Olympique Lyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Olympique Lyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Aralık 2013 Cuma

Umtiti

Oyuncu Profili

14 Kasım 1993 tarihinde Kamerun'un Yaounde şehrinde dünyaya gelen Samuel Umtiti futbola altı yaşındayken Lyon şehrinin Menival adlı amatör kulübünde başladı. Burada geçen iki yılın ardından 2001'de Olympique Lyon tarafından Lyon alt yapısına alındı. Tamı tamına 10 sene sonra profesyonel sözleşmeye imza atacaktı. Fransa Milli Takımı'nın U17 seviyesinden beri formasını giymekte. Toplamda 41 kez alt yaş kategorilerinde milli olan Umtiti, kariyerinde toplamda 94 karşılaşmaya çıktı ve dört golün altına imza attı. Daha şimdiden sakin ve profesyonel sporcu kimliği ile dikkat çeken Umtiti, karakterli bir futbolcu olarak anılma yolunda emin adımlarla ilerliyor.

Tarz

Klasik bir İtalyan stoperini andıran soğukkanlılığı ile Umtiti Fransızlar adına farklı tarzda bir oyuncu olarak göze çarpıyor. Hayalinde yer alan kulübün Milan olduğunu defalarca dile getiren Umtiti'nin sol bekte de oynayabildiğini düşününce idolünün Paolo Maldini olduğunu kestirmek güç değil.

Güçlü Yönleri

Fizik olarak yaşıtlarının fazlasıyla önünde olan Umtiti'nin bu noktada hiçbir sıkıntı yaşayacağını düşünmüyorum. Belki tek handikapı olabilir o da 1.81'lik boyu. Bu noktadaki dezavantajını da eşleşmeler ve sıçrama kabiliyeti ile atlattığını rahatlıkla söyleyebilirim. Boyuna nazaran yüksek toplarda dominant olması da bunun esasen bir göstergesi. Atletikliği de fiziği gibi son derece dikkat çekici. Çevik ve ayakları yere sağlam basan diye tabir edilen stoperlerden.

Stoperlerde aranan soğukkanlılık fazlasıyla mevcut. Yukarıda belirttiğim gibi o noktada sanki bir İtalyan edası taşıyor. Bunun yanı sıra son derece garantici bir oyun yapısı var. Kesinlikle risk almayı sevmiyor. Hata affetmeyen bir mevkiide oynadığı düşünülünce bu durumu basit oyunuyla da birleştirince öne çıkıyor. Markaj yeteneği de son derece yeterli. Tüm bu özellikleri bir tarafa, yaratıcının doğuştan verdiği bir özellik olan sezgileri oyununda büyük önem arz ediyor. Bu yaşta sezgileri bu kadar iyi olan bir stoper ciddi anlamda kıymetlidir. Umtiti de onlardan birisi. Oyundaki tüm defolarını belki de kapatan bir artısıdır.

Eksik Yönleri

Tek hamleli bir stoper oluşu handikaplarından en büyüğü. Bunun yanı sıra topsuz oyunda henüz vasatı aşamaması da dikkat çekici. Top tekniği de çok önemli bir problem olmasa da yine de sorun teşkil ediyor. Pas yüzdesi 80 civarı kalıyor ki bu bir stoper için son derece düşük bir yüzde. Uzun topları bolca kullanması bunu oluşturan doğal bir neden lakin yine de genele oranladığınızda beklentilerin altında kalan bir yüzde gün yüzüne çıkıyor.

Nasıl Kullanılabilir?

Çift stoperli düzenlerde "son adam" diyebileceğimiz derinliği oluşturan stoper rolünde oynaması hem takımı hem de kendisi açısından çıkar yol. Aynı zamanda sol bek olarak da günü rahatlıkla kurtarabilecek bir isim.

Transfer Durumu

Birçok İngiliz takımının Umtiti'yi izlediği doğrulandı. Özellikle Newcastle ciddi biçimde ilgilendi. Buna karşın onun Serie A semalarına uçması geleceği açısından önemli bir adım olacaktır.

Gelecekte Ne Olur?

Kendini geliştirdiği takdirde -ki fazlasıyla çalışması gerek- çok önemli takımlarda kendine yer bulabilir. Lyon'un içinde bulunduğu durumu düşününce yakın bir zamanda transfer yapması olası. Kariyerine nasıl yön vereceği önemli bir mesele. Tabii ki her futbolcu için önemli lakin Umtiti için ekseriyetle önemli bir durum olarak göze çarpıyor. O ilk adımı attıktan sonra gerisi Umtiti adına çorap söküğü gibi gelecektir.

