Profil
Benjamin Mendy 17 Temmuz 1994 Fransa Longjumeau doğumlu bir isim. Futbol yaşantısına 2000 yılında amatör bir kulüp olan Palaiseau'da başlar. Burada geçen yedi sezonun ardından istikamet Le Havre olur. 2011'e gelene dek alt yapı kariyerini sürdüren Mendy, 2011'de Le Havre'nin as takımına yükselir. Geçecek olan iki sezonda birçok Ligue 1 takımının dikkatini çeken Mendy'nin rotası Marsilya olur. U16'dan beri formasını giydiği Fransa Milli Takımı'nın formasını henüz A milli olarak giyemese de istikrarı o günlerin de yakın olduğunu gösteriyor. Birçok kez kaptanlık da yapan Mendy profesyonel kişiliği ile daha şimdiden dikkat çeken bir sporcu. Kariyerinde toplam 100 karşılaşmaya çıkan Benjamin Mendy, üç gol altı asist ile oynuyor.
Tarz
Fiziği ve oyun tarzı olarak birine benzetecek olursak vatandaşı Aly Cissokho'ya benzetebiliriz. Cissokho'ya nazaran hücum aksiyonlarını daha iyi sergileyen Mendy, potansiyel olarak da daha fazlasını vaad ediyor.
Güçlü Yönleri
Fizik çatısı ve buna paralel gelişen atletik özellikleri son derece iyi seviyede. Bunun sahaya tezahürü güçlü bir futbolcu görüntüsü ki bu sadece görüntüde kalmıyor. Topla ilişkisi iyi denilebilecek seviyede. Pas oyununa yatkın. Çevre görüşü gelişmiş seviyede. Uzun toplar atarken sıkıntı yaşamıyor. Aynı zamanda ortalarının da tehlike arz ettiği "göz kararı" yüzdesi de hiç fena değil. Boyunun avantajını yüksek toplar ve ters kademelerde layıkı ile gösteriyor. Yer tutuşu ve dengeli oyunu da en önemli artıları. Markaj becerisi de yine fena sayılmayacak seviyede.
Zayıf Yönleri
Bir savunma ve özellikle de bek oyuncusu için hız önemlidir. Mendy için hızlı bir oyuncu desek bir hızlanması iyi olan bir oyuncu diyemeyiz. Dar alanda var olan çabukluğu geniş boşluklarda pek gözükmüyor. Gözlemleyebildiğim en önemli eksikliği de top kapmasındaki sıkıntı.
Nasıl Kullanılabilir?
Mendy için modern bir sol bek diyebiliriz. Oyunun iki tarafında da maç boyunca var. Geçmiş zamanda sol önde de oynadığı birçok karşılaşma oldu. Önde baskılı oyunlarda bekinizi çıkarmak istiyorsanız bir takım noksanları mevcut, yukarıda belirttim. Dengeli hücum yapmayı seven takımlar için ise bulunmaz nimet niteliğinde.
Transfer Durumu
Marsilya'ya içinde bulunduğumuz sezonun başında transfer olan Mendy için yakın gelecekte yeni bir transfer görünmüyor. Önümüzdeki sezonda özellikle İngiltere Premier Ligi'ne transfer olacak olursa açıkçası hiç şaşırmayacağım.
Gelecekte Ne Olur?
Yaşına göre önemli bir tecrübesi var. Yavaş yavaş Marsilya'nın ilk on birindeki yerini de alıyor. Gelecek sezonlarda aksilik olmadığı takdirde daha iyi liglerde göreceğimiz garanti. Buna karşın tepedeki takımlara mı yoksa yarışmacı takımlara mı gidecek işte o soru işareti. Ben oy hakkımı ilkinden yana kullanıyorum. Mendy'e de o şans gelecektir. Yetenekleri bunu hak ediyor.
20 Aralık 2013 Cuma
Lazar
Profil
2 Mart 1994 tarihinde zamanın Yugoslavya'sı, bugünün Sırbistan'ının bir şehri olan Cacak'da dünyaya geldi. Ağabeyinin izinden gidip futbolcu olmak isteyen Lazar Markovic, Cacak'ın Borak Cacak kulübünde alt yapı kariyerine başladı. 2006 yılında Partizanlı yetkililer tarafından dikkat çeken Markovic artık ülkenin en büyük iki takımından birinin alt yapısında eğitim görecekti. Geçen beş yılın ardından 2011'de as takıma yükselen Markovic o zamanki teknik direktörleri Aleksandar Stanojevic tarafından Sloboda Uzice karşılaşmasının ikinci yarısında oyuna alınarak profesyonelliğe tam anlamı ile adım atmış olur. Batı Avrupalılar tarafından sıkça "Ağır çekimde oynanan lig" olarak nitelendirilen Sırbistan liginde fark yaratır ve Benficalı gözlemcilerin dikkatini çeker. Çıkan Chelsea söylentilerine rağmen Benfica ile beş yıllık sözleşme imzalar. Kariyerinde toplamda 100 karşılaşmada forma giyen Markovic 19 gol atıp 18 gol de attırır. Sırbistan Milli Takımı'nın formasını U17 seviyesinden beri giyen Markovic şu anda A milli takımın güncel kadrosunda yer almakta. 9 kez Sırp Milli Takımı'nın formasını giydi, buna karşın henüz golü yok.
Tarz
Açıkçası onun için herhangi bir futbolcu örneklemesi yapamıyorum. Birçok mevkiide forma giyip hepsinde de aşağı yukarı iyi performanslar sergilemesi bundaki en büyük sebep. Versatil oyuncu olmanın zararları(!).
Güçlü Yönleri
Hız, hız, hız... Topla hızlı. Topsuz oyunda hızlı. Verkaçlarda hızlı. Adeta rüzgarın oğlu. Yaş grubununda ve oynadığı takımlarda fark yaratmasının en büyük sebebi bu. Bu somut gözle görülebilir hıza bir de zihinsel çabukluk da eklenince ortaya çok acayip bir fark koyabiliyor. Top sürme kabiliyetinin de var olması saydığım bu özelikle de birleşince kelimenin tam anlamı ile tehlikeli bir hücum oyuncusu ortaya çıkıyor. Top tekniğinin gayet iyi oluşu onun için bir diğer artı. Topa hükmediyor tanımlamasını Markovic adına yapmamız için çok uzun süre bekleyeceğimizi tahmin etmiyorum. İki ayağını kullanabilmesi de oyundaki akışkanlığı açısından fazlasıyla önemli.
Bunların toplamı onu tam anlamı ile versatil bir hücum oyuncusu yapıyor. Hücumun her noktasında boy gösterebilmesi kendisi ve özellikle de teknik direktörü adına önemli bir artı. Kimi zaman sağ çizgiden orta keserken, kimi zaman soldan oyunu bekine açarken, kimi zaman da onu boşluklardan ceza sahasına sızarken görebilirsiniz. Bu fazlası ile önemli(bir alt başlıkta konu ile ilgili göreceğiniz eleştiri sizi yanıltmasın).
Ballandıra ballandıra yazdığım şu satırların hepsinden kıymetli olan "güçlü bir yönü" mevcut. O da azmi. Saha içinde çalışkan olarak niteleyemesek de ileride basketbol tabiri ile karakter koyabilecek bir hücum oyuncusu olma özelliği taşımakta. Zamanla bu daha da gelişecektir.
Zayıf Yönleri
Versatilliği onun başına dert açabilir. Mevkiisizlik problemi çekeceğini düşünmüyor olsam bile sıkıntı yaratabilecek bir unsur. Bunu yazarken her noktayı göz önünde bulundurmak zorunda olduğumuzu belirtmek zorundayım. Bunun yanında son vuruşlarını geliştirmek zorunda olduğu da belirtmek zorunda olduğum bir diğer nokta. Fiziki dezavantajlarını kapatabilecek özellikleri olsa da kimi zaman özellikle sertliklere karşı dayanma eşiğinin düşük olduğunu söyleyebiliriz.
Nasıl Kullanılabilir?
Hücum bölgesinin her noktasında kullanılabilir. Buna karşın özellikle sol forvette forma şansı bulduğunun altını çizmeliyim. O bölgenin gerekliliklerini yapmasına rağmen ülkemizdeki Alex örneğine paralel olarak "ikinci santrafor" ya da "yardımcı santrafor" olarak kullanılabileceğini ve fazlasıyla verim alınılabileceğini düşünmekteyim.
Transfer Durumu
Benfica ile beş senelik sözleşme imzaladığını söylemiştik. Benfica'yı sıçrama tahtası olarak kullanması iş değil. Çocukluk kahramanı olan Gianfranco Zola'nın kulübü olan Chelsea'nin hayallerinde yatan takım olduğunu biliyoruz. Gelişimini sürdürdüğü takdirde bunun bir hayal olduğunu söylemek çok güç.
Gelecekte Ne Olur?
Sırp futbolculara has alttan müthiş çıkış üst kategorilerde sırıtma hastalığına yakalanmadığı takdirde önü fazlası ile açık. Elit kategoride bir futbolcu olması ilk etapta zor gibi görünüyor. Buna karşın Avrupa'nın devlerinde rahatlıkla uzun yıllar forma giyebilecek potansiyele sahip bir isim olduğu da aşikar.
2 Mart 1994 tarihinde zamanın Yugoslavya'sı, bugünün Sırbistan'ının bir şehri olan Cacak'da dünyaya geldi. Ağabeyinin izinden gidip futbolcu olmak isteyen Lazar Markovic, Cacak'ın Borak Cacak kulübünde alt yapı kariyerine başladı. 2006 yılında Partizanlı yetkililer tarafından dikkat çeken Markovic artık ülkenin en büyük iki takımından birinin alt yapısında eğitim görecekti. Geçen beş yılın ardından 2011'de as takıma yükselen Markovic o zamanki teknik direktörleri Aleksandar Stanojevic tarafından Sloboda Uzice karşılaşmasının ikinci yarısında oyuna alınarak profesyonelliğe tam anlamı ile adım atmış olur. Batı Avrupalılar tarafından sıkça "Ağır çekimde oynanan lig" olarak nitelendirilen Sırbistan liginde fark yaratır ve Benficalı gözlemcilerin dikkatini çeker. Çıkan Chelsea söylentilerine rağmen Benfica ile beş yıllık sözleşme imzalar. Kariyerinde toplamda 100 karşılaşmada forma giyen Markovic 19 gol atıp 18 gol de attırır. Sırbistan Milli Takımı'nın formasını U17 seviyesinden beri giyen Markovic şu anda A milli takımın güncel kadrosunda yer almakta. 9 kez Sırp Milli Takımı'nın formasını giydi, buna karşın henüz golü yok.
Tarz
Açıkçası onun için herhangi bir futbolcu örneklemesi yapamıyorum. Birçok mevkiide forma giyip hepsinde de aşağı yukarı iyi performanslar sergilemesi bundaki en büyük sebep. Versatil oyuncu olmanın zararları(!).
Güçlü Yönleri
Hız, hız, hız... Topla hızlı. Topsuz oyunda hızlı. Verkaçlarda hızlı. Adeta rüzgarın oğlu. Yaş grubununda ve oynadığı takımlarda fark yaratmasının en büyük sebebi bu. Bu somut gözle görülebilir hıza bir de zihinsel çabukluk da eklenince ortaya çok acayip bir fark koyabiliyor. Top sürme kabiliyetinin de var olması saydığım bu özelikle de birleşince kelimenin tam anlamı ile tehlikeli bir hücum oyuncusu ortaya çıkıyor. Top tekniğinin gayet iyi oluşu onun için bir diğer artı. Topa hükmediyor tanımlamasını Markovic adına yapmamız için çok uzun süre bekleyeceğimizi tahmin etmiyorum. İki ayağını kullanabilmesi de oyundaki akışkanlığı açısından fazlasıyla önemli.
Bunların toplamı onu tam anlamı ile versatil bir hücum oyuncusu yapıyor. Hücumun her noktasında boy gösterebilmesi kendisi ve özellikle de teknik direktörü adına önemli bir artı. Kimi zaman sağ çizgiden orta keserken, kimi zaman soldan oyunu bekine açarken, kimi zaman da onu boşluklardan ceza sahasına sızarken görebilirsiniz. Bu fazlası ile önemli(bir alt başlıkta konu ile ilgili göreceğiniz eleştiri sizi yanıltmasın).
Ballandıra ballandıra yazdığım şu satırların hepsinden kıymetli olan "güçlü bir yönü" mevcut. O da azmi. Saha içinde çalışkan olarak niteleyemesek de ileride basketbol tabiri ile karakter koyabilecek bir hücum oyuncusu olma özelliği taşımakta. Zamanla bu daha da gelişecektir.
Zayıf Yönleri
Versatilliği onun başına dert açabilir. Mevkiisizlik problemi çekeceğini düşünmüyor olsam bile sıkıntı yaratabilecek bir unsur. Bunu yazarken her noktayı göz önünde bulundurmak zorunda olduğumuzu belirtmek zorundayım. Bunun yanında son vuruşlarını geliştirmek zorunda olduğu da belirtmek zorunda olduğum bir diğer nokta. Fiziki dezavantajlarını kapatabilecek özellikleri olsa da kimi zaman özellikle sertliklere karşı dayanma eşiğinin düşük olduğunu söyleyebiliriz.
Nasıl Kullanılabilir?
Hücum bölgesinin her noktasında kullanılabilir. Buna karşın özellikle sol forvette forma şansı bulduğunun altını çizmeliyim. O bölgenin gerekliliklerini yapmasına rağmen ülkemizdeki Alex örneğine paralel olarak "ikinci santrafor" ya da "yardımcı santrafor" olarak kullanılabileceğini ve fazlasıyla verim alınılabileceğini düşünmekteyim.
Transfer Durumu
Benfica ile beş senelik sözleşme imzaladığını söylemiştik. Benfica'yı sıçrama tahtası olarak kullanması iş değil. Çocukluk kahramanı olan Gianfranco Zola'nın kulübü olan Chelsea'nin hayallerinde yatan takım olduğunu biliyoruz. Gelişimini sürdürdüğü takdirde bunun bir hayal olduğunu söylemek çok güç.
Gelecekte Ne Olur?
Sırp futbolculara has alttan müthiş çıkış üst kategorilerde sırıtma hastalığına yakalanmadığı takdirde önü fazlası ile açık. Elit kategoride bir futbolcu olması ilk etapta zor gibi görünüyor. Buna karşın Avrupa'nın devlerinde rahatlıkla uzun yıllar forma giyebilecek potansiyele sahip bir isim olduğu da aşikar.
Etiketler:
Benfica,
Chelsea,
Gianfranco Zola,
Lazar Markovic,
Partizan
M'Baye
Profil
M'Baye Niang 19 Aralık 1994 tarihinde Fransa'nın Meulan kentinde dünyaya geldi. Senegalli bir ailenin çocuğu olan Niang daha küçücük bir çocukken bile dikkat çekici bir fiziki yapıya sahipti. Futbola olan ilgisi de ailesinin teşviki ile beraber amatör bir kulüp olan Basse-Seine Les Mureaux'da yeşerecekti. Burada da o iri cüssesinin yanı sıra attığı goller ile dikkat çekecek olan Niang yine amatör bir kulüp olan Poissy'e geçecekti. Poissy bulunduğu bölgenin merkez kulüplerinden biriydi. Dikkat çekmesi daha kolay olacaktı ve oldu da. 2007'de Caen'in gözlemcileri Laurent Glaize ve David Lasry'nin dikkatini çeken 13 yaşındaki 1.75'lik delikanlının(!) Caen'e transferi de gecikmedi. Paris Saint-Germain ve Lille gibi kulüplerin onu bünyelerine katmak konusunda geç kaldıklarını da belirteyim. Alt yapı eğitimini tamamladıktan sonra Caen'in ikinci takımı ile maçlara çıkan Niang yaşıtlarının fazlasıyla üstünde bir performans sergiledi. A takıma yükselmesi de buna paralel olarak uzun sürmedi. 2011-2012 sezonunu geçirdiği takımına Avrupa'nın Juventus, Manchester City ve Tottenham gibi önemli takımları nabız yoklamak için harekete geçti. Buna karşın onun yolu İtalya'nın Milano şehrine düşecekti, AC Milan'a. Kariyerinde toplam 70 maç altı gol beş asistliklik performans ile boy gösteren Niang, aynı zamanda Fransa Milli Takımı'nın alt yaş kategorilerinde de yer aldı. U16, U17 ve U21 takımlarında görev alan Niang'a Senegal Milli Takımı'nda oynaması yönünde bir teklif de geldi. O bu teklifi nazik bir biçimde içinde bulunduğu an içinde reddetti. Yaşının genç olduğunu ve Fransa Milli Takımı'nın alt yaş kategorilerinde oynamaya devam etmesinin onun gelişimi için son derece yararlı olduğunun farkındaydı. Ayrıca Clairefontaine'nin de havasını kısa süreli de olsa soluduğunu belirtmeliyim.
Tarz
Hedef santrafor olarak başladığı kariyerinde birçok özelliklere sahip olması sebebi ile sağ ve sol forvet olarak oynayarak devam etti. Stil olarak Thierry Henry'e benzetildiği için onu daha çok Barcelona'daki günlerinde olduğu gibi sol forvet olarak kafanızda bir yere oturtabilirsiniz lakin ters tarafta kullanılması daha ideal olan olacaktır.
Güçlü Yönleri
M'Baye Niang'ın profilinde de belirttiğim gibi yaşıtlarına göre fazlasıyla üstün bir fizik çatısı var. Hatta yaşıtlarından büyük olan isimlerle de bir kıyasa girdiğinde galip çıkabilecek tarafın onun olduğunu belirtmeliyim. Fizik çatısını güç ile bezemiş. Gücünü saha içinde pozitif olarak kullanmasını bilmesi de onun için önemli bir avantaj. Tatlı sert bir forvet olduğunu söyleyebilirim. İkili mücadelelerden kaçınmaması ve genellikle o ikili mücadelelerden galip taraf olarak çıkması çok önemli. Rakip stoperlerin ezebileceği yumuşaklıkta bir forvet kesinlikle değil. Top kapma becerisi de mevcut ki bu da kurnazlık yaptığı takdirde fazlası ile işe yarayabiliyor. Tüm bunların yanında bir de saha içinde kullanmayı fazlasıyla iyi bildiği bir enerjisi mevcut. Bu da aklıyla oynadığının göstergelerinden birisi olarak göze çarpıyor.
Top tekniğinin de güçlü yönleri arasında sayılabilirim. Güçlü fiziği ile top tekniğini harmanlayan isimlerden birisi. "Top ayağına yakışıyor" tabirini kullanamasak da var olan seviye gelişime açık bir futbolcu olduğunu da düşünürsek yeterli seviyede.
Yaşını da göz önünde bulundurduğumuzda santrafor sezgileri ve yer tutuşunun da iyi sayılabilecek özelliklerinden ikisi olduğunu rahatlıkla dillendirebilirim.
Zayıf Yönleri
Top tekniğinin iyi sayılabilecek seviyede olduğunu söyledim. Buna karşın pas oyununa henüz adapte olamıyor. Buna paralel olarak saha görüşü de vasat seviyede. Açık alanda aksi olmasına karşın dar alanda birebirlerde tehlikeli bir isim değil. Bunlardan daha önemli olan iki başlık mevcut. İlki sağ ve sol forvet olarak çokça forma giymesine karşın uzaktan şutlarının istenilen seviyede olmaması. İkinci ve daha da önemlisi ise net bir golcü kimliğinin var olmaması. Bunun ana sebebi de son vuruşlarda istenilen seviyeye henüz ulaşmamasıdır.
Nasıl Kullanılabilir?
Yukarıdaki başlıklarda belirttiğim gibi sol ve özellikle sağ forvet olarak oynayabileceği gibi santrafor olarak da sahaya sürülebilir. Güçlü ve zayıf yönlerini terazinin kefesine koyduğumuz zaman sağ forvet olarak oynaması şu an için akılkarı kaçan seçenek olarak gözüküyor.
Transfer Durumu
Milan onu kolaylıkla bırakmayacaktır. Buna karşın özellikle Ligue 1'in kalburüstü takımlarından birinde kiralık olarak bir sezon geçirmesi ona birçok şey katar. Yeterli süreyi bulup bulamadığı tartışılır lakin o coğrafyaya geri dönmesi her açıdan kariyeri için dönüm noktası olacaktır.
Gelecekte Ne Olur?
Açıkçası tahmin etmek güç. Mevcut özelliklerini ve Milan gibi bir kulüpte forma giydiğini göz önünde bulunduracak olursak en kötü ihtimalle elit liglerin yarışmacı takımlarından birinde as olarak forma giyecektir. Tekrar ediyorum; en kötü ihtimalle. Buna karşın çok büyük bir golcü olamayacağını kestirmek güç değil. Çok faydalı bir oyuncu olabilir mi? Elbette olabilir. Hatta beklentim bu yönde.
M'Baye Niang 19 Aralık 1994 tarihinde Fransa'nın Meulan kentinde dünyaya geldi. Senegalli bir ailenin çocuğu olan Niang daha küçücük bir çocukken bile dikkat çekici bir fiziki yapıya sahipti. Futbola olan ilgisi de ailesinin teşviki ile beraber amatör bir kulüp olan Basse-Seine Les Mureaux'da yeşerecekti. Burada da o iri cüssesinin yanı sıra attığı goller ile dikkat çekecek olan Niang yine amatör bir kulüp olan Poissy'e geçecekti. Poissy bulunduğu bölgenin merkez kulüplerinden biriydi. Dikkat çekmesi daha kolay olacaktı ve oldu da. 2007'de Caen'in gözlemcileri Laurent Glaize ve David Lasry'nin dikkatini çeken 13 yaşındaki 1.75'lik delikanlının(!) Caen'e transferi de gecikmedi. Paris Saint-Germain ve Lille gibi kulüplerin onu bünyelerine katmak konusunda geç kaldıklarını da belirteyim. Alt yapı eğitimini tamamladıktan sonra Caen'in ikinci takımı ile maçlara çıkan Niang yaşıtlarının fazlasıyla üstünde bir performans sergiledi. A takıma yükselmesi de buna paralel olarak uzun sürmedi. 2011-2012 sezonunu geçirdiği takımına Avrupa'nın Juventus, Manchester City ve Tottenham gibi önemli takımları nabız yoklamak için harekete geçti. Buna karşın onun yolu İtalya'nın Milano şehrine düşecekti, AC Milan'a. Kariyerinde toplam 70 maç altı gol beş asistliklik performans ile boy gösteren Niang, aynı zamanda Fransa Milli Takımı'nın alt yaş kategorilerinde de yer aldı. U16, U17 ve U21 takımlarında görev alan Niang'a Senegal Milli Takımı'nda oynaması yönünde bir teklif de geldi. O bu teklifi nazik bir biçimde içinde bulunduğu an içinde reddetti. Yaşının genç olduğunu ve Fransa Milli Takımı'nın alt yaş kategorilerinde oynamaya devam etmesinin onun gelişimi için son derece yararlı olduğunun farkındaydı. Ayrıca Clairefontaine'nin de havasını kısa süreli de olsa soluduğunu belirtmeliyim.
Tarz
Hedef santrafor olarak başladığı kariyerinde birçok özelliklere sahip olması sebebi ile sağ ve sol forvet olarak oynayarak devam etti. Stil olarak Thierry Henry'e benzetildiği için onu daha çok Barcelona'daki günlerinde olduğu gibi sol forvet olarak kafanızda bir yere oturtabilirsiniz lakin ters tarafta kullanılması daha ideal olan olacaktır.
Güçlü Yönleri
M'Baye Niang'ın profilinde de belirttiğim gibi yaşıtlarına göre fazlasıyla üstün bir fizik çatısı var. Hatta yaşıtlarından büyük olan isimlerle de bir kıyasa girdiğinde galip çıkabilecek tarafın onun olduğunu belirtmeliyim. Fizik çatısını güç ile bezemiş. Gücünü saha içinde pozitif olarak kullanmasını bilmesi de onun için önemli bir avantaj. Tatlı sert bir forvet olduğunu söyleyebilirim. İkili mücadelelerden kaçınmaması ve genellikle o ikili mücadelelerden galip taraf olarak çıkması çok önemli. Rakip stoperlerin ezebileceği yumuşaklıkta bir forvet kesinlikle değil. Top kapma becerisi de mevcut ki bu da kurnazlık yaptığı takdirde fazlası ile işe yarayabiliyor. Tüm bunların yanında bir de saha içinde kullanmayı fazlasıyla iyi bildiği bir enerjisi mevcut. Bu da aklıyla oynadığının göstergelerinden birisi olarak göze çarpıyor.
Top tekniğinin de güçlü yönleri arasında sayılabilirim. Güçlü fiziği ile top tekniğini harmanlayan isimlerden birisi. "Top ayağına yakışıyor" tabirini kullanamasak da var olan seviye gelişime açık bir futbolcu olduğunu da düşünürsek yeterli seviyede.
Yaşını da göz önünde bulundurduğumuzda santrafor sezgileri ve yer tutuşunun da iyi sayılabilecek özelliklerinden ikisi olduğunu rahatlıkla dillendirebilirim.
Zayıf Yönleri
Top tekniğinin iyi sayılabilecek seviyede olduğunu söyledim. Buna karşın pas oyununa henüz adapte olamıyor. Buna paralel olarak saha görüşü de vasat seviyede. Açık alanda aksi olmasına karşın dar alanda birebirlerde tehlikeli bir isim değil. Bunlardan daha önemli olan iki başlık mevcut. İlki sağ ve sol forvet olarak çokça forma giymesine karşın uzaktan şutlarının istenilen seviyede olmaması. İkinci ve daha da önemlisi ise net bir golcü kimliğinin var olmaması. Bunun ana sebebi de son vuruşlarda istenilen seviyeye henüz ulaşmamasıdır.
Nasıl Kullanılabilir?
Yukarıdaki başlıklarda belirttiğim gibi sol ve özellikle sağ forvet olarak oynayabileceği gibi santrafor olarak da sahaya sürülebilir. Güçlü ve zayıf yönlerini terazinin kefesine koyduğumuz zaman sağ forvet olarak oynaması şu an için akılkarı kaçan seçenek olarak gözüküyor.
Transfer Durumu
Milan onu kolaylıkla bırakmayacaktır. Buna karşın özellikle Ligue 1'in kalburüstü takımlarından birinde kiralık olarak bir sezon geçirmesi ona birçok şey katar. Yeterli süreyi bulup bulamadığı tartışılır lakin o coğrafyaya geri dönmesi her açıdan kariyeri için dönüm noktası olacaktır.
Gelecekte Ne Olur?
Açıkçası tahmin etmek güç. Mevcut özelliklerini ve Milan gibi bir kulüpte forma giydiğini göz önünde bulunduracak olursak en kötü ihtimalle elit liglerin yarışmacı takımlarından birinde as olarak forma giyecektir. Tekrar ediyorum; en kötü ihtimalle. Buna karşın çok büyük bir golcü olamayacağını kestirmek güç değil. Çok faydalı bir oyuncu olabilir mi? Elbette olabilir. Hatta beklentim bu yönde.
Etiketler:
AC Milan,
caen,
Fransa,
m'baye niang,
senegal
Michy
Oyuncu Profili
Michy Batshuayi, 2 Ekim 1993 Brüksel doğumlu Kongo asıllı bir Belçika vatandaşı. Hakkında uzun uzadıya bilgiler mevcut değil lakin biz onun 12 yaşında futbol kariyerine amatör olarak FC Brussels takımında santrafor olarak başladığını biliyoruz. Bir sezon burada top koşturduktan sonra Anderlecht’te denenir. Beğenilmez ve o da FC Brussels’e döner. 2007-2008 sezonunu da burada geçirdikten sonra bu kez Standart Liege’in yolunu tutacaktır. Alt yapı eğitimini burada tamamladıktan sonra 18 yaşında profesyonel sözleşmeye imza atar. Kariyerinde şu zamana kadar toplamda 110 maça çıkıp 40 gol 10 asistlik performans sergiler. Batshuayi aynı zamanda Belçika U21 Milli Takımı’nda da top koşturmaktadır.
Tarz
Michy Batshuayi için oyun özellikleri tam oturmadığından ötürü ne tam anlamı ile hedef santrafor ne de tam bir yardımcı forvet olduğunu söyleyebiliyoruz. Özellikleri oturduğu vakit nerede daha etkin olabileceğini net söyleyebileceğiz lakin mevcut özelliklerini geliştirip yanına hiçbir ekstra şey katmasa bile kendisinden iyi bir yardımcı forvet olacaktır. Versatil bir hücum oyuncusu özelliği taşıması kendisi adına gördüğünüz gibi hem avantaj hem de dezavantaj. Kulubünde bunun sıkıntısını yaşamasa da daha büyük hedefleri olan kulüplerde nerede oynayacağı soru işareti olabilir.
Güçlü Yönleri
Michy Batshuayi, 2 Ekim 1993 Brüksel doğumlu Kongo asıllı bir Belçika vatandaşı. Hakkında uzun uzadıya bilgiler mevcut değil lakin biz onun 12 yaşında futbol kariyerine amatör olarak FC Brussels takımında santrafor olarak başladığını biliyoruz. Bir sezon burada top koşturduktan sonra Anderlecht’te denenir. Beğenilmez ve o da FC Brussels’e döner. 2007-2008 sezonunu da burada geçirdikten sonra bu kez Standart Liege’in yolunu tutacaktır. Alt yapı eğitimini burada tamamladıktan sonra 18 yaşında profesyonel sözleşmeye imza atar. Kariyerinde şu zamana kadar toplamda 110 maça çıkıp 40 gol 10 asistlik performans sergiler. Batshuayi aynı zamanda Belçika U21 Milli Takımı’nda da top koşturmaktadır.
Tarz
Michy Batshuayi için oyun özellikleri tam oturmadığından ötürü ne tam anlamı ile hedef santrafor ne de tam bir yardımcı forvet olduğunu söyleyebiliyoruz. Özellikleri oturduğu vakit nerede daha etkin olabileceğini net söyleyebileceğiz lakin mevcut özelliklerini geliştirip yanına hiçbir ekstra şey katmasa bile kendisinden iyi bir yardımcı forvet olacaktır. Versatil bir hücum oyuncusu özelliği taşıması kendisi adına gördüğünüz gibi hem avantaj hem de dezavantaj. Kulubünde bunun sıkıntısını yaşamasa da daha büyük hedefleri olan kulüplerde nerede oynayacağı soru işareti olabilir.
Güçlü Yönleri
1.85′lik boy ve muhteşem bir fizik kalite ile Batshuayi görenleri açıkçası kendine hayran bırakıyor. Fiziğinin avantajını sahada güç olarak kullanan Batshuayi’nin bu konuda hiçbir eksiği ya da dezavantajı bulunmamakta. Sonda söyleyeceğimi başta söyleyip, “daha önemli” konulara geçelim.
