Fatih Terim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fatih Terim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Nisan 2013 Pazartesi

Aga Bu Nedir #8: Vuvuzelam Gümüşten...

Güney Afrika'da Kaizer Chiefs ile Golden Arrows arasındaki maçta Chiefs aleyhine bir kırmızı kart gösteren hakeme Vuvuzela ile saldıran taraftar:



Bu da bizden:


Hangisi daha ayıp? Hangisi daha ilkel? Futbolun "baronları" her zamanki gibi kazanıyor. Kazanmaya da devam edecek. Her geçen gün ülke futbolundan biraz daha tiksindiğim bir gerçektir. Fatih Terim ve türevleri maalesef ülke futboluna yarardan çok zarar veriyor. Böyle gitmeye de devam edecek.

Ufuk Tolga Aldırmaz

13 Mart 2013 Çarşamba

Günlük Performans ile Gelen Tur



Maç sonunda Hamit Altıntop'un muhteşem açıklamaları vardı lakin dikkat çekici olan pasaj aynen şöyle idi: "Bu tip karşılaşmalarda kalitenin yanında günlük performanslar da çok büyük önem arz ediyor.". Hamit haklıydı. Tıpkı ilk karşılaşmada "günlük performansı" daha iyi olan tarafın Schalke 04 olduğu gerçeği gibi bu gece de top Galatasaray'daydı. İki tarafın da ligde -görece- iyi gittiği dönemlerde bu momenti ellerine alması kesinlikle ilgi çekici bir durum haline geliyordu.

Fatih Terim'in UEFA Kupası'nı ülkeye getiren taktiğine benzer bir sisteme elindeki oyuncu havuzunun kalitesini kullanarak geri dönmesi gece için önemliydi. Özellikle ilk karşılaşmada Galatasaray'ın amiyane tabirle kanatlardan anasını ağlatan Schalke'nin karşısında üç merkez özellikli orta saha ile çıkıp sahayı ile parsellemek büyük değer arz etti. Hele ki maç öncesi Wesley Sneijder-Burak Yılmaz-Didier Drogba "korkutucu" üçlüsünün de sahada olacağını açıklayıp psikolojik baskıyı da kurma çabasına girmesi meyvesini Schalke'nin oyunu tutma çabasına girmesini sağladı. Açıkçası net biçimde bir üstünlükten bahsetmenin hayal ürününden öteye gitmediği dakikalarda yenilen duran top golü de Galatasaray'ın savunma anlamında kalite yoksunluğunu gözler önüne serebilecek örneklerden sadece biri haline geliyordu. Üç kere dönen topu ceza sahanıza düşürme gafletine düşerseniz, cezayı keserler. Nitekim öyle de oldu. Burada önemli olan golden sonra proaktiviteyi gösterip sinmemekti. Galatasaray da tıpkı Schalke'nin golünde olduğu gibi Hamit ile biraz afaki de olsa gösterebildi. Burada önemli olan şutlarında sürekli direkleri döven Hamit Altıntop'un topu alınca kafasını kaldırıp kaleyi düşünüyor olması. Ardından mükemmel bir zamanda gelen Burak'ın golü de bir anda karşılaşmanın toz pembe bir hal almasına mahal bırakıyordu.

İkinci yarıda bu sefer skoru koruma çabasına giren Galatasaray olunca defansif kalitenin defosu tekrar baş göstermeye başlayacaktı. Melo'nun fazlaca defans hattına sokulması ile birlikte kaybolan defansif bloklar neticesinde kalede görülen pozisyonları beraberinde getiriyordu. Burada suç elbette ki Melo'da değil. Kanatlardan bastıran Schalke'ye karşı hamle Amrabat'ın oyuna girişi ile gelecekti. Tam zamanında dönülen 4-4-2 formasyonu oyunun tölere edilmesini sağlayacaktı. Devamında Fernando Muslera'nın enfes kalecilik performansı Galatasaray'ı oyunun içinde tutacak ve turun gelmesini sağlayacaktı. Bu bağlamda son dakikalarda gelen golün başlangıcını akıllı biçimde yapan Muslera'nın turu getiren baş faktörlerden olduğunu söyleyecek olursak fazlaca Muslera diloluğu yapmış olmayız.

Velhasıl kelam, Galatasaray çeyrek finale adını yazdırarak Türk futbolu için önemli bir başarıya imza attı. Bundan sonrası büyük ihtimalle gelmeyecek. Ünal Aysal'ın göreve geldiği süreden beri takımın aldığı yolu düşünecek olursak ilk etapta bu başarı zaten kendi değerinin yanında hiç de azımsanmayacak bir hal alıyor. Burada en büyük eleştiri de transfer politikasına gidecek. Sol bek kısmını haydi geçelim. Kaliteli bir stoperin takıma kazandırılması ile bu takım belki yakaladığı hava ve şanslı bir kura ile daha iyi yerlere gelebilirdi. Gelebilirdi diyorum çünkü artık iş çok zor. Kağıt üzerindeki en kolay rakibinizi yakalayabilmek için bile kırk fırın ekmek yemelisiniz. Tabii ki bu şu aşamada düşünülecek şeyler değil. Galatasaray taraftarı haklı gururunu yaşamalı. Devamı sonra konuşulur.

NOT:Formasyonların ne kadar önemli olduğu ve sadece birer sayı dizisinden ibaret olmadığı umarım bu gece anlaşılmıştır.

Ufuk Tolga Aldırmaz

11 Mart 2013 Pazartesi

Kurtuluş, Patlama ve Şimdi Umut Işığı




Schalke 04 Jens Keller ile birlikte mikro düzeyde bir kaosun içine daldı. Devre arası Dubai’de gerçekleşen kampın ardından Bundesliga’da FC Bayern karşısında yaşanan 5-0’lik hezimet de bu kaosun en son noktasıydı.

Üç hafta önce TT Arena’da Jermaine Jones’un golü ile 1-1 berabere kalırken aslında temsilcimiz tabiri caizse ölüyü diriltiyordu. Aynı zamanda Jones’un ekstra performansı ile beklenmedik kahraman oluyordu. Bu maçta cezası nedeniyle yer alamayacak olması onlar adına bu sürecin en büyük eksisi olacak. Bu performans aslında Julian Draxler, Joel Matip, Sead Kolasinac tercihleri gibi arayışa giren Jens Keller’in de çıkış noktası olacaktı. Fortuna Düsseldorf’a karşı ligde oynanan karşılaşmada iki gol ile performansını süsleyen Matip; daha sonrasında Wolfsburg’u 4-1 yendikleri karşılaşmada Draxler’in “kariyer maçına” çıkması ve performansını üç golde etken olmakla süslemesi de Keller’in elini kuvvetlendiren performanslar halini alıyordu. Ekstra olarak Tottenham’a transfer olan Lewis Holtby’nin yeri nasıl doldurulur diye düşünülürken Keller’in Draxler’den onun bölgesinde bu verimi alması da önemli bir cevap niteliği taşıyacaktı.

