Spor Toto Süper Lig etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Spor Toto Süper Lig etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Temmuz 2013 Cumartesi

Dikkat! Patlayıcı madde içerir/Cenk Ahmet Alkılıç


     Bir büyüğünün "Büyüyünce ne olacaksın?" sorusuna meşin yuvarlak ile tanışmış hemen hemen her erkek çocuğu bir kereye mahsus olsa bile "Futbolcu olacağım" demiştir.Cenk Ahmet Alkılıç'da bu şekilde cevap veren çocuklardan sadece biriydi.Fakat o cümlenin başında "Babam gibi" betimlemesini ekleyenlerden.Zira kendisi Galatasaraylı Bülent Alkılıç'ın oğludur. Babasının Galatasaray'da oynamış bir futbolcu olması ona kariyerinde avantaj mı yoksa dezavantaj mı sağladı bilinmez ama Cenk Ahmet "Babamın üzerimde büyük emeği var" diyor.

  Cenk Ahmet Alkılıç altyapı eğitimini Galatasaray'da almış daha sonra o zamanlar Galatasaray'ın pilot takımı konumunda bulunan Beylerbeyispor'a geçmiş ilk profesyonel sözleşmesini 07.02.2006 tarihinde bu kulüpte atmıştır.Beylerbeyisporla profesyonel olarak başarılı iki buçuk sezonun ardından o zamanın 1.Lig ekiplerinden Altay ile anlaşmış,burada 2 başarılı sezon geçirmesine rağmen son sezonunda takımının ligden düşmesine engel olamamıştı.Beylerbeyispor ve Altay formaları ile sağ tarafta hem bek hem açık olarak mücadele etti.Gösterdiği performansla birçok Süper Lig ve 1.Lig kulübünün dikkatini çekmişti fakat o tercihini memleketi Rize'den yana kullanıp Çaykur Rizespor'a imza attı.Burada daha çok verim verdiğine inandığım sağ ön tarafta forma giydi ve özellikle kendisinin 2.sezonu olan Çaykur Rizespor'un şampiyon olup Süper Lig'e çıktığı 2012-2013 sezonu 33 maçta 10 gol attı 5 de asist yaptı.(Ayrıca Alkılıç gösterdiği performans sayesinde A2 Milli Takımına davet edildi ve 4 karşılaşmada boy gösterdi.)

 
    Şimdi Cenk Ahmet'i Süper Lig'de izleyeceğiz.Oyun stilini birine benzeteceksek bu sene Süper Lig'de harikalar yaratan Karabüksporlu Ahmet İlhan Özek ismini söyleyebiliriz.Hızı,oyun zekası,bek oynamanın verdiği tecrübe ile takım savunmasına olan katkısı ve çok kritik golleri ile adını duyabiliriz onun.

   Cenk Abi'nin Süper Lig oynayacak olmasının etkisi de farklıdır ben de.Evet yanlış okumadınız "Abi" dedim.Çünkü Süper Lig'de izleyeceğimiz Cenk Ahmet benim için Erdil Koleji'nin okul takımda Çamlıca'nın o kumlu sahasında izlediğim adamdan başkası olmayacak.


 Buğra Kaan Süer

 

 
















30 Aralık 2012 Pazar

Menemen Kanunları ve Triloji

Domateslerin kabukları soyulup küp küp doğranır. Sivri biberler tohumları çıkarılarak halka şeklinde bıçak darbelerine yenik düşer. Daha sonra kullandığınız yağı tavanıza döküp biberler kavrulur. Ardından domatesler de aynı işlemden geçirilir. Domates, biber ikilisi "yenilecek" kıvama geldikten sonra yenilecek miktarda yumurta çırpılır ve tavaya dökülür. Karıştırma işlemiyle birlikte tuz ilavesi de yapılır. Yumurta ile harmanlanmış malzeme de piştikten sonra ekmek "banmak" suretiyle menemen yemeye hazır hale getirilir.

Samet Aybaba'nın olay yaratan "menemen" açıklamasından sonra benim böyle başlamam da farz oldu. Zira Beşiktaş'ın geneli itibari ile ilk yarı performansı da tam menemen pişirme aşamaları gibiydi. Yavaş yavaş ve adım adım gidildi.