Forvet mevkiilerinde yer alan her oyuncudan öncelikle azami düzeyde hız ve hızlanma kabiliyeti beklenir. Batshuayi de bu iki başlıkta bir sıkıntı yaşamıyor. Vasatın üstünde diyebileceğimiz top tekniğine sahip olması, hızıyla da birleşince dripling yeteneğini kendinden getiriyor. Top sürerken izleyene sanki meşin yuvarlak ayağına yapışıyormuş hissi veriyor. Bu yaşta bir isimde önemli bir erginlik olarak göze çarptığını da belirtmeliyim. Özellikle santraforların geç yaşta topla daha iyi "anlaştığını" düşünürsek yaşıtlarından bu konuda daha önde diyebiliriz. Aynı zamanda ilk kontrol diye tabir edilen o topla buluşma anında da kendisine büyük avantaj sağlıyor. Bir santrafor için olmazsa olmaz son vuruş yeteneği ise yaşıtlarına göre üst seviyede. First Class golcü diye Batshuayi'yi tabir edemeyeceğimizi takdir edersiniz lakin özellikle içinde olduğumuz Avrupa’nın ikinci sınıf liglerinde çok can yakabilecek seviyede bir yetenekten bahsettiğimi belirtmeliyim. Bu konudaki en büyük sıkıntısı da sanırım mental. Kolay gözüken pozisyonları gole çevirmekte zorluk yaşayabiliyor. Bu açıdan kendisini Fenerbahçeli Moussa Sow’a benzettim. Beni en çok etkileyen özellikleri ise top tutuşu, sırtı dönük olarak oyununu rahatlıkla oynayabilmesi ve en zor pozisyonlarda bile rahatlıkla yapabildiği pas dağıtımı. Ekstra olarak dar alanda kimi zaman çok acayip işler yapabildiğinin de altını çizmeliyim. Özellikleri sadece santrafor özellikleri değil, versatil bir oyuncu özellikleri. Bu yüzden onu forvet hattının her bölgesinde değerlendirilebilir olarak görmekteyim. Bu da artı hanesindeki son başlık olsun.
Zayıf Yönleri
Boyuna rağmen henüz geliştiremediği yüksek top kabiliyeti, vasat düzeydeki yaratıcılığı ve uzun mesafedeki topsuz koşuları onun geliştirmesi gereken birincil noktalar diye düşünmekteyim. Ekstra olarak topsuz oyunda kendisini daha da geliştirip önemli bir görev adamı haline gelebileceğini de düşümekteyim.
Nasıl Kullanılabilir?
Teknik direktörü Guy Luzon 4-4-2 dizilişinin en ucunda Batshuayi'yi oynatıyor. Hedef santrafor görevi ile sahaya çıktığını söyleyebilirim. Rotasyon içinde kiminle partner olduğu sorusu aslında kullanılış biçimine de işaret ediyor. Tarz başlığı altında belirttiğim ve genel olarak dem vurduğum gibi hangi görevde nasıl kullanılacağı biraz kendisine biraz da teknik direktörüne bağlı. Eğer elinizde net bir nokta santraforunuz var ise yardımcı forvet olarak oynatmak yanlış olmaz. Aynı zamanda kanat forvet dahi olarak kullanılabilir. Tabii ki bu biraz abartılı bir tercih olacaktır. Sadece böyle bir seçenek olduğunu da belirtme çabasındayım.
Transfer Durumu
Standart Liege yetkilileri Batshuayi'yi Arsenal scoutlarının gözlemlediğini doğruladı. Arsenal'ın gözlemlerinin hala devam ettiği biliniyor. Batshuayi'nin daha önce verdiği röportajlar doğrultusunda oynamak istediği iki kulüpten birinin Arsenal olduğunu belirtmeliyiz. Diğeri de Borussia Dortmund. Yetenekleri ve Belçika menşeli bir oyuncu olması onu direkt olarak A klas takımlara atabilir. Arsenal transferi gerçekleşir mi bilinmez ama Ada'ya doğru yola çıkması hiç de zor görünmüyor.
Gelecekte Ne Olur?
Açıkçası onun kalburüstü bir oyuncu olabileceğini düşünmekteyim. Belçika’nın son dönemdeki “yıldız yetiştirme” gücünü de düşününce neden olmasın diye kendime soruyorum. Kalburüstü bir oyuncu mu olacak yoksa A klas bir yıldız mı diye soracak olursanız şimdilik çekimserim. Birkaç şey daha gösterirse çekimserlik yerini tutkulu bir saplantıya bırakır ve A klas oyuncu olabileceği üzerine iddiaya bile girebilirim.
Kondogbia
Oyuncu Profili
15 Şubat 1993'de Fransa'nın Nemours kentinde dünyaya gelen Geoffrey Kondogbia Orta Afrika Cumhuriyeti asıllı bir Fransa vatandaşı. Henüz altı yaşındayken alt yapı kariyerine başlar. 2003 yılına kadar yerel bir kulüp olan Nandy'de top koşturan küçük Kondogbia, bu tarihte Senart-Moissy bünyesine katılır. Amatör ligde dikkat çekici performansı neticesinde Lens kendisi için girişimlerde bulunur. 2004'te ise Lens alt yapısına katılır. 11 Nisan 2010'a dek amatör biçimde top koşturan Kondogbia artık profesyonelliğe adım atar. 2010-2012 yılları arasında Lens'de 34 karşılaşmaya çıkan Kondogbia, burada profesyonelliğe uymayan davranışları ile dikkatleri üzerine çeker. Saha içinde kontrolsüz güç kullanımı sebebi ile sürekli kart görmesi ve bunun yanında saha dışında sahte ehliyet ile araç kullanmak gibi eylemlerin içinde bulunması ileride ne hale geleceğini merak ettirecekti. 2012'de 3.5 milyon Avro karşılığında Lens'den Sevilla'ya transfer olur. Burada ise adeta aklını başına alıp hareket eder. Disiplinsiz hareketler tarih olmuştur. Bu süreçte hiçbir olaya karışmayıp sadece "yetenekli çocuk" olarak anılır. Sevilla'da 34 karşılaşmaya çıkıp ciddi anlamda dikkat çekici bir performans sergiledikten sonra adı Real Madrid başta olmak üzere Arsenal, Manchester United gibi takımlar ile anılacaktı. Yazın Fransa U20 Milli Takımı ile birlikte Dünya Kupası'nı kazandılar. Fransa'nın altın jenerasyonunun en değerli parçalarından biri sayılıyordu. Dmitry Ryboloblev'in geçtiğimiz dönemde satın aldığı Monaco'ya 20 milyon Avro karşılığında transfer olduğunda herkesin kafasında kariyeri için doğru adımı atıp atmadığı konusunda soru işaretleri oluşmuştu. Kariyerinde 124 maça çıkıp 7 gol 8 asistlik performans tahtası oluşturan Geoffrey Kondogbia savunmaya kırık bir merkez oyuncusu.
Tarz
Fransızların yakaladıkları yetenekli her ofansif merkez orta sahaya Zinedine Zidane yakıştırması yaptığı malumunuz. Savunmaya kırık orta saha oyuncuları -hele bir de siyahi ise- için de bunun Patrick Vieira versiyonu mevcut. Kondogbia da tam olarak bu kontenjandan sayılıyor. Çeşitli mevkiilerde kullanılabilen bir isim olmasına rağmen Patrick Vieira yakıştırmasına ileride layık olabilecek tarzda bir defansif orta saha.
Güçlü Yönleri
Kondogbia fundamental özellikleri gelişmiş bir oyuncu. Fransız alt yapısının son dönemlerde yetiştirdiği oyuncu grubunun tümünün özelliği de öyle zannediyorum ki budur. Aynı zamanda Kondogbia'nın doğuştan gelen ve çalışarak üstüne de koyduğu belli olan fiziği büyük önem arz ediyor. Uzun boyu ile birlikte tutturduğu güçlü fizik sahanın merkezinde rakip oyunculara daha görüntü olarak karşı koyan cinsten. Ekstra olarak bu noktada atletik yapısının gelişmişliğinin de altını çizmeliyiz.
Teknik açıdan henüz tam erginliğe ulaşmamış ham bir oyuncu olsa da son derece önemli bir potansiyel arz ediyor. Bilek yumuşaklığı, oyun görüşü, top kontrolü, ilk dokunuş gibi topla içli dışlı olduğu bütün teknik özellik kalemleri belirli bir seviyenin üzerinde. Yaşıtları ile arasındaki en büyük farkı da daha ham olmasına rağmen ilk olarak bu noktadan koyuyor. Teknik olarak ham olmasına karşın taktik anlamda son derece olgun bir futbol aklı var. Taktik disipline son derece uyumlu. Buna Sevilla'da geçirdiği sezonun büyük katkısı olduğunu ara not olarak vermeliyim. Pozisyon alışı son derece iyi. Buna paralel olarak vasat üstü olmasına rağmen var olan top kapma yeteneği son derece işlevsel hale geliyor. Yine paralel olarak pas aralarını seven, sezgileri ile sahaya hükmedebilen bir oyuncu haline geliyor. Farkı yarattığı ikinci nokta da burası oluyor. Son olarak da uzun boyunun avantajını hava toplarında fazlası ile kullanıyor diyebilirim.
Zayıf Yönleri
Teknik açıdan ham olduğunu dillendirdik. Bunu gidermek için çalışması ve üstüne koyması ilk etapta gerekli olan şey. Ardından tecrübe gerekecek. Şimdiden yaşıtlarına oranla çok fazla tecrübesi olduğunu biliyoruz. Modern futbolda tek yönlü oyuncuların gittikçe gözden düştüğünü düşünecek olursak Kondogbia'nın hücum özelliklerini geliştirmesi gerekmekte. 3. bölgede sıkıntıları olduğu bariz. İnce işleri yapabilecek potansiyelde olduğu için bunu ondan beklememiz çok olmayacaktır. Bu yönünü de geliştirdiği takdirde vatandaşı ve sürekli kıyaslandığı arkadaşı Paul Pogba ile kafa kafaya gelecektir. Bunu çok rahat söyleyebiliriz.
Nasıl Kullanılabilir?
Merkez orta saha olarak başladığı profesyonel futbol hayatında savunmaya kırık orta saha, stoper, sol bek ve ofansif orta saha olmak üzere çeşitli mevkiilerde forma giydi. Asli mevkiisi savunmaya kırık orta saha pek tabii. Sevilla döneminde zaruri biçiminde sol bek oynamıştı. Stoper olarak kullanılabilir lakin fazlasıyla lüks olacaktır. Bu kalitede genç bir yeteneği oraya koymak gelişim açısından yanlış olacaktır. Ofansif orta saha olarak Pierre Mankowski tarafından U20 Dünya Kupası'nda oynatıldı. Maç içerisinde bolca Pogba ile yer değiştirdiğine de şahit olduğumuzu eklemeliyim. İdeal olarak üçlü orta saha düzeninde bir holder olarak kullanılması ideali olacaktır.
Transfer Durumu
Monaco'ya transferi işleri bir anlamda karıştırdı. O projenin nereye varacağını bilemiyoruz lakin 2-3 sezon içinde transfer olması pek mümkün görünmüyor. Monaco'dan ayrıldığı takdirde Avrupa'nın elit kulüplerine gitmesi iş değil.
Gelecekte Ne Olur?
Sevilla'da geçirdiği sezonun ardından Kondogbia'nın ne olacağından ziyade ne olmayacağı belirginleşti. Şu hali ile birlikte yıllarca Avrupa'nın üst liglerinde forma giyebilir. Yeni Patrick Vieira olur mu? İşte onu göreceğiz.
15 Şubat 1993'de Fransa'nın Nemours kentinde dünyaya gelen Geoffrey Kondogbia Orta Afrika Cumhuriyeti asıllı bir Fransa vatandaşı. Henüz altı yaşındayken alt yapı kariyerine başlar. 2003 yılına kadar yerel bir kulüp olan Nandy'de top koşturan küçük Kondogbia, bu tarihte Senart-Moissy bünyesine katılır. Amatör ligde dikkat çekici performansı neticesinde Lens kendisi için girişimlerde bulunur. 2004'te ise Lens alt yapısına katılır. 11 Nisan 2010'a dek amatör biçimde top koşturan Kondogbia artık profesyonelliğe adım atar. 2010-2012 yılları arasında Lens'de 34 karşılaşmaya çıkan Kondogbia, burada profesyonelliğe uymayan davranışları ile dikkatleri üzerine çeker. Saha içinde kontrolsüz güç kullanımı sebebi ile sürekli kart görmesi ve bunun yanında saha dışında sahte ehliyet ile araç kullanmak gibi eylemlerin içinde bulunması ileride ne hale geleceğini merak ettirecekti. 2012'de 3.5 milyon Avro karşılığında Lens'den Sevilla'ya transfer olur. Burada ise adeta aklını başına alıp hareket eder. Disiplinsiz hareketler tarih olmuştur. Bu süreçte hiçbir olaya karışmayıp sadece "yetenekli çocuk" olarak anılır. Sevilla'da 34 karşılaşmaya çıkıp ciddi anlamda dikkat çekici bir performans sergiledikten sonra adı Real Madrid başta olmak üzere Arsenal, Manchester United gibi takımlar ile anılacaktı. Yazın Fransa U20 Milli Takımı ile birlikte Dünya Kupası'nı kazandılar. Fransa'nın altın jenerasyonunun en değerli parçalarından biri sayılıyordu. Dmitry Ryboloblev'in geçtiğimiz dönemde satın aldığı Monaco'ya 20 milyon Avro karşılığında transfer olduğunda herkesin kafasında kariyeri için doğru adımı atıp atmadığı konusunda soru işaretleri oluşmuştu. Kariyerinde 124 maça çıkıp 7 gol 8 asistlik performans tahtası oluşturan Geoffrey Kondogbia savunmaya kırık bir merkez oyuncusu.
Tarz
Fransızların yakaladıkları yetenekli her ofansif merkez orta sahaya Zinedine Zidane yakıştırması yaptığı malumunuz. Savunmaya kırık orta saha oyuncuları -hele bir de siyahi ise- için de bunun Patrick Vieira versiyonu mevcut. Kondogbia da tam olarak bu kontenjandan sayılıyor. Çeşitli mevkiilerde kullanılabilen bir isim olmasına rağmen Patrick Vieira yakıştırmasına ileride layık olabilecek tarzda bir defansif orta saha.
Güçlü Yönleri
Kondogbia fundamental özellikleri gelişmiş bir oyuncu. Fransız alt yapısının son dönemlerde yetiştirdiği oyuncu grubunun tümünün özelliği de öyle zannediyorum ki budur. Aynı zamanda Kondogbia'nın doğuştan gelen ve çalışarak üstüne de koyduğu belli olan fiziği büyük önem arz ediyor. Uzun boyu ile birlikte tutturduğu güçlü fizik sahanın merkezinde rakip oyunculara daha görüntü olarak karşı koyan cinsten. Ekstra olarak bu noktada atletik yapısının gelişmişliğinin de altını çizmeliyiz.
Teknik açıdan henüz tam erginliğe ulaşmamış ham bir oyuncu olsa da son derece önemli bir potansiyel arz ediyor. Bilek yumuşaklığı, oyun görüşü, top kontrolü, ilk dokunuş gibi topla içli dışlı olduğu bütün teknik özellik kalemleri belirli bir seviyenin üzerinde. Yaşıtları ile arasındaki en büyük farkı da daha ham olmasına rağmen ilk olarak bu noktadan koyuyor. Teknik olarak ham olmasına karşın taktik anlamda son derece olgun bir futbol aklı var. Taktik disipline son derece uyumlu. Buna Sevilla'da geçirdiği sezonun büyük katkısı olduğunu ara not olarak vermeliyim. Pozisyon alışı son derece iyi. Buna paralel olarak vasat üstü olmasına rağmen var olan top kapma yeteneği son derece işlevsel hale geliyor. Yine paralel olarak pas aralarını seven, sezgileri ile sahaya hükmedebilen bir oyuncu haline geliyor. Farkı yarattığı ikinci nokta da burası oluyor. Son olarak da uzun boyunun avantajını hava toplarında fazlası ile kullanıyor diyebilirim.
Zayıf Yönleri
Teknik açıdan ham olduğunu dillendirdik. Bunu gidermek için çalışması ve üstüne koyması ilk etapta gerekli olan şey. Ardından tecrübe gerekecek. Şimdiden yaşıtlarına oranla çok fazla tecrübesi olduğunu biliyoruz. Modern futbolda tek yönlü oyuncuların gittikçe gözden düştüğünü düşünecek olursak Kondogbia'nın hücum özelliklerini geliştirmesi gerekmekte. 3. bölgede sıkıntıları olduğu bariz. İnce işleri yapabilecek potansiyelde olduğu için bunu ondan beklememiz çok olmayacaktır. Bu yönünü de geliştirdiği takdirde vatandaşı ve sürekli kıyaslandığı arkadaşı Paul Pogba ile kafa kafaya gelecektir. Bunu çok rahat söyleyebiliriz.
Nasıl Kullanılabilir?
Merkez orta saha olarak başladığı profesyonel futbol hayatında savunmaya kırık orta saha, stoper, sol bek ve ofansif orta saha olmak üzere çeşitli mevkiilerde forma giydi. Asli mevkiisi savunmaya kırık orta saha pek tabii. Sevilla döneminde zaruri biçiminde sol bek oynamıştı. Stoper olarak kullanılabilir lakin fazlasıyla lüks olacaktır. Bu kalitede genç bir yeteneği oraya koymak gelişim açısından yanlış olacaktır. Ofansif orta saha olarak Pierre Mankowski tarafından U20 Dünya Kupası'nda oynatıldı. Maç içerisinde bolca Pogba ile yer değiştirdiğine de şahit olduğumuzu eklemeliyim. İdeal olarak üçlü orta saha düzeninde bir holder olarak kullanılması ideali olacaktır.
Transfer Durumu
Monaco'ya transferi işleri bir anlamda karıştırdı. O projenin nereye varacağını bilemiyoruz lakin 2-3 sezon içinde transfer olması pek mümkün görünmüyor. Monaco'dan ayrıldığı takdirde Avrupa'nın elit kulüplerine gitmesi iş değil.
Gelecekte Ne Olur?
Sevilla'da geçirdiği sezonun ardından Kondogbia'nın ne olacağından ziyade ne olmayacağı belirginleşti. Şu hali ile birlikte yıllarca Avrupa'nın üst liglerinde forma giyebilir. Yeni Patrick Vieira olur mu? İşte onu göreceğiz.
Umtiti
Oyuncu Profili
14 Kasım 1993 tarihinde Kamerun'un Yaounde şehrinde dünyaya gelen Samuel Umtiti futbola altı yaşındayken Lyon şehrinin Menival adlı amatör kulübünde başladı. Burada geçen iki yılın ardından 2001'de Olympique Lyon tarafından Lyon alt yapısına alındı. Tamı tamına 10 sene sonra profesyonel sözleşmeye imza atacaktı. Fransa Milli Takımı'nın U17 seviyesinden beri formasını giymekte. Toplamda 41 kez alt yaş kategorilerinde milli olan Umtiti, kariyerinde toplamda 94 karşılaşmaya çıktı ve dört golün altına imza attı. Daha şimdiden sakin ve profesyonel sporcu kimliği ile dikkat çeken Umtiti, karakterli bir futbolcu olarak anılma yolunda emin adımlarla ilerliyor.
Tarz
Klasik bir İtalyan stoperini andıran soğukkanlılığı ile Umtiti Fransızlar adına farklı tarzda bir oyuncu olarak göze çarpıyor. Hayalinde yer alan kulübün Milan olduğunu defalarca dile getiren Umtiti'nin sol bekte de oynayabildiğini düşününce idolünün Paolo Maldini olduğunu kestirmek güç değil.
Güçlü Yönleri
Fizik olarak yaşıtlarının fazlasıyla önünde olan Umtiti'nin bu noktada hiçbir sıkıntı yaşayacağını düşünmüyorum. Belki tek handikapı olabilir o da 1.81'lik boyu. Bu noktadaki dezavantajını da eşleşmeler ve sıçrama kabiliyeti ile atlattığını rahatlıkla söyleyebilirim. Boyuna nazaran yüksek toplarda dominant olması da bunun esasen bir göstergesi. Atletikliği de fiziği gibi son derece dikkat çekici. Çevik ve ayakları yere sağlam basan diye tabir edilen stoperlerden.
Stoperlerde aranan soğukkanlılık fazlasıyla mevcut. Yukarıda belirttiğim gibi o noktada sanki bir İtalyan edası taşıyor. Bunun yanı sıra son derece garantici bir oyun yapısı var. Kesinlikle risk almayı sevmiyor. Hata affetmeyen bir mevkiide oynadığı düşünülünce bu durumu basit oyunuyla da birleştirince öne çıkıyor. Markaj yeteneği de son derece yeterli. Tüm bu özellikleri bir tarafa, yaratıcının doğuştan verdiği bir özellik olan sezgileri oyununda büyük önem arz ediyor. Bu yaşta sezgileri bu kadar iyi olan bir stoper ciddi anlamda kıymetlidir. Umtiti de onlardan birisi. Oyundaki tüm defolarını belki de kapatan bir artısıdır.