Bu periyodun bir takım cevaplar ve somut puanlar ile geçilmesinin ardından Veltins Arena’da Borussia Dortmund’a karşı çıkılacak 142. Ruhr derbisine büyük umutlarla çıkılacaktı. Draxler, Matip ve Kolasinac  yine iyi performanslar çıkarıp Keller’in yeni kurduğu düzenin sarsılmasını engelleyecekti. Jürgen Klopp’un makine düzeninde işleyen takımına karşı seyircisi önünde gelen derbi galibiyeti Schalke taraftarını daha çok “havaya” sokacaktı. 

Girilen hava ve yakalanan form grafiğinin yanında bir de kadrodaki eksiklere değinmeliyiz. İlk maçın yıldızı ve Keller’in sisteminin olmazsa olmazı olan Jones yok. Yerine kim oynar açıkçası bir yorum getirmek istemiyorum. Neden sebep? Çünkü ilk maçtan önce yazdığım yazıda belirttiğim noktalarda Keller beni ofsayta düşürmüştü. O yüzden bekleyip görelim derim. Aynı zamanda Huntelaar da sakatlığı nedeniyle sahadaki yerini alamayacak. Huntelaar’dan çok Jones’un rakibi boğabileceğini düşünüyorum lakin eksiklere rağmen muhteşem bir taraftar topluluğunun önüne çıkacaklar.

Galatasaray’ın işi hiç de kolay olmayacak. Tur öncesi belirttiğim o mental üstünlükler bir bir Schalke’nin eline geçmiş durumda. Dortmund derbisinde alınan galibiyetten sonra yerel basında atılan bir başlık şöyleydi: “Kurtuluş, Patlama ve Şimdi Umut Işığı”. Schalke tarafı o umut ışığını ışık huzmesine çevirmek için avantajlı. Galatasaray’ın en büyük artısı ise tahminimce Gençlerbirliği maçının ilk bölümündeki oyun olacaktır. Fatih Terim’in tekrar kulübede oturacak olması da önemli. Basketbol terimi ile oyuncular karakter koymalı. Özellikle Türkler. Fenerbahçe’nin Plzen deplasmanına çıkmasından önce de aynı cümleyi kurmuştum; Zor mu? Çok zor. Olabilir mi? Neden olmasın.

Yarın gece Türk futbolu için önemli bir köşe taşı geçilebilir. Hep birlikte izleyelim. 

