Rudi Garcia etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Rudi Garcia etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
22 Kasım 2013 Cuma
Les Dogues
Eski bir sanayi kenti olan Lille, bu nitelemeden kurtulabilmek için bir dizi yeniliğe kucak açtı. Fransa Sosyalist Partisi Genel Sekreteri ve aynı zamanda dönemin Lille Belediye Başkanı olan Martine Aubry'nin girişimleri ile bu dönüşüm sancısız biçimde gerçekleşti. İlk etapta 2004 yılının Avrupa Kültür Başkenti seçilen Lille, buna uygun bir biçimde dönüşümünün adımlarını da atacaktı. Aynı zamanda Fransa'nın kuzeyinde Belçika sınırının bir kısmını oluşturan şehrin konumu ulaşımın önemli bir noktası olarak kullanılmaya başlandı. Şehrin sakinleri hem bu adımlara kayıtsız kalmayıp hem de daha fazlası için ellerinden geleni yaptı. Lille Olympique Sporting Club da şehrin sakinleri tarafından benimsenip, sembollerden biri haline getirilecekti.
Olympique Lillois ve Sporting Club Fivois'in 1944 yılında birleşmesi neticesinde kurulan Lille OSC ilk başarısını Fransa'nın tepe liginin ipini 1946'da göğüsleyerek alacaktı. Ardından gelecek olan 1954 ve Rudi Garcia yönetiminde kazanılan 2011 şampiyonlukları da kulübün tarihinde altın harfler ile simgelenmiş vaziyette. Aynı zamanda altı kez Coupe de France ve sonuncusu ülkemizde Trabzonspor'u çalıştırdığı günlerden hatırladığımız Vahid Halilhodzic yönetiminde kazanılan beş de Ligue 2 şampiyonlukları mevcut.
2000'de Vahid Halilhodzic yönetiminde Ligue 1'e çıkan Lille, daha sonra önemli bir başarıya imza atarak ligi üçüncü sırada bitirecekti. Bu önemli başarının ardından kulüp ilk ona girme çabasını sergileyen orta sıra takımı haline geldi. İşte dönüşüm de tam da bu sırada başlayacaktı.
1947 Paris doğumlu olan iş adamı ve film yapımcısı Michel Seydoux başkanlığı selefinden devralırken takvimler 2002 senesini gösteriyordu. Seydoux'ya başkanlık yeterli gelmedi ve 2004'te kulübün çoğunluk hissedarı sıfatını da edindi. Belediye Başkanı Aubry'nin de desteğini tam anlamıyla arkasına alan Seydoux, şehrin en kuzeyi olan sınır bölgesine yakın bir araziyi 600 bin Avro'ya kulübe kazandırdı. Başkanın hayali burada çok büyük bir tesis yapmaktı.Kulübün alt yapısı da dahil olmak üzere saha içi ile alakalı tüm organların buraya geçirilmesi planlanıyordu. Gerekli adımlar atılacaktı. Bu arazinin ardından yine Aubry'nin de desteği ile "Grand Stade Lille'in" yapım izinleri de alınacaktı. 2012 yılında bitecek -günümüzde kullanılıyor- olan stat, 50 bin kişilik kapasitesi ile birlikte tam anlamıyla birinci sınıf bir stat olacaktı.
Yönetim istikrarı, tesisleşme adımları derken sıra başarıya gelecekti. Geniş bir gözlemci ağı zaten var olan Lille bunun meyvelerini de yemeye başlayacaktı. Ufaktan ufağa oyuncu satışlardından kar elde edilmeye başlandı. Misyonunu tamamlayan her futbolcu yarışmacı bir takım kurabilmek adına satılıyordu. Alt yapı organizasyonundan da A takıma oyuncu çıkarılması ilk hedeflerden biri olurken devamında da bu oyuncuların satılması ve daha da iyilerinin yetiştirilmesi amaçlanıyordu. 2008 yılında göreve gelen Rudi Garcia da bu projenin beyin takımındaki yerini alacaktı. Amaç gözlem ağı ve alt yapı mahsüllerini bir arada toplayarak her geçen sene üstüne koyan bir takım yaratmaktı. Garcia'nın 4-3-3'üne uygun parçalar eklenmeye devam ediyordu. Mikro düzeyde Katalan ekibi Barcelona'yı örnek alan Başkan Seydoux'nun takımına da tam da hayalindeki futbolu oynatıyordu Garcia. Kısa pasları, hızlı direkt hücumlar... Takımın yıldızı da hepinizin bildiği gibi alt yapıdan yetişmiş en önemli değer Eden Hazard'dan başkası değildi. Rudi Garcia sezon sonunda Ligue 1'in en iyi teknik direktörü seçilirken geride Ligue 1 ve Coupe de France Şampiyonu bir Lille bırakmıştı. Şampiyonlar Ligi ve yeni açılacak olan stadyumdan gelecek gelirler de ana kalemin ekstralar olacaktı. Ana kalem tabii ki az önce dillendirdiğim gibi futbolcu satışından başka bir şey değildi. Dublenin de kapsandığı son on sezonluk periyotta Lille toplamda 193 milyon Avro'luk bir futbolcu satışı yapacaktı. Gözlem ürünü olan Eric Abidal, Mathieu Bodmer, Kader Keita, Stephan Lichtsteiner, Michel Bastos, Adil Rami, Peter Odemwingie, Gervinho, Moussa Sow ve Florian Thauvin'den toplam 103 milyon Avro'luk bir gelir elde edildi. Alt yapı ürünü ve alt yapı ürünü sayılabilecek olan Jean II Makoun, Mathieu Debuchy, Yohan Cabaye, Kevin Mirallas, Aurelien Chedjou, Eden Hazard ve Lucas Digne'den ise 90 milyon Avroluk gelir elde edildi. Hakikaten dudak uçuklatıcı bir meblağ.
