Bu hafta Spor Toto Süper Final'in son haftası ve Spor Toto Süper Lig'in genel değerlendirmesi yapıldı. Ek olarak az biraz da Şampiyonlar Ligi finaline değindik. Keyifli dinlemeler...
Süper Final etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Süper Final etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
18 Mayıs 2012 Cuma
11 Mayıs 2012 Cuma
Yedek Kulübesi #3
Süper Final ve UEFA Avrupa Ligi grubu ile birlikte Şampiyonlar Ligi, UEFA Avrupa Ligi Finali, İngiltere Premier Ligi, Ligue 1, Serie A, BundesLiga ve La Liga hakkında değerlendirmeler...
23 Nisan 2012 Pazartesi
Yedek Kulübesi #2
Bu hafta ülkemizdeki Süper Final ve UEFA Avrupa Ligi Grubu maçlarını değerlendirip, önümüzdeki haftanın maçlarını etüt ettik. Şampiyonlar Ligi ve UEFA Avrupa Ligi yarı final değerlendirmeleri ile birlikte Avrupa liglerindeki son durumları değerlendirdik. Keyifli dinlemeler.
İroni
Süper Final’in adına yaraşır ilk mücadeleyi dün akşam
yaşadık. Sırf şu maç için değdi diyebilirim. Her ne kadar istemesem de
eleştirsem de iki tarafa Süper Final’in tadını yaşattıkları için teşekkür
ederek başlamalıyım.
İki taraf da sakatların ve cezalıların el verdiği ölçüde
ideal on biri ile sahaya çıktı. TT Arena’nın verdiği “gaz” ile baskın başlayan
taraf ise Galatasaray idi. Fatih Terim’in takımın başına geçmesi ile birlikte
başlayan o hırslı ve mücadeleci futbol her zamanki gibi sahaya yansıyordu.
Fenerbahçe ise tam anlamıyla haddini bilerek ve neyi istediğini kesin
çizgilerle belirlemiş bir biçimde sahaya dağılıyordu.
Galatasaray’ın baskılı oyunu Fenerbahçe’yi tam anlamıyla
yarı sahasına gömdü. Alex’in varlığının bile rahatsız ediciliği Galatasaray’ı
geride temkinli durmaya itiyordu. İşin garibi bu temkinli durumu Alex kendi
ceza sahalarının yayına gelerek kırmaya ve bir nebze de olsun hatırlatmaya
çalışıyordu. Baskıdan bunalan Fenerbahçe’nin Alex’in yoktan var ettiği pozisyon
neticesinde Ziegler ile golü bulması ise suni teneffüsün vuku bulduğunu lanse
ettiren cinstendi. İlk şutlarının gol olması kadar golden sonra oyunlarının
sarpa sarması da ayrı bir ironiydi. Hoş bu maç komple ironikti ya, neyse. Daha
sonra Galatasaray acayip bir şekilde hücum etmeye başladı. Fenerbahçe’nin “gücü”
onları ilk yarının sonuna kadar idare etti. Volkan’ın da hakkını yememek lazım
pek tabii. İkinci yarı Galatasaray klasikleşen tabirle fırtına gibi başladı.
Esti ama gürleyemedi dersek yeridir. Necati’nin kaçırdığı pozisyon ile başlayan
kaçan goller silsilesi yine ironinin dip noktası diye nitelendirilebilir. Öyle
ki üflese kaleye girer denen pozisyonlar ya Volkan’a takılıyordu ya da
beceriksizlik neticesinde üç direğin arasından geçirilemiyordu. Geçtiğimiz
hafta Şampiyonlar Ligi yarı finali Chelsea-Barcelona mücadelesinde Chelsea’nin
yaptığı gibi bir savunma yapmak zorunda kalıyordu Fenerbahçe. Ceza sahasına
gömüldüler. Çok büyük başarı yakaladıkları söylenemese de yine de golü yememeyi
başardılar. Akabinde gelen Selçuk’un free-kick golü de kaçan gollere ironi
yapan cinstendi. Selçuk’a büyük bir parantez açıp kapayamıyoruz. İçini
doldurmamız için fazlaca cümle yazdıracağından dolayı. Alex-Stoch
değişikliğinin gelişi ile birlikte Aykut Kocaman ya batarız ya çıkarız kumarını
oynuyordu. Yine öyle bir dakikada geldi ki Stoch’un golü rakip takım ve
taraftarın buz kesmesine neden oldu. İşin ilginç olan kısmı golün Galatasaray’ın
şuursuzca ataklarından kaynaklanmasıydı. O bahsettiğim hırs ve mücadele gücünün
ters tepmesi sanırım golü getiren en büyük unsurdu.
