Lille etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Lille etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Kasım 2013 Cuma

Les Dogues



Eski bir sanayi kenti olan Lille, bu nitelemeden kurtulabilmek için bir dizi yeniliğe kucak açtı. Fransa Sosyalist Partisi Genel Sekreteri ve aynı zamanda dönemin Lille Belediye Başkanı olan Martine Aubry'nin girişimleri ile bu dönüşüm sancısız biçimde gerçekleşti. İlk etapta 2004 yılının Avrupa Kültür Başkenti seçilen Lille, buna uygun bir biçimde dönüşümünün adımlarını da atacaktı. Aynı zamanda Fransa'nın kuzeyinde Belçika sınırının bir kısmını oluşturan şehrin konumu ulaşımın önemli bir noktası olarak kullanılmaya başlandı. Şehrin sakinleri hem bu adımlara kayıtsız kalmayıp hem de daha fazlası için ellerinden geleni yaptı. Lille Olympique Sporting Club da şehrin sakinleri tarafından benimsenip, sembollerden biri haline getirilecekti.

Olympique Lillois ve Sporting Club Fivois'in 1944 yılında birleşmesi neticesinde kurulan Lille OSC ilk başarısını Fransa'nın tepe liginin ipini 1946'da göğüsleyerek alacaktı. Ardından gelecek olan 1954 ve Rudi Garcia yönetiminde kazanılan 2011 şampiyonlukları da kulübün tarihinde altın harfler ile simgelenmiş vaziyette. Aynı zamanda altı kez Coupe de France ve sonuncusu ülkemizde Trabzonspor'u çalıştırdığı günlerden hatırladığımız Vahid Halilhodzic yönetiminde kazanılan beş de Ligue 2 şampiyonlukları mevcut.

2000'de Vahid Halilhodzic yönetiminde Ligue 1'e çıkan Lille, daha sonra önemli bir başarıya imza atarak ligi üçüncü sırada bitirecekti. Bu önemli başarının ardından kulüp ilk ona girme çabasını sergileyen orta sıra takımı haline geldi. İşte dönüşüm de tam da bu sırada başlayacaktı.

1947 Paris doğumlu olan iş adamı ve film yapımcısı Michel Seydoux başkanlığı selefinden devralırken takvimler 2002 senesini gösteriyordu. Seydoux'ya başkanlık yeterli gelmedi ve 2004'te kulübün çoğunluk hissedarı sıfatını da edindi. Belediye Başkanı Aubry'nin de desteğini tam anlamıyla arkasına alan Seydoux, şehrin en kuzeyi olan sınır bölgesine yakın bir araziyi 600 bin Avro'ya kulübe kazandırdı. Başkanın hayali burada çok büyük bir tesis yapmaktı.Kulübün alt yapısı da dahil olmak üzere saha içi ile alakalı tüm organların buraya geçirilmesi planlanıyordu. Gerekli adımlar atılacaktı. Bu arazinin ardından yine Aubry'nin de desteği ile "Grand Stade Lille'in" yapım izinleri de alınacaktı. 2012 yılında bitecek -günümüzde kullanılıyor- olan stat, 50 bin kişilik kapasitesi ile birlikte tam anlamıyla birinci sınıf bir stat olacaktı.