9 Ağustos 2013 Cuma

Fark Gittikçe Açılırken - 2

Geriye doğru sayarken 10. sıraya geldik. Diğer 10 nerede diye soranlar ilk part için tık. 

10. OGC Nice 

Claude Puel yönetimindeki Cote d'Azur temsilcisi geçen yıl başlayan "fairytale"i devam ettirebilecek mi sorusu çoğu Fransız romantiğin kafasındaki başlıca sorulardan birisidir sanırım. Tecrübesiz kadro, Avrupa'da tutunmakta zorlanan ve buna karşın harika bir performans gösteren Dario Cvitanich... Fransa'nın haşarı oğlanlarından Renato Civelli ve orta sahadaki lider Didier Digard... Çıkarılan müthiş iş, yanında Renato Civelli'nin ayrılığını da beraberinde getirince buruk bir sevinç yaşattı. Yerini transferle değil, kadro içinden bir isimle doldurmayı tercih eden Puel'in en önemli sınavı Cvitanich'i kadroda tutmak olacaktı ki başardı. Onun ve Digard'ın önderliğinde ilerleyecek takım kalede David Ospina ile özellikle sol bekleri Timothee Kolo'nun etkili oyunları ile fark yaratacaktır. Üstüne bir de Monaco günlerinde ağızda boğazı yakmayan şerbeti ile hoş bir tat bırakan baklava tadındaki Nampalys Mendy de takıma katılınca Puel'in eli daha da güçlendi. Bu sezon yeni stadlarına da geçecekler. Avrupa'da oynayacak olmaları cabası. Taraftarları şu an mutlu lakin sezon içinde dar kadronun ceremesini çekeceklerdir. İşler yolunda giderse 10. sıra onlara az bile gelebilir. 

9. FC Lorient

Fransa değil de Almanya, İspanya ayarında bir ligde olsa "kült hoca" klasmanına girecek olan Christian Gourcuff'un öğrencileri St.Etienne'e giden Benjamin Corgnet haricinde kayıpsız biçimde kadrodaki yerlerini koruyorlar. Caen'de göz doldurucu performanslar sergileyen sol bek Raphael Guerreiro ve Valenciennes'den Bosman Kanunu sonucu transfer edilen Vincent Aboubakar ise az ama öz transferlere örnek olarak gösterilebilir. Geçtiğimiz sezonun Lorient adına en etkili ismi Jeremie Aliadiere'i ise şu ana kadar kadroda tutmakta zorlanmadılar. Savunmada Ecuele Manga, orta alandaki Alain Traore ve U20 Dünya Şampiyonu apoletini taşıyan Mario Lemina ise takımın eldeki diğer mihenk taşları olacaktır. Onların da en büyük silahları Gourcuff'un yanı sıra istikrar.Sanırım en zayıf noktaları ise kale. İyi bir sezon geçirmelerini arzuluyorum.

8. Girondins de Bordeaux

Benoit Tremoulinas Dinamo Kiev'e, Anthony Modeste Hoffenheim'a gönderildi. Tremoulinas'ın yeri Lucas Orban ile güzelce dolduruldu. Dolduruldu evet ama direkt 11'e eklenecek transferlerin bu kadar ile sınırlı kalmasını kimse beklemiyordu. Hakikaten çok iyi bir kalecileri ve lig için fazlası ile yeterli savunma hatları mevcut. Buna karşın hücum hattının dişlilerinin giderek formdan düşmesi ise bir o kadar tezat durum oluşturuyor kadro içerisinde. Direkt olarak skor yükünü çekecek bir ismin eksikliği mevcut ve bunu bir türlü gideremiyorlar. Cheick Diabate'nin bu sezon bu sorumluluğu üstlenip üstlenemeyeceği ise yine bir soru işareti. Diego Rolan ve Henri Saivet'in aşama kaydedip katkı sağlayacağını düşünsem de Bordeaux'nun işi hiç de kolay değil. Savunma hatları onları bu seviyede tutacaktır diye düşünüyorum, göreceğiz.

7. St.Etienne

Pierre-Emerick Aubameyang, Mathieu Bodmer ve Yohan Mollo direkt olarak takımın artı hanesinden silinen isimler oldu. Daha da büyük sıkıntı, bir türlü yerleri doldurulamadı. Toulouse'dan alınan Franck Tabanou biraz olsun Mollo'nun acısını dindirebilir. Benjamin Corgnet transferi St.Etienne açısından beklentileri karşılayacaktır. Yaratıcılık ve skor yükünü de karşılayan Auba'nın yerinin Carlton Cole ile doldurulacağı yönünde çıkan haberler ise taraftarı çıldırtmıştı. Bu noktadan bakacak olursak hala yapılacak transferlerin varlığından emin olabiliriz. Stephane Ruffier, Kurt Zouma, Josuha Guilavogui ve Romain Hamouma gibi isimlerden oluşan çekirdek kadro ise Christophe Galtier'in elinde şekillenecektir. İyi bir forvet transferi ile bir tık daha öteye gidebilirler. 

6. FC Rennes

Kötü geçirilen sezonun ardından yolların ayrıldığı "şapkalı adam" Frederic Antonetti'nin yerine Real Sociedad ile harikalar yaratan Philippe Montanier'in getirilmesi fazlası ile güzel bir hamle olarak kendini gösterdi. Tıpkı Real Sociedad gibi potansiyelli bir ekibin başına geçecek Montanier. Akademisinden çıkardığı birçok genç ile yoluna devam eden Rennes ile kanın uyuşmaması için hiçbir sebep yok. Chris Mavinga'yı 5 milyona Rubin'e yollarken yerini PSG'den Sylvian Armand ile dolduracaklar. Ha patladı ha patlayacak denilen Nelson Oliviera ise forvet rotasyonuna eklendi. Jean Makoun da Aston Villa'dan transfer edilen son ağır top olarak göze çarpıyor. Tek sorunları Romain Alessandrini'nin Marsilya'ya gitmek istemesi gibi göze çarpıyor. Aşı tutacak, tutması gerekiyor. Bu yıl kalbimiz Rennes ile. Umarım daha da üst sıraları görürler. 

5. Olympique Lyon

Aslında onların durumu apayrı bir yazının konusu olabilecek büyüklükte. Jean-Michel Aulas'ın politikası Fransa'da çok konuşuluyor. Bu sabah Lisandro Lopez'i Katar'a sattığı haberi geldi. Bafetimbi Gomis'i de ekonomik sebeplerden elden çıkarmak istiyor. Dejan Lovren'i muhteşem bir fiyata İngilizler'e yolladı. Michel Bastos ile yollar zaten ayrılmıştı. Henri Bedimo, Miguel Lopes, Gael Danic ise yapılan transferler. Geri dörtlü neredeyse tamamı ile değişti. Orta sahada bir sıkıntı gözükmüyor ama forvet hattı merak konusu. Sanırım onların bu yılki performansını Clemen Grenier belirleyecek. Birçok belirsizliğe gebe olan Lyon'un işi benzer kategorideki rakiplerine oranla çok zor.

4. Lille OSC 

Teknik direktör Rudi Garcia, Dimitri Payet, Aurelien Chedjou ve Lucas Digne kayıpları malum. İyi gelir elde ettiler. Buna karşın dişe dokunur tek transfer Simon Kjaer ve transferi önceki dönem bitmiş olan Florian Thauvin.Yeni teknik direktör Rene Girard'ın yapıyı oturtması için yeteri kadar süreyi bulması gerekiyor. Bu süreyi bulduğu ve takımı oturttuğu takdirde önü açık. Bu kayıplara rağmen rahatlıkla bunu söyleyebiliyorum. Özellikle Salomon Kalou elde tutulursa şans daha da artacaktır. Thauvin ise süper star olmak için basamakları bir bir çıkıyor. Aslında beşinciliğe aday gördüğüm Lille, Lyon'un yazdığım durumunda faydalanıp kendine burada yer buldu. Onlara Thauvin özelinde ayrı bir sempati duyduğum da doğrudur.

3. AS Monaco

Geldik tepeye. Dmitry Rybolovlev'in satın aldığı ve başına da Claudio Ranieri'yi getirdiği Monaco daha bu yıl Ligue 1'e yükseldi. Buna karşın yaptığı bir birinden bomba transferler ile futbolun magazin sayfalarında boy boy haberler şeklinde yerini almayı başardı. Federasyon onları almayacak, eksi puanla lige başlanacak derken açılış yapılıyor. 