Yaklaşık 100 milyon Avro'luk bir gelir kalemini oluşturan alt yapı, yine yukarıda satır arasında belirttiğim gibi kuzeyde alınan araziye taşınacaktı. Bu tesislere Domaine de Luchin adı verildi. 43 hektarlık bir alana konuşlanmış olan Domaine de Luchin, profesyonel oyuncuların da kullanabileceği her türlü ihtiyacı karşılayabilecek şekilde dizayn edilmiş. Vestiyerinden tutun da sağlık ekibine kadar, dinlenme odalarından tutun da restoranlara kadar çok geniş olanaklar sağlıyor. Akademik bir yapıda olan Domaine de Luchin'in içinde derslikler de barındırdığını söylemeliyim. Doğal-yapay çim sahalar, kaleciler ve jogging için özel alanlar, yarı olimpik yarış pisti, dağ bisikleti ve bilumum seçeneklerin içinde bulunduğu akademi sporcular için tam anlamı ile bir nimet. Kurulduğu tarihten itibaren toplam maliyet yaklaşık 30 milyon Avro'ya denk gelmekte. Buna karşın geri dönüş ve sadece Eden Hazard'dan 40 milyonluk bir gelir elde edildiği düşünülünce hiç de fazla gelmiyor değil mi?
Lille OSC doğru yatırımın Fransa'nın kuzeyindeki karşılığıdır. Rasyonel bir işletme zekası, iş bilir insanların idealist girişimleri neticesinde çok değil dokuz sezonda orta halli bir takım Fransa'nın son döneme damga vurmuş özel takımlarından biri haline getirildi. Üstüne sağlanan kar marjı da düşünülürse Lille'in yaptıkları tam bir rol model olarak alınabilir. Buna karşın yarışmacı kimliğin kaybedilmemesi için takımın düzenli olarak Şampiyonlar Ligi potasına girmesi gerektiğinin de farkındalar. Çalışmalar bu yönde. Paranın simgesi haline daha şimdiden gelen Paris Saint-Germain ve Monaco gibi iki kulübü takip eden Marsilya ve Lyon'u da hesaba katarsak Lille'in işi hiç kolay görünmüyor. Kim bilir? Belki yine Rudi Garcia'nın altına imzasını attığı bir destan tekrarlanabilir. Bekleyip göreceğiz.
1 Kasım 2013 Cuma
The Avengers
Taktik
Klasik 4-3-3'ü ile maça başlayacak olan Garcia'nın sıkıntısı eksikler olacaktı. Maicon, Gervinho ve Il Capitano Totti'siz bir dizilim yapmak zorunda olan Garcia, özellikle hücum hattında klasiğin baya bir dışına çıkacaktı. Marquinho ve zorunluluktan Boriello tercihlerini yapan Garcia, takımın gün geçtikçe olmazsa olmazlarından biri haline gelen Florenzi'yi de kenarda tutacaktı. Sannino ise 3-5-2'si ile Garcia'ya karşı durmayı hedefleyecekti.
Oyun
Maça hızlı başlayan Roma, baskıyı daha ilk dakikalarda kurmayı başardı. Özellikle Drame'nin savunduğu Chievo'nun sağından etkili ortalar ile pozisyonlar buldular. O kanat adeta S.O.S veriyordu. Buna karşın golün gelmemesi ve Chievo'nun da az da olsa topa hükmetme çabası birleşince baskı kırıldı. Özellikle sol kanattaki baskı da geçiştirilmiş oldu. Chievo, topa hakim olduğu dakikalarda Garcia Roma'sının artık karakteristik özelliği haline gelen olan alan daraltmalar neticesinde bir türlü efektif olamayacaktı. Bu durum karşısında çözüm yolu üretemeyen Chievo topu şişirmekte çareyi buldu. Santraforları Alberto Paloschi'nin sırtı dönük oyunu pek de iyi biçimde oynayamaması da bu topların direkt olarak Roma hücumlarına dönüşmesine sebebiyet verecekti. Bu gibi tekrarlar yaşandıktan sonra maça tam anlamı ile hükmetmeye başlayan Roma Chievo'nun maçta belki de en iyi yaptığı şey olan geride bekleyişini çözecek olan anahtarı bir türlü bulamadı. Set oyununda yaşanan sıkıntılar elbette ki Totti ve Gervinho ile doğrudan alakalıydı lakin Florenzi'nin o tamamlayıcı rolüne bir türlü soyunamayan hücum elemanları da bu sıkıntıların gizli sebeplerindendi. Bu dakikadan itibaren sahada Pjanic ile birlikte sorunları çözebilecek ilk isim olan Ljajic daha fazla insiyatif almaya başladı. Yaptığı garip tercihler de sanırım İtalyanca birçok küfür yemesine sebebiyet vermiştir. Ljajic üzerinden de sürekli bir verim alınamaması kalenin devamlı uzaktan şutlarla yoklanmasına sebebiyet verdi. Çanakkale geçilmezi oynayan savunma bunlara da izin vermedi. 58. Dakikada gelen Marquinho - Florenzi değişimi ise "Aklın yolu bir." dedirten cinsteydi. Kademeyi bir tık yukarı çıkaran bu hamle neticesinde gol de gelecekti. Florenzi'nin Ljajic ile alışverişi ve sonucunda Boriello'ya açtığı orta neticesinde gol geldi. Bu dakikadan sonra Chievo bırakın saldırmayı, hücuma çıkmakta zorlanmaya devam etti. Roma'nın tahakkümü onları fazlasıyla edilgen bir yapıya itmişti. Maç 1-0 kazanıldı ve rekor da gelmiş oldu.
Süregelen Yapı
Yenilmez diye nitelendirilebilecek, kalesinde sadece bir(rakamla 1) gol görmüş olan bu Roma'nın detayında neler var diye soracak olursanız naçizane şöyle sıralayabiliriz:
1. Kompakt Takım: Sahayı muazzam parselleyen ekip geride disiplinli bir biçimde bekleyerek rakibin işini kafadan zorlaştırıyor.
2. Alanı Kazanmak: Kompakt bekleyişi taçlandıran muhteşem bir alan oyunu mevcut. Parsellenen saha neticesinde, top hangi noktada olursa olsun baskı ile bezeli biçimde geri kazanılmakta.
3. Direkt Hücum: Kazanılan toplar özellikle orta alan oyuncuları ile birlikte rasyonel ve hızlı biçimde kullanılıp rakip kaleye gidilmeye çalışılmakta.
4. Il Capitano: Totti'yi sahte dokuz olarak sahaya süren Garcia, tabiri caizse onun hem etinden hem de sütünden yararlanıyor. İleri uçta gözüken Totti sürekli olarak takımın ona ihtiyacı olan yerde.
Sonuç
Rakiplerin ve özellikle bu yoldaki en büyük rakip sayılabilecek olan Juventus'un durumunu göz önünde bulunduracak olursak; buna bir de mevcut takımın kimyasını da katarsak Roma son şampiyonluğundan beri hiç bu kadar Scudetto'ya yakın olmamıştı.
Ufuk Tolga Aldırmaz
6 Ekim 2013 Pazar
Uçurumdan İterken
Walter Mazzari ile proje takımı haline gelip lige de fena bir başlangıç yapmayan ev sahibi Inter Giuseppe Mezza'da Rudi Garcia'nın öğrencilerini, Roma'yı ağırlıyordu. İki tarafta da Jonathan ve Maicon gibi önemli eksikler vardı. Buna karşın sahaya şu on birler ile çıkıldı:
Mazzari'nin 3-5-2'si ile Garcia'nın 4-3-3'ü karşı karşıya gelecekti. Mazzari top ayağında iken klasik genişleyen kanatların yanı sıra, Esteban Cambiasso'yu biraz daha sarkıtıp yanındaki Taider ve Guarin'e hücumu yüklemişti. Bunun yanında Rodrigo Palacio'yu daha hareketli biçimde kullanmayı amaçlamış. Ricky Alvarez ise -açıkçası uzun zamandır seyretme fırsatı bulamamıştım- üstüne katarak gitmeye devam etmiş. Tabii ki Alvarez özelinde ve de takımın genel açlığını düşünecek olursak Mazzari'nin takıma ne denli etki ettiğini bir kez daha anlayabiliyoruz.
Rudi Garcia ise ligin başından beri aynı düzende oynamaya devam ediyor. Bu maçtaki fark ise ileride özellikle Gervinho'nun daha efektif bir hale bürünmüş ve hücum hattının sürekli dinamik bir biçimde pozisyon değiştiriyor olmasıydı. Lille ile duble yaptığı senenin açıkçası bir tık üzerinde bir sahaya yansıyış sezinledim. Belki de maçın coşkusundandır bilemiyorum. Burada Florenzi'ye ekstra bir parantez açmak istiyorum, hücum hattındaki görevi bir yana orta alana yaptığı dolgular ile son derece hayati bir performans sergiledi. Hücumda üç aşağı beş yukarı üstteki tarzda dağılan Roma, savunmada özellikle kompakt bekleyecekleri zaman Pjanic'i öne atarak 4-2-3-1 benzeri bir dağılım ile sahadaki yerini alacaktı.
Maç ilk saniyeden itibaren tempolu başladı. Inter topa hakim olan, Roma ise kısa ve hızlı paslar ile direkt hücumu benimseyen taraf konumundaydı. Inter'in vitesi arttırmasına izin vermeden Roma 18. dakikada Florenzi-Gervinho-Totti organizasyonu ile golü buldu. Bu golün Inter üzerinde hafiften bir şok dalgası yaymasını bekliyordum, fena çuvalladım. Inter yaralı hayvan moduna geçmişti. Önce Guarin'in inanılmaz vuruşunun direkte patlaması ve ardından Alvarez'in kafasının De Sanctis'te kalması golün geleceğini söylüyordu sanki. Roma edilgen olan taraf haline dönüşüyordu. Inter istekli ve daha genç olmanın avantajını iyi kullanıyordu. Roma'nın şanslı olduğunu söylemeye başlarken Totti'nin ayağında başlayan atak Gervinho'nun hakem için çok pis bir noktada yere düşürülmesi ile son bulacaktı. Penaltı kararının ardından Totti topun başına geçti ve 2-0 dakika 39... İlk golde beklediğim şok bu kez Inter'e uğrayacaktı. Aradan dört dakika geçtikten sonra yine hızlı bir hücumda Strootman'ın fazla iyi pası neticesinde Florenzi'nin ayağından gol bulunuyordu. İlk yarı 3-0 Roma lehine geçilecekti.
İkinci yarıda Pereira - Icardi değişikliği ile Inter aşağıdaki düzene geçti. Top rakipteyken dörtlü savunma, top ayaktayken üçlü savunmayı uygulayan Inter bu düzene geçti. Bu düzene geçildiği anda geçtiğimiz sezon Mazzari'nin San Paolo'da Juventus'u ağırladıkları karşılamada -hafızam beni yanıltmıyorsa(farklı bir isim olursa buraya düzeltme gelecek)- Maggio'yu Nagatoma benzeri bir şekilde kullanışı aklıma geldi. İstenilen elde edilemedikten sonra Mazzari'den ya herro ya merro hamlesi de Milito ile gelecekti. 4-2-4 düzenine geçiş meyvesini veremedi. Gervinho ile birkaç kez pozisyon bulan Roma farkı daha da arttırabilirdi. Buna karşın son dakikalarda ikinci sarı kartı görüp oyundan atılan Balzaretti'nin takımını on kişi bırakışı malumun ilanı olup skorun böyle kalacağını da belli eden cinsten bir gelişme haline geliyordu.
Inter ağır bir yara aldı. Toparlayacaktırlar. Genç kadroları bu tip skorların üstesinde gelebilecek yetenekte isimleri barındırıyor. Roma ise müthiş çizgisini devam ettiriyor. Juventus'un baba çiftliğine çevirdiği ligde "akıllı ol" mesajını veren cinsten bir takım haline geldiler. Rudi Garcia muazzam bir iş çıkardı, devamını hep beraber göreceğiz lakin yenilgisiz ekiplerden ikisinin karşılaştığı bu mücadelede Garcia'nın Roma'sı rakibini uçurumdan acımasızca itiyordu demeden kendimi alamayacağım.
Ufuk Tolga Aldırmaz
16 Ağustos 2013 Cuma
Kolay Olmayacak
AS Roma Serie A'daki son "Ben de bu işin içindeyim!" mesajını 2009-2010 sezonundaki ikincilik ile vermişti. Philippe Mexes, John Arne Riise, David Pizarro, Luca Toni gibi isimler son kez yarışmacı takım olduklarını hatırlatan cinsten olan kadronun yıldız isimleriydi. Tabii ki demirbaşlar Francesco Totti ve Daniele De Rossi gibi isimleri de unutmak olmaz. Daha sonraki sezonlarda gelen sırası ile altıncılık, yedincilik ve geçen sezonki altıncılık ise bir noktada yanlış yaptıklarının kanıtı niteliğindeydi. Oyuncuların dağılması bir tarafa, 2010-2011 sezonunda sportif direktörlüğe getirilen Walter Sabatini'nin yanlış adımları Roma'yı zirveden uzaklaştırmaya yetecekti. Claudio Ranieri, Vincenzo Montella(caretaker), Luis Enrique, Zdenek Zeman ve Aurelio Andreazzoli(caretaker) gibi birbirinden farklı profillerdeki marjinalliğe varan teknik direktör seçimleri Sabatini'yi sıkıntıya sokan durumların başında geliyordu. Nitekim o da bunun farkında olacak ki bir düzen oturtturmanın peşine düşerek Fransız Rudi Garcia'yı takımın başına getirdi.
Rudi Garcia, 2008'de bir proje olarak Lille'in başına getirilmişti. Nitekim bu proje 2010-2011 sezonunda Ligue 1 şampiyonluğu ve Fransa Kupası ile amacına ulaşacaktı. Roma düşerken Lille yükseliyordu. Ardından bu çaptaki Ligue 1 şampiyonlarının kaçınılmaz durumu olan oyuncu satımı faslına gelindi. Her ne kadar profesyonelliği müthiş icra edip giden her ismin yerini doldursalar da potada kalmayı başaramamaları neticesinde Garcia'nın başında olduğu proje lağvedilecekti. Sözleşmesinin sona ermesi neticesinde Roma'ya imza atarak Lille'dekinden çok farklı bir profildeki takımın başına geçip tabiri caizse büyük bir maceraya atılacaktı.
Takımın başına geçtiği ilk günden itibaren sorunların da ortasına düşecekti. Büyük defoları bulunan kadro bir yana, Daniele De Rossi'yi ikna etmek, Marquinhos'u elde tutmak ve Totti'nin emeklilik zamanına karar vermek konusundaki düşüncelerini değiştirmek zorundaydı. Nitekim De Rossi ikna edildi, Totti de sezon sonu kariyerine son noktayı koyacaktı. Marquinhos'un gidişi ise büyük bir maddi getiri ile oldu. Aslına bakacak olursak bu satış Garcia'nın elini kuvvetlendiren de bir satış oluyordu. Sıra kadronun defolarını kapatmaktaydı. Geçtiğimiz sezon şampiyon Juventus kadar gol atmalarına rağmen(71) savunmaları felaketti. Zeman'ın kaos futbolunu da düşününce doğal gelmesine rağmen takviye şarttı. Öncelikle Maarten Stekelenburg'un yetersiz performansının farkındaydılar ve (beğenmeme ve sevmeme hakkınız saklıdır) ligin en iyilerinden biri olarak gösterilen Morgan De Sanctis'i aldılar. Beğenilmeyen Ivan Piris'in bonservisini almayıp her ne kadar düşüşte de olsa Serie A'ya damga vurmuş Maicon'u o bölge için kadrolarına kattılar. En büyük sıkıntı ise tandemdeydi. Marquinhos'un gidişi ile o bölgeyi tolere etmenin zor olmasına rağmen ligde göz kamaştıran Mehdi Benatia ve genç Hırvat Tin Jedvaj ile boşluk ideal biçimde dolduruldu. Orta sahaya Serie A başta olmak üzere ilerleyen yıllarda dünya futbolunda yer edinmesi hiç de zor olmayan Kevin Strootman eklentisi yapıldı ki şüphesiz en heyecan verici transfer. Dar olan forvet rotasyonunu genişletmek amacı ile Garcia'nın eski öğrencisi Gervinho, Pescara'dan Gianluca Caprari gibi bir yetenek ve Serie A'nın son dönemdeki gözde santraforlarından Mattia Destro da kadroya katıldı.
Garcia'nın Lille'deki vazgeçilmez diye nitelendirebileceğimiz 4-3-3'üne uygun bir kadro yapısı oluşturuldu. Amerika Birleşik Devletleri'nde yapılan hazırlık kampında oluşturulan kadrolar neticesinde altta görebileceğiniz kadro ideal kadro olarak göze çarptı. Şu an için en büyük zaaflarının taktiksel disiplini oturtamamaları olduğunu söyleyebilirim. Zamanla aşılacaktır. Sahada dengeli göreceğimiz Roma, geçen sezon Zeman'ın Roması'ndan farklı olarak daha derli toplu lakin göze o denli hitap etmeyen bir takım hüvviyetinde olacaktır. Transferlerin kağıt üzerinde her ne kadar önemli olduğunu söylesek de bir takım riskleri içinde barındırdığını takdir edersiniz. Roma'nın sene içinde oluşabilecek sorunlar bu duruma yönelik olur gibi gözüküyor. Son sezonundaki efsane Totti, bayrak adam De Rossi, yeni heyecan Strootman ve savunma hattı ise sezon sonu nerede olacaklarını belirleyecek. Garcia'nın Osvaldo'yu kadroda tutması ya da tutamadığı takdirde yapacağı hamle ise yine belirleyici olacak bir diğer faktör.
Velhasılkelam Roma heyecan veriyor. Garcia projesi ile Roma'nın önü açık. İstikrar sağlandığı takdirde ilerleyen sezonlarda hükümranın bileği bükülebilir mi? Neden olmasın. Bu sezon zor. Hedef Şampiyonlar Ligi potası.
NOT: Bu yazı yarisaha.com için yazılmıştır. Bundan sonra elden geldiğince o platformda yer almaya çalışacağım. Saygılarımla.
Ufuk Tolga Aldırmaz
Rudi Garcia, 2008'de bir proje olarak Lille'in başına getirilmişti. Nitekim bu proje 2010-2011 sezonunda Ligue 1 şampiyonluğu ve Fransa Kupası ile amacına ulaşacaktı. Roma düşerken Lille yükseliyordu. Ardından bu çaptaki Ligue 1 şampiyonlarının kaçınılmaz durumu olan oyuncu satımı faslına gelindi. Her ne kadar profesyonelliği müthiş icra edip giden her ismin yerini doldursalar da potada kalmayı başaramamaları neticesinde Garcia'nın başında olduğu proje lağvedilecekti. Sözleşmesinin sona ermesi neticesinde Roma'ya imza atarak Lille'dekinden çok farklı bir profildeki takımın başına geçip tabiri caizse büyük bir maceraya atılacaktı.
Takımın başına geçtiği ilk günden itibaren sorunların da ortasına düşecekti. Büyük defoları bulunan kadro bir yana, Daniele De Rossi'yi ikna etmek, Marquinhos'u elde tutmak ve Totti'nin emeklilik zamanına karar vermek konusundaki düşüncelerini değiştirmek zorundaydı. Nitekim De Rossi ikna edildi, Totti de sezon sonu kariyerine son noktayı koyacaktı. Marquinhos'un gidişi ise büyük bir maddi getiri ile oldu. Aslına bakacak olursak bu satış Garcia'nın elini kuvvetlendiren de bir satış oluyordu. Sıra kadronun defolarını kapatmaktaydı. Geçtiğimiz sezon şampiyon Juventus kadar gol atmalarına rağmen(71) savunmaları felaketti. Zeman'ın kaos futbolunu da düşününce doğal gelmesine rağmen takviye şarttı. Öncelikle Maarten Stekelenburg'un yetersiz performansının farkındaydılar ve (beğenmeme ve sevmeme hakkınız saklıdır) ligin en iyilerinden biri olarak gösterilen Morgan De Sanctis'i aldılar. Beğenilmeyen Ivan Piris'in bonservisini almayıp her ne kadar düşüşte de olsa Serie A'ya damga vurmuş Maicon'u o bölge için kadrolarına kattılar. En büyük sıkıntı ise tandemdeydi. Marquinhos'un gidişi ile o bölgeyi tolere etmenin zor olmasına rağmen ligde göz kamaştıran Mehdi Benatia ve genç Hırvat Tin Jedvaj ile boşluk ideal biçimde dolduruldu. Orta sahaya Serie A başta olmak üzere ilerleyen yıllarda dünya futbolunda yer edinmesi hiç de zor olmayan Kevin Strootman eklentisi yapıldı ki şüphesiz en heyecan verici transfer. Dar olan forvet rotasyonunu genişletmek amacı ile Garcia'nın eski öğrencisi Gervinho, Pescara'dan Gianluca Caprari gibi bir yetenek ve Serie A'nın son dönemdeki gözde santraforlarından Mattia Destro da kadroya katıldı.
Garcia'nın Lille'deki vazgeçilmez diye nitelendirebileceğimiz 4-3-3'üne uygun bir kadro yapısı oluşturuldu. Amerika Birleşik Devletleri'nde yapılan hazırlık kampında oluşturulan kadrolar neticesinde altta görebileceğiniz kadro ideal kadro olarak göze çarptı. Şu an için en büyük zaaflarının taktiksel disiplini oturtamamaları olduğunu söyleyebilirim. Zamanla aşılacaktır. Sahada dengeli göreceğimiz Roma, geçen sezon Zeman'ın Roması'ndan farklı olarak daha derli toplu lakin göze o denli hitap etmeyen bir takım hüvviyetinde olacaktır. Transferlerin kağıt üzerinde her ne kadar önemli olduğunu söylesek de bir takım riskleri içinde barındırdığını takdir edersiniz. Roma'nın sene içinde oluşabilecek sorunlar bu duruma yönelik olur gibi gözüküyor. Son sezonundaki efsane Totti, bayrak adam De Rossi, yeni heyecan Strootman ve savunma hattı ise sezon sonu nerede olacaklarını belirleyecek. Garcia'nın Osvaldo'yu kadroda tutması ya da tutamadığı takdirde yapacağı hamle ise yine belirleyici olacak bir diğer faktör.
Velhasılkelam Roma heyecan veriyor. Garcia projesi ile Roma'nın önü açık. İstikrar sağlandığı takdirde ilerleyen sezonlarda hükümranın bileği bükülebilir mi? Neden olmasın. Bu sezon zor. Hedef Şampiyonlar Ligi potası.
NOT: Bu yazı yarisaha.com için yazılmıştır. Bundan sonra elden geldiğince o platformda yer almaya çalışacağım. Saygılarımla.
Ufuk Tolga Aldırmaz
15 Ağustos 2013 Perşembe
Aldair'in Forması Emin Ellerde
13 Şubat 1990 doğumlu Kevin Strootman, şu günlerde yepyeni bir heyecan yaşıyor. Yeni takımı Roma'nın teknik direktörlüğe getirdiği Rudi Garcia'nın en kilit hamlelerinden biri, hatta birincisi olarak göze çarptı. Daha önce bahsetmiş olduğum Garcia'nın sistemi içindeki büyük bir boşluğu fazlası ile dolduracağını rahatlıkla söyleyebilirim.
Strootman, Sparta Rotterdam'da başladığı kulübü gibi kendisinin de inişli çıkışlı kariyerinde çok geçmeden fark edildi. Çok kısa süreli Utrecht kariyerinde üzerine koyması neticesinde PSV'nin yolunu tutacaktı. Utrecht'ten Dries Mertens ile birlikte transfer oldukları PSV'de beklentiler hali ile yüksekti. Onunla birlikte çok geçmeden PSV'nin as kadrosunda, sonrasında da ilk on birinde yer bulacaktı. İkisinin de göstermiş olduğu performans dikkat çekiciydi. Mertens için A klasman takımlar konuşulmasa da Strootman için Manchester United başta olmak üzere birçok elit kulüp ile adı geçmekteydi. Nitekim iki kader arkadaşı yine birlikte, aynı lige fakat farklı takımların yolunu tutacaklardı. Hepimizin bildiği gibi Mertens Napoli'nin yolunu tutarken Strootman Garcia'nın puzzleını tamamlamak için başkentin yolunu tutacaktı. Strootman hızlı adımlar ile kariyerinde ilerlemeye devam edip yaptığı 16.5 milyon Euro'luk transferin ardından Portakallar'ın kaptanı olarak sahaya çıkmaya başlıyordu. Bu yaşta bir isim için çok daha iyi bir kariyer planlaması oluşturmak kolay değil, değil mi?
Strootman Roma'ya transferinin ardından ilk açıklamalarında kilit bir cümle kurdu. "I spoke to Coach Rudi Garcia and he is very important for me. I took everything into account and that made my choice easy.". Garcia'nın Lille'den aşina olduğumuz üçlü orta sahalı düzeninde Daniele De Rossi- Miralem Pjanic ikilisinin yanına kimi koyarsınız diye sorsak sanırım az çok futbolun gerçeklerine hakim olan herkesin listesinde Strootman yer alacaktı. Açıkçası "çift yönlü orta saha" şeklinde futbol terminolojimize sokulan tiplemenin Roma için muhteşem bir uygulayıcısı olacaktır. Alttaki infografikte de görebileceğiniz gibi Strootman tam bir top kapma ve pas canavarı. Bu çizgisini devam ettireceğinden şüpheniz olmasın. Tek handikapı Eredivisie'den Serie A'ya geçiş yapmış olması. Bu handikapı da evrilme yoluyla atlatacağını varsayıyorum. Bu evrilme esnasında "Top Class" seviyeye her gün daha da fazla yaklaşacaktır.
Rudi Garcia ile gün geçtikçe daha çok dilendiğim Roma için Scudetto pek de yakın bir ihtimal değil. Buna karşın Garcia bu yetkin takımı bir şekilde yarışın içine sokmayı başaracaktır. Bu sezonu Roma ve Strootman başta olmak üzere birçok isim için geçiş evresi olarak kabul etmek hayırlı olacaktır. Strootmanlı Roma, son dönemlerde hiç olmadığı kadar heyecan verici, orası garanti.
Ufuk Tolga Aldırmaz
Strootman, Sparta Rotterdam'da başladığı kulübü gibi kendisinin de inişli çıkışlı kariyerinde çok geçmeden fark edildi. Çok kısa süreli Utrecht kariyerinde üzerine koyması neticesinde PSV'nin yolunu tutacaktı. Utrecht'ten Dries Mertens ile birlikte transfer oldukları PSV'de beklentiler hali ile yüksekti. Onunla birlikte çok geçmeden PSV'nin as kadrosunda, sonrasında da ilk on birinde yer bulacaktı. İkisinin de göstermiş olduğu performans dikkat çekiciydi. Mertens için A klasman takımlar konuşulmasa da Strootman için Manchester United başta olmak üzere birçok elit kulüp ile adı geçmekteydi. Nitekim iki kader arkadaşı yine birlikte, aynı lige fakat farklı takımların yolunu tutacaklardı. Hepimizin bildiği gibi Mertens Napoli'nin yolunu tutarken Strootman Garcia'nın puzzleını tamamlamak için başkentin yolunu tutacaktı. Strootman hızlı adımlar ile kariyerinde ilerlemeye devam edip yaptığı 16.5 milyon Euro'luk transferin ardından Portakallar'ın kaptanı olarak sahaya çıkmaya başlıyordu. Bu yaşta bir isim için çok daha iyi bir kariyer planlaması oluşturmak kolay değil, değil mi?
Strootman Roma'ya transferinin ardından ilk açıklamalarında kilit bir cümle kurdu. "I spoke to Coach Rudi Garcia and he is very important for me. I took everything into account and that made my choice easy.". Garcia'nın Lille'den aşina olduğumuz üçlü orta sahalı düzeninde Daniele De Rossi- Miralem Pjanic ikilisinin yanına kimi koyarsınız diye sorsak sanırım az çok futbolun gerçeklerine hakim olan herkesin listesinde Strootman yer alacaktı. Açıkçası "çift yönlü orta saha" şeklinde futbol terminolojimize sokulan tiplemenin Roma için muhteşem bir uygulayıcısı olacaktır. Alttaki infografikte de görebileceğiniz gibi Strootman tam bir top kapma ve pas canavarı. Bu çizgisini devam ettireceğinden şüpheniz olmasın. Tek handikapı Eredivisie'den Serie A'ya geçiş yapmış olması. Bu handikapı da evrilme yoluyla atlatacağını varsayıyorum. Bu evrilme esnasında "Top Class" seviyeye her gün daha da fazla yaklaşacaktır.
Rudi Garcia ile gün geçtikçe daha çok dilendiğim Roma için Scudetto pek de yakın bir ihtimal değil. Buna karşın Garcia bu yetkin takımı bir şekilde yarışın içine sokmayı başaracaktır. Bu sezonu Roma ve Strootman başta olmak üzere birçok isim için geçiş evresi olarak kabul etmek hayırlı olacaktır. Strootmanlı Roma, son dönemlerde hiç olmadığı kadar heyecan verici, orası garanti.
Ufuk Tolga Aldırmaz
7 Ağustos 2013 Çarşamba
Marjinallik mi Düzen mi?
Walter Sabatini göreve başladığı 2010-2011 sezonundan beri AS Roma'da kimi zaman marjinalliğe varan değişik işler yaptı. Bir sportif direktörün en önemli seçme noktası sanırım teknik direktörlük mevkiisi olunca onun ak mı kara mı olduğu bu seçimlerinden belli olur. Marjinalliğe varan diye nitelendirdiğim seçimleri ve beraber çalıştıkları teknik direktörleri bir bir yazayım: Claudio Ranieri(kovuldu), Vincenzo Montella(caretaker), Luis Enrique(tutmadı), Zdenek Zeman(fazlası ile romantikti), Aurelio Andreazzoli( ikinci caretaker)...
Football Manager oyunlarında yardımcı antrenör seçerken yaşadığım o "Savunmacıları İtalyan eğitsin, orta sahaya bir Hollandalı bulalım, forvet evet forvet Almanlar gibi çevik olmalı!" kafasının bir benzerini de Sabatini yaşamış, bunu gördük. Oysa ki yeni sezonda düzen(düzensizlik) değişti. Rudi Garcia'nın teknik direktör olarak atanmasından sonra bir düzen oturtulma çabasında olunduğu aşikar. De Rossi gidecek, Totti bırakacak, Marquinhos nereye satılacak, Stekelenburg'u ne yapacağız, kadro yetersiz, oyun planı yok vs derken işler rayına oturmaya başladı. Ligue 1'de severek ve büyük bir hayranlık duyarak takip ettiğim Garcia ilk yurt dışı deneyimini belki de yanlış kulübü seçerek, ama zor zamanlarda iyi işler yapabileceğini kanıtlayarak başlıyordu.
De Rossi ikna edildi. Marquinhos Arap sermayesinin akışkan sıcak parasına karşılık satıldı. Ligin en iyi kalecilerinden biri olan Morgan De Sanctis transfer edildi. Yetersiz performans gösteren Piris yerine Serie A'ya damga vurmuş isimlerden Maicon getirildi. Marquinhos'un yerine ligde göz kamaştıran bir performans sergileyen Mehdi Benatia ve Dinamo Zagreb'den gelecek vaad eden Tim Jedvaj getirildi. Orta saha rotasyonuna Serie A'ya damga vurabilecek Kevin Strootman eklentisi yapıldı. Genoa'da göz dolduran Mattia Destro ve Pescara'nın meşhur gençlerinden biri olan Gianluca Caprari de kadroya eklendi.
Bursaspor ve MLS All Stars ile yapılan hazırlık karşılaşmalarında da fena bir görüntü sergilemediler. Kuzey Amerika turları devam ediyor. Zor bir ligde yarışıyorlar. Garcia ve öğrencilerinin işi hiç kolay değil lakin başarmamaları için de hiçbir sebepleri yok.
Ufuk Tolga Aldırmaz
Football Manager oyunlarında yardımcı antrenör seçerken yaşadığım o "Savunmacıları İtalyan eğitsin, orta sahaya bir Hollandalı bulalım, forvet evet forvet Almanlar gibi çevik olmalı!" kafasının bir benzerini de Sabatini yaşamış, bunu gördük. Oysa ki yeni sezonda düzen(düzensizlik) değişti. Rudi Garcia'nın teknik direktör olarak atanmasından sonra bir düzen oturtulma çabasında olunduğu aşikar. De Rossi gidecek, Totti bırakacak, Marquinhos nereye satılacak, Stekelenburg'u ne yapacağız, kadro yetersiz, oyun planı yok vs derken işler rayına oturmaya başladı. Ligue 1'de severek ve büyük bir hayranlık duyarak takip ettiğim Garcia ilk yurt dışı deneyimini belki de yanlış kulübü seçerek, ama zor zamanlarda iyi işler yapabileceğini kanıtlayarak başlıyordu.
![]() |
| Garcia'nın muhtemeş şablonu |
De Rossi ikna edildi. Marquinhos Arap sermayesinin akışkan sıcak parasına karşılık satıldı. Ligin en iyi kalecilerinden biri olan Morgan De Sanctis transfer edildi. Yetersiz performans gösteren Piris yerine Serie A'ya damga vurmuş isimlerden Maicon getirildi. Marquinhos'un yerine ligde göz kamaştıran bir performans sergileyen Mehdi Benatia ve Dinamo Zagreb'den gelecek vaad eden Tim Jedvaj getirildi. Orta saha rotasyonuna Serie A'ya damga vurabilecek Kevin Strootman eklentisi yapıldı. Genoa'da göz dolduran Mattia Destro ve Pescara'nın meşhur gençlerinden biri olan Gianluca Caprari de kadroya eklendi.
Bursaspor ve MLS All Stars ile yapılan hazırlık karşılaşmalarında da fena bir görüntü sergilemediler. Kuzey Amerika turları devam ediyor. Zor bir ligde yarışıyorlar. Garcia ve öğrencilerinin işi hiç kolay değil lakin başarmamaları için de hiçbir sebepleri yok.
Ufuk Tolga Aldırmaz
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





.jpg)


