona adayabilirim, adadım bile.
Jordan Veretout:
Nantes'ın defansif orta sahası... Onu iki sezon önce birkaç defa izleme şansım oldu. "Aklıyla savunma yapan isimlerden" diye bir not almışım. Nantes'ın forma rengi olan yeşilden de etkilenerek "Green Arrow" diyoruz.
Geoffrey Kondogbia:
Akıl ve özel yetenek... Sanırım Sevilla'nın yıldızı için en güzel betimleme şu üç sözcük olurdu. Akıllara gelen ilk kahraman sanırım Iron Man olur. Tony Stark...
Paul Pogba:
Kaptan denince akla hemen onun adı gelir: Captan America!
Florian Thauvin:
Daha önce hakkında uzun uzadıya bir yazı yazmıştım. O benim gözümün bebeğidir dersem yeri olur. Şaka bir yana çok özel bir adam. Hem karakter hem de yeteneği çok farklı noktalarda. Bu turnuvanın "en iyisi" olabilir. Hatta açık oynuyorum, sakatlık ya da Fransa'nın sürpriz biçimde elenmesi dışında "en iyi" seçilecektir. Onun bendeki karşılığı tek: Superman!
Jean-Christophe Bahebeck:
Paris Saint-Germain'in geçen sene Troyes'a kiraladığı haşarı çocuğu. Bu yıl da Valenciennes forması giyecek. Kariyeri ne yönde ilerler kestirmek güç lakin önemli bir potansiyele sahip. Wolverine!
Yaya Sanogo:
Arsenal'ın çiçeği burnunda transferi, Football Manager'ı düstur olarak benimseyenlerin büyük "aşkı"... Yer vermezsem olmazdı: The Hulk!
Süper kahramanlar umarım beni yanıltmaz. Türkiye'deki büyük destekçilerinden biriyim. Bizim çocuklardan sonra tüm iyi dileklerim onlarla. Haydi bakalım.
Ufuk Tolga Aldırmaz
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)