Yönetim istikrarı, tesisleşme adımları derken sıra başarıya gelecekti. Geniş bir gözlemci ağı zaten var olan Lille bunun meyvelerini de yemeye başlayacaktı. Ufaktan ufağa oyuncu satışlardından kar elde edilmeye başlandı. Misyonunu tamamlayan her futbolcu yarışmacı bir takım kurabilmek adına satılıyordu. Alt yapı organizasyonundan da A takıma oyuncu çıkarılması ilk hedeflerden biri olurken devamında da bu oyuncuların satılması ve daha da iyilerinin yetiştirilmesi amaçlanıyordu. 2008 yılında göreve gelen Rudi Garcia da bu projenin beyin takımındaki yerini alacaktı. Amaç gözlem ağı ve alt yapı mahsüllerini bir arada toplayarak her geçen sene üstüne koyan bir takım yaratmaktı. Garcia'nın 4-3-3'üne uygun parçalar eklenmeye devam ediyordu. Mikro düzeyde Katalan ekibi Barcelona'yı örnek alan Başkan Seydoux'nun takımına da tam da hayalindeki futbolu oynatıyordu Garcia. Kısa pasları, hızlı direkt hücumlar... Takımın yıldızı da hepinizin bildiği gibi alt yapıdan yetişmiş en önemli değer Eden Hazard'dan başkası değildi. Rudi Garcia sezon sonunda Ligue 1'in en iyi teknik direktörü seçilirken geride Ligue 1 ve Coupe de France Şampiyonu bir Lille bırakmıştı. Şampiyonlar Ligi ve yeni açılacak olan stadyumdan gelecek gelirler de ana kalemin ekstralar olacaktı. Ana kalem tabii ki az önce dillendirdiğim gibi futbolcu satışından başka bir şey değildi. Dublenin de kapsandığı son on sezonluk periyotta Lille toplamda 193 milyon Avro'luk bir futbolcu satışı yapacaktı. Gözlem ürünü olan Eric Abidal, Mathieu Bodmer, Kader Keita, Stephan Lichtsteiner, Michel Bastos, Adil Rami, Peter Odemwingie, Gervinho, Moussa Sow ve Florian Thauvin'den toplam 103 milyon Avro'luk bir gelir elde edildi. Alt yapı ürünü ve alt yapı ürünü sayılabilecek olan Jean II Makoun, Mathieu Debuchy, Yohan Cabaye, Kevin Mirallas, Aurelien Chedjou, Eden Hazard ve Lucas Digne'den ise 90 milyon Avroluk gelir elde edildi. Hakikaten dudak uçuklatıcı bir meblağ.

Yaklaşık 100 milyon Avro'luk bir gelir kalemini oluşturan alt yapı, yine yukarıda satır arasında belirttiğim gibi kuzeyde alınan araziye taşınacaktı. Bu tesislere Domaine de Luchin adı verildi. 43 hektarlık bir alana konuşlanmış olan Domaine de Luchin, profesyonel oyuncuların da kullanabileceği her türlü ihtiyacı karşılayabilecek şekilde dizayn edilmiş. Vestiyerinden tutun da sağlık ekibine kadar, dinlenme odalarından tutun da restoranlara kadar çok geniş olanaklar sağlıyor. Akademik bir yapıda olan Domaine de Luchin'in içinde derslikler de barındırdığını söylemeliyim. Doğal-yapay çim sahalar, kaleciler ve jogging için özel alanlar, yarı olimpik yarış pisti, dağ bisikleti ve bilumum seçeneklerin içinde bulunduğu akademi sporcular için tam anlamı ile bir nimet. Kurulduğu tarihten itibaren toplam maliyet yaklaşık 30 milyon Avro'ya denk gelmekte. Buna karşın geri dönüş ve sadece Eden Hazard'dan 40 milyonluk bir gelir elde edildiği düşünülünce hiç de fazla gelmiyor değil mi?

Lille OSC doğru yatırımın Fransa'nın kuzeyindeki karşılığıdır. Rasyonel bir işletme zekası, iş bilir insanların idealist girişimleri neticesinde çok değil dokuz sezonda orta halli bir takım Fransa'nın son döneme damga vurmuş özel takımlarından biri haline getirildi. Üstüne sağlanan kar marjı da düşünülürse Lille'in yaptıkları tam bir rol model olarak alınabilir. Buna karşın yarışmacı kimliğin kaybedilmemesi için takımın düzenli olarak Şampiyonlar Ligi potasına girmesi gerektiğinin de farkındalar. Çalışmalar bu yönde. Paranın simgesi haline daha şimdiden gelen Paris Saint-Germain ve Monaco gibi iki kulübü takip eden Marsilya ve Lyon'u da hesaba katarsak Lille'in işi hiç kolay görünmüyor. Kim bilir? Belki yine Rudi Garcia'nın altına imzasını attığı bir destan tekrarlanabilir. Bekleyip göreceğiz.