Eksik Yönleri
Tek hamleli bir stoper oluşu handikaplarından en büyüğü. Bunun yanı sıra topsuz oyunda henüz vasatı aşamaması da dikkat çekici. Top tekniği de çok önemli bir problem olmasa da yine de sorun teşkil ediyor. Pas yüzdesi 80 civarı kalıyor ki bu bir stoper için son derece düşük bir yüzde. Uzun topları bolca kullanması bunu oluşturan doğal bir neden lakin yine de genele oranladığınızda beklentilerin altında kalan bir yüzde gün yüzüne çıkıyor.
Nasıl Kullanılabilir?
Çift stoperli düzenlerde "son adam" diyebileceğimiz derinliği oluşturan stoper rolünde oynaması hem takımı hem de kendisi açısından çıkar yol. Aynı zamanda sol bek olarak da günü rahatlıkla kurtarabilecek bir isim.
Transfer Durumu
Birçok İngiliz takımının Umtiti'yi izlediği doğrulandı. Özellikle Newcastle ciddi biçimde ilgilendi. Buna karşın onun Serie A semalarına uçması geleceği açısından önemli bir adım olacaktır.
Gelecekte Ne Olur?
Kendini geliştirdiği takdirde -ki fazlasıyla çalışması gerek- çok önemli takımlarda kendine yer bulabilir. Lyon'un içinde bulunduğu durumu düşününce yakın bir zamanda transfer yapması olası. Kariyerine nasıl yön vereceği önemli bir mesele. Tabii ki her futbolcu için önemli lakin Umtiti için ekseriyetle önemli bir durum olarak göze çarpıyor. O ilk adımı attıktan sonra gerisi Umtiti adına çorap söküğü gibi gelecektir.
14 Kasım 1993 tarihinde Kamerun'un Yaounde şehrinde dünyaya gelen Samuel Umtiti futbola altı yaşındayken Lyon şehrinin Menival adlı amatör kulübünde başladı. Burada geçen iki yılın ardından 2001'de Olympique Lyon tarafından Lyon alt yapısına alındı. Tamı tamına 10 sene sonra profesyonel sözleşmeye imza atacaktı. Fransa Milli Takımı'nın U17 seviyesinden beri formasını giymekte. Toplamda 41 kez alt yaş kategorilerinde milli olan Umtiti, kariyerinde toplamda 94 karşılaşmaya çıktı ve dört golün altına imza attı. Daha şimdiden sakin ve profesyonel sporcu kimliği ile dikkat çeken Umtiti, karakterli bir futbolcu olarak anılma yolunda emin adımlarla ilerliyor.
Tarz
Klasik bir İtalyan stoperini andıran soğukkanlılığı ile Umtiti Fransızlar adına farklı tarzda bir oyuncu olarak göze çarpıyor. Hayalinde yer alan kulübün Milan olduğunu defalarca dile getiren Umtiti'nin sol bekte de oynayabildiğini düşününce idolünün Paolo Maldini olduğunu kestirmek güç değil.
Güçlü Yönleri
Fizik olarak yaşıtlarının fazlasıyla önünde olan Umtiti'nin bu noktada hiçbir sıkıntı yaşayacağını düşünmüyorum. Belki tek handikapı olabilir o da 1.81'lik boyu. Bu noktadaki dezavantajını da eşleşmeler ve sıçrama kabiliyeti ile atlattığını rahatlıkla söyleyebilirim. Boyuna nazaran yüksek toplarda dominant olması da bunun esasen bir göstergesi. Atletikliği de fiziği gibi son derece dikkat çekici. Çevik ve ayakları yere sağlam basan diye tabir edilen stoperlerden.
Stoperlerde aranan soğukkanlılık fazlasıyla mevcut. Yukarıda belirttiğim gibi o noktada sanki bir İtalyan edası taşıyor. Bunun yanı sıra son derece garantici bir oyun yapısı var. Kesinlikle risk almayı sevmiyor. Hata affetmeyen bir mevkiide oynadığı düşünülünce bu durumu basit oyunuyla da birleştirince öne çıkıyor. Markaj yeteneği de son derece yeterli. Tüm bu özellikleri bir tarafa, yaratıcının doğuştan verdiği bir özellik olan sezgileri oyununda büyük önem arz ediyor. Bu yaşta sezgileri bu kadar iyi olan bir stoper ciddi anlamda kıymetlidir. Umtiti de onlardan birisi. Oyundaki tüm defolarını belki de kapatan bir artısıdır.
Eksik Yönleri
Tek hamleli bir stoper oluşu handikaplarından en büyüğü. Bunun yanı sıra topsuz oyunda henüz vasatı aşamaması da dikkat çekici. Top tekniği de çok önemli bir problem olmasa da yine de sorun teşkil ediyor. Pas yüzdesi 80 civarı kalıyor ki bu bir stoper için son derece düşük bir yüzde. Uzun topları bolca kullanması bunu oluşturan doğal bir neden lakin yine de genele oranladığınızda beklentilerin altında kalan bir yüzde gün yüzüne çıkıyor.
Nasıl Kullanılabilir?
Çift stoperli düzenlerde "son adam" diyebileceğimiz derinliği oluşturan stoper rolünde oynaması hem takımı hem de kendisi açısından çıkar yol. Aynı zamanda sol bek olarak da günü rahatlıkla kurtarabilecek bir isim.
Transfer Durumu
Birçok İngiliz takımının Umtiti'yi izlediği doğrulandı. Özellikle Newcastle ciddi biçimde ilgilendi. Buna karşın onun Serie A semalarına uçması geleceği açısından önemli bir adım olacaktır.
Gelecekte Ne Olur?
Kendini geliştirdiği takdirde -ki fazlasıyla çalışması gerek- çok önemli takımlarda kendine yer bulabilir. Lyon'un içinde bulunduğu durumu düşününce yakın bir zamanda transfer yapması olası. Kariyerine nasıl yön vereceği önemli bir mesele. Tabii ki her futbolcu için önemli lakin Umtiti için ekseriyetle önemli bir durum olarak göze çarpıyor. O ilk adımı attıktan sonra gerisi Umtiti adına çorap söküğü gibi gelecektir.
12 Aralık 2013 Perşembe
Devşirmeler
"Devşirme" olgusu aslında köken olarak Türkler'e pek de uzak sayılmaz. Tarihin tozlu yapraklarından(!) öğrendiğimiz kadarı ile özellikle Osmanlı Devleti'nden süregelen bir durum olarak karşımıza çıkmakta. Futbolda da benzer bir durumumuz söz konusu. Her ne kadar devşirmenin temel ilkelerine aykırı olsa da alt yapısını Almanya'da almış birçok Türk kökenli ismi "devşirdiğimizi" de gözlerden kaçırmamak gerekiyor.
Dünyada futbol sahnesine baktığımızda FIFA'nın ilgili kararı çıkmadan önce Macarlar'ın efsanesi Ferenc Puskas'ın dahi devşirilip İspanya Milli Takımı adına forma giymesinin sağlandığını görüyoruz. Böylesine kökenleri olan bir konu, Diego Costa'nın anavatanı olan Brezilya'yı değil de vatandaşlık hakkını kazandığı İspanya'yı milli takım olarak seçmesi ile tekrar gündeme gelecekti. Biz de tıpkı Diego Costa gibi anavatanını değil de vatandaşlık hakkını kazandığı ülkenin milli takımını seçen, alt yapı eğitimini de seçtiği ülkede almamış olan isimlerden bir TOP 10 yapalım istedik. Başlayalım;
10. Diego Costa:
Diego Costa, 7 Ekim 1988'de Brezilya'nın Lagarto şehrinde dünyaya geldi. Costa birçok Brezilyalı futbolcu gibi sokaklardan gelen bir isim. Geç de sayabileceğimiz bir yaş olan 16. yaşında alt yapı kariyerine başlayacaktır. Barcelona EP'de geçirilen iki sezonun ardından Bragalı yetkililerin dikkatini çeker. 18 yaşında başladığı profesyonel futbol kariyeri biraz da sürpriz biçimde Atletico Madrid ile kesişecektir. Atleti'ye transfer olduktan sonra zorlu dönemler yaşar. Sırası ile eski kulübü Braga, Celta Vigo, Albacete, Valladolid ve Rayo Vallecano'ya kiralanır. Burada gollerini atar. Özellikle Rayo'da 16 maçta attığı 10 gol ile dikkatleri üzerine çeker. Diego Simeone'nin kadrosunda kendine yer bulacaktır. Geçtiğimiz sezon rotasyon oyuncusu olarak kullanılan Costa, Falcao'nun da satışından sonra içinde bulunduğumuz sezonda Atleti'nin vazgeçilmezlerinden biri haline gelecektir. Göz dolduran performansı neticesinde hem Brezilya hem de İspanya'dan teklif alan Costa, kuvvetle muhtemel Felipe Scolari'nin onu ikinci plana iten açıklamaları neticesinde "Bana her şeyimi İspanya verdi." diyerek İspanya milli takımını seçecekti. Henüz formayı sırtına geçirmese de ona dair beklentiler azımsanacak gibi değil.
9. Marko Devic:
27 Ekim 1983 Sırbistan-Belgrad doğumlu olan Devic, alt yapı eğitimini Sırbistan'da aldı. Zvezdara'da kariyerine başladı. Daha sonra sırası ile Zeleznik, Radnicki ve Vazdovac'da oynadıktan sonra Ukrayna'nın Volyn Lutsk takımına transfer oldu. Buradan asıl dikkatleri çekeceği Metalist Kharkiv'e geçen Devic, 148 maçta 64 gol atarak acayip bir grafik çizdi. Geçtiğimiz sezon Mircea Lucescu'nun Shakhtar Donetsk'ine transfer olsa da istediği şansı bulamadı ve Metalist'e geri döndü. 2008'de Ukrayna'dan vatandaşlık hakkını alan Devic(artık Devich) aynı sene Norveç karşısında forma giyerek milli formayı da sırtına geçirmiş oldu. Andry Schevchenko sonrası Ukrayna futbolunun yaşadığı santrafor krizine geçici bir çözüm de oldu diyebiliriz. 33 kez giydiği milli forma altında altı gol de kaydettiğini eklemeden geçmeyelim.
8. Igor de Camargo:
12 Mayıs 1983 Brezilya-Porto Feliz doğumlu Igor de Camargo, Estrela FC Porto Feliz'de alt yapı eğitimini alır. Burada Belçika'nın Racing Genk kulübünün yetkilileri tarafından keşfedilen de Camargo 2000'de kulüp bünyesine katılır. Genk, kiralık olarak Beringen-Heusden-Zolder, Brussels, Standart Liege, Borussia Mönchengladbach, yine kiralık olarak Hoffenheim forması giydikten sonra yuvam dediği Standart Liege'e geri döndü. Toplamda 111 kez giydiği Standart Liege forması altında dikkatleri üzerine çekti. 2009'da kazandığı vatandaşlık hakkının ardından o yıl Slovenya ile oynanan bir hazırlık karşılaşması ile formayı sırtına geçirdi. Uzun ömürlü olmasa da listemizde yerini alan isimlerden biri oldu.
7. Pepe:
Futbolun acımasız çocuklarından Kepler Leveran Lima Ferreira yani bildiğimiz şekliyle Pepe, 26 Şubat 1983 Brezilya - Maceio doğumlu. Alt yapı eğitimini Corinthians Alagoano'da alan Pepe 2001 yılında Kıta Avrupası'na ayak basar. Maritimo'nun B takımı ile maçlara çıkmaya başlayan Pepe 2003'te A takıma yükselir. 2004'te Porto'ya geçişi yapar. 2007'de ise Real Madrid yeni durağı olur. Brezilya'nın hiçbir alt yaş kategorisinde milli olmayan Pepe, 2006'da Portekiz vatandaşlığını alır ve 2007'de de ilk milli maçına çıkar. Portekiz adına 55 karşılaşmaya çıkıp üç de gol kaydetmiştir.
Futbolun acımasız çocuklarından Kepler Leveran Lima Ferreira yani bildiğimiz şekliyle Pepe, 26 Şubat 1983 Brezilya - Maceio doğumlu. Alt yapı eğitimini Corinthians Alagoano'da alan Pepe 2001 yılında Kıta Avrupası'na ayak basar. Maritimo'nun B takımı ile maçlara çıkmaya başlayan Pepe 2003'te A takıma yükselir. 2004'te Porto'ya geçişi yapar. 2007'de ise Real Madrid yeni durağı olur. Brezilya'nın hiçbir alt yaş kategorisinde milli olmayan Pepe, 2006'da Portekiz vatandaşlığını alır ve 2007'de de ilk milli maçına çıkar. Portekiz adına 55 karşılaşmaya çıkıp üç de gol kaydetmiştir.
6.Eduardo:
Eduardo Alves da Silva... 25 Şubat 1983 Brezilya-Rio de Janeiro doğumlu olan Eduardo, alt yapı kariyerine CBF Nova Kennedy'de başlayıp Bango Atletico Clube'de devam etmiştir. Buradan sonra Dinamo Zagreb'e erken yaşta transfer olur. Henüz 17'sindeyken yapmış olduğu bu transfer onu zorlar. Zaman zaman alt yaş kategorisindeki takımlarla antrenmana çıksa da alt yapı eğitimini burada aldı demek haksızlık olacaktır. Bu dönemde Inter Zapseric'e kiralandığının da altını çizmeliyiz. Dinamo Zagreb forması ile 123 maçta 83 gol kaydeden Eduardo 2007'de 7.5 milyon Pound karşılığında Arsenal'a transfer olur. Burada talihsizce yaşadığı sakatlık kariyerinin kırılma noktası olacaktır. Daha sonra istenilen verimin sağlanamaması neticesinde Shakhtar Donetsk'e yollanan Eduardo 80 maçta 25 gollük bir performans sergiler. Hırvatistan vatandaşlığına 2002'de geçen Eduardo, aynı sezon milli de olur. Milli forma altında attığı 29 gol ile Davor Suker'in ardından en golcü ikinci Hırvat olarak tarihe de adını yazdırır.
5. Thiago Motta:
28 Ağustos 1982 Brezilya - Sao Bernardo do Campo doğumlu olan Motta, alt yapı eğitimini Clube Atletico Juventus'ta aldıktan sonra Barcelonalı scoutların dikkatini çeker. 1999'da kulüp bünyesine katılan Motta iki sezon Barcelona B formasını giyer. Bu süreci 6 sezonluk Barcelona A takım serüveni takip eder. Daha sonra kısa süreli Atletico Madrid ve Genoa maceraları yaşar. Atleti'de az forma şansı giymesine karşın Genoa'da tekrar kendini parlatır ve Inter'in yolunu tutar. Inter'in hepimizin hatırladığı sezonlarının vazgeçilmezlerinden biri haline gelir. 2012'de ise ayrılma vakti gelmiştir. Yeni rota Paris'tir. Arap milyarderin satın aldığı Paris Saint-Germain'de kendine yer bulacaktır. Hala PSG'nin kadrosunda bulunan Motta, İtalya Milli Takımı'nın da güncel kadrosunda bir yer edinmiştir. Motta, aile kökeninde İtalyanlık oluşundan ötürü de İtalya Milli Takımı'nın formasını giyer. Gök Maviler ile 16 maça çıkan Motta bir de gol kaydetti.
4. Kevin Kuranyi:
Kuranyi de bu listedeki çoğunluk gibi Brezilya - Rio de Janeiro, 2 Mart 1982 doğumlu. Alt yapı eğitiminin tabiri caizse yüzde 99'luk kısmını Brezilya'da alıp Stuttgart'a geçiş yapmıştır. Stuttgart ile fazlasıyla efektif bir dönem geçiren Kuranyi'nin yolu Gelsenkirchen'e, Schalke'ye düşecektir. Burada Stuttgart'ta yaptığı işin fazlasını yapıp iyi bir gol ortalaması tutturur. Brezilya'dan herhangi bir teklif almaz. Alman Milli Takımı'nın formasını U21 seviyesinden itibaren giymeye başlar. 52 maçta 19 gollük performansı da hiç fena sayılmaz. Ek olarak Kuranyi'nin Panama vatandaşlığının da bulunduğunu belirtelim. Hoş, Panama Milli Takımı'nın formasını giymesi saçmalıktan öte olmazdı, o ayrı. Kuranyi'nin önemi ne diye soracak olursanız, alt yapı kariyerini çoğunlukla dışarıda almış bir futbolcu olarak devşirilip milli formaya layık görülmesidir.
3. Deco:
27 Ağustos 1977 Brezilya - Sao Bernardo do Campo doğumlu olan Anderson Luis de Souza "Deco" Sao Paulo'daki Nacional'in alt yapısında yetişecekti. 1996 yılında Corinthians ile profesyonel sözleşme imzalayana kadar burada eğitim alan Deco'nun Avrupa'ya geçmesi özellikle Corinthians'taki hocaları tarafından çok olası görünüyordu. Nitekim Corinthians'ta tek sezon geçirdikten sonra Benfica'nın dikkatini çekti. Burada antrenmanlara çıktıktan sonra sözleşme imzalandı ve akabinde Alverca'ya kiralık olarak yollandı. Burada 32 maçta 13 gol kaydeden Deco dönemin teknik direktörü Graeme Souness tarafından performansı beğenilmeyerek yollanır. Adres yine Portekiz temsilcisi olan Salgueiros olur. Burada kısa süre geçirse de Porto'nun yetkilileri tarafından beğenilir. 1999'da kapısından girdiği Estadio Dragao onun kariyerinde acayip bir noktaya oturacaktır. Jose Mourinho ile birlikte çalışıp, birlikte yükselen oyunculardan yalnızca bir tanesidir. UEFA Şampiyonlar Ligi ve UEFA Kupası organizasyonlarını kazanan takımın önemli parçalarından biridir. Bu, onu Barcelona'ya taşır. Barcelona'da Porto günlerini aratmayacak şekilde oyununu oynar. Dönemin fenomeni Ronaldinho ve golcü Samuel Eto'o'nun biraz gölgesinde kalmış olsa da o dönemin simgelerinden biri haline geldiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Daha sonra Luis Felipe Scolari'nin Chelsea'nin başına geçmesi ile ilk transfer etmek istediği ve başardığı isim olur. Burada çok da uzun bir süre kalmasa da fena bir performans sergilemez. Maviler'den sonraki durak ise anavatan Brezilya olur. Fluminense'de 17 yıllık kariyerini sona erdirir. 1997'de geldiği Portekiz'de geçirdiği uzun yılların ardından vatandaşlık hakkını elde eden Deco, o zamana kadar Brezilya Milli Takımı'ndan davet almamıştı. 2003 yılında ilk kez sırtına geçirdiği Portekiz Milli Takımı formasını 62 kez giyme onuruna erişti ve Portekiz adına mihenk taşı niteliği taşıdı.
2. Marcos Senna:
Marcos Senna, 17 Temmuz 1976 Brezilya - Sao Paulo doğumlu. Rio Branco'da başlayan kariyeri 2002'ye kadar Brezilya'da geçti. Sırası ile America SP, Corinthians, Juventude ve Sao Caetano formalarını giydikten sonra Villarreal'e transfer olur. İlk iki sezonu pek de iyi geçmez. Yalnızca 25 karşılaşmada forma giyebilir. Buna karşın zaman ilerledikçe takımdakı yerini sağlamlaştırdı. Özellikle Juan Roman Riquelme'nin dramatik penaltı kaçırışı neticesinde Arsenal'a elendikleri Şampiyonlar Ligi yarı finali gören takımın en önemli parçalarından biri olacaktı. Yakın geçmişin haz veren Villarreal'inde onun da imzası kesinlikle vardı. Villarreal'de tamı tamına 292 maça çıkan Senna kulübün kaptanlığını da yaptı. Daha da önemlisi efsane niteliği taşıması... Villarreal'den fiziksel yetersizliği olduğunu düşünerek ayrıldı. Şu sıralar Amerika Birleşik Devletleri'nin tekrar canlanan proje kulüplerinden olan New York Cosmos'un formasını giymekle meşgul. 2006'da aldığı İspanyol vatandaşlığı neticesinde Euro 2008'i kazanan İspanya Milli Takımı'nın kilit rollerinden birini üstlenecekti. 2010 Dünya Kupası'na giden yolda son kez kadroya çağırılan Senna, 25 kez milli formayı giydi. Bir ülkenin makus talihini(!) yenmesinde büyük rol oynamış oldu.
1. Marco "Mehmet" Aurelio:
Kabul, biraz tölerans gösterdik Aurelio'ya. Ne de olsa bizden.