En azılı dilonun bile beklentisini alt seviyeye indirdiği sezon başı tabiri caizse kabus gibiydi. Cevapsız soruların ardı arkası kesilmiyordu. Kaotik bir takım vardı. Buna karşın her geçen gün Beşiktaşlılar'ın yüreğine su serpilip, suratına da tebessüm oturtuluyordu. Bunu beceren ise Samet Aybaba'nın ta kendisiydi. Samet Aybaba, her şeyden öte oyuncularla muhteşem bir bağ kurdu. Öyle ki kızını bahane ederek gemiyi terk etmek isteyen Hugo Almeida bile takıma döndü. Dönmekle kalmayıp istenilen performansına yaklaştı. Buna paralel yüzü gülmeyen takım lideri Manuel Fernandes kahkaha atmaya başladı. Rakip oyuncuların içinden geçip peygamberliğini ilan etmeye çabalayan ve takımdan gönderilmesi an meselesi olan Filip Holosko anka kuşu efsanesinin var olabileceğini düşündürtmeye başladı. Yılların durağanı Necip Uysal bir anda umut bağlanmış ikinci kaptan statüsüne yükseldi. Bunlar ve bunlara benzeyen örnekleri git gide arttırabiliriz. Hepsinden önemlisi, aile arasında "menemene ekmek banabilecek" kıvama gelmiş bir takım oluşturulmuş durumda. Takım ciddi anlamda takım, takım ciddi anlamda makro-aile. İlk etapta bunu oluşturabilmek eldeki kısıtlı kadronun birçok defosunu örtmek anlamına geliyordu. Nitekim oldu da. Sekizinci haftada (altta göreceğini ve muhtemelen okuyan herkesin bileceği kare) Trabzonspor'a karşı Olcay Şahan'ın son dakikada kaçırdığı yüzde yüzlük pozisyonun ardından yere yığılan takım... Söyleyeceklerim bu kadar.

Basınımızdan tutun da Twitter mikro-bloglarımızda bizlere kadar herkes kırılma anı goy goyunu sever. İşte Beşiktaş'ın da sezon içindeki kırılma anı ilk yarı( ve büyük ihtimalle ikinci yarıda da) itibari ile bu sahneydi. Öncesine set çekilip ciddi anlamda taraftarın takıma olan inancının tekrar sağlanması da tam anlamıyla bu karşılaşmadan sonra oluyordu. Ardından gelen kırmızı formalı seri galibiyetler ve mağlubiyetsiz  geçilen haftalar umutları da bir bir yeşertiyordu. Bu noktada rakiplerin Avrupa Kupaları'nda Beşiktaş'ın son iki sezondur çektiği acıyı çekerek darbe almaları da önemli oldu. Şans Beşiktaş'tan yana işlemişti. İşte bu noktadan sonra bendeniz devreye giriyorum. Naçizane...

Öncelikle hakkı yeteri kadar teslim edilmeyen bir isimi şiddetle telaffuz etmek istiyorum: Ersan Gülüm... Takıma girişi rastlantısal olarak Oğuzhan Özyakup ile aynı döneme denk gelse de Oğuzhan'ın varlığı, Ersan'ın takıma katkılarının göz ardı edilmesine sebep olmuş durumda. İlk olarak Ersan'ın takıma girişi bu sezon nerede oynarsa oynasın muazzam katkı sağladığını fakat stoperde artık vasatın üstüne çıkamadığını düşündüğüm İbrahim'i stoperlerin önünde kesici rolüyle oynamaya itti. Bu, takıma Veli Kavlak'ın performans düşüklüğü dönemine denk gelen ve Necip'in de pozisyon bilgisi zaafiyetinden istenileni veremediği noktada kaliteli bir alternatif yarattığı için önemlidir. Bir diğer nokta ise Ersan'ın ortalama bir Türk stoperin çok üstünde oyun bilgisi olması ve de Tomas Sivok ile söz konusu olan uyumu neticesinde defansif kurgunun daha sağlıklı olarak uygulamaya geçirilmesini sağlamasında. Dikkatle incelediğini vakit stoper ikilisinde Ersan olmadığı vakit savunma çizgisinin kendisini ister istemez geriye attığını görüyoruz. Nitekim bu da hatlar arası boşluk oluşmasına sebebiyet veriyor. Ersan ile hem daha rasyonel bir savunma hattı hem de kümülatif biçimde giderek daha efektif bir pres gücü oluşumunu sağlamakta. Her ne kadar son hafta Kayserispor maçında felaketi oynasa da bu takımın Ersan'a ihtiyacı vardır. Oğuzhan'dan uzun uzun bahsetmeyi düşündüm, tıpkı Ersan gibi lakin hiç gerek yok. Ozzie zaten her şeyi sahadayken gözler önüne seriyor. Bu noktada Samet Hoca'ya bir sitemimiz olabilir: "Koşu kalitesi diyerek böyle bir opsiyonu kenarda tutmak kime fayda sağladı?"