9 Ağustos 2013 Cuma

Fark Gittikçe Açılırken - 2

Geriye doğru sayarken 10. sıraya geldik. Diğer 10 nerede diye soranlar ilk part için tık. 

10. OGC Nice 

Claude Puel yönetimindeki Cote d'Azur temsilcisi geçen yıl başlayan "fairytale"i devam ettirebilecek mi sorusu çoğu Fransız romantiğin kafasındaki başlıca sorulardan birisidir sanırım. Tecrübesiz kadro, Avrupa'da tutunmakta zorlanan ve buna karşın harika bir performans gösteren Dario Cvitanich... Fransa'nın haşarı oğlanlarından Renato Civelli ve orta sahadaki lider Didier Digard... Çıkarılan müthiş iş, yanında Renato Civelli'nin ayrılığını da beraberinde getirince buruk bir sevinç yaşattı. Yerini transferle değil, kadro içinden bir isimle doldurmayı tercih eden Puel'in en önemli sınavı Cvitanich'i kadroda tutmak olacaktı ki başardı. Onun ve Digard'ın önderliğinde ilerleyecek takım kalede David Ospina ile özellikle sol bekleri Timothee Kolo'nun etkili oyunları ile fark yaratacaktır. Üstüne bir de Monaco günlerinde ağızda boğazı yakmayan şerbeti ile hoş bir tat bırakan baklava tadındaki Nampalys Mendy de takıma katılınca Puel'in eli daha da güçlendi. Bu sezon yeni stadlarına da geçecekler. Avrupa'da oynayacak olmaları cabası. Taraftarları şu an mutlu lakin sezon içinde dar kadronun ceremesini çekeceklerdir. İşler yolunda giderse 10. sıra onlara az bile gelebilir. 

9. FC Lorient

Fransa değil de Almanya, İspanya ayarında bir ligde olsa "kült hoca" klasmanına girecek olan Christian Gourcuff'un öğrencileri St.Etienne'e giden Benjamin Corgnet haricinde kayıpsız biçimde kadrodaki yerlerini koruyorlar. Caen'de göz doldurucu performanslar sergileyen sol bek Raphael Guerreiro ve Valenciennes'den Bosman Kanunu sonucu transfer edilen Vincent Aboubakar ise az ama öz transferlere örnek olarak gösterilebilir. Geçtiğimiz sezonun Lorient adına en etkili ismi Jeremie Aliadiere'i ise şu ana kadar kadroda tutmakta zorlanmadılar. Savunmada Ecuele Manga, orta alandaki Alain Traore ve U20 Dünya Şampiyonu apoletini taşıyan Mario Lemina ise takımın eldeki diğer mihenk taşları olacaktır. Onların da en büyük silahları Gourcuff'un yanı sıra istikrar.Sanırım en zayıf noktaları ise kale. İyi bir sezon geçirmelerini arzuluyorum.

8. Girondins de Bordeaux

Benoit Tremoulinas Dinamo Kiev'e, Anthony Modeste Hoffenheim'a gönderildi. Tremoulinas'ın yeri Lucas Orban ile güzelce dolduruldu. Dolduruldu evet ama direkt 11'e eklenecek transferlerin bu kadar ile sınırlı kalmasını kimse beklemiyordu. Hakikaten çok iyi bir kalecileri ve lig için fazlası ile yeterli savunma hatları mevcut. Buna karşın hücum hattının dişlilerinin giderek formdan düşmesi ise bir o kadar tezat durum oluşturuyor kadro içerisinde. Direkt olarak skor yükünü çekecek bir ismin eksikliği mevcut ve bunu bir türlü gideremiyorlar. Cheick Diabate'nin bu sezon bu sorumluluğu üstlenip üstlenemeyeceği ise yine bir soru işareti. Diego Rolan ve Henri Saivet'in aşama kaydedip katkı sağlayacağını düşünsem de Bordeaux'nun işi hiç de kolay değil. Savunma hatları onları bu seviyede tutacaktır diye düşünüyorum, göreceğiz.

7. St.Etienne

Pierre-Emerick Aubameyang, Mathieu Bodmer ve Yohan Mollo direkt olarak takımın artı hanesinden silinen isimler oldu. Daha da büyük sıkıntı, bir türlü yerleri doldurulamadı. Toulouse'dan alınan Franck Tabanou biraz olsun Mollo'nun acısını dindirebilir. Benjamin Corgnet transferi St.Etienne açısından beklentileri karşılayacaktır. Yaratıcılık ve skor yükünü de karşılayan Auba'nın yerinin Carlton Cole ile doldurulacağı yönünde çıkan haberler ise taraftarı çıldırtmıştı. Bu noktadan bakacak olursak hala yapılacak transferlerin varlığından emin olabiliriz. Stephane Ruffier, Kurt Zouma, Josuha Guilavogui ve Romain Hamouma gibi isimlerden oluşan çekirdek kadro ise Christophe Galtier'in elinde şekillenecektir. İyi bir forvet transferi ile bir tık daha öteye gidebilirler. 

6. FC Rennes

Kötü geçirilen sezonun ardından yolların ayrıldığı "şapkalı adam" Frederic Antonetti'nin yerine Real Sociedad ile harikalar yaratan Philippe Montanier'in getirilmesi fazlası ile güzel bir hamle olarak kendini gösterdi. Tıpkı Real Sociedad gibi potansiyelli bir ekibin başına geçecek Montanier. Akademisinden çıkardığı birçok genç ile yoluna devam eden Rennes ile kanın uyuşmaması için hiçbir sebep yok. Chris Mavinga'yı 5 milyona Rubin'e yollarken yerini PSG'den Sylvian Armand ile dolduracaklar. Ha patladı ha patlayacak denilen Nelson Oliviera ise forvet rotasyonuna eklendi. Jean Makoun da Aston Villa'dan transfer edilen son ağır top olarak göze çarpıyor. Tek sorunları Romain Alessandrini'nin Marsilya'ya gitmek istemesi gibi göze çarpıyor. Aşı tutacak, tutması gerekiyor. Bu yıl kalbimiz Rennes ile. Umarım daha da üst sıraları görürler. 

5. Olympique Lyon

Aslında onların durumu apayrı bir yazının konusu olabilecek büyüklükte. Jean-Michel Aulas'ın politikası Fransa'da çok konuşuluyor. Bu sabah Lisandro Lopez'i Katar'a sattığı haberi geldi. Bafetimbi Gomis'i de ekonomik sebeplerden elden çıkarmak istiyor. Dejan Lovren'i muhteşem bir fiyata İngilizler'e yolladı. Michel Bastos ile yollar zaten ayrılmıştı. Henri Bedimo, Miguel Lopes, Gael Danic ise yapılan transferler. Geri dörtlü neredeyse tamamı ile değişti. Orta sahada bir sıkıntı gözükmüyor ama forvet hattı merak konusu. Sanırım onların bu yılki performansını Clemen Grenier belirleyecek. Birçok belirsizliğe gebe olan Lyon'un işi benzer kategorideki rakiplerine oranla çok zor.