Tüm bunları bir kenara bırakacak olursak Galatasaray’ın
otuza yakın şutundan sadece birinin gol olması, buna karşın Fenerbahçe’nin beş
şutundan dördünün kaleyi bulup ikisinin de gol olması ironinin kuyruklusuydu.
6-0 ve 5-1’lik maçların da dahil olduğu derbilerin bile bu kadar domine
edildiğini görmemiştim. Galatasaray oyunu mükemmel bir şekilde domine etti
lakin bu dominasyon sadece istatistiklerde kaldı. Bize az buçuk da olsa dünkü
El Clasico’yu hatırlatıyor bu nokta. Guardiola’nın da dediği gibi “Futbol topla
oynama, gol atma oyunudur.” İşte Galatasaray’ın durumu tam bu olmasa da buna
yakındır. Bu galibiyet işlerin çok ilginç bir hal almasına neden oldu. Şampiyon
da büyük ihtimalle Kadıköy’deki derbiden sonra belli olacak.
Fenerbahçe bana göre büyük sürpriz yaptı. İçinde
bulunduğumuz ortamda şu maçı kazanmaları büyük önem arz etmekte. Aslına bakarsak
içinde bulunduğumuz ortamda Fenerbahçe’nin ligde ve kupada bu konumda olması bize
bir şeyler ima etmekte. Fenerbahçe gerçekten zor olanı başarıyor. Bu hikayenin
sonu nereye varacak hep birlikte göreceğiz.
NOT:Karikatür'ün Cartalate Mustafa ağabeyin Tweet'inden aldım.Orijinaline saygıyla bir durum özeti.
Ufuk Tolga Aldırmaz
16 Nisan 2012 Pazartesi
Yedek Kulübesi #1
Yedek Kulübesi'nde bu hafta Spor Toto Süper Fina ve Avrupa Ligi Grubu, Şampiyonlar Ligi ve UEFA Avrupa Ligi eşleşmelerini konuştuk. Araya bir de ekstradan El-Clasico attık. Keyifli dinlemeler.
12 Nisan 2012 Perşembe
Olaylar Olaylar-Süper Final Süreci
Futbol tarihimizin en garip sezonlarından birini geçirdik.
Çok basit bir tabir olacak ama gerçekten her şey yaşandı. Leyla ile Mecnun
izlemem lakin –çok eleştiri alıyorum bu konuda- dizide kalıplaşmış olan bir söz
var: Olaylar olaylar… Güzide dizinin yine kendisi gibi güzide olan ikilemesi
ciddi anlamda futbol dünyamızın bu sezonki özetiydi. 3 Temmuz süreciyle
başlayan bir sezondan başkası da beklenmez pek tabii. Yine 3 Temmuz sürecinin
getirilerinden birine geldi sıra: Süper Final…
Böylesine ağır toplarla oynanacak bir ufak çapta ligi ilk
defa göreceğiz. Her şeyini tartışabiliriz. Oluşum süreci, sebebi, ekonomik
çıkarları, şunu, bunu bu böyle uzar gider. Tartışamayacağımız tek şey ise
hepimizin heyecanlı olduğu. Tabii ki bu heyecanın içinde şampiyonluk olsun
Şampiyonlar Ligi olsun çeşitli kazanımlar olacak. Bu kazanımlar pastanın
üzerindeki krema gibi. Mühim olan –en azından benim için- bu denli derbileri
ardı ardına ve altı hafta boyunca izleyecek olmak. Sene içindeki derbi
heyecanları bir kenara, turnuva niteliğinde derbi şöleni izlemek gerçekten
hangi boyutundan bakarsanız bakın ilginç olacak. Birbirinden değişik maçlar ve
öyküler göreceğimizden şüphe yok. Bunu takımlarımızın futbol kalitesinin
farkındalığında olan bir birey olarak yazıyorum, evet. Arma, forma, tribün
meselesidir benim kast ettiğim. Bunun için geçen yıl lig başlamadan önce Almanya’daki
Fenerbahçe-Galatasaray derbisini hatırlamanız demek istediğim şey için en açıklayıcı örnek olacaktır.
Birbirinden değişik olacak olan maç programımız ise şöyle:
1.Hafta;
Beşiktaş-Galatasaray
Fenerbahçe-Trabzonspor
2.Hafta;
Galatasaray-Fenerbahçe
Trabzonspor-Beşiktaş
3.Hafta;
Trabzonspor-Galatasaray
Fenerbahçe-Beşiktaş
4.Hafta;
Galatasaray-Trabzonspor
Beşiktaş-Fenerbahçe
5.Hafta;
Trabzonspor-Fenerbahçe
Galatasaray-Beşiktaş
6.Hafta;
Fenerbahçe-Galatasaray
Beşiktaş-Trabzonspor
Maçlar bu hafta sonu
başlıyor. Puan durumu ise: “Galatasaray 39,Fenerbahçe 34,Trabzonspor
28,Beşiktaş 28” şeklinde. Başlangıç öncesi takımlarımızı tek tek irdeleyelim.
GALATASARAY
Gerçekçi olmak gerekirse Galatasaray’ın ligi bu noktada
bitiriyor olması ve rakiplerine bu kadar puan farkı yapmış olmasını pek
beklemiyordum. Fatih Terim’in gelişi ve kadroda büyük çapta bir revizyon
neticesinde geçtiğimiz sezonun küllerinden doğan bir anka kuşu var karşımızda.
Sallantıda başladıkları ligin faturasını Fatih Terim taktik
düzenine kesti. İlk yarıdaki mahkum geçen Beşiktaş mücadelesinden sonra takımını
4-4-2 düzenine sokup, oturttu. İlerleyen haftalarda rahat takvimlerinin de
etkisiyle geçiş sürecini fazla puan kaybı yapmadan sonlandırdılar. Tabii ki
bunun en büyük etkeni Fatih Terim’dir. Oyuncular arasında yaratılan sinerji
geçtiğimiz haftaya kadar mükemmel diye nitelendirilebilirdi. Neyse ki bu süreci
kendileri adına iyi bir şekilde sonlandırdılar ve normal kadro yapılarına
büründüler.
Fatih Terim’in hakkını verdik ancak bunu sağlayan
oyuncularına değinmezsek olmaz. Nicelik olmasa da nitelik anlamında yaşanan
değişimler bugünün sırrıdır. Muslera,Eboue,Ujfalusi,Melo,Elmander gibi
yabancıların tabiri caizse takıma cuk diye oturması, akabinde de Selçuk,Necati
ve hatta Semih gibi yerlilerin onlara eşlik etmesi ile gerçekten önemli bir
harmoni yakalanmış oldu. Kilit nokta ise daha önceki yazılarımda da belirttiğim
gibi Selçuk-Melo ikilisi. Özellikle Selçuk’un takımı sırtladığını söylersek de
yanılmış olmayız. Büyük ihtimal bildiğimiz oyuncu düzeniyle çıkacakları
maçlarda yine bu ikili önemli görevler üstlenecek.
Açıkçası hiçbir maç için bir uzun uzadıya yorum yapmak
istemiyorum. Sürprizlere çok açık mücadeleler yaşanacaktır lakin Galatasaray
için önemli haftalara bakacak olursak ilk iki İstanbul derbisi şampiyonluk
yolunda en büyük engeller olarak göze batıyor. Gerçi form grafiklerini
düşünürsek iki takımdan da üstün bir Galatasaray bulacağız. Ek olarak son
haftaki Fenerbahçe derbisi de çok büyük bir sürpriz olmazsa şampiyonluk mücadelesi
olacak. Normal sezondaki ev sahipliğini Fenerbahçe’nin yapmış olduğu derbide
bana kalırsa psikolojik avantajı yakalayan Galatasaray’ın o maçta da bir adım
önde olacağını düşünmekteyim.