Futbolcular için vergi cenneti haline gelen Monaco'nun Radamel Falcao, James Rodriguez, Joao Moutinho gibi lüks transferlerin yanında Jeremy Toulalan, Nicolas Isimat-Mirin, Ricardo Carvalho, Eric Abidal ve Fabinho gibi kadronun niteliğini arttırıcı boyuttaki transferleri büyük önem arz ediyor. Elde bulunan Lucas Ocampos ve Yannick Ferreira-Carrasco gibi isimlerle de çevresini süsleyen Monaco'nun henüz zamana ihtiyacı var. Kişisel fikrim Ligue 1'in ilk kovulan teknik direktörlerinden birinin Claudio Ranieri olacağı yönünde. Sekteye uğramasını beklediğim takım ilerleyen haftalarda çıkışı yakalayacaktır. İlk iki benim için açıkçası büyük sürpriz olur. 

2. Marsilya

İştah kabartan Dimitri Payet, Gianelli Imbula ve Benjamin Mendy transferleri ile Marsilya bir basamak daha atladı. Özellikle Dimitri Payet'nin geçtiğimiz sezon net biçimde kısırlık yaşayan hücum hattındaki sorunları çözebilecek kapasitede olduğunu öngörmek kahinlik olmaz. Imbula'nın direkt olarak etki edeceğini düşündüğüm orta saha hattı ise ayrı bir "şeker" oldu. Mendy'nin de şu an sakatlık yaşamasına rağmen ilerleyen haftalarda göze batacak bir genç yetenek olduğunu söylemek mümkün. Üstüne bir de Romain Alessandrini'nin katılması durumunda Marsilya PSG'ye ciddi ciddi, "ciddi" bir rakip olacaktır.

Elie Baup'un özellikle Mathieu Valbuena, Nicolas Nkoulou ve Ayew kardeşler eksenine oturttuğu takım doğru planlama neticesinde yürüyecektir. Buradaki sıkıntı sezon ilerledikçe alternatif yaratmakta sıkıntı yaşanıp yaşanmayacağı yönünde. Marsilya özelinde not; Alessandrini alınsın! 

1. Paris Saint-Germain

Carlo Ancelotti ve Leonardo gitti; Laurent Blanc geldi derken aslında pek de büyük bir değişim yaşanmadı dersek yanlış olmaz. Bütçesi ile dağları deviren Paris ekibi, bu transfer döneminde de aktif rol üstlenip Arap sermayesini Avrupa'ya akıttı. Edinson Cavani hatırlayamadığım(o kadar uçuk!) bir bonservis bedeli ile transfer edildi. Blanc'a aba altından sopa gösterilerek onu nasıl oynatması gerektiği işaret edildi. David Luiz istendi fakat bir boy küçüğü Marquinhos yine uçuk bir bonservis bedeli ile transfer edildi, muhtemelen onun da yeri vatandaşının yanı olacak. Bu ikilinin baya arkasında kalan Lucas Digne ise Maxwell'in tahtını sallayacaktır. Paris Saint-Germain zaten farklıydı, arayı daha da açmış oldu. Bu yılı da şampiyon bitirmeleri iş değil. Kardeşcikleri Monaco gelene kadar ligi domine edeceklerdir. 

Asıl hedef Şampiyonlar Ligi... Buna karşın o noktaya ulaşabilecekler mi? İlk etapta imkansız görünüyor. Akıllı planlamacılar ise yarı finali işaret ediyor. Neden olmasın? 

Ufuk Tolga Aldırmaz

25 Şubat 2013 Pazartesi

Aulas, Lacombe ve Lyon Şehri


Lyon… Milliyetçilikle en ufak alakası olmayan ama katıksız bir biçimde ısınamadığım Fransa’nın en büyük şehirlerinden birisi. Paris’in görkeminden yoksun olduğu söylense de o civarda yaşayan birkaç gurbetçi abimiz ve ablamıza göre en az Paris kadar güzel bir şehir. Onları fazla lafa tutmadan ve genel hal hatır muhabbetini de kapadıktan sonra kendi araştırmama giriştim. Çevresindeki dağlar, iki nehrin arasında kalması gibi fiziki özelliklerine rağmen( ya da avantaj, görece) sanayileşmenin dibine vurmuş bir şehir olarak göze batıyor. Buna paralel olarak Lyon'u hizmet sektörünün geliştiği ve orta sınıf vatandaşların da fazlaca yaşadığı bir şehir olarak da nitelendirebiliriz. Sanayi kollarına tek tek değinmeye niyetim yok ama önemli olan bir kol var, o da yazılım. Bu yazının sonu nereye gidiyor soruları gelmeden belirteyim. Yazılım sektöründe yerel bir girişimcilikten ülke çapında bir insan haline gelen Jean-Michel Aulas ve şehrinin takımı Olympique Lyon’u didikleyeceğiz. 
Jean-Michel Aulas

Aulas, Lyon şehrinde yaşayan hemen herkesin –özellikle elit ve elite yakın sosyolojik sınıfın- hasıl olduğu özelliklere fazlası ile sahiptir. Fransızlığın aktığı bir tip, ortalama üstü bir zeka, akıllı yatırımcılık ve sermaye. Bunların hepsi birleşip işler de yolunda gidince, kısacası ayıptır yazması taşaklı bir girişimci haline geldikten sonra yatırım yapmak için 1987 yılında Olympique Lyon’u seçer. Kulübü alır. Lyon o zamana kadar vasat seviyenin altı olarak sayabileceğimiz asansör kulüp özelliği gösterir. O yıldan sonra ise işler değişecektir. Kısa sürede Ligue 1’e terfi edip Avrupa kupalarına katılmaya hak kazanan bir kulüp haline gelirler. Bunda en büyük etken ise Aulas’ın deyimi ile “karlı yatırım”. Yıllar geçip Lyon da Fransız basınında dikkat edilesi bir takım haline geldikten sonra bir röportajı esnasında şunları söyler: “Ne kadar çok paranız varsa o kadar çok galip gelirsiniz ve galip geldikçe paranız artar. Her açıdan kazanırsınız.”

Futboldan anlamadığını en başından beri gocunmadan dillendirip gün geçtikçe daha da güçlenecek olan beyin takımını kurar. Her zaman için en akıllı olan işi(onun için yatırım) yapma düsturunu benimsemiş olan Aulas’ın takımı “kendi çapında” iyi işler yapmaya başlayınca ardına şehrin de desteğini alır. Geneli itibari ile futbola düşkün olduğunu söyleyemeyeceğimiz şehir başarılı bir takımları olması fikrini fazlasıyla benimser. Başkanlarının para düşkünlüğü neticesinde benimsediği ve belki de şu an çoğumuzun hoşuna gitmeyen o endüstriyel futbolun gereklerini net olarak doğru biçimde uygulaması müşterileri(taraftarları) daha da fazla kulübe çekmeyi başarır. Aynı düzlemde bir örnek olmayacak olsa da paralel olarak bir malın albenisi ne kadar artarsa bizler de yeter miktarda alım gücümüz olsun veyahut olmasın o mala yönleniriz. Kapitalizmin en baba şartlarından birisidir bu, tüketim. Neyse konuyu fazla dağıtıp kendime hakim olarak belirtmeliyim ki Aulas istediğini başarır. Kısa vadede gelen beklenmedik başarılar aynı zamanda yönetimin kredisini de yükseltir. Zaten bir futbol şehri olmayan Lyon’dan da bir Marsilya şehrindeki gibi beklentiye girmek, en azından o dönem için pek rasyonel olmaz.

Yukarıda karlı yatırım, beyin takımı ve her açıdan kazanmak derken Lyon’un sistemi haline gelen noktaya değinmemiz gerekiyor. Simon Kuper’in “Kitlelerin Erdemi” olarak nitelendirdiği, bizim de transfer komitesi olarak basite indirgeyebileceğimiz o “kurum” Lyon’un belki de “şimdilik” son demlerini geçtiğimiz o istikrarının anahtarı oluyordu. Moneyball filmini izleyenleriniz hatırlayacaktır. Brad Pitt’in -karakterin adını unuttum- “teknik direktör” olarak katıldığı bu toplantılar kulüp için ağır topların katıldığı ve daha çok onların sözünün dinlendiği toplantılardır. Buradaki kilit nokta ve Lyon'un Oakland'dan farkı teknik direktörlerinin başarı endeksli olduklarından ötürü kısa vadeli planlara kaçacaklarının bilinmesidir. Eğer teknik direktörlere kadro planlanma olanağı verilirse kulübün bundan hiçbir yararı olmayacaktır. Aksine zarar hanesi kabaracaktır. Buradaki yarar ve zarar yazı konusu Aulas ve Lyon iken tabii ki para ekseninde olmak zorundadır. Aynı şekilde bu tezin doğruluğunu Lyon’un şampiyon olduğu dönemdeki teknik direktörlerine bakarak görebiliriz. Belirli başlı bir Fergusonvari (teşbihte hata olmaz) istikrar kesinlikle söz konusu değildir. Kitlelerin Erdemi icra edilirken masada bulunan ve futboldan anlamam diyen Aulas modelinin Hollywood filmlerindeki gibi bir sağ kolunun olması da elzem oluyor. Bu sağ kol –yardımcı erkek rolü- da bir dönem Fransa’nın önemli futbol yüzlerinden olan Lyon çocuğu Bernard Lacombe olduğunu belirtelim. Lacombe Fransız futbolu ile ilgilenen çoğu kişi tarafından önemli bir çift göz olarak nitelendirilmekte. Lacombe’un yanında bu işten onun kadar olmasa da anlayan ufak çaptaki konsensusun ortak kararları da Aulas’a ödeme planları hazırlama girişimlerine itiyor. Genel olarak basit ama uygulayanının bildiğimiz futbol dünyasında az olduğu bir sistemden bahsediyoruz. Bunun yanında bu “kitleye” bağlı olan entegrasyon ekibi de en az kitlenin kendisi kadar arz ediyor. Sebebi ise Lyon’a gelen hiçbir futbolcunun hiçbir şekilde bir sorunla boğuşturulmama geleneğidir. Gelen yabancı futbolcuların her türlü detay işi kulüp tarafından halledilir. Bunlar pek tabii görünen işlemler. Gerçi görmediğimiz kısımda ne gibi icraatler olduğunu ve bunların ne denli profesyonelce yönlendirildiğini düşünememek ahmaklık olur. Tüm bunları topladığınızda yine Aulas’ın deyimi ile “Marka anlamında iyi bir takım” yaratma çabasının yattığını görüyoruz. Real Madrid, Manchester United ve hatta Arsenal şu sıralarda da olsa PSG gibi takımlarla onların oyun kurallarına göre yarışamayacaklarının farkındalar. Öyle ki futbolculara gelen piyasa üstü tekliflere her zaman açıklar. Kimleri nerelere sattıklarını hepimiz net biçimde biliyoruz lakin bu günler biraz da geride kaldı.
Bernard Lacombe

Klasikleşen tabirle futbolda dün yoktur. Başkan Aulas daha iyi bir Lyon yaratmak için değişim yaşamaları gerektiğinin farkındadır. Stade Gerland modern döneme ayak uydurmakta zorluk çeker. Maddiyata olan düşkünlüğünü “para basan” bir stad ile taçlandırmak da tam ona layık bir iş gibi görünüyor ki öyle de oldu. OL Arena’nın projesini açıkladılar. Ülkemizdeki TT Arena modeli olan lakin kulübün maddi külfete gireceği bir şekilde bu projeyi gerçekleştirecekler. Bu yüzden de takımda kemer sıkma politikası benimsediler.  Bunun yanı sıra Lacombe’un istifası da geldi. Transfer konusunda muazzam işler başaran konsey büyük bir darbe aldı. Klasikleşen Lyon transferi çizgisinden uzaklaştılar. Misal Juninho’nun yerini Gourcuff ile doldurmaya çalıştılar, tutmadı. Sistemin dışına çıkmış oldunuz bir kere. Arından gelen tüm transferler aslında biraz bunun yarasını taşıyordu. Şimdilerde ise bir bir o isimlere de veda ediyorlar. Tam anlamıyla alt yapıya yönelmiş durumdalar. Eskiden genellikle hücum oyuncuları için alt yapıya başvuran Lyon, şimdilerde daha farklı bir yolda. Heyecan verici mi? Kesinlikle. Tutacak mı? İlk etapta zor. Stad yapıldıktan sonra çok farklı bir Lyon göreceğimiz ise su götürmeyen cinsten.

Ne yalan söyleyeyim her yıl ayrı bir şampiyonun çıktığı Ligue 1’in tadı farklı ancak PSG gibi şeyhlerin kirli petrol sermayesi o ligi kirlettiğinden beri pek fazla şey düşünmez oldum. Lyon yeniden devreye girip şunlara haddini bildirsin. Bekliyoruz…

Ufuk Tolga Aldırmaz

NOT:Simon Kuper-Stefan Szymanski ikilisinin Futbolun Şifreleri kitabından bilgi alıntısı vardır. 



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...