Aurelio, 15 Aralık 1977 Brezilya - Rio doğumlu. 1993 yılında Bangu'da başladığı alt yapı kariyeri neticesinde 1995'de Flamengo'da profesyonel olacaktı. Burada İyi bir performans gösterdi. Altı sezon forma giydiği Flamengo'dan ayrılık vakti gelmişti. Kısa bir süreliğine Olaria'ya geçti. Bu kısa süre bittiğinde kendisini Trabzonspor'da bulacaktı. Dönemin başkanı Özkan Sümer'in Brezilya seferinden dönüşte getirdiği dört Brezilyalı'dan biri olacaktı Aurelio. 30 bin Dolar bonservis bedeli ve aylık da 1200 Dolar kendisine bağlanan maaş, cüzzi maliyetini oluşturdu. Burada gösterdiği performans ile herkesin dikkatini çekiyordu. Sözleşmesi bittikten sonra Gençlerbirliği ile anlaşan, Fenerbahçe'nin devreye girmesi ile anlaşmayı bozan Aurelio belki de kariyerinin kararını vermiş oldu. Oynadığı dönemde 3 şampiyonluk ve bir de Şampiyonlar Ligi çeyrek finali görecekti. Bu arada da Türk vatandaşlığı hakkını alıp Fatih Terim yönetiminde Euro 2008 yolundayken formayı giymeyi başladı. Tartışmalar beraberinde gelirken reklam filmlerinde bile boy göstermeye başlayacaktı. 2007-2008 sezonunun sonunda da Real Betis'in yolunu tuttu. Buradaki iki sezonun ardından yolu tekrar Türkiye'ye, bu kez Beşiktaş'a düşecekti. Beşiktaş'taki iki sezonda istenilen performansı gösteremeyen Aurelio, futbolu Türkiye'ye gelmeden önceki adresi olan Olaria'da bırakacaktı. Milli forma ile 38 maça çıkan Mehmet Aurelio, futbol tarihimizde çok önemli bir yere sahip olacaktı.
28 Ağustos 1982 Brezilya - Sao Bernardo do Campo doğumlu olan Motta, alt yapı eğitimini Clube Atletico Juventus'ta aldıktan sonra Barcelonalı scoutların dikkatini çeker. 1999'da kulüp bünyesine katılan Motta iki sezon Barcelona B formasını giyer. Bu süreci 6 sezonluk Barcelona A takım serüveni takip eder. Daha sonra kısa süreli Atletico Madrid ve Genoa maceraları yaşar. Atleti'de az forma şansı giymesine karşın Genoa'da tekrar kendini parlatır ve Inter'in yolunu tutar. Inter'in hepimizin hatırladığı sezonlarının vazgeçilmezlerinden biri haline gelir. 2012'de ise ayrılma vakti gelmiştir. Yeni rota Paris'tir. Arap milyarderin satın aldığı Paris Saint-Germain'de kendine yer bulacaktır. Hala PSG'nin kadrosunda bulunan Motta, İtalya Milli Takımı'nın da güncel kadrosunda bir yer edinmiştir. Motta, aile kökeninde İtalyanlık oluşundan ötürü de İtalya Milli Takımı'nın formasını giyer. Gök Maviler ile 16 maça çıkan Motta bir de gol kaydetti.
4. Kevin Kuranyi:
Kuranyi de bu listedeki çoğunluk gibi Brezilya - Rio de Janeiro, 2 Mart 1982 doğumlu. Alt yapı eğitiminin tabiri caizse yüzde 99'luk kısmını Brezilya'da alıp Stuttgart'a geçiş yapmıştır. Stuttgart ile fazlasıyla efektif bir dönem geçiren Kuranyi'nin yolu Gelsenkirchen'e, Schalke'ye düşecektir. Burada Stuttgart'ta yaptığı işin fazlasını yapıp iyi bir gol ortalaması tutturur. Brezilya'dan herhangi bir teklif almaz. Alman Milli Takımı'nın formasını U21 seviyesinden itibaren giymeye başlar. 52 maçta 19 gollük performansı da hiç fena sayılmaz. Ek olarak Kuranyi'nin Panama vatandaşlığının da bulunduğunu belirtelim. Hoş, Panama Milli Takımı'nın formasını giymesi saçmalıktan öte olmazdı, o ayrı. Kuranyi'nin önemi ne diye soracak olursanız, alt yapı kariyerini çoğunlukla dışarıda almış bir futbolcu olarak devşirilip milli formaya layık görülmesidir.
3. Deco:
27 Ağustos 1977 Brezilya - Sao Bernardo do Campo doğumlu olan Anderson Luis de Souza "Deco" Sao Paulo'daki Nacional'in alt yapısında yetişecekti. 1996 yılında Corinthians ile profesyonel sözleşme imzalayana kadar burada eğitim alan Deco'nun Avrupa'ya geçmesi özellikle Corinthians'taki hocaları tarafından çok olası görünüyordu. Nitekim Corinthians'ta tek sezon geçirdikten sonra Benfica'nın dikkatini çekti. Burada antrenmanlara çıktıktan sonra sözleşme imzalandı ve akabinde Alverca'ya kiralık olarak yollandı. Burada 32 maçta 13 gol kaydeden Deco dönemin teknik direktörü Graeme Souness tarafından performansı beğenilmeyerek yollanır. Adres yine Portekiz temsilcisi olan Salgueiros olur. Burada kısa süre geçirse de Porto'nun yetkilileri tarafından beğenilir. 1999'da kapısından girdiği Estadio Dragao onun kariyerinde acayip bir noktaya oturacaktır. Jose Mourinho ile birlikte çalışıp, birlikte yükselen oyunculardan yalnızca bir tanesidir. UEFA Şampiyonlar Ligi ve UEFA Kupası organizasyonlarını kazanan takımın önemli parçalarından biridir. Bu, onu Barcelona'ya taşır. Barcelona'da Porto günlerini aratmayacak şekilde oyununu oynar. Dönemin fenomeni Ronaldinho ve golcü Samuel Eto'o'nun biraz gölgesinde kalmış olsa da o dönemin simgelerinden biri haline geldiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Daha sonra Luis Felipe Scolari'nin Chelsea'nin başına geçmesi ile ilk transfer etmek istediği ve başardığı isim olur. Burada çok da uzun bir süre kalmasa da fena bir performans sergilemez. Maviler'den sonraki durak ise anavatan Brezilya olur. Fluminense'de 17 yıllık kariyerini sona erdirir. 1997'de geldiği Portekiz'de geçirdiği uzun yılların ardından vatandaşlık hakkını elde eden Deco, o zamana kadar Brezilya Milli Takımı'ndan davet almamıştı. 2003 yılında ilk kez sırtına geçirdiği Portekiz Milli Takımı formasını 62 kez giyme onuruna erişti ve Portekiz adına mihenk taşı niteliği taşıdı.
2. Marcos Senna:
Marcos Senna, 17 Temmuz 1976 Brezilya - Sao Paulo doğumlu. Rio Branco'da başlayan kariyeri 2002'ye kadar Brezilya'da geçti. Sırası ile America SP, Corinthians, Juventude ve Sao Caetano formalarını giydikten sonra Villarreal'e transfer olur. İlk iki sezonu pek de iyi geçmez. Yalnızca 25 karşılaşmada forma giyebilir. Buna karşın zaman ilerledikçe takımdakı yerini sağlamlaştırdı. Özellikle Juan Roman Riquelme'nin dramatik penaltı kaçırışı neticesinde Arsenal'a elendikleri Şampiyonlar Ligi yarı finali gören takımın en önemli parçalarından biri olacaktı. Yakın geçmişin haz veren Villarreal'inde onun da imzası kesinlikle vardı. Villarreal'de tamı tamına 292 maça çıkan Senna kulübün kaptanlığını da yaptı. Daha da önemlisi efsane niteliği taşıması... Villarreal'den fiziksel yetersizliği olduğunu düşünerek ayrıldı. Şu sıralar Amerika Birleşik Devletleri'nin tekrar canlanan proje kulüplerinden olan New York Cosmos'un formasını giymekle meşgul. 2006'da aldığı İspanyol vatandaşlığı neticesinde Euro 2008'i kazanan İspanya Milli Takımı'nın kilit rollerinden birini üstlenecekti. 2010 Dünya Kupası'na giden yolda son kez kadroya çağırılan Senna, 25 kez milli formayı giydi. Bir ülkenin makus talihini(!) yenmesinde büyük rol oynamış oldu.
1. Marco "Mehmet" Aurelio:
Kabul, biraz tölerans gösterdik Aurelio'ya. Ne de olsa bizden.
Aurelio, 15 Aralık 1977 Brezilya - Rio doğumlu. 1993 yılında Bangu'da başladığı alt yapı kariyeri neticesinde 1995'de Flamengo'da profesyonel olacaktı. Burada İyi bir performans gösterdi. Altı sezon forma giydiği Flamengo'dan ayrılık vakti gelmişti. Kısa bir süreliğine Olaria'ya geçti. Bu kısa süre bittiğinde kendisini Trabzonspor'da bulacaktı. Dönemin başkanı Özkan Sümer'in Brezilya seferinden dönüşte getirdiği dört Brezilyalı'dan biri olacaktı Aurelio. 30 bin Dolar bonservis bedeli ve aylık da 1200 Dolar kendisine bağlanan maaş, cüzzi maliyetini oluşturdu. Burada gösterdiği performans ile herkesin dikkatini çekiyordu. Sözleşmesi bittikten sonra Gençlerbirliği ile anlaşan, Fenerbahçe'nin devreye girmesi ile anlaşmayı bozan Aurelio belki de kariyerinin kararını vermiş oldu. Oynadığı dönemde 3 şampiyonluk ve bir de Şampiyonlar Ligi çeyrek finali görecekti. Bu arada da Türk vatandaşlığı hakkını alıp Fatih Terim yönetiminde Euro 2008 yolundayken formayı giymeyi başladı. Tartışmalar beraberinde gelirken reklam filmlerinde bile boy göstermeye başlayacaktı. 2007-2008 sezonunun sonunda da Real Betis'in yolunu tuttu. Buradaki iki sezonun ardından yolu tekrar Türkiye'ye, bu kez Beşiktaş'a düşecekti. Beşiktaş'taki iki sezonda istenilen performansı gösteremeyen Aurelio, futbolu Türkiye'ye gelmeden önceki adresi olan Olaria'da bırakacaktı. Milli forma ile 38 maça çıkan Mehmet Aurelio, futbol tarihimizde çok önemli bir yere sahip olacaktı.
Ufuk Tolga Aldırmaz
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