FENERBAHÇE
Yazının başında da belirttiğim gibi 3 Temmuz süreci ile girdiğimiz
sezonun baş aktörü maalesef Fenerbahçe. Bu süreçte itibar kaybettiği aşikar.
Bunun yanı sıra özellikle futbol açısından bakacak olursak büyük güç kaybı
yaşadılar. Andre Santos,Lugano ve Niang’ın gidişi Fenerbahçe’ye çok kan
kaybettirdi. Yerine getirilen oyuncuların da vasat performansları belki de
lider ile arasındaki puan farkının en büyük nedenlerinden biri. Bu noktada Moussa Sow transferini bir kenara
koymak istiyorum. Ondan beklentim büyük. Geldiğinden beri iyi iş çıkardı ve
çıkarmaya da devam edecektir.
Aykut Kocaman’ın takımına sezon başından beri şöyle bir
kuşbakışı bir gözlem atacak olursak her zamanki gibi Alex göze batmakta. Onu
anlatmak gibi bir gaflete düşmeyeceğim.Alex dışında en büyük verimin(en azından
sezonun ikinci bölümünde) Miroslav Stoch’tan geldiğini rahatlıkla
söyleyebilirim. Aynı şekilde ne kadar sorunlar yaşasa da Emre’nin ve bu sezonki
çıkışıyla zaman zaman beklenmedik işler yapan Baroni’yi de unutmamak lazım.
Gelgelelim aynı şekilde diğer eski ve yeni oyuncuların vasatlığının üstünü
örtemeyiz. Reto Ziegler gibi bana göre facia bir transfer var ortada. Aykut
Hoca’nın Zeigler’i almayı gövde gösterisi olarak nitelendirmesi de ayrı bir
dünya tabii. Aykut Hoca’nın açıklamaları bir kenara bu sezon takımına yaptığı
ya da daha doğrusu yapamadığı müdahaleler yüzünden ket vurduğu da aşikar.
Kendisi adına da sıkıntılı bir performans grafiği var. Doğruları yapmakta her
zaman geç kalıyor. Fenerbahçe adına bu dönemde çok büyük handikap kesinlikle.
Galatasaray derbilerini bir kenara koyacak olursak eğer
Fenerbahçe için şampiyonluk yolunda en büyük sıkıntı deplasmandaki Beşiktaş ve
Trabzonspor mücadeleleri olacaktır. Burada yaşanılacak mağlubiyetlerin telafisi
olmaz. Değil şampiyonluk, Şampiyonlar Ligi bile kaybedilebilir. Deplasman
fobisi yenilirse ve de Aykut Kocaman handikapı aşılırsa Fenerbahçe’nin
Galatasaray’ı geçip şampiyon olması iş değil. Net.
TRABZONSPOR
Şenol Güneş gibi “filozof” bir teknik adamla başlanan lig
için en kötü senaryo geçtiğimiz yıl sonunda kontratı biten tüm oyuncularını
kaybetmek olsa gerekti. Evet, Trabzonspor neredeyse bütün iskeletini İstanbul
takımlarına yolladı. İşin daha da kötüsü hiçbirinin yerini dolduramadı.
Galatasaray’ın tersi olarak nicelik bakımında fazla nitelik yönünden ise son
derece vasat transferler yapıldı. Burada da Fenerbahçe’deki Sow gibi bir diğer
Afrikalı Zokora’yı bir kenara koyuyorum. Şenol Hoca’yı en fazla etkileyen ve
devamlı serzenişte bulunduğu durum da buydu.
Sezona ilginçliklerle başladılar. CL’den elenmiş EL’den de
elenmek üzereyken piyangodan bir Şampiyonlar Ligi bileti çıkmıştı. Bu onlar
için aslında sıkıntılı bir durumdu. Kısa vadede mali açıdan önemli bir durum
olduğu aşikar lakin bu sıkışık fikstürlü ligin sonu için pek hoş bir tablo
oluşturmayacaktı. Nitekim öyle de oldu. Trabzonspor şu an Şampiyonlar Ligi
değil de direkt şampiyonluk kovalayamıyorsa bunun en büyük nedeni de
Şampiyonlar Ligi katılımıydı. Tüm bunları bir kenara koyacak olursak ülke
futbolumuza mükemmel bir değer kattılar:Burak Yılmaz. Burak’ın yanında Colman’ın
varlığı da Trabzonspor’un taşıyıcı kolonlarıydı. Süper Final’de de böyle
olacaktır.