Tüm bunlara müteakip bir de oyun içinde Olcay Şahan'ın varlığı denen bir durum söz konusu. Son vuruşları ile özellikle Eskişehirspor mücadelesinde saç baş yoldurtsa da takımın demirbaşlarından birisidir. Tartışmasız, hücum hattı için methiyeler düzülen takımın "X-Faktörü"dür dersem yanılmış olmayacağım. Yetenekleri kısıtlı olsa da alt yapıdan gelen bilgi ve mayadan gelen azim ile birlikte oyun görüşü de birleşince lig için önemli bir koz haline geliyor. Hiçbir şey olmazsa bir maç boyunca sadece boş koşularını izlerken dahi yorulabilirsiniz. Muadili olarak alınan Uğur Boral'ın ise bekteki performansı tam anlamıyla facia. Net biçimde benim sayabildiğim yenilen yedi(evet rakamla da 7) golün baş aktörü. Bundan sebeptir ki zaten sol bek arayışları var. Direkt olarak söyleyebileceğim şey Gökhan Süzen'in takım için Uğur Boral'dan daha iyi olsa da verecek fazla bir şeyinin olmaması. O noktada direkt olarak yabancıya yönelmek çok daha akıl karıdır. Önde Olcay'ın bahsettiğim performansı orası için yabancı olmasa da olur dedirtebilecek lükse sahiptir. O noktada her iki kanadı da yedekleyebilecek/forma savaşı yaşanmasını sağlayacak bir kanat oyuncusunun alınması ideal olur.

Transferlerin ligin kaderini belirleyecek önemde olduğunu arz edebilirim. Bilhakis bekin kalitesi çok önemli olacaktır. Transferlerden sonra ise düşünülecek konu belirli olacak: Kompakt oyun, önde baskı ve inanç faktörlerinin nasıl korunup, geliştirileceği. Netice itibari ile Beşiktaş'ta bu trilojiden herhangi biri olmadığı taktirde takım kafası kesilmiş tavuk misali dağılıyor. Yapılacak olan transferlerin "menemen kanunlarına" uyması ve bu felsefe anlayışının devam etmesi neticesinde ben neden olmasın diyorum. Yine de sezon başındaki gibi beklentiyi alt seviyede tutmak gerek. E abicim bu takım ister istemez heyecan yaptırıyor, haklısınız. Beşiktaş'ın olduğu yerde umut vardır. Bu umudun realist bir raya oturabilmesi için de net biçimde söyleyebiliriz ki rakiplerin Avrupa'da en az bir tur daha oynamaları gerekmekte.

NOT-1: Şampiyonluğu telaffuz etmek için gerçekten çok erken. Her takım adına. Bunun yanında ilk hedef TT Arena olmalıdır. Oradan gelecek üç puan kapı tokmağına el koymak demektir.

NOT-2: Muhtemel gelebilecek yabancının Fernandes'in liderlik rolünü çalması facia olur.

NOT-3: Hugo Almeida, Filip Holosko, Necip Uysal gibi isimlere teker teker değineceğim lakin nazar değmesinden korkuyorum. Bekleyelim.

SON NOT: Menemeni soğanlı da seven varmış. Saygı duyarım. Herkesin keyfi kendine. Goy goy için Samet Aybaba'ya da ayrıca teşekkürler.

Ufuk Tolga Aldırmaz


15 Ağustos 2012 Çarşamba

Yeni Eklenen(Çıkarılan) Parçalar ve Beşiktaş


Geldik Beşiktaş’a. Aslında Beşiktaş, transfer politikası, taraftarın algısı ve yönetimin saçmalıkları üzerine sabaha kadar bir şeyler karalayabilirim lakin ne benim ruhum kaldırır ne de siz okuyabilirsiniz. O yüzden her şeyi tadında bırakmaya çalışacağım.

İlk etapta söylemek istediğim şey İbrahim Altınsay’ın ne olursa olsun bu kulüpten uzaklaşmasını hazmedememem. Her platformda dile getirdiğim gibi onun vizyonuna hayran bir kişiyim. Futbol şubesinin başında olması beraberinde bir güveni de beraberinde getiriyordu. Tıpkı basketbolda Erman Kunter’in varlığının getirdiği güven gibi. Ek olarak kadro yapılanmasının mali kriterlere uygun biçimde oluştuğunu unutmamalıyız(yönetimin yanlışlarına rağmen).  Son olarak da bu takımın iki kulvarda yarışacağı gerçeğini her bir taraftarın göz önünde bulundurması gerekmekte. Şöyle bir gelenlere bakalım:

Mehmet Akgün-Bonservis Bedeli Yok
Oğuzhan Özyakup-500.000 Euro
Berat Çetinkaya-480.000 TL
Olcay Şahan-800.000 Euro
Uğur Boral-Bonservis Bedeli Yok
Julien Escude-Bonservis Bedeli Yok
Allan McGregor-Bonservis Bedeli Yok
Batuhan Karadeniz-250.000 Euro Kiralama Bedeli

Rüştü Reçber’in gidişi ile birlikte Cenk Gönen’in yanına bir ismin daha geleceği aşikardı. Samet Aybaba’nın belki de üstünde sıkı sıkıya durduğu tek isim olan David Ospina’nın ortaya teminat mektubu konulamaması nedeniyle alınamaması, aslında Beşiktaş’ın bu transfer sezonunda nasıl bir durumda olduğunun da göstergesiydi. Yerine gelen isim Allan McGregor oldu. McGregor’u uzun uzadıya dikkatlice izleme şansım olmadı. İzlediğim maçlara ek olarak topladığım bilgiler neticesinde güven veren bir yapısı olduğunu görebiliyorum. Onun gelişi aslında biraz da Cenk’e aba altından sopa göstermek oluyordu. Uzun lig maratonunda rotasyona gidileceğini; ancak ilk tercihin McGregor’dan yana olacağını düşünmekteyim. Hata yapma potansiyeli zira Cenk’e göre çok daha minimize. Geçen yılı göz önünde bulundurursak, kaleci konusunda ağzı yanan Beşiktaş’ın yine de an itibari ile endişeleri ortadan kaldıramadığını belirtelim. McGregor için geneli itibari ile potansiyelli Cenk’i “gazlayacak” bir transfer hamlesi olur diye umut etmekteyim.

Bir anda Tomas Sivok ve Egemen Korkmaz ikilisini kaybeden Beşiktaş, Sivok ile sözleşme tazeleyip bir nevi kaybını en aza indirgeme peşindeydi. Burada Egemen’in gidişi ile oluşturulan bütçeden taviz verilip Sivok’a aktarım yapıldığını net biçimde görebiliyoruz. Egemen’in gidişi ile oluşan boşluğu da Fransız Julien Escude ile doldurma peşindeler. Bu transfer kendi içinde çok eleştiriye maruz kalabilir lakin teknik heyeti eleştiremeyeceğimiz tek nokta var ise o da stoper ihtiyacının olduğunun farkında olmalarıdır. O bölgede fazlaca alternatife sahip olunmasına rağmen nitelikli futbolcu sayısı gerçekten de nicelik kadar fazla değildi hala da değil. Escude ile bu biraz olsun tölere edilmeye çalışıldı. Egemen gibi cengaver bir stoper olmamasına rağmen daha fazla aklıyla oynama çabasında olan bir isim. Bu kumar Beşiktaş’a neler kazandırır veyahut kaybettirir uzun vadede göreceğiz. Mali açıdan kazanım olduğu ise su götürmeyen cinsten.  İbrahim Toraman ve Ersan Gülüm’ün varlığı da soru işaretlerini barındırmaya devam edecek. İki isimin de kaliteli olduğu aşikar lakin özellikle Ersan’ın sakatlık sonrası dönüşü beklendiği gibi olmadı. Aynı zamanda İbrahim’in alan ya da adam değil de topa odaklı bir stoper olması direkt olarak bir handikap olarak göze batmakta. Samet Hoca da bu ikiliye pek güvenememiş olsa gerek ki Escude’ye onay verdi. Kanat beklerine baktığımız zaman son yıllarda milyonlarca kez söylediğiniz/söylediğimiz gibi sıkıntı devam etmekte. Mehmet Akgün-İbrahim-Hilbert üçlüsü ile sağ bek mevkii kotarılmaya çalışılacak. Kelimenin tam anlamıyla kotarılmaya çalışılacak evet. Tercih bu noktada Hilbert olmalı. Kendisi bu üçlü içinde en fazla verim verecek isim.  Sol bekte ise İsmail’in yokluğu işi yokuşa süren şey. Uğur Boral’ın özellikle Manchester City ile oynanan hazırlık karşılaşmasında o mevkiide oynatılması sinyali verdi. Uğur’un iyi bir transfer olduğunu savunuyorum lakin o bölgede değil. Bu apaçık bir macera arama olacak. Onun hırsı ve yırtıcılığından faydalanmak istenebilir fakat daha önceleri o bölgede oynadığında ne denli aksadığını ve pozisyon bilgisinden ötürü sırıttığını görmüştük.  Takımda kalacağı son Kayserispor hazırlık maçı ile garantilenen müzmin kiralık Emre Özkan’ın o bölgede oynaması takımın daha fazla yararına olacaktır. Modern kıstaslar içinde değerlendirilemeyecek olmasına rağmen üst düzey karşılaşmalar hariç o bölgeye İsmail gelene kadar sahip çıkabilir. Başka bir çare ve olasılık da açıkçası gözükmüyor. Tanju Kayhan’ın ismini bilhakis veremiyorum çünkü adı sürekli gönderilecekler listesinde yazılıp çiziliyor. Ateş olmayan yerden duman çıkmaz demekte fayda var.

Geçelim orta sahaya.  Ricardo Quaresma, Simao Sabrosa, Filip Holosko gibi isimler gözden çıkarıldığı için rotasyonda kullanılabilecekler arasında isimlerini yazmayacağım. Quaresma için söylenebilecek tek şey ise atsan atılmaz, satsan satılmaz olur. Ailenin şımarık çocuğundan da beter bir konumda.

Samet Aybaba’nın 4-1-3-2 oynayacağız açıklamalarından sonra hazırlık karşılaşmalarında bu formasyon ile birlikte 4-2-3-1’i de kullandığını net biçimde gördük. Büyük sezon içinde bu iki formasyondan şaşmayacaktır.

İlk olarak 4-1-3-2’ye göre orta sahayı inceleyelim. Defans hattının belirgin diziliminden sonra orta sahayı yorumlamak insanı açıkçası yoruyor. Çok fazla seçenek olmamasına rağmen, çok yönlü adam sayısı dizilimi kestirmek açısından zorlayan faktör oluyor. Öncelikle Fabian Ernst… Şu dizilimde belki de net biçimde aranacak fakat yaş faktörü, düşen performans ve mali tablo bu iç yakan ayrılığı getirdi. Sanırım Tümer Metin’in gidişinden sonra beni en çok yaralayan ayrılık bu ayrılık oluyordu. Olmuşla ölmüşe çare yok derler, bizimkisi de o misal. Ernst’in gidişi ile benzer özelliklere sahip olmasa da Veli Kavlak’ın o bölgeye göre daha bir yontulmuş olduğu ve hamallığı üstlenebileceği görülmekte. Buna ek olarak yukarıda belirttiğim Toraman’ın topa odaklı olması neticesinde o bölgede iyi bir süpürücü görevi üstlenebilme de söz konusu. O bölgede Veli’den daha fazla yarar verebileceğini düşünmekteyim. Bekleyip göreceğiz. Ön üçlünün ortasında ise Manuel Fernandes’in yeri garanti. Sağında Olcay Şahan ve solunda seçime göre Uğur Boral ya da Oğuzhan Özyakup oynayacak gibi gözükmekte. Oğuzhan demişken ufak bir parantez açmakta fayda var. Oğuzhan tam anlamıyla bir modern orta saha. Bunun yanında topla olan üst düzey ilişkisi Beşiktaş’ın özellikle geçen yıl çektiği “orta sahada yaratıcı ayak” eksikliğini ortadan kaldıracak cinsten. Açıkçası kişisel beklentimin yüksek olduğu iki isimden ilki. Tek soru işareti de uzun bir lig maratonunu kaldırıp kaldıramayacağı. Fiziksel anlamda değil lakin mental anlamda daha önce böyle bir tecrübesi -A takım seviyesinde- olmamıştı. Uzatmadan 4-2-3-1’li orta saha dizilimine geçelim.  Dip ikiliden birisi garanti biçimde Veli olacaktır. Yanındaki isim ise macera aramadan Oğuzhan olmalı. Yukarıda da bahsettiğim gibi topa olan hakimiyeti sayesinde Fernandes’i rahatlatacaktır ve Fenerbahçe örnekleminde olduğu gibi top çıkaramayan bir ismin eksikliği hissedilmeyecektir. Ön üçlünün merkezi Fernandes, sağ ya da sol Olcay, Olcay’ın bulunduğu kanadın aksinde ise çok yüksek ihtimalle Mehmet Akyüz(Tuncay bu işi müthiş yapabilirdi) oynayacak izlenimi en azından hazırlık maçlarında yaratıldı. Mehmet Akyüz’ün oynama sebebi çok büyük ihtimalle ceza sahasına girip o bölgeyi karıştıracak isim ihtiyacından ötürüdür. Genel anlamda bu isimlerin yanına Necip Uysal, Hasan Türk(ki kendisi beklentimin yüksek olduğu o ikinci isimdir), Muhammed Demirci, Mertcan Aktaş, Erkan Kaş ve Kadir Arı gibi gençler ve Mehmet Akgün gibi de çok düşük maaş ile alınmış bir kadro elamanı da bulunuyor. Rotasyonda bu isimlerin hepsi yer bulacaktır. Gençlerden söz etmişken “Gençleşen Beşiktaş nerede?” diye serzenişlerde bulunan taraftara da bir çift lafım var. Bu isimleri tabiri caizse manyak gibi kadroya oturtmaya kalkarsanız Barcelona istiyordu denilen Muhammed’den dahi bir verim alamazsınız. Açıkçası hepsi ileriki yıllarda on birde oynayabilecek oyuncular, fakat bir ikisi dışında direkt olarak ilk on bire oturtmaya çabalamak hayalcilikten öte de olmaz.