4. Lille OSC 

Teknik direktör Rudi Garcia, Dimitri Payet, Aurelien Chedjou ve Lucas Digne kayıpları malum. İyi gelir elde ettiler. Buna karşın dişe dokunur tek transfer Simon Kjaer ve transferi önceki dönem bitmiş olan Florian Thauvin.Yeni teknik direktör Rene Girard'ın yapıyı oturtması için yeteri kadar süreyi bulması gerekiyor. Bu süreyi bulduğu ve takımı oturttuğu takdirde önü açık. Bu kayıplara rağmen rahatlıkla bunu söyleyebiliyorum. Özellikle Salomon Kalou elde tutulursa şans daha da artacaktır. Thauvin ise süper star olmak için basamakları bir bir çıkıyor. Aslında beşinciliğe aday gördüğüm Lille, Lyon'un yazdığım durumunda faydalanıp kendine burada yer buldu. Onlara Thauvin özelinde ayrı bir sempati duyduğum da doğrudur.

3. AS Monaco

Geldik tepeye. Dmitry Rybolovlev'in satın aldığı ve başına da Claudio Ranieri'yi getirdiği Monaco daha bu yıl Ligue 1'e yükseldi. Buna karşın yaptığı bir birinden bomba transferler ile futbolun magazin sayfalarında boy boy haberler şeklinde yerini almayı başardı. Federasyon onları almayacak, eksi puanla lige başlanacak derken açılış yapılıyor. 

Futbolcular için vergi cenneti haline gelen Monaco'nun Radamel Falcao, James Rodriguez, Joao Moutinho gibi lüks transferlerin yanında Jeremy Toulalan, Nicolas Isimat-Mirin, Ricardo Carvalho, Eric Abidal ve Fabinho gibi kadronun niteliğini arttırıcı boyuttaki transferleri büyük önem arz ediyor. Elde bulunan Lucas Ocampos ve Yannick Ferreira-Carrasco gibi isimlerle de çevresini süsleyen Monaco'nun henüz zamana ihtiyacı var. Kişisel fikrim Ligue 1'in ilk kovulan teknik direktörlerinden birinin Claudio Ranieri olacağı yönünde. Sekteye uğramasını beklediğim takım ilerleyen haftalarda çıkışı yakalayacaktır. İlk iki benim için açıkçası büyük sürpriz olur. 

2. Marsilya

İştah kabartan Dimitri Payet, Gianelli Imbula ve Benjamin Mendy transferleri ile Marsilya bir basamak daha atladı. Özellikle Dimitri Payet'nin geçtiğimiz sezon net biçimde kısırlık yaşayan hücum hattındaki sorunları çözebilecek kapasitede olduğunu öngörmek kahinlik olmaz. Imbula'nın direkt olarak etki edeceğini düşündüğüm orta saha hattı ise ayrı bir "şeker" oldu. Mendy'nin de şu an sakatlık yaşamasına rağmen ilerleyen haftalarda göze batacak bir genç yetenek olduğunu söylemek mümkün. Üstüne bir de Romain Alessandrini'nin katılması durumunda Marsilya PSG'ye ciddi ciddi, "ciddi" bir rakip olacaktır.

Elie Baup'un özellikle Mathieu Valbuena, Nicolas Nkoulou ve Ayew kardeşler eksenine oturttuğu takım doğru planlama neticesinde yürüyecektir. Buradaki sıkıntı sezon ilerledikçe alternatif yaratmakta sıkıntı yaşanıp yaşanmayacağı yönünde. Marsilya özelinde not; Alessandrini alınsın! 

1. Paris Saint-Germain

Carlo Ancelotti ve Leonardo gitti; Laurent Blanc geldi derken aslında pek de büyük bir değişim yaşanmadı dersek yanlış olmaz. Bütçesi ile dağları deviren Paris ekibi, bu transfer döneminde de aktif rol üstlenip Arap sermayesini Avrupa'ya akıttı. Edinson Cavani hatırlayamadığım(o kadar uçuk!) bir bonservis bedeli ile transfer edildi. Blanc'a aba altından sopa gösterilerek onu nasıl oynatması gerektiği işaret edildi. David Luiz istendi fakat bir boy küçüğü Marquinhos yine uçuk bir bonservis bedeli ile transfer edildi, muhtemelen onun da yeri vatandaşının yanı olacak. Bu ikilinin baya arkasında kalan Lucas Digne ise Maxwell'in tahtını sallayacaktır. Paris Saint-Germain zaten farklıydı, arayı daha da açmış oldu. Bu yılı da şampiyon bitirmeleri iş değil. Kardeşcikleri Monaco gelene kadar ligi domine edeceklerdir. 

Asıl hedef Şampiyonlar Ligi... Buna karşın o noktaya ulaşabilecekler mi? İlk etapta imkansız görünüyor. Akıllı planlamacılar ise yarı finali işaret ediyor. Neden olmasın? 

Ufuk Tolga Aldırmaz

12 Nisan 2013 Cuma

Gözlemcinin Not Defteri: #6 Florian Thauvin



Florian Thauvin 26 Ocak 1993 Orleans/Fransa doğumlu. 2000 yılında ilk kulübü ile antrenmanlara çıkmaya başlamış. 12 yaşında altıncı küme takımı olan Saint-Jean-de-la-Ruelle ile sözleşme imzalamış. İki sezonun ardından yolu dördüncü küme takımlarından US Orleans'a düşmüş. Bu onun kariyerinde önemli bir noktayı teşkil ediyor. Verdiği röportajlarda da ilk büyük sıçrayışını bu kulüpte yaptığını çünkü ilk defa o zaman gözlemlendiğini dile getiriyor. 2008 yılında ise kulağımıza daha aşina gelecek olan Grenoble'ye geçiş yapacaktır. Profesyonelliğe geçişinden bir yıl sonra yani 2011'de ilk maçına çıkacaktır. Grenoble'ın yaşadığı düşüşün ardından Bastia'ya geçer. Fransa U-18 kategorisinde de ilk kez bu forma ile milli olacaktır. Kulübünün Ligue 1'e yükselişi ile Lille'e geçişi aynı döneme rastlar. Devre arasında da tekrar Bastia'ya yolu düşer, bu kez kiralık olacaktır. Fransa U-19 ve U-20 kategorilerinde de milli olan Thauvin'in kariyerinden 31'i ilk on birde olmak üzere 53 maçta 14 gol ve 2 asistlik bir performansı bulunmakta. Kendisi hücum alanının her tarafında oynayabilen ve iki ayağını kullanabilse de baskın ayağı sağ ayak olan bir isim. Orta sahanın göbeğinde de izleyebildiğimiz Thauvin versatil bir oyuncu olma özelliği ile direkt olarak dikkat çekiyor.

Özellikler

Tempolu bir oyuncu. En büyük özelliği hızı. Oyun içinde bu hızını her dakikada gösterebilecek bir isim. Elbette ki fizik olarak gelişime açık olsa da çabuk kesilen bir oyuncu değil. Bunların yanı sıra dribling özelliğinin varlığı kanat olarak evrilebilmesini sağlayabilen en büyük artısı. Bitiriciliği tatmin edici seviyede. Genel olarak oyun kurmayı ve içeri kat etmeyi seven bir isim. Kısa pasları bu açıdan dikkat çekici. Henüz beyin diye tabir edilen bölgenin oyuncusu olmak için genel pas oranı düşük olsa da sürekli anahtar diye tabir edilen pasları deneyen bir isim. Uzaktan çektiği şutları geliştirebilirse sol kanatta oynadığı zaman çok can yakabilir ki buradan uzaktan çektiği şutların zayıf olduğunu anlıyoruz. Bunun yanı sıra topsuz oyunda yer almaması da en büyük eksisi olarak göze çarpmakta. 

İleride Nereye Gider?

Bir sezon daha beklemek lazım onun için. İnce bir çizgide. Eğer bahsettiğim zayıf noktalarını geliştirmeye yönelirse çok kıymete biner. Gideceği yer Premier League bile olabilir. 

Fiyat Aralığı Ne Olur?

Şu an üç ya da en fazla dört milyon Euro'ya işlemi bitirirsiniz fakat şu etapta bu riske değer mi orası biraz tartışılır. Büyük bir potansiyel. Yukarıda da dediğim gibi bir sezon daha beklemek gerek lakin balık kaçarsa çok büyük olur, aman dikkat. 

22 Ocak 2013 Salı

Chedjou gelmesin:(

   

 Dün içim yana yana bir transfer haberi yazdım. İşten çıkmak üzereyken,bir söylenti,bir de baktım ne göreyim. France 365 haber sitesi,Chedjou Galatasaray'da son dakika haberi geçiyor. İçim yana yana yazdım,haykırarak.
Az önce biraz Galatasaray üzerine 2 -3 kelime etmiştim. O kadronun bir de Chedjou ile takviye edildiği hayaline ürperiyorum. Pek çoğunuzun malumudur Lille'in 2 sene önce şampiyonluk ipini göğüslemişti. O kadrodan pek çok yetenekli oyuncu çıktı.Özellikle 85 ve 90 doğumlular üzerinden bakarsan çok iyi bir jenerasyonu yetiştirdi. Kimler çıkmadı ki Sow, Hazard,Debuchy, Gervinho..Ve şimdi de Chedjou gidecek gibi..
   O kadroyu pek sevmiştim yalan değil. Neyse hüzünü bırakalım. Galatasaray'ın tam ihtiyacı olan bir isim Chedjou. 27 yaşında,1.84 boyunda. Yerden havadan etkili oldukça hızlı. Galatasaray'ın hareketli önde oynayan düzeninde geri dörtlüyü toparlayabilecek,geriden iyi oyun kurabilecek bir isim..Transfermarkt'ta bonservisine 12 milyon yazıyor ama 7-6 arası çok rahat transfer edilinebilir.
Fenerbahçe'nin Beria ile ilgilendiği haberleri çıkmıştı ilk. Malum Kocaman döneminde Fransa'ya iyi dadandık. Beria'yı da sevsem de onu isteyeceğime 1-2 daha fazla verip kapı gibi Chedjou'yu alırım. O  zaman aklıma girmişti aslında 'Chedjou'yu alsak ya be'' fikri.. Sonra Galatasaray dadanmış,Bülent Tulun'un Fransa'da işi bitirmek olduğu üzere söyleniyor,gruplarda Lille ile 5 maça çıktığı için oynayabilir mi GS ile bilemiyorum ama çok iyi transfer olacaktır.
Tekrar ediyorum,1.84 boyunda,hızlı ve oyunu iyi okuyan bir oyuncu. En büyük özelliği iyi top dağıtır, ki bu da Galatasaray sisteminde Ujfalusi sonrası en çok aranan özellik..Alınır alınmaz bilemiyorum ama Galatasaray bazı işleri doğru yapıyor. Ne diyelim bana da ağlaya ağlaya '' Ezeli dostumuzu'' ( YALAN ) TEBRİK etmek kalıyor.

26 Ağustos 2011 Cuma

CL ve Trabzonspor Üzerine


Trabzonspor şok bir karar ile CL’ye alınmış durumda. Bu konulara girmeyeceğim zira hepimizin canı bu şike muhabbetinden yana çok sıkkın. Diyeceğim tek bir şey olabilir bu konuda o da bizleri futboldan soğutan ve bu işi yapmış olan ne kadar kişi varsa en beter halde cezalarını çekmelerini dilemek…

Konumuza dönelim. Trabzonspor bir İtalyan,bir Fransız, bir de Rus ile temsilcisi ile eşleşti. Aklımıza o “meşhur” fıkra geyiği de gelmiyor değil tabi… Takımlar: İnternazionale,Lille ve CSKA… Temsilcimizin ilk bakışta işinin ne kadar zor olduğunu fark etmemek için futbol ile azıcık ilgilensek yeter.İki sene önce CL şampiyonu bir takım, son Fransa ligi şampiyonu ve bu ligin gediklilerinden Rus futbolu denilince akla gelen ilk takım. Pot sırasına göre gitmekte fayda var.


Birinci torbadan gelen rakip İnter… İnter’i çok tasvir etmeye gerek yok kanımca. Ancak  1-2 şeye değinmekte fayda var. İlk değineceğim şey Juve’nun küme düşürülüşü sonrasında üçünü büyük konumuna gerileyen İnter’in önü alınamaz yükselişi… Fenerbahçe’nin küme düşürülmesi durumunda olabilecek değişimlerden biri de esamesi okunmayan takımların bile artık bu kopuk düzende kendilerine yer bulabilecek olması. Diyeceğim şudur ki Anadolu’dan şampiyonlara alışmakta fayda var… Değineceğim diğer nokta da İnter’in eski gücünü kaybetmeye başlaması ve yerini Milan’a bırakıyor olması. Eto’o gitti, Sneijder gitmek üzere, Kaptan Zanetti 40’ına merdiven dayadı, Milito sakatlıklardan kurtulamadı, Pandev eski Pandev değil. Bunların hepsi Trabzonspor adına bir avantaj. Normalde o torbadan gelen rakibe potansiyel ezici gözüyle bakılır ancak İnter’den iç sahada alıncak 3 puan beni hiç mi hiç şaşırtmaz. Deplasmana umut bağlamak pollyannacılıktan öteye geçmek olmaz.


Gelelim CSKA’ya. Moskova temsilcisi ile kara kış girmeden oynamak doğal olarak bir avantajdır. CSKA kadrosunda çok önemli isimler barındırıyor. Akinfeev’den tutun Berazutskiler’e, Tosic’den Dzagoev’e… Açıkçası hem kalite anlamında hem de tecrübe anlamında TS’den çok çok üstünler. İçeride galibiyet kovalamaktan başka çare yok dışarısı Allah kerim… Belirtmekte fayda var FM delisi arkadaşlar bilir Mark Gonzalez’imiz de bu takımda. Yetenekli oyuncular çok. Allah Şenol Hoca’ya yardım etsin.


Son olarak da Lille… Nereden başlasak nasıl söylesek ki? Bazı takımlar vardır hiçbir yıldızı olmaz, ama 11 kişi yenemeyecekleri hiçbir takım yoktur. Üstesinden gelemeyecekleri zorluklar yoktur(TS’yi de bir bakıma alabiliriz bu sınıfa).Lille işte öyle bir takım. Üstüne üstlük bir de yıldızları var kimsenin almayı beceremediği. Eden Hazard… Sow,Hazard,Pedretti, Payet, Bonnart… adı pek duyulmamış gibi gelebilir bu isimler ancak hepsinin yaptığı ve yapacağı katkının inanın sınırı yok. Hepsi çok önemli futbolcular. Trabzonspor için kazanılsa sürpriz olmayacak ancak kaybedilmesi de bir o kadar beklenilmesi gerek iki karşılaşma…


Gelelim sadede. Trabzonspor iyi bir “takım”. Takım oyununu iyi beceriyor. Yetenekli de oyuncuları var. Bu lafları bolca kullanıyorduk geçen sene. Ancak noktamız şu ki o takım dağıldı. Yepyeni isimler geldi. Selçuk ve Egemen’in yeri hala doldurulamadı. Bakalım neler olacak. Trabzonspor rezil de olabilir vezir de ikisi de beni şaşırtmaz. Ancak tek bir nokta var Trabzonspor’un fizik gücü inanılmaz. Bunun üzerine oynamaları gerek. Şenol Güneş gibi teknik dehaya sahip olmaları da ayrı bir önem arz ediyor… Umarım bu bulanık ortamda ülkemizi en iyi şekilde temsil ederler.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...