Kendileri için Fenerbahçe maçları sıkıntılı geçecektir.
Rakipleri ise sırf bu nedenden dolayı Beşiktaş olacak. Fenerbahçe’yi iki maçta
yenip de üstlerine çıkabilme umutları bana kalırsa Şenol Hoca’da bile yoktur.
Ligin ikinci yarısındaki derbi performansı ile ilk yarısındakiler arasındaki
fark gece ile gündüz arasındaki fark kadar. Umutlu bakabilmeleri için en büyük
sebep de bu olsa gerek.
BEŞİKTAŞ
3 Temmuz sürecinin mağdurlarından biri daha. Serdal Adalı, Tayfur
Havutçu ve Ahmet Ateş’in gözaltına alınmaları camiada büyük bir şok ile
karşılandı. Bu kaos ortamında yönetim takımı Carlos Carvalhal’e emanet etti.
Tereddütlü yaklaşıldı ki kesinlikle haklılık payı bu bağlamda yüksekti. Çeşitli
kararlar verdi “emanetçi”. Guti gibi bir ismi yolluyor, Fernandes’e de cezayı
kesiyordu.
Carlos Carvalhal eşliğinde lige ve Avrupa’ya güzel bir
başlangıç yapan bir Beşiktaş vardı. Öyle ki EL’yi grubunda lider tamamlama
başarısı elde edilmişti. Kulüp tarihinde bu bir ilkti. İlerleyen günlerde maç
yoğunluğu takımı iki buçuk günde bir maça çıkarmaya başlamıştı. Sakatlıkların ardı
arkası kesilmiyordu. Özellikle defans hattındaki sakatlıklar takımın belini
büküyordu. Daha da önemlisi taraftarın takım ile özleştirdiği Quaresma’nın bir
daha sakatlıktan kafa olarak dönememesi Beşiktaş’ı bitiren son darbe oluyordu.
Son düzlükte takımı taşıyan ve herkesin beğenisini de kazanan Fernandes oluyordu.
Çeşitli kaos ortamlarından geçen takımın
faturası da Carlos Carvalhal’e kesiliyordu(Aykut Kocaman için yaptığım
eleştiriler bire bir Carlos Carvalhal için de geçerlidir.) . Yerine Tayfur Hoca
getiriliyordu.
Fernandes’in futbol önderliği ve Tayfur Hoca’nın yönetimindeki
Beşiktaş Süper Final’e Şampiyonlar Ligi parolasıyla çıkıyor. Yine gerçekçi
bakmak gerekirse zor bir hedef. Öncelikle Galatasaray derbisi ile iyi bir
başlangıç yapılmalı ki bu da Fenerbahçe’nin potaya iyice sokulması anlamına gelmekte.
Moda girmiş bir Fenerbahçe’yi Beşiktaş’ın şu ortamda iki kez ardı ardına
yenebileceğini pek düşünmüyorum ki Trabzonspor bölümünde belirttiğim gibi
rakipleri Trabzonspor olacaktır. Üçüncülüğün elde edilip gelişen ortamda
Şampiyonlar Ligi hedefi konulması daha doğru bir yaklaşım olacaktır. Bu iki
takım arasındaki mücadelenin bir adım önde olan tarafı da Beşiktaş olacaktır.
Tüm bunları toparlayacak olursak her şeye gebe bir Süper
Finalimiz var. Fenerbahçe-Galatasaray ve Trabzonspor-Beşiktaş arasında olacak
bir blok mücadele beklemekteyim. Bu mücadelenin üstünlüğü hangi takımlarca ele
geçirilecek hep birlikte göreceğiz. Bize de bu futbol şölenini keyifle izlemek
düşecek. Şimdiden keyifli seyirler efendim.
NOT: Buraya bir tek Fatih Terim'in resmini koymam açıkça bir mesajdır. Saygılarımla.
Ufuk Tolga Aldırmaz
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