Ufuk Tolga Aldırmaz 


3 Mart 2013 Pazar

Bir Galatasaray hikayesi ve daha fazlası

Daha önce ''Rotasyonun ucunu kaçırmak'' adında bir yazı sıçıntısında bulunmuştum.O yazımda Real Madrid'in gereksiz transferinin de katmış olduğu durumlara, taslak bile olmayacak düzeyde saçma bir analiz yazısıydı. Daha önce yazmıştım diyince de havalı oluyor,sanki seri üretim halinde yazılar yazan biriymişim gibi.Neyse..Bu içsel muhabbeti keselim..
Bu düşündüğüm sorunun Galatasaray güncellemesi,ben çıktım beni de yazın diye bağırıyor. Malum ülkemizde sağlam giden tekeri patlatmak büyük başarıdır. Galatasaray'ın pas trafiğine dayalı, futbolun doğrularını nispeten ( geliştirelebilir ) de olsa yerine getirdiği oyun düzeni vardı. Geçtiğimiz sezonun ilk yarısında, Terim içsel düzeye varacak arayışların ardından,Forlan mı geldi,Reyes mi gitti derken, Necati'yi kadroye monte edip,bana göre bu oyuncuyla şampiyonluğa gitmişti. Bu sezon başında Necati'nin takımdan ayrılması, sarı kırmızılıların mevcut sistem sorunsalında kritik husus.
Hatırlayalım kısaca..Ujfalusi, geriden oyun çıkarır mı,çıkarır. Semih'e abi olur mu? Baba bile olabilir. Tecrübesiyle kademelerde başarılı mı? Alası..Hakan Balta,yüksek formdaydı,ki bu tarz defansif,ayağı iyi bekleri severim .Tempolu oyunda,savunmayı üçler,hücuma katılışlarda merkeze kolaylık sağlar. Eboue üst düzeyin bir tık aldı.Savunma da hücum da dengeli yapar.
Tek tek saymayalım. Geçtiğimiz sezonki yüksek pas trafiğine dayalı  iştahlı oyun, doğru oyuncu karakterlerinin yanı sıra,mükemllikler üzerinden ilerler bence. Melo ve Selçuk'un hayatı boyunca o performansı bir daha yakalamayacağı gerçeği gibi. Şampiyonluğa giden yolda, takımın paslaşmalar oluşturulan set hücümlarında, Elmander'in pivotluğu ve savunma katkısının yanında, önde baskı yediğinde bozulan trafiğe köprü olacak isim Necati oluyordu. Necati, sonradan o göreve evrilmiş olsa da, teknik kapasitesi ve tecrübesi,orta düzeydeki sprint yeteneği ile hücum ile merkez arasında taşıyıcı servis görevini çok iyi görüyordu. Ve takımın orta sahasının da iç kanatlardan kurulu olduğunu hatırlatalım. Emre Çolak ve Engin Baytar'ın gerektiğinde Selçuk ve Melo'nun yanında pasör oyuncu olmaları, yetenekli ayaklardan kurulu GS düzeninde iç alan baskısının artmasına da katkı sağlıyordu. Pas isabeti arttıkça takım savunmasındaki zaaflar halı altına süpürülüyor, savunmanın oyuna katkısı da artıyordu böylece. Basit de olsa anlatmaya çalıştım,dilim döndüğünce.
Bu sezonki temel fark. Sezonun ilk yarısını ele alacak olursak, oyun tıkandığında bir transit ( Necati ) olmayışı ve kenar oyuncularının ( Amrabat ) merkezden uzak olması, sorunsalların bir maddesi olabilir.Burak ve Umut'un da önüne atıldığında oynayabilen adamlar olması ( Elmander sakat ) takımın pasla öne taşınmasın da bir diğer kritik durum bence. Açıkçası Galatasaray'ın oynadığı güzel oyun,hayatının temeline Fenerbahçe'yi oturtmuş biri olarak korkutuyordu. Zira geliştirelebilir,çağdaş bir oyun tercihleri vardı. Futbolun yetenekli,oyunu her yönüyle oynayabilen adamlarla oynanmasının altını çiziyorlardı. Özellikle Fenerbahçe maçlarında, Kocaman'ın da tercihsel hatalarıyla, sahaya hapsolmuş Fenerbahçe'ye bu anlamda ders verdiklerini düşünüyorum.
Pek çoğu Dany'ye laf atar. Açıkçası üst düzey bir oyuncu asla değil ama G.saray'ın mevcut oyun yapısı,ve kadro dizilişinde kim olsa bu sorunları yaşardı. Geçtiğimiz sezon doğru diziliş,önde iyi basan oyuncular,pas trafiğini sağlayacak kanat oyuncuları olması, savunmayı da rahatlatıyordu. Bu kadar sorunlar ön plana çıkmıyor,herkes ''Ya bu Dany ne yeaa'' demiyordu. 40 metre önde basan oyun düzeninde,Melo'nun kalıcı,Selçuk'un dönemsel,Hamit'in cenabetliği,Amrabat'ın da zekasızlığı eklenince işin Dany değil Cannavaro olsa ne yapar,emin değilim.Yani ben burada isimlerden çok dizilişlerin,tercihlerin, kişileri etkilediğine inanıyorum. Ve bahsettiğim gibi, doğru tercihlerin yanında, yüksek form grafiğinde olması şart olan oyunculardan oluşan bir yapı...
Sezonun 2..yarısında ise Balta'nın formsuzluğu/yokluğunda mecburiyetten sol beke yapışan Riera'nın 'ben buraya ait değilim'' diye bağırması üzerine savunmaya takviye beklenirken, lüks tüketiminin Demirören şubesini Galatasaray'da açmak isteyen Aysal'ın transferleriyle yalancı bir bahar yaşadı sarı kırmızılılar.Sneijder'in gelişiyle herkes ne oynar,ne yer,nasıl pas verir,nasıl dripling atar mı? bilmeden kadro saymaya başladı.Savunmaya yine oyuncu alınır diye beklenirken, Drogba geldi. bir korku da olmadı değil elbet.Sonuçta Drogba,Sneijder ve Burak..
İyi giden,ve daha da ileri seviyelere çıkarabilinecek 4-2-2 düzeni Sneijder'in gelişiyle,Terim'in arayış düzenine bıraktı. Drogba merkez,Burak yanında sarkık,Sneijder solda denendi. Fizik olarak da hiç hazır olmayan Drogba ve Sneijder haliyle kaliteleriyle 30 dakika etki etseler de,uzun vadede yanılgıdan öteye gitmeziz abi biz dediler.Son 3 maçtır da Sneijder önde Burak 2010-11 sezonundaki gibi sağ iç-forvette oynuyor.Sneijder, Selçuk, Melo/Yekta/Hamit seleksiyonuyla oluşan orta sahada,kritik nokta sol kanatta kimin olacağı oluyor. Amrabat 2 haftadır benden bir yol olmazın tiyatrosunu oynuyor.Yeni katılımlar ardından esameleri okunmayan Emre ve Engin henüz denenmedi de ciddi anlamda. Bu arayış nereye varır bilmem ama uzun vadede baş ağrıtacağı kesin.
Belirleyici unsur Sneijder
Açıkçası ülkenin çoğu W.Sneijder ne oynar,nasıl hareket tercihleri vardır? bilmiyor.Dilim döndüğünce nacizane belirteyim. Sneijder,pasla çıkan bir adam.Öyle adam eksiltin,dripling yapsın beklenmemeli,yapamaz da. Pas trafiği yaratıp, şut mevzisinde kaleye bomba atar ki,Ordu maçındaki imza golü akıllara gelsin hemen.
Sneijder'i öne atıp,forvet arkası oynatmak verimini yüzde 20 azaltmaktır bence. Wesley'nin önde basmasını bekler, sekenleri tamamlamasını beklemek,ve en büyük silahının bu olmasını ummak,iyimserlik. Yakalanan set hücumlarıyla,duvar olucak bir santrfora ihtiyacı var.. Burak bunu yapmaya müsait değil. Sneijder'in forvet arkasında oynadığı takdirde,önde basmamasına yardımcı olacak,presi yapmadığı için de yedek kaldığını tekrarlayalım. Yani forvetin basmazsa o yük,ön ve geri merkeze kalır ki,bu da zaten iyi olmayan savunmanın anasının kulaklarını çınlatmak olur. Konuya dönecek olursak, Akhisar maçında Drogba'nın oyuna girişiyle aslında Wesley de oyuna yeniden girdi. O dakikaya kadar solda zay edilen Hollandalı, ön merkeze geçmiş,önüne pas servisi ettiğinde istop edip Wesley'i kaleye yaklaştıracak bir pivota kavuşmuştu. Bu durumu ele aldığımda, Wesley'nin muhakkak ki Drogba ile oynaması gerektiğini düşünüyorum.Sneijder'in oyun karakterinin kullanımının bana göre zor olmasından da kaynaklı olarak Gs dizilişlerinde, 3 yıldızı bir arada oynatma ihtiyacından ötürü Terim'in kadro arayışları sürecektir. Açıkçası ne kadar uzun sürerse bizim için iyi.Ha tutturamayacaklarına inanıyorum,o ayrı.
Vur tekmeyi at aşağı ama nerede?
Bundan birkaç ay önde '' Nereden geliyor bu paranın kaynağı'' adında bir haber yazmıştım,genç medya kariyerimde henüz çıkarmış olduğum en iyi iş diyorum ona. O haberimin ilk kısmında,GS'nin store gelirlerinden,kombine parasından,Şl ve Lig kazancından bahsedip,Aysal yönetiminin,başarıya endeksli olarak ( politik torpiller de var ama girmeyek oraya ) borcu erittiğinden bahsetmiştim.Öyleydi de. Ama sonrasında yapılan lüks tüketimi transferler, gelecek olası başarıları hesap ederek yapılmıştı. Yani garantisi yok.. Lig şampiyonluğu ve bir üst tura çıkma dahilinde gelecek olan o gelirleri, alınacak 2-3 başarısız sonuçla rüyanda görmek ne kadar mümkün biliniyor.Takımın rotasyon ve diziliş sorunu ortada. Burada iş bize düşüyor. Sen bu sezon kazanılacak bir şampiyonlukla, ezeli rakibini Şl'den gelecek net 35 trilyondan ve ligden gelecek yaklaşık 60 trilyondan men etmiş oluyorsun. Ki bu da borcunu 0'lamak dururken nasıl olsa şampiyonuz ego pişkinliğinde hareket eden Aysal yönetiminin de mezarını kazmak oluyorsun. Gereksiz lüks tüketimlerinden ötürü henüz oturmamış,kadro çalkantılarıyla boğuşan G.saray'ı ''uçurumdan denizi gören,ecel teri dökerken parmağıyla yukarı çıkmak isteyen o garip adamın'' , parmağına basıp aşağı geri atmak çok mu zor?

21 Şubat 2013 Perşembe

Arafta Kalmak

Beklenenin çok dışında bir maç yaşadık mı? Ufacık diyelim. Medyanın ve "boş" taraftar kitlesinin yansıttığı o kanser(!) Schalke'nin aslında hasta adam statüsünde olduğunu gördük. Ne iyi, ne kötü. 