Son olarak da ileri hücum bölgesi… Samet Hoca’nın ister 4-1-3-2 olsun isterse de 4-2-3-1 olsun ileride banko oynatacağı isim Almeida gibi görünüyor. Almeida’nın son vuruşları geldiği vakit onları havaalanında karşılamaya giden taraftar güruhunun gırtlak performansı(!) kadar iyi olmasa da takım oyununda(bkz.Kayserispor karşılaşmasındaki asisti) yararlı bir birey olarak önem arz ediyor. Kendisi kadar yanındaki arkadaşlarını da düşünüyor. Alternatifi olarak bin bir soru işareti ile birlikte bugün imzayı atan Batuhan’ın ise daha farklı meziyetlerinin olduğunu da bilmek lazım. Eğer takımın dengesini bozmaz ve aklı başında bir oyun oynarsa işe çok yarayacaktır. Yönetimin dile getirdiği standartlarda(!) bir isim olmasa da saha içinde büyük bir yetenek olduğunu unutmamak gerek. Samet Aybaba kelimenin her anlamında döve döve onu oynatacaktır. Beşiktaş bir şey kazanıp kaybeder mi sezon içinde göreceğiz ama en önemlisi Batuhan’ın kendisinin kazanıp kazanmamak istemesi.  Batuhan gibi potansiyelli ama onun tamı tamına zıt karakteri olan Mustafa Pektemek ise çift santrafor oynandığında sahaya sürülecek gibi duruyor. Mehmet Akyüz’ün santraforun yanında ceza sahasını destekleme beklentisi bu formasyonda Mustafa’dan beklenecektir. Bu konuda soru işaretleri gereksiz olur. O işleri belki de en rahat yapabilecek isimlerden.  Bir de beklenen Danko Lazovic var ki gelişi, Samet Aybaba’nın elini daha da rahatlatır. İsim olarak ne yapar ya da ne katar bir şey söylemek çok güç lakin bambaşka özelliklerde santrafora sahip olunacak ki Lazovic de Beşiktaş’ın eksikliğini çektiği o ceza sahası golcüsü kisvesini de tölere edebilecek bir isimdir diyebiliriz.

Tüm bunlara göre ilk on bir iki formasyona göre de şöyle oluşacak gibi gözükmekte:


SONUÇ:

Mali kesintiye giden takımdan beklenti çok büyük değil. Önce bunun farkında olunmalı. Uzun zamandır özlenilen gençlerle bezeli takım oyunu da bu sene oynanacak gibi gözüküyor. Takım nereