Oyuncu Profili
15 Şubat 1993'de Fransa'nın Nemours kentinde dünyaya gelen Geoffrey Kondogbia Orta Afrika Cumhuriyeti asıllı bir Fransa vatandaşı. Henüz altı yaşındayken alt yapı kariyerine başlar. 2003 yılına kadar yerel bir kulüp olan Nandy'de top koşturan küçük Kondogbia, bu tarihte Senart-Moissy bünyesine katılır. Amatör ligde dikkat çekici performansı neticesinde Lens kendisi için girişimlerde bulunur. 2004'te ise Lens alt yapısına katılır. 11 Nisan 2010'a dek amatör biçimde top koşturan Kondogbia artık profesyonelliğe adım atar. 2010-2012 yılları arasında Lens'de 34 karşılaşmaya çıkan Kondogbia, burada profesyonelliğe uymayan davranışları ile dikkatleri üzerine çeker. Saha içinde kontrolsüz güç kullanımı sebebi ile sürekli kart görmesi ve bunun yanında saha dışında sahte ehliyet ile araç kullanmak gibi eylemlerin içinde bulunması ileride ne hale geleceğini merak ettirecekti. 2012'de 3.5 milyon Avro karşılığında Lens'den Sevilla'ya transfer olur. Burada ise adeta aklını başına alıp hareket eder. Disiplinsiz hareketler tarih olmuştur. Bu süreçte hiçbir olaya karışmayıp sadece "yetenekli çocuk" olarak anılır. Sevilla'da 34 karşılaşmaya çıkıp ciddi anlamda dikkat çekici bir performans sergiledikten sonra adı Real Madrid başta olmak üzere Arsenal, Manchester United gibi takımlar ile anılacaktı. Yazın Fransa U20 Milli Takımı ile birlikte Dünya Kupası'nı kazandılar. Fransa'nın altın jenerasyonunun en değerli parçalarından biri sayılıyordu. Dmitry Ryboloblev'in geçtiğimiz dönemde satın aldığı Monaco'ya 20 milyon Avro karşılığında transfer olduğunda herkesin kafasında kariyeri için doğru adımı atıp atmadığı konusunda soru işaretleri oluşmuştu. Kariyerinde 124 maça çıkıp 7 gol 8 asistlik performans tahtası oluşturan Geoffrey Kondogbia savunmaya kırık bir merkez oyuncusu.
Tarz
Fransızların yakaladıkları yetenekli her ofansif merkez orta sahaya Zinedine Zidane yakıştırması yaptığı malumunuz. Savunmaya kırık orta saha oyuncuları -hele bir de siyahi ise- için de bunun Patrick Vieira versiyonu mevcut. Kondogbia da tam olarak bu kontenjandan sayılıyor. Çeşitli mevkiilerde kullanılabilen bir isim olmasına rağmen Patrick Vieira yakıştırmasına ileride layık olabilecek tarzda bir defansif orta saha.
Güçlü Yönleri
Kondogbia fundamental özellikleri gelişmiş bir oyuncu. Fransız alt yapısının son dönemlerde yetiştirdiği oyuncu grubunun tümünün özelliği de öyle zannediyorum ki budur. Aynı zamanda Kondogbia'nın doğuştan gelen ve çalışarak üstüne de koyduğu belli olan fiziği büyük önem arz ediyor. Uzun boyu ile birlikte tutturduğu güçlü fizik sahanın merkezinde rakip oyunculara daha görüntü olarak karşı koyan cinsten. Ekstra olarak bu noktada atletik yapısının gelişmişliğinin de altını çizmeliyiz.
Teknik açıdan henüz tam erginliğe ulaşmamış ham bir oyuncu olsa da son derece önemli bir potansiyel arz ediyor. Bilek yumuşaklığı, oyun görüşü, top kontrolü, ilk dokunuş gibi topla içli dışlı olduğu bütün teknik özellik kalemleri belirli bir seviyenin üzerinde. Yaşıtları ile arasındaki en büyük farkı da daha ham olmasına rağmen ilk olarak bu noktadan koyuyor. Teknik olarak ham olmasına karşın taktik anlamda son derece olgun bir futbol aklı var. Taktik disipline son derece uyumlu. Buna Sevilla'da geçirdiği sezonun büyük katkısı olduğunu ara not olarak vermeliyim. Pozisyon alışı son derece iyi. Buna paralel olarak vasat üstü olmasına rağmen var olan top kapma yeteneği son derece işlevsel hale geliyor. Yine paralel olarak pas aralarını seven, sezgileri ile sahaya hükmedebilen bir oyuncu haline geliyor. Farkı yarattığı ikinci nokta da burası oluyor. Son olarak da uzun boyunun avantajını hava toplarında fazlası ile kullanıyor diyebilirim.
Zayıf Yönleri
Teknik açıdan ham olduğunu dillendirdik. Bunu gidermek için çalışması ve üstüne koyması ilk etapta gerekli olan şey. Ardından tecrübe gerekecek. Şimdiden yaşıtlarına oranla çok fazla tecrübesi olduğunu biliyoruz. Modern futbolda tek yönlü oyuncuların gittikçe gözden düştüğünü düşünecek olursak Kondogbia'nın hücum özelliklerini geliştirmesi gerekmekte. 3. bölgede sıkıntıları olduğu bariz. İnce işleri yapabilecek potansiyelde olduğu için bunu ondan beklememiz çok olmayacaktır. Bu yönünü de geliştirdiği takdirde vatandaşı ve sürekli kıyaslandığı arkadaşı Paul Pogba ile kafa kafaya gelecektir. Bunu çok rahat söyleyebiliriz.
Nasıl Kullanılabilir?
Merkez orta saha olarak başladığı profesyonel futbol hayatında savunmaya kırık orta saha, stoper, sol bek ve ofansif orta saha olmak üzere çeşitli mevkiilerde forma giydi. Asli mevkiisi savunmaya kırık orta saha pek tabii. Sevilla döneminde zaruri biçiminde sol bek oynamıştı. Stoper olarak kullanılabilir lakin fazlasıyla lüks olacaktır. Bu kalitede genç bir yeteneği oraya koymak gelişim açısından yanlış olacaktır. Ofansif orta saha olarak Pierre Mankowski tarafından U20 Dünya Kupası'nda oynatıldı. Maç içerisinde bolca Pogba ile yer değiştirdiğine de şahit olduğumuzu eklemeliyim. İdeal olarak üçlü orta saha düzeninde bir holder olarak kullanılması ideali olacaktır.
Transfer Durumu
Monaco'ya transferi işleri bir anlamda karıştırdı. O projenin nereye varacağını bilemiyoruz lakin 2-3 sezon içinde transfer olması pek mümkün görünmüyor. Monaco'dan ayrıldığı takdirde Avrupa'nın elit kulüplerine gitmesi iş değil.
Gelecekte Ne Olur?
Sevilla'da geçirdiği sezonun ardından Kondogbia'nın ne olacağından ziyade ne olmayacağı belirginleşti. Şu hali ile birlikte yıllarca Avrupa'nın üst liglerinde forma giyebilir. Yeni Patrick Vieira olur mu? İşte onu göreceğiz.
Monaco etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Monaco etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
20 Aralık 2013 Cuma
Kondogbia
11 Ağustos 2013 Pazar
Monaco Neden Şampiyon Olamaz?
Transfer sezonunun ultra zengini Monaco adeta kafası koparılmış tavuklar gibi bir halet-i ruhiyeye bürünmüştü (Öyle ki kaleye Victor Valdes takviyesini bile düşündüler!). Yaz döneminin sonunun da gelmesi ile birlikte durulmaya başladılar. Yapılan Radamel Falcao, James Rodriguez, Joao Moutinho, Ricardo Carvalho, Eric Abidal, Jeremy Toulalan, Nicolas Isimat-Mirin, Fabinho, Borja Lopez, Anthony Martial transferlerine yaklaşık olarak 150 milyon Euro ödendi. Claudio Ranieri'nin eline hiç de fena sayılmayacak bir malzeme verildi. Buna karşın ligdeki ast üst ilişkisi bakımından ağabeyleri konumundaki Paris Saint-Germain de boş durmadı. PSG'nin "Serie A'nın Yıldızlar Karması" adlı programının ikinci bölümünü de içinde bulunduğumuz yaz döneminde izlemiş olduk. Kadrolarına büyük güç kattıkları aşikar. Şampiyonluğun en güçlü adayı olduklarını kabul edip başlıktaki soruyu soracağız.
Monaco Neden Şampiyon Olamaz?
Birçok yıldızın katıldığı kadronun bir üst lige çıkan geçtiğimiz sezonki takım ile uzaktan yakından alakası olmayacağı aşikar. Sırf bu sebepten ötürü yeni kurulmuş bir takımın yaşayabileceği her türlü sıkıntıyı yaşayacaklar. "İyi futbol iyi futbolcu ile oynanır!" mottosu her ne kadar doğruluk payı taşısa da ince nüansların getireceği o sıkıntıları görmemek pek mümkün değil. Ekstra, yıldızlar için Ligue 1'e ısınma payı bırakmalıyız.
Monaco Neden Şampiyon Olamaz?
Olağanüstü harcamaya rağmen mevcut kadronun hala birçok defosu var. Önemli mevkiilerin çoğunda alternatiflerin yeteri kalitede olmadığı açıkça görülüyor. As oyuncular kadar alternatiflerin o denli kaliteli olmasını beklemek ilk etapta hayalcilik olabilir lakin rakibiniz(hatta Marsilya'nın daha dengeli bir takım olduğunu düşünürsek rakipleriniz demek daha doğru) bu lükse sahip. Somutlaştıracak olursak Monaco'nun stoper rotasyonunda Ricardo Carvalho, Nicolas Isimat-Mirin, Andrea Raggi, Andreas Wolf varken PSG'de Thiago Silva, Alex, Marquinhos ve Mamadou Sakho mevcut. Çoğu mevkiide durum bu iken aksi yorum yapmak güç olmakta.
Monaco Neden Şampiyon Olamaz?
Takım içinde yıldızlar ve diğerleri diye Kızıldeniz'deki tuzluluk oranı farklı iki deniz suyunun arasındaki engel misali görünmez fakat hissedilir bir perde mevcut. Açıkçası bu konuda diğer oyuncuların tepkisi ne olacak bilinmez ama ister istemez sıkıntı yaratacaktır.
Monaco Neden Şampiyon Olamaz?
PSG'nin Leonardo'yu bir "futbol aklı" olarak kulübün içine sokuşlarının bir benzerinin Monaco'da görülmemesi; böyle bir "futbol aklı" ile yönetilmemiş olmalarından ötürü kadro planlamalarındaki defolar ortaya çıkmakta güçlük çekmeyecektir. Leonardo'nun yaptığı işi küçümseyenleri açıkçası esefle kınıyorum.
Monaco Neden Şampiyon Olamaz?
Alt ligler harici şampiyonluk tecrübesi bulunmayan Claudio Ranieri'nin bu iş için yanlış seçim olduğunu düşünmekteyim. Hatta bir adım öteye götüreyim, bu tarz kulüpler için Ranieri'nin fazlasıyla "küçük" bir teknik direktör olduğu savını desteklemekteyim.
Monaco Neden Şampiyon Olamaz?
Hiçbir zaman büyük bir "winner" olmamalarına rağmen tarihlerindeki karakteri ortaya koyacak mentaliteye henüz sahip değiller.
Monaco Neden Şampiyon Olamaz?
Taraftar desteği diğer kulüplerinki kadar efektif olmayacak.
Bu saydığım sebepler dışında eklemede bulunmak isteyen beri gelsin. Monaco için 2013-2014 sezonu iyi geçecektir. Buna karşın LFP'de ilk kovulacak teknik direktörün Claudio Ranieri olduğunu düşünmeye devam edeceğim.
Önümüzdeki sezonlar? Neden olmasın?
Ufuk Tolga Aldırmaz
9 Ağustos 2013 Cuma
Fark Gittikçe Açılırken - 2
Geriye doğru sayarken 10. sıraya geldik. Diğer 10 nerede diye soranlar ilk part için tık.
10. OGC Nice
Claude Puel yönetimindeki Cote d'Azur temsilcisi geçen yıl başlayan "fairytale"i devam ettirebilecek mi sorusu çoğu Fransız romantiğin kafasındaki başlıca sorulardan birisidir sanırım. Tecrübesiz kadro, Avrupa'da tutunmakta zorlanan ve buna karşın harika bir performans gösteren Dario Cvitanich... Fransa'nın haşarı oğlanlarından Renato Civelli ve orta sahadaki lider Didier Digard... Çıkarılan müthiş iş, yanında Renato Civelli'nin ayrılığını da beraberinde getirince buruk bir sevinç yaşattı. Yerini transferle değil, kadro içinden bir isimle doldurmayı tercih eden Puel'in en önemli sınavı Cvitanich'i kadroda tutmak olacaktı ki başardı. Onun ve Digard'ın önderliğinde ilerleyecek takım kalede David Ospina ile özellikle sol bekleri Timothee Kolo'nun etkili oyunları ile fark yaratacaktır. Üstüne bir de Monaco günlerinde ağızda boğazı yakmayan şerbeti ile hoş bir tat bırakan baklava tadındaki Nampalys Mendy de takıma katılınca Puel'in eli daha da güçlendi. Bu sezon yeni stadlarına da geçecekler. Avrupa'da oynayacak olmaları cabası. Taraftarları şu an mutlu lakin sezon içinde dar kadronun ceremesini çekeceklerdir. İşler yolunda giderse 10. sıra onlara az bile gelebilir.
9. FC Lorient
Fransa değil de Almanya, İspanya ayarında bir ligde olsa "kült hoca" klasmanına girecek olan Christian Gourcuff'un öğrencileri St.Etienne'e giden Benjamin Corgnet haricinde kayıpsız biçimde kadrodaki yerlerini koruyorlar. Caen'de göz doldurucu performanslar sergileyen sol bek Raphael Guerreiro ve Valenciennes'den Bosman Kanunu sonucu transfer edilen Vincent Aboubakar ise az ama öz transferlere örnek olarak gösterilebilir. Geçtiğimiz sezonun Lorient adına en etkili ismi Jeremie Aliadiere'i ise şu ana kadar kadroda tutmakta zorlanmadılar. Savunmada Ecuele Manga, orta alandaki Alain Traore ve U20 Dünya Şampiyonu apoletini taşıyan Mario Lemina ise takımın eldeki diğer mihenk taşları olacaktır. Onların da en büyük silahları Gourcuff'un yanı sıra istikrar.Sanırım en zayıf noktaları ise kale. İyi bir sezon geçirmelerini arzuluyorum.
8. Girondins de Bordeaux
Benoit Tremoulinas Dinamo Kiev'e, Anthony Modeste Hoffenheim'a gönderildi. Tremoulinas'ın yeri Lucas Orban ile güzelce dolduruldu. Dolduruldu evet ama direkt 11'e eklenecek transferlerin bu kadar ile sınırlı kalmasını kimse beklemiyordu. Hakikaten çok iyi bir kalecileri ve lig için fazlası ile yeterli savunma hatları mevcut. Buna karşın hücum hattının dişlilerinin giderek formdan düşmesi ise bir o kadar tezat durum oluşturuyor kadro içerisinde. Direkt olarak skor yükünü çekecek bir ismin eksikliği mevcut ve bunu bir türlü gideremiyorlar. Cheick Diabate'nin bu sezon bu sorumluluğu üstlenip üstlenemeyeceği ise yine bir soru işareti. Diego Rolan ve Henri Saivet'in aşama kaydedip katkı sağlayacağını düşünsem de Bordeaux'nun işi hiç de kolay değil. Savunma hatları onları bu seviyede tutacaktır diye düşünüyorum, göreceğiz.
7. St.Etienne
Pierre-Emerick Aubameyang, Mathieu Bodmer ve Yohan Mollo direkt olarak takımın artı hanesinden silinen isimler oldu. Daha da büyük sıkıntı, bir türlü yerleri doldurulamadı. Toulouse'dan alınan Franck Tabanou biraz olsun Mollo'nun acısını dindirebilir. Benjamin Corgnet transferi St.Etienne açısından beklentileri karşılayacaktır. Yaratıcılık ve skor yükünü de karşılayan Auba'nın yerinin Carlton Cole ile doldurulacağı yönünde çıkan haberler ise taraftarı çıldırtmıştı. Bu noktadan bakacak olursak hala yapılacak transferlerin varlığından emin olabiliriz. Stephane Ruffier, Kurt Zouma, Josuha Guilavogui ve Romain Hamouma gibi isimlerden oluşan çekirdek kadro ise Christophe Galtier'in elinde şekillenecektir. İyi bir forvet transferi ile bir tık daha öteye gidebilirler.
6. FC Rennes
Kötü geçirilen sezonun ardından yolların ayrıldığı "şapkalı adam" Frederic Antonetti'nin yerine Real Sociedad ile harikalar yaratan Philippe Montanier'in getirilmesi fazlası ile güzel bir hamle olarak kendini gösterdi. Tıpkı Real Sociedad gibi potansiyelli bir ekibin başına geçecek Montanier. Akademisinden çıkardığı birçok genç ile yoluna devam eden Rennes ile kanın uyuşmaması için hiçbir sebep yok. Chris Mavinga'yı 5 milyona Rubin'e yollarken yerini PSG'den Sylvian Armand ile dolduracaklar. Ha patladı ha patlayacak denilen Nelson Oliviera ise forvet rotasyonuna eklendi. Jean Makoun da Aston Villa'dan transfer edilen son ağır top olarak göze çarpıyor. Tek sorunları Romain Alessandrini'nin Marsilya'ya gitmek istemesi gibi göze çarpıyor. Aşı tutacak, tutması gerekiyor. Bu yıl kalbimiz Rennes ile. Umarım daha da üst sıraları görürler.
5. Olympique Lyon
Aslında onların durumu apayrı bir yazının konusu olabilecek büyüklükte. Jean-Michel Aulas'ın politikası Fransa'da çok konuşuluyor. Bu sabah Lisandro Lopez'i Katar'a sattığı haberi geldi. Bafetimbi Gomis'i de ekonomik sebeplerden elden çıkarmak istiyor. Dejan Lovren'i muhteşem bir fiyata İngilizler'e yolladı. Michel Bastos ile yollar zaten ayrılmıştı. Henri Bedimo, Miguel Lopes, Gael Danic ise yapılan transferler. Geri dörtlü neredeyse tamamı ile değişti. Orta sahada bir sıkıntı gözükmüyor ama forvet hattı merak konusu. Sanırım onların bu yılki performansını Clemen Grenier belirleyecek. Birçok belirsizliğe gebe olan Lyon'un işi benzer kategorideki rakiplerine oranla çok zor.
4. Lille OSC
Teknik direktör Rudi Garcia, Dimitri Payet, Aurelien Chedjou ve Lucas Digne kayıpları malum. İyi gelir elde ettiler. Buna karşın dişe dokunur tek transfer Simon Kjaer ve transferi önceki dönem bitmiş olan Florian Thauvin.Yeni teknik direktör Rene Girard'ın yapıyı oturtması için yeteri kadar süreyi bulması gerekiyor. Bu süreyi bulduğu ve takımı oturttuğu takdirde önü açık. Bu kayıplara rağmen rahatlıkla bunu söyleyebiliyorum. Özellikle Salomon Kalou elde tutulursa şans daha da artacaktır. Thauvin ise süper star olmak için basamakları bir bir çıkıyor. Aslında beşinciliğe aday gördüğüm Lille, Lyon'un yazdığım durumunda faydalanıp kendine burada yer buldu. Onlara Thauvin özelinde ayrı bir sempati duyduğum da doğrudur.
3. AS Monaco
Geldik tepeye. Dmitry Rybolovlev'in satın aldığı ve başına da Claudio Ranieri'yi getirdiği Monaco daha bu yıl Ligue 1'e yükseldi. Buna karşın yaptığı bir birinden bomba transferler ile futbolun magazin sayfalarında boy boy haberler şeklinde yerini almayı başardı. Federasyon onları almayacak, eksi puanla lige başlanacak derken açılış yapılıyor.
Futbolcular için vergi cenneti haline gelen Monaco'nun Radamel Falcao, James Rodriguez, Joao Moutinho gibi lüks transferlerin yanında Jeremy Toulalan, Nicolas Isimat-Mirin, Ricardo Carvalho, Eric Abidal ve Fabinho gibi kadronun niteliğini arttırıcı boyuttaki transferleri büyük önem arz ediyor. Elde bulunan Lucas Ocampos ve Yannick Ferreira-Carrasco gibi isimlerle de çevresini süsleyen Monaco'nun henüz zamana ihtiyacı var. Kişisel fikrim Ligue 1'in ilk kovulan teknik direktörlerinden birinin Claudio Ranieri olacağı yönünde. Sekteye uğramasını beklediğim takım ilerleyen haftalarda çıkışı yakalayacaktır. İlk iki benim için açıkçası büyük sürpriz olur.
2. Marsilya
İştah kabartan Dimitri Payet, Gianelli Imbula ve Benjamin Mendy transferleri ile Marsilya bir basamak daha atladı. Özellikle Dimitri Payet'nin geçtiğimiz sezon net biçimde kısırlık yaşayan hücum hattındaki sorunları çözebilecek kapasitede olduğunu öngörmek kahinlik olmaz. Imbula'nın direkt olarak etki edeceğini düşündüğüm orta saha hattı ise ayrı bir "şeker" oldu. Mendy'nin de şu an sakatlık yaşamasına rağmen ilerleyen haftalarda göze batacak bir genç yetenek olduğunu söylemek mümkün. Üstüne bir de Romain Alessandrini'nin katılması durumunda Marsilya PSG'ye ciddi ciddi, "ciddi" bir rakip olacaktır.
Elie Baup'un özellikle Mathieu Valbuena, Nicolas Nkoulou ve Ayew kardeşler eksenine oturttuğu takım doğru planlama neticesinde yürüyecektir. Buradaki sıkıntı sezon ilerledikçe alternatif yaratmakta sıkıntı yaşanıp yaşanmayacağı yönünde. Marsilya özelinde not; Alessandrini alınsın!
1. Paris Saint-Germain
Carlo Ancelotti ve Leonardo gitti; Laurent Blanc geldi derken aslında pek de büyük bir değişim yaşanmadı dersek yanlış olmaz. Bütçesi ile dağları deviren Paris ekibi, bu transfer döneminde de aktif rol üstlenip Arap sermayesini Avrupa'ya akıttı. Edinson Cavani hatırlayamadığım(o kadar uçuk!) bir bonservis bedeli ile transfer edildi. Blanc'a aba altından sopa gösterilerek onu nasıl oynatması gerektiği işaret edildi. David Luiz istendi fakat bir boy küçüğü Marquinhos yine uçuk bir bonservis bedeli ile transfer edildi, muhtemelen onun da yeri vatandaşının yanı olacak. Bu ikilinin baya arkasında kalan Lucas Digne ise Maxwell'in tahtını sallayacaktır. Paris Saint-Germain zaten farklıydı, arayı daha da açmış oldu. Bu yılı da şampiyon bitirmeleri iş değil. Kardeşcikleri Monaco gelene kadar ligi domine edeceklerdir.
Asıl hedef Şampiyonlar Ligi... Buna karşın o noktaya ulaşabilecekler mi? İlk etapta imkansız görünüyor. Akıllı planlamacılar ise yarı finali işaret ediyor. Neden olmasın?
Ufuk Tolga Aldırmaz
Etiketler:
Bordeaux,
FC Lorient,
Ligue 1,
Lille,
Marsilya,
Monaco,
OGC Nice,
Olympique Lyon,
PSG,
Rennes,
St.Etienne
23 Temmuz 2013 Salı
Bilindik hikaye hep aynı sorun
Athletico Madrid'den rekor ücretle Monaco'ya transfer olan Kolombiyalı süper star Radamel Falcao'nun yaşı ile ilgili flaş bir iddia ortaya atıldı.
60 milyon Avro karşılığında Monaco'nun yolunu tutan Falcao'nun yaşının küçültüldüğü ortaya çıktı. Kimlikte 86 doğumlu görünen Kolombiyalı golcünün 2 yaş küçük gösterildiği aslında 84 doğumlu olduğu ifade edildi.
Kolombiya basınında bu haber geniş yer bulurken;sosyal medyada bu skandal geniş yankı uyandırdı.
Özellikle Güney Amerika, Orta Doğu ve Afrika ülkelerinden çıkan pek çok sporcunun yaşının küçük gösterildiği daha önce de pek çok kez ortaya çıkmıştı.
Konu ile ilgili Falcao'dan henüz bir açıklama gelmezken; Bu durumun 27 yaşında olarak bildiğimiz Falcao'nun kariyerini nasıl etkileyeceği merak konusu.
Resimdeki okul kimliğinde Falcao'nun asıl yaşının 29 olduğu görülüyor.
Konu ile ilgili Falcao'dan henüz bir açıklama gelmezken; Bu durumun 27 yaşında olarak bildiğimiz Falcao'nun kariyerini nasıl etkileyeceği merak konusu.
Resimdeki okul kimliğinde Falcao'nun asıl yaşının 29 olduğu görülüyor.
Buraya kadar olan kısmı haber metnimdi. Yorum yapacak olursak; Devlet düzeninin işlemediği, Tanrı'nın unuttuğu söylenen topraklardan çıkan pek çok sporcuların adı bu skandallara karıştı. Kimisi, siyasiler, bürokratlar aracılığı ile yalanlandı, gerçeği yansıtmadığı açıklamaları yapıldı. Ama sorun, gerçek olup olmamasından da öte bir önem arz ediyor. Sosyo - Ekonomik olarak doğal seçilime tutulduğumuz kapitalist sistemde, toplum standartlarının altında bir yaşam süren devlet, millet,topluluklar yani ''öteki''lerde bu sorunlara sıklıkla rastlanır. Bu sorun, magazinel boyutundan çok sosyolojik bir durum. Statüler üzerine inşa edilen dünyamızda ''hayatta var olma şavaşı'' veren ''bol çekirdekli'' aile yapılarında dünyaya gelen pek çok çocuk, bazen o ailelerin sorumsuzluğu ve eğitimsizliği nedeniyle nüfusa geç kaydedilir, bazen de devlet mekanizmasının oralara nadiren uğramasından faydalanılıp yaş olduğundan genç gösterilir. Bu durumun önüne geçilir mi, bence geçilemez. Bu dünyanın ekonomik düzeni ile alakalı, kaderine terk edilmiş coğrafyalardan çıkıp hayatta kendini ''var etmiş'', başka ülkelerde ''çare'' olarak görünme seviyesine ulaşmış pek çok oyuncunun yaşının genç gösterildiği gerçeğine ulaşılabilir, biraz didik didik edildikçe..
Not: Kendim amatörde top koştururken, yaşımı 2 yaş küçük göstermek için uğraşmıştım. O olsa idi Beşiktaş altyapısına girebilme ihtimalim vardı. Sonuç: olmadı.
4 Temmuz 2013 Perşembe
Monaco'da Mahşerin Dört Tayı!
Monaco... Dmitry Rybolovlev'in takımı almasının ardından çeşitli aşamalardan geçip tekrar Ligue 1'e yükseldiler. O efsane formanın minimalize edilmiş yakın dönem hikayesini de şurada anlatmıştım(tık) lakin bugün konumuz takımdaki iki isim olacak. Öyle ki yakın dönemde başta Ligue 1 olmak üzere uzun vadede Avrupa futbolunda adlarını geçirebilecek, isimlerine büyük meblağlarda bonservis bedelleri yazılacaktır. Benzeri Paris Saint-Germain misali çok büyük paralar harcayan Monaco'nun atlanan kadrosuna açıkçası haksızlık yapıldığını düşünen taraflardan biriyim. Bu sebepten ötürü Monaco'nun ateşli taraftarının(!) adlarını sayıklacağı isimler ilerleyen haftalarda belki de Falcao olmayacaktır, göreceğiz.
Yannick Ferreira-Carrasco
Ferreira-Carrasco, Belçika vatandaşı olan İspanyol pasaportu da bulunan bir isim. Monaco alt yapısından yetiştiğinin altını çizeyim. 1993 doğumlu oyuncu için "Yeni Hazard" yakıştırmaları daha şimdiden yapılıyor. Forvet pozisyonunda oynayan Ferreira-Carrasco'nun birincil bölgesi ise sol taraf. Belçika'nın alt yaş kategorilerinde onlarca kez milli olan Ferreira-Carrasco'nun gelişimini sürdürmesi durumunda çok canlar yakacağı aşikar.
Takımının formasını ilk kez 2012-2013 sezonunda giyen Ferreira-Carrasco, kariyerinde yalnızca 37 maça çıktı. Claudio Ranieri'nin göz bebeklerinden.
Lucas Ocampos
Arjantinli futbolcu 1994 doğumlu. Altı yaşında girdiği Quilmes alt yapısından River Plate'e 2010-2011 sezonunda transfer olur. Henüz 17 yaşında çıktığı ilk resmi maçında dikkatleri üzerine çekmeyi başarır. 2012-2013 sezonunda Monaco'ya transfer olan Ocampos'u Cristiano Ronaldo'ya benzetenler de mevcut.
Forvet arkası ve sağ-sol forvet olarak da oynayabilen Ocampos, kariyerinde 56 maça çıkıp sekiz gol dört asistlik performans sergiledi.
Bu ikiliye Porto'dan James Rodriguez ve Valenciennes'den Nicolas Isimat-Mirin transferleri de eklenince wonder kid dolu bir takım haline geldi Monaco. Açıkçası Ligue 1'in başlamasını iple çekiyorum. Bakalım bu dört isimin kariyerleri nasıl seyir alacak?
Ufuk Tolga Aldırmaz
Yannick Ferreira-Carrasco
Ferreira-Carrasco, Belçika vatandaşı olan İspanyol pasaportu da bulunan bir isim. Monaco alt yapısından yetiştiğinin altını çizeyim. 1993 doğumlu oyuncu için "Yeni Hazard" yakıştırmaları daha şimdiden yapılıyor. Forvet pozisyonunda oynayan Ferreira-Carrasco'nun birincil bölgesi ise sol taraf. Belçika'nın alt yaş kategorilerinde onlarca kez milli olan Ferreira-Carrasco'nun gelişimini sürdürmesi durumunda çok canlar yakacağı aşikar.
Takımının formasını ilk kez 2012-2013 sezonunda giyen Ferreira-Carrasco, kariyerinde yalnızca 37 maça çıktı. Claudio Ranieri'nin göz bebeklerinden.
Lucas Ocampos
Arjantinli futbolcu 1994 doğumlu. Altı yaşında girdiği Quilmes alt yapısından River Plate'e 2010-2011 sezonunda transfer olur. Henüz 17 yaşında çıktığı ilk resmi maçında dikkatleri üzerine çekmeyi başarır. 2012-2013 sezonunda Monaco'ya transfer olan Ocampos'u Cristiano Ronaldo'ya benzetenler de mevcut.
Forvet arkası ve sağ-sol forvet olarak da oynayabilen Ocampos, kariyerinde 56 maça çıkıp sekiz gol dört asistlik performans sergiledi.
Bu ikiliye Porto'dan James Rodriguez ve Valenciennes'den Nicolas Isimat-Mirin transferleri de eklenince wonder kid dolu bir takım haline geldi Monaco. Açıkçası Ligue 1'in başlamasını iple çekiyorum. Bakalım bu dört isimin kariyerleri nasıl seyir alacak?
Ufuk Tolga Aldırmaz
17 Mayıs 2013 Cuma
Direction Nationale du Contrôle de Gestion
Direction Nationale du Contrôle de Gestion yani dilimize
Ulusal Yönetim Kontrolü Müdürlüğü şeklinde garip bir biçimde çevirebileceğimiz
olan kurum Fransız futbolunda büyük önem arz etmekte. 1984’te kurulan bu
organizasyon Ligue de Football Professionnel (LFP)’e bağlı bir kurumdur.
Kabaca, ülkedeki profesyonel futbol kulüplerinin hesaplarını inceleme ve
denetleme hakkına sahip olan kuruluştur diye açıklamak yanlış olmayacaktır. Kulüplerin
kaynaklarını verimli kullanmasını sağlayan, belirli sınırlar çerçevesinde
gerekli olan düzeni sağlayan, kural ihlali yapan kulüplere yaptırım uygulama
hakkı gibi görevleri ve sorumlulukları olan kurumun en büyük amacı Fransız
futbolunda “ahlaki” bir düzen oluşturup bunu korumak.
Her futbol sezonu sonunda kurum, kulüplerin hesaplarını
inceler. Kulüplere belirlenen ölçütlerin dışına çıkıldığı takdirde transfer
ambargosundan tutun da küme düşürülmeye kadar çeşitli cezaları verme yetkisi mevcuttur.
Liglerdeki takım sayısını belirleme gücüne dahi sahip olan bir kurumdan
bahsettiğimizin altını çizelim.
2007 yılında Fransız Spor Bakanı Bernard Laporte’un eşit
koşullarda yarışılması için tüm kıtaya bu programın uygulanması gerektiğini
iddia etti. Kamusal yükümlülükleri olan
bu kurumun aslında bir nevi UEFA’nın Finansal Fair-Play düzenini yürürlüğe
sokmasına rol model olduğunu söylememiz yanlış olmayacaktır.
Yıllardır Fransız kulüplerini Avrupa’nın üst düzey
arenasında göremiyoruz. Bu yıl Paris Saint-Germain’in Şampiyonlar Ligi’nde
çeyrek final oynaması Fransızlar tarafından önemli bir başarı olarak
sayılmakta. Belki böylesine bir yatırım için pek büyütülecek bir başarı değil
lakin Fransızlar’ın uzun yıllar boyunca süreklilik kazanmış bir başarı serileri
olmadığını göz önünde bulundurmamız gerekmekte. Yukarıda bahsini geçirdiğim Direction
Nationale du Contrôle de Gestion kulüplerin para harcama eğilimlerine ket
vurmakta. Araplar’a satılan PSG’nin harcadığı para neticesinde bu başarının
gelmesi tesadüf değil. Bu aşikar.
Uzun yıllardır Avrupa transfer piyasasında büyük meblağlar
harcamayan Fransızlar aslında çok güzel bir bütçe dengesi örneğini teşkil
ediyor. Bunun yanı sıra Marsilya’nın Lucho Gonzalez’e, Olympique Lyon’un da
Lisandro Lopez’e harcadığı yüksek bonservis bedellerinin acısı şu an çıkmakta. İki
kulübün ortak noktasının stadyumlarını yenilemek olduğunu da unutmayalım,
önemli ayrıntıdır.
Direction Nationale du Contrôle de Gestion’un direktifleri
doğrultusunda genç yetenekleri sürekli olarak ihraç etmek durumunda kalan
kulüplerin Avrupa’da pek tutunamaması ve liglerin de cezbedici olmamasının
aslında başat unsuru kurum oluyor dersek yanılmayız. PSG’in arkasından Monaco’nun
da Rus patronlarının yatırımları neticesinde Ligue 1’e yükselmesi ve yapılacak
yatırımı düşününce yavaş yavaş ilgi odağı olunması iş değil. Bunun yanında
Falcao gibi yıldızların da Monaco safına katılacağı kulislerde konuşuluyor.
Bunun anlamı daha çok yıldız demek. Prenslik yasaları ile yönetilen Monaco için
Fransızlar zaten kazan kaldırmış durumda. Federasyon 200 milyon Eurolar’ı bulan
vergiyi istedi. Bu iş sürekli hale gelir mi bilinmez lakin ucu Direction
Nationale du Contrôle de Gestion’un yok edilmesine ya da kurallarının daha
elastik hale gelmesine kadar dayanırsa da hiç şaşırmam.
Elbette ki ben de her “endüstriyel futbol” karşıtı romantik
gibi Arap ya da Rus sermayesinin futbolun içine fazlaca girmesine karşıyım.
Buna karşın kendi ölçütleri ve markalaşma değerini yükseltecek olan bir Ligue 1’e
hayır demeyeceğimi de peşinen belirteyim. O yüzden şu an keyifli bir biçimde Ligue 1’in alacağı
hali beklemekteyim. He, unutmadan belirteyim, Avrupa’nın en fazla borca sahip
olan takımlarına bir göz atın isterim. Tık lütfen. Bunun yanında bir de Bayern
örneği var ki Fransızlar’ın bunu uygulamasını yeğlerim pek tabii.
NOT: Lyon'un Avrupa başarılarını görmezden gelmedim. Olaya büyük fotoğraftan bakıyoruz.
Ufuk Tolga Aldırmaz
5 Mayıs 2013 Pazar
Les Rouge et Blanc-Kısa Marlboro Forması
![]() |
| Dado Prso, selam olsun! |
Assocation Sportive de Monaco Football Club... Kısaca(hakikaten baya kısa olacak) Monaco. Toplam 35.000 nüfuslu Monaco Prensliği'nin Fransa'da yarışmacı takımı olan Monaco'yu futbolu az çok takip eden herkes bilir. Ligue 1'de kazanılan beş şampiyonluk, Şampiyonlar Ligi'nde Porto ile oynanan final, her yıl UEFA Süper Kupası'nın organize edildiği Stade Louis II'ye sahip olmaları vs gibi özellikler aslında bir şekilde futbol tarihinde yer aldıklarını kanıtlayan cinsten göstergeler oluyor.
2010-2011 sezonunda Ligue 2'ye düşen Monaco'nun tekrar Ligue 1'e yükselmesi an meselesi. Daha önce ekonomik çıkmaza giren kulüp küme düşürülmüş lakin Prenslik'in desteği ile Ligue 1'e çıkıp Şampiyonlar Ligi Finali'ne kadar yükselmişlerdi. Denk gelişlerin yanı sıra Prenslik'in bir kez daha bu yardımı edecek kapasitesi bulunmuyordu. Nitekim kulüp II.Albert'in onayı alınarak Rus oligarklarından Dmitry Rybolovlev'e satılacaktı. Dünyanın en zengin iş adamlarının başında gelen Rybolovlev takıma dört sezon içinde en az 100 milyon Euro'luk yatırım yapmayı taahhüt edecekti. Geçen sezon devre arasında başlayan bu yatırımlar bu sezon da devam etti. Claudio Ranieri ile atılan adım Ligue 2 standardının üzerinde transferler ile pekiştirildi. Hatta bu kadronun hatırı sayılır birçok Ligue 1 takımın kadrosuna kafa tutabilecek seviyede olduğunu temin edebilirim.
Şu günlerde bir üst Ligue 1'e çıkmayı garantilemek üzere olan Monaco'nun eski günlerine dönmesi yakın gibi gözüküyor. Araplara satılan Paris Saint-Germain ile birlikte birkaç sezon içinde Ligue 1'i domine ederlerse şaşırmayacağım. Buna karşın PSG'ye olan antipatim Monaco'ya karşın bulunmamakta. Benim açımdan işin garibi, küçüklükten beri sempati beslediğim bir kulübün ilk defa bir milyardere satılmış olması. Gelecek ne getirir bilinmez ama kısa Marlboro Forması misali o kırmızı-beyaz formanın eski günlerine artık dönmesi gerekmekteydi, yakındır.
Ufuk Tolga Aldırmaz
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







.jpg)