Maçtan önce girdiğim postta Schalke'den bahsederken kadro üzerinde net bir fikir üretemeyip, orada yazdığımın aksi olduğunda buraya özellikle belirteceğimi dillendirmiştim. Gelin, bakalım. Kalede Hildebrand beklediğimiz gibi yerini almıştı. Savunma dörtlüsü Höger-Höwedes-Matip ve Kolasinac'tan oluştu. Fuchs'un oynayacağını kesin gözüyle bakıyordum lakin sanırım son haftalarda düşüşe geçen savunma grafiği Jens Keller'i Kolasinac alternatifine yönlendirdi. Onun dışında ihtimal dahilinde olan Höger'in sağ bek oynaması da düşündüğümün aksine hücum açısından Schalke hanesine artı puan olarak yazıldı. Galatasaray'ın sol kanatta Sneijder ile farklı bir rota izlemesi de tabii ki bunun en büyük etkeniydi, değineceğiz. Orta saha ise beklenti ile bire bir örtüştü. Jones-Neustadter/Farfan-Draxler-Bastos beşlisi genel anlamda maçtaki oyun farkını da ortaya çıkaran dizilim oldu diyebiliriz. İleride ise sakat olduğu öne sürülen Huntelaar vardı. 

Savunmanın yaptığı birkaç kritik hata var ki yine beklentimiz dahilinde birbirine alışkın olmamanın getirileri idi. Özellikle çizgi halinde kalınan ve hamleler dışında adam paylaşımının doğru yapılmadığı durumlar vardı. Bunun dışına Höwedes-Drogba eşleşmesini yazabiliriz. Höwedes tercihi de Drogba "korkusu" üzerine doğru bir tercih haline geliyordu. Orta sahadaki akıcılık ise şahsen beni fazlası ile şaşırttı. Ligin belirleyici olmama ihtimali de bu noktada ortaya çıktı diyebiliriz. Schalke açıkça Şampiyonlar Ligi arenasında kendine daha güvenerek oyununu icra ediyor. Özellikle kanatlardaki Farfan ve Bastos, savunma açısından zayıf olan Galatasaray beklerini duman etti dersek yanlış olmayacaktır. Farfan'ın içe kat edişleri ile birlikte savunmanın fazlasıyla afallaması ve çözümsüz kalması da net biçimde kalitesizliği gösteriyor. Savunmayı "toparlayan" ise özellikle hakkını vermemiz gereken Semih Kaya oldu. Bunun dışında Huntelaar'ın antrenman eksikliğinin gözle görülmesi sanıyorum ki sadece benim gözüme batmamıştır. Özellikle altını çizdiğimiz o hızlı atak ile golün yenmesi de ayrı bir ironiydi, değinmeden geçmeyelim.

Galatasaray'a baktığımızda ise sahada 4-4-2 ile 4-3-1-2 arasında değişkenlik göstermeye zorlanan; ancak futbolcular tarafından sadece çabada kalan bir sistem icrası vardı. Sneijder'in sol kanattan içeri kat etme çabası da benim açımdan bunun açık göstergesidir. Bunun dışında yukarıda belirttiğim o savunma kalitesizliği ile Sneijder'in arafta kalması ilk yarıda Schalke'nin o kanadı otobana çevirişi anlamına geliyordu. Ekstra olarak Schalke'nin zaten sorunlu olan geriden oyun kuruşunun nasıl oluyor da Fatih Terim'in Galatasaray'ında etken hale getiriliyor anlamak mümkün değil. Bununla birlikte Drogba'nın fiziksel olarak istenilen seviyede olmamasını da göz önünde bulundurunca acaba bu önde daha agresif olabilecek Umut Bulut'un tercih edilmesi daha iyi olur muydu diye düşünmedim değil. 

Bunlar dışında maç hakkında söylenebilecek üç şey kalıyor. İlki Fatih Terim'in Amrabat hamlesi ile takımını ipten aldığı, ikincisi zemin bozukluğunun net biçimde Schalke aleyhine olduğu. Sonuncusu ve belki de en önemlisi, bu kadar küçümsediğimiz(!) Bundesliga ekibinin her atağının belirli bir organizasyon içinde olduğu ve ligimizin açık ara en iyi takımı olduğu düşünülen Galatasaray'ın ise hatırladığım tek bir organize atağının olmaması ülke futbolumuzun minimize tabanda ne kadar "küçük" olduğunun bir göstergesi. İkinci maçta şansların eşit olduğunu düşünmek ise ahmaklık olacak. %51 Schalke 04 önde.

MAÇIN ADAMI: Jermaine Jones

NOT: Ülkemizin yetiştirdiği faal en iyi futbolcu net biçimde Selçuk İnan. Bu gece fikirlerim biraz daha pekişti.

Ufuk Tolga Aldırmaz

10 Şubat 2013 Pazar

Burak'tan Terim'e: Ben buradayım


Ligde son 2 maçtır yedek soyunan Burak'ı ve yeni transfer Sneijder'i ilk 11'de başlatmayı tercih eden Fatih Terim, 4-4-2'den 4-4-1-1'e dönüş yaptı.
Maça hızlı başlayan Galatasaray, karşılaşmanın ilk dakikalarında Antalyaspor kalesini abluka altına aldı. Karşılaşmanın henüz 7.dakikasında Hamit'in kullandığı top Semih'e çarpıp Burak'ın önünde kaldı ve golcü futbolcu takımını 1-0 öne geçirerek, bu takımın golcüsü olduğunu hatırlatmış oldu. Maç boyunca top takibi,presi ve azmiyle takımını öne taşıyan Burak Yılmaz, forma savaşında Drogba'ya mesaj göndermiş oldu.
Galatasaray'ın klasik önde basan ve sahaya yayılan pas trafiğine dayalı oyunu, ara transferde yapılan sansasyonel transferlerin ardından sistemin değişmesiyle yerini başka bir anlayışa bıraktı.
İlk yarıda rakibi baskı altına alan,hemen hemen her topta ilk müdahalelerde başarılı olan Galatasaray, istekli oyunu ve tempolu futboluna rağmen hücum ve pas organizasyonlarında sorunlar yaşadı. Sarı-Kırmızılılar Hamit ve Amrabat'ın etkisizliği, Sneijder'in henüz hazır olmamasına karşın, maçın hemen başında gelen golle oyunu istediği gibi yönlendirme fırsatı buldu.
Mücadelenin 2.yarısına da istekli başlayan Galatasaray, ileride oyunu yönlendiren ekip gibi görünse de rakip ceza sahasına oyunu yıkmakta zorlandı. Sarı-kırmızılılar maç boyunca kurduğu yüksek temposunu yitirmek üzereyken, Amrabat'ın hücum presiyle başlayan atakta, şık bir ara pasıyla Burak Yılmaz'ı topla buluşturdu. 61.dakikada ceza sahasının sol dış bölgesinden, sol ayağıyla 1.sınıf bir vuruş çıkaran golcü futbolcu, kendisinin ve takımının 2.golünü kaydetti. Gol sevincinde kendisini ayakta alkışlayan ve amansız bir forma savaşına girdiği Drogba'ya selam çakan kral Yılmaz, Fatih Terim'e de kadro seçiminde zor anlar yaşatacak gibi duruyor.
2.golden sonra oyunu rölantiye alan ve tempoyu istediği gibi yönlendiren sarı-kırmızılılar, kısa paslar ve kurduğu başarılı merkez baskı ile maçın son 30 dakikasında zorlanmayarak 3 puanın sahibi olan taraf oldu.
Sarı kırmızılılar bu galibiyetle rakipleriyle puan farkının azalmasına şans tanımadı ve puanını 40'a yükseltti.

29 Ocak 2013 Salı

Nereden geliyor bu paranın suyu?


Galatasaray ara transfer döneminde dünyaca ünlü yıldızlar Sneijder ve Drogba'yı kadrosuna katarak Türk futbol tarihinin en büyük transfer süksesini yaptı.
Fildişili oyuncuya, 2012-2013 2.yarı sezonu için 2.000.000 avro ve 2013-2014 sezonu için 4.000.000 avro sabit transfer ücreti ve 15.000 avro maç başı ücret ödeyecek olan Galatasaray, yıllık 5 milyon Avro kazanan Sneijder transferiyle beraber büyük de bir maaş külfetinin altına girdi.
Transfermarkt'a göre toplam takım değeri 147.750.000' Avro'yu  bulan Galatasaray'ın, Drogba ve Sneijder'in de takıma katılmasıyla oyuncularına ödediği yıllık ücret de 40 - 45 milyonu bulacak
UEFA kasaları doldurdu
Şampiyonlar Ligi'nde Türkiye'yi temsil eden tek takım olan Galatasaray, UEFA'dan büyük bir kazanç sağlıyor.
Şu ana kadar Şampiyonlar Ligi'nde yer almasından ötürü kasasına toplam 24 milyon Avro giren Galatasaray, Braga'yı mağlup etmesinin ardından 3.5 milyon euro başarı primi ve 1 milyon Avro da galibiyet primi aldı ve toplamda 4.5 milyon Avro daha kazandı. Şampiyonlar Ligi'nde kazandığı başarılar sonrası toplamda 28.5 milyon Avro'luk bir gelirin sahibi olan Galatasaray, çeyrek finale kalması ihtimalinde ise 3.9 milyon Avro daha bonus alacak.
GS Store'lar  para basıyor
Şampiyonlar Ligi'nden şimdiye kadar 30 milyon Avro'ya yakın bir ücret kazanan sarı - kırmızılılar, forma satışından da geçtiğimiz senelere göre büyük bir kar elde ediyor. 
Geçtiğimiz sezon kazanılan şampiyonluğun ardından bu sezon,  Şampiyonlar Ligi'nde 2.tura çıkma başarısı gösteren Galatasaray, başarılı sonuçlar elde ettikçe forma satışlarında da büyük bir gelirin sahibi oluyor. Son 2 sezonda yaklaşık 25 - 30 milyon Avro'ya yakın bir gelirin sahibi olan sarı - kırmızılılar,GS Store'lardan büyük bir gelir elde etmiş durumda.
Yayın hakkından gelen gelir
Geçtiğimiz sezon uygulan Süper Final sonucunda ligi şampiyon tamamlayarak yaklaşık 70 Milyon Lira'lık bir gelir kazanan Galatasaray, bu sezonu da şampiyon tamamlaması halinde 60 - 70 milyon Lira'lık bir gelirin sahibi olacak.
<b>Kombine satışında çılgın rakamlar</b>
TT Arena'ya geçişinin ardından kombine gelirinde rekor rakamlara ulaşan Galatasaray, kombine bilet satışında ilk sırada yer alıyor. Geçtiğimiz sezondan bu yana 40 bin koltuğun satıldığı Arena'dan 27-30 milyona yakın bir gelir elde Galatasaray, bu sezon en çok kombine satan takım olma alanında ilk sırada yer alıyor.
Başarıya endeksli 
Geçtiğimiz sezon ligi şampiyon tamamlayan Galatasaray, 19.haftasını tamamladığımız Süper Lig'de liderliğini koruyor. 2011 yılında Adnan Polat'dan başkanlık koltuğunu devralan Aysal yönetimi göreve geldiğinde borç 315,2 milyon dolar idi. Başarılı sonuçlar elde ettikçe taraftarını stadyuma çeken ve forma satışından da büyük bir kazanan Galatasaray ekonomisi başarıya endeksli ilerliyor. Drogba ve Sneijder transferleriyle büyük bir mali yükün altına giren Galatasaray'ın ekonomik gelişimini sürdürmesi adına Süper Lig'de şampiyon olması ve gelecek sezon da Şampiyonlar Ligi'ne katılması elzem gözüküyor. Bu alanlardan gelecek başarılar sonucu kazanılacak gelirleri düşünerek yapılan pahalı transferin gelirlerini karşılayabilmek adına gelecek sezon da Avrupa'da başarılı olmak Galatasaray için olmazsa olmaz durumda.
UEFA sopası kalkabilir
Gelecek sezon yürürlüğe girecek olan UEFA Finansal Fair - Play uygulamasıyla takımların gelir - gider dengelerini sağlama zorunluluğu nedeniyle bu sezon Avrupa transfer piyasasında farklı bir süreç yaşanıyor.
Yüksek yıllık ücretleriyle takımlarına külfet olan pek çok dünya yıldızı, takımlarıyla yollarını ayırdı. Avrupa'da ekonomik durumlarını UEFA'nın belirlediği seviyede dengelemeye çalışan pek çok kulüp yıldız oyuncularını elinden çıkarırken takımlarımızın transferde astronomik harcamalar yapması büyük risk arz ediyor. Yıllık ücretinde indirim talebini kabul etmeyen Sneijder'i kadro dışı bırakan, mali dengeyi sağlama çabaları nedeniyle sezon başında Maicon ve Julio Cesar gibi oyuncularını takımdan gönderen İnter, Arap iş adamlarının finansörlüğündeki PSG,Manchester City ve Abrahamovic'in Chelsea'si Fair - Play uygulaması dahilinde tehlike arz eden takımlar. 
Beşiktaş'ı almamışlardı
Geçtiğimiz sezon içinde bulunduğu ekonomik sorunlar nedeniyle UEFA'ya alınmayan Beşiktaş ve alacak ödemelerinde yaşadığı sorunlar nedeniyle bu takımları cezalandıran UEFA, Malaga'yı da gelecek sezon için Avrupa'dan men etmişti.

25 Ocak 2013 Cuma

Andreas Granqvist gelsin buyursun

     Galatasaray için Andreas Granqvist adı geçiyor. Hatta mütevazi olmayalım net ilgililer,bizim gazete müdürü öyle diyor onun yalancısıyım. Pek çok kişi bilmez kimdir ne değildir,transferin iyisi kötüsü olmaz'cılar hemen yazıp duruyorlar.Ben de  Andreas Granqvist'i tanıyan,Genoa'yı seven biri olarak 2 kelam etmezsem olmaz,olmamalı da.
      Malumunuz Galatasaray, Fatih Terim'in kaostan bozma kolektif,hareketli önde basan oyun düzeniyle oynuyor. Stoperlerin önde basan,ayakları iyi, oyun içi alışverişe yatkın isimlerden seçilmesinin elzem olduğu Galatasaray oyun düzeninde, Granqvist gibi bir oyuncuyla oynamak net intihar olur. Neden mi?
Andreas'ın bundan 1.5 ay önde haberini yazmıştım. Başlığım da şuydu . '' Boğa gibi İsveçli''. Cidden de boğa gibidir Granqvist tüm İskandinav insanına ezbere bir şekilde takılan lakap gibi. 1.94 boyunda hava hakimiyeti muhteşem,yerden hızlı bir forveti kaçırınca tur bindirebilinecek ağırlıkta bir stoper. Boyu ve fiziğine nazaran ayaklarına hakim,pas oyununa yatkın,savunmadan hücum kurabilecek bir oyuncu olsa da, orta alan çizgisine yakın konumda konuşlanan Galatasaray savunmasına kontra ataklarda çok sıkıntı yaşatır.
Duran toplarda çok golü var
Groningen'de oynadığı dönemde ( özellikle 2010 - 2011 sezonu) 32 maçta 11 gol kaydeden Granqvist, 1.94 boyu ile duran top organizazyonlarında takımının en önemli gol silahlarından biri haline gelebiliyor.
Dünyanın en iyi savunmacılarının yetiştiği İtalya'da 3 yıldır büyük bir istikrarla oynayan bir futbolcu Granqvist. Hamleleri,hava hakimiyeti ile üst düzey bir oyuncu olsa da Galatasaray'ın önde basan,stoperlerin oyuna katıldığı futbol anlayışında ciddi sıkıntılara yol açar. Kişisel görüşüm çok kaliteli bir stoper olduğunu tekrardan belirtiyorum ama net kötü transfer olur.

20 Ocak 2013 Pazar

Vesli Sınaydır

Eğer o zamanlardaki gibi oynarsa kepenkleri şimdiden kapatalım. Galatasaray Avrupa serüvenine devam etsin.

                                   

Yok eğer ki Fatih Terim-Ünal Aysal arasındaki ego çatışmasına kurban giderse bu sefer ortada ne Ünal Aysal kalır ne de Fatih Terim. Buna karşın yararlı bir "eleman" olan Fatih Terim'in bu noktada takımın çıkarlarını düşünüp kan kussa kızılcık şerbeti içtim diyeceğine eminim. Şu anda Galatasaray TV'ye açıklamalar yapıyor. Derbi olduğunu biliyormuş. Kondüsyon eksiğim yok diye de altını çizdi. Oynar mı oynamaz mı bilemiyorum ama Sneijder'lı Galatasaray'a konuk olacak olmak her konudan daha ilginç bir hal aldı. Herkes için ayrı ayrı hayırlı olsun diyelim.

Ufuk Tolga Aldırmaz




15 Ocak 2013 Salı

Fenerbahçe ve 3'lü defans ihtimali

1461 Trabzon maçı yine gösterdi ki Fenerbahçe'de değişen hiçbir şey yok. Geleceğe dair umudumuzu sürdürmemizi sağlayan Salih dışındaki tüm oyuncular orta sahada pas yapmaktan,topu öne taşımaktan, pres yapmaktan çok ama çok uzak. Sezon başından beri dile getiriyorum Topal gibi, daha çok merkezde karşılayan, oyunun hücum tarafını oynama sıkıntıları olan bir orta saha oyuncusu ile oynayan pek takım kalmadı.
Günümüz futbolunda Mehmet Topal'ın pek çok takımın tercih etmeye başladığı 3'lü savunma anlayışında kullanıldığı takdirde daha yararlı olabileceğini düşünüyorum.

         
             Defans 3'lüsü   Yobo - Topal - Transfer ( Hızlı ayağı iyi önde baskı uyguladığında topu öne oynayabilecek Beria olabilir ) 
 3'lü savunmada kenarlara doğru açılacak stoperler arası yerleşik oynamayı bilen ( Valencia'da benzer rolde oynadı ) Mehmet Topal ile  pas dağıtımını savunmadan başlatabilir, orta alanın önde uyguladığı baskıya destek sağlayabilir, bloklar arası mesafeyi de daraltabiliriz.
           Orta alan  Salih - Meireles - Topuz/ Transfer ( Belhanda ) 
3'lü savunma anlayışını düşünmeme sebebiyet veren 'takımın alan savunma zaafiyetleri' ve pres sorunun Mehmet Topallı orta saha ve birlikte oynadığı oyunculardan kaynaklı olduğunu düşünüyorum. Kariyerinde en iyi oyununu Valencia'da savunmayı 3'lediği ve Euro 2008'de stoper  oynadığı dönemde oynadığını düşünürsek Mehmet'in ben stoper arasında oynarsa daha yararlı olacağını düşünüyorum. Savunma ve orta alan arasındaki kopukluğu gidereceği, alan presini de daha iyi uygulamamıza da yardımcı olacağı kanaatindeyim.. Oyunun iki yönünü de oynayabilen, topu iyi yönlendiren Raul ve Salih'ten oluşacak  orta sahamızın yanına bir transfer ( Belhanda ) edildiği takdirde orta alanın bu oyunu çok iyi yönlendireceği kanaatindeyim.
            Forvet 
Kuyt - Sow - Krasic/Stoch ( ilerleyen yıllarda Recep )
                 Geriden oyun kurmaya yatkın, orta alan baskısına eşlik edebilecek bir stoper ( Mbiwa - Beria ) transferi ile bu oyuna uygun beklerimiz, oyunun iki yönünü de oynayabilen Meireles-Salih'in yanına olası Belhanda transferi ile 2.yarıda formunu yukarılara çekmesini umduğum Krasic, Kuyt ve Sow'lu kadromuzun 3'li savunmaya oldukça yatkın olduğunu düşünüyorum.
 




                     Volkan

Yobo                                       Serdar/ Transfer

                Mehmet Topal


         Salih                   Meireles
                 Baroni/ Transfer
                   
    Kuyt                           Krasic / Stoch
                        Sow                    

               


                  

12 Nisan 2012 Perşembe

Olaylar Olaylar-Süper Final Süreci


Futbol tarihimizin en garip sezonlarından birini geçirdik. Çok basit bir tabir olacak ama gerçekten her şey yaşandı. Leyla ile Mecnun izlemem lakin –çok eleştiri alıyorum bu konuda- dizide kalıplaşmış olan bir söz var: Olaylar olaylar… Güzide dizinin yine kendisi gibi güzide olan ikilemesi ciddi anlamda futbol dünyamızın bu sezonki özetiydi. 3 Temmuz süreciyle başlayan bir sezondan başkası da beklenmez pek tabii. Yine 3 Temmuz sürecinin getirilerinden birine geldi sıra: Süper Final…

Böylesine ağır toplarla oynanacak bir ufak çapta ligi ilk defa göreceğiz. Her şeyini tartışabiliriz. Oluşum süreci, sebebi, ekonomik çıkarları, şunu, bunu bu böyle uzar gider. Tartışamayacağımız tek şey ise hepimizin heyecanlı olduğu. Tabii ki bu heyecanın içinde şampiyonluk olsun Şampiyonlar Ligi olsun çeşitli kazanımlar olacak. Bu kazanımlar pastanın üzerindeki krema gibi. Mühim olan –en azından benim için- bu denli derbileri ardı ardına ve altı hafta boyunca izleyecek olmak. Sene içindeki derbi heyecanları bir kenara, turnuva niteliğinde derbi şöleni izlemek gerçekten hangi boyutundan bakarsanız bakın ilginç olacak. Birbirinden değişik maçlar ve öyküler göreceğimizden şüphe yok. Bunu takımlarımızın futbol kalitesinin farkındalığında olan bir birey olarak yazıyorum, evet. Arma, forma, tribün meselesidir benim kast ettiğim. Bunun için geçen yıl lig başlamadan önce Almanya’daki Fenerbahçe-Galatasaray derbisini hatırlamanız demek istediğim şey için en açıklayıcı örnek olacaktır.

Birbirinden değişik olacak olan maç programımız ise şöyle:

1.Hafta;
Beşiktaş-Galatasaray
Fenerbahçe-Trabzonspor

2.Hafta;
Galatasaray-Fenerbahçe
Trabzonspor-Beşiktaş

3.Hafta;
Trabzonspor-Galatasaray
Fenerbahçe-Beşiktaş

4.Hafta;
Galatasaray-Trabzonspor
Beşiktaş-Fenerbahçe

5.Hafta;
Trabzonspor-Fenerbahçe
Galatasaray-Beşiktaş

6.Hafta;
Fenerbahçe-Galatasaray
Beşiktaş-Trabzonspor

Maçlar bu hafta sonu başlıyor. Puan durumu ise: “Galatasaray 39,Fenerbahçe 34,Trabzonspor 28,Beşiktaş 28” şeklinde. Başlangıç öncesi takımlarımızı tek tek irdeleyelim.

GALATASARAY

Gerçekçi olmak gerekirse Galatasaray’ın ligi bu noktada bitiriyor olması ve rakiplerine bu kadar puan farkı yapmış olmasını pek beklemiyordum. Fatih Terim’in gelişi ve kadroda büyük çapta bir revizyon neticesinde geçtiğimiz sezonun küllerinden doğan bir anka kuşu var karşımızda.

Sallantıda başladıkları ligin faturasını Fatih Terim taktik düzenine kesti. İlk yarıdaki mahkum geçen Beşiktaş mücadelesinden sonra takımını 4-4-2 düzenine sokup, oturttu. İlerleyen haftalarda rahat takvimlerinin de etkisiyle geçiş sürecini fazla puan kaybı yapmadan sonlandırdılar. Tabii ki bunun en büyük etkeni Fatih Terim’dir. Oyuncular arasında yaratılan sinerji geçtiğimiz haftaya kadar mükemmel diye nitelendirilebilirdi. Neyse ki bu süreci kendileri adına iyi bir şekilde sonlandırdılar ve normal kadro yapılarına büründüler.

Fatih Terim’in hakkını verdik ancak bunu sağlayan oyuncularına değinmezsek olmaz. Nicelik olmasa da nitelik anlamında yaşanan değişimler bugünün sırrıdır. Muslera,Eboue,Ujfalusi,Melo,Elmander gibi yabancıların tabiri caizse takıma cuk diye oturması, akabinde de Selçuk,Necati ve hatta Semih gibi yerlilerin onlara eşlik etmesi ile gerçekten önemli bir harmoni yakalanmış oldu. Kilit nokta ise daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi Selçuk-Melo ikilisi. Özellikle Selçuk’un takımı sırtladığını söylersek de yanılmış olmayız. Büyük ihtimal bildiğimiz oyuncu düzeniyle çıkacakları maçlarda yine bu ikili önemli görevler üstlenecek.

Açıkçası hiçbir maç için bir uzun uzadıya yorum yapmak istemiyorum. Sürprizlere çok açık mücadeleler yaşanacaktır lakin Galatasaray için önemli haftalara bakacak olursak ilk iki İstanbul derbisi şampiyonluk yolunda en büyük engeller olarak göze batıyor. Gerçi form grafiklerini düşünürsek iki takımdan da üstün bir Galatasaray bulacağız. Ek olarak son haftaki Fenerbahçe derbisi de çok büyük bir sürpriz olmazsa şampiyonluk mücadelesi olacak. Normal sezondaki ev sahipliğini Fenerbahçe’nin yapmış olduğu derbide bana kalırsa psikolojik avantajı yakalayan Galatasaray’ın o maçta da bir adım önde olacağını düşünmekteyim.

FENERBAHÇE

Yazının başında da belirttiğim gibi 3 Temmuz süreci ile girdiğimiz sezonun baş aktörü maalesef Fenerbahçe. Bu süreçte itibar kaybettiği aşikar. Bunun yanı sıra özellikle futbol açısından bakacak olursak büyük güç kaybı yaşadılar. Andre Santos,Lugano ve Niang’ın gidişi Fenerbahçe’ye çok kan kaybettirdi. Yerine getirilen oyuncuların da vasat performansları belki de lider ile arasındaki puan farkının en büyük nedenlerinden biri.  Bu noktada Moussa Sow transferini bir kenara koymak istiyorum. Ondan beklentim büyük. Geldiğinden beri iyi iş çıkardı ve çıkarmaya da devam edecektir.

Aykut Kocaman’ın takımına sezon başından beri şöyle bir kuşbakışı bir gözlem atacak olursak her zamanki gibi Alex göze batmakta. Onu anlatmak gibi bir gaflete düşmeyeceğim.Alex dışında en büyük verimin(en azından sezonun ikinci bölümünde) Miroslav Stoch’tan geldiğini rahatlıkla söyleyebilirim. Aynı şekilde ne kadar sorunlar yaşasa da Emre’nin ve bu sezonki çıkışıyla zaman zaman beklenmedik işler yapan Baroni’yi de unutmamak lazım. Gelgelelim aynı şekilde diğer eski ve yeni oyuncuların vasatlığının üstünü örtemeyiz. Reto Ziegler gibi bana göre facia bir transfer var ortada. Aykut Hoca’nın Zeigler’i almayı gövde gösterisi olarak nitelendirmesi de ayrı bir dünya tabii. Aykut Hoca’nın açıklamaları bir kenara bu sezon takımına yaptığı ya da daha doğrusu yapamadığı müdahaleler yüzünden ket vurduğu da aşikar. Kendisi adına da sıkıntılı bir performans grafiği var. Doğruları yapmakta her zaman geç kalıyor. Fenerbahçe adına bu dönemde çok büyük handikap kesinlikle.

Galatasaray derbilerini bir kenara koyacak olursak eğer Fenerbahçe için şampiyonluk yolunda en büyük sıkıntı deplasmandaki Beşiktaş ve Trabzonspor mücadeleleri olacaktır. Burada yaşanılacak mağlubiyetlerin telafisi olmaz. Değil şampiyonluk, Şampiyonlar Ligi bile kaybedilebilir. Deplasman fobisi yenilirse ve de Aykut Kocaman handikapı aşılırsa Fenerbahçe’nin Galatasaray’ı geçip şampiyon olması iş değil. Net.

TRABZONSPOR

Şenol Güneş gibi “filozof” bir teknik adamla başlanan lig için en kötü senaryo geçtiğimiz yıl sonunda kontratı biten tüm oyuncularını kaybetmek olsa gerekti. Evet, Trabzonspor neredeyse bütün iskeletini İstanbul takımlarına yolladı. İşin daha da kötüsü hiçbirinin yerini dolduramadı. Galatasaray’ın tersi olarak nicelik bakımında fazla nitelik yönünden ise son derece vasat transferler yapıldı. Burada da Fenerbahçe’deki Sow gibi bir diğer Afrikalı Zokora’yı bir kenara koyuyorum. Şenol Hoca’yı en fazla etkileyen ve devamlı serzenişte bulunduğu durum da buydu.

Sezona ilginçliklerle başladılar. CL’den elenmiş EL’den de elenmek üzereyken piyangodan bir Şampiyonlar Ligi bileti çıkmıştı. Bu onlar için aslında sıkıntılı bir durumdu. Kısa vadede mali açıdan önemli bir durum olduğu aşikar lakin bu sıkışık fikstürlü ligin sonu için pek hoş bir tablo oluşturmayacaktı. Nitekim öyle de oldu. Trabzonspor şu an Şampiyonlar Ligi değil de direkt şampiyonluk kovalayamıyorsa bunun en büyük nedeni de Şampiyonlar Ligi katılımıydı. Tüm bunları bir kenara koyacak olursak ülke futbolumuza mükemmel bir değer kattılar:Burak Yılmaz. Burak’ın yanında Colman’ın varlığı da Trabzonspor’un taşıyıcı kolonlarıydı. Süper Final’de de böyle olacaktır.

Kendileri için Fenerbahçe maçları sıkıntılı geçecektir. Rakipleri ise sırf bu nedenden dolayı Beşiktaş olacak. Fenerbahçe’yi iki maçta yenip de üstlerine çıkabilme umutları bana kalırsa Şenol Hoca’da bile yoktur. Ligin ikinci yarısındaki derbi performansı ile ilk yarısındakiler arasındaki fark gece ile gündüz arasındaki fark kadar. Umutlu bakabilmeleri için en büyük sebep de bu olsa gerek.

BEŞİKTAŞ


3 Temmuz sürecinin mağdurlarından biri daha. Serdal Adalı, Tayfur Havutçu ve Ahmet Ateş’in gözaltına alınmaları camiada büyük bir şok ile karşılandı. Bu kaos ortamında yönetim takımı Carlos Carvalhal’e emanet etti. Tereddütlü yaklaşıldı ki kesinlikle haklılık payı bu bağlamda yüksekti. Çeşitli kararlar verdi “emanetçi”. Guti gibi bir ismi yolluyor, Fernandes’e de cezayı kesiyordu.

Carlos Carvalhal eşliğinde lige ve Avrupa’ya güzel bir başlangıç yapan bir Beşiktaş vardı. Öyle ki EL’yi grubunda lider tamamlama başarısı elde edilmişti. Kulüp tarihinde bu bir ilkti. İlerleyen günlerde maç yoğunluğu takımı iki buçuk günde bir maça çıkarmaya başlamıştı. Sakatlıkların ardı arkası kesilmiyordu. Özellikle defans hattındaki sakatlıklar takımın belini büküyordu. Daha da önemlisi taraftarın takım ile özleştirdiği Quaresma’nın bir daha sakatlıktan kafa olarak dönememesi Beşiktaş’ı bitiren son darbe oluyordu. Son düzlükte takımı taşıyan ve herkesin beğenisini de kazanan Fernandes oluyordu.  Çeşitli kaos ortamlarından geçen takımın faturası da Carlos Carvalhal’e kesiliyordu(Aykut Kocaman için yaptığım eleştiriler bire bir Carlos Carvalhal için de geçerlidir.) . Yerine Tayfur Hoca getiriliyordu.

Fernandes’in futbol önderliği ve Tayfur Hoca’nın yönetimindeki Beşiktaş Süper Final’e Şampiyonlar Ligi parolasıyla çıkıyor. Yine gerçekçi bakmak gerekirse zor bir hedef. Öncelikle Galatasaray derbisi ile iyi bir başlangıç yapılmalı ki bu da Fenerbahçe’nin potaya iyice sokulması anlamına gelmekte. Moda girmiş bir Fenerbahçe’yi Beşiktaş’ın şu ortamda iki kez ardı ardına yenebileceğini pek düşünmüyorum ki Trabzonspor bölümünde belirttiğim gibi rakipleri Trabzonspor olacaktır. Üçüncülüğün elde edilip gelişen ortamda Şampiyonlar Ligi hedefi konulması daha doğru bir yaklaşım olacaktır. Bu iki takım arasındaki mücadelenin bir adım önde olan tarafı da Beşiktaş olacaktır.

Tüm bunları toparlayacak olursak her şeye gebe bir Süper Finalimiz var. Fenerbahçe-Galatasaray ve Trabzonspor-Beşiktaş arasında olacak bir blok mücadele beklemekteyim. Bu mücadelenin üstünlüğü hangi takımlarca ele geçirilecek hep birlikte göreceğiz. Bize de bu futbol şölenini keyifle izlemek düşecek. Şimdiden keyifli seyirler efendim. 

NOT: Buraya bir tek Fatih Terim'in resmini koymam açıkça bir mesajdır. Saygılarımla.

Ufuk Tolga Aldırmaz 









Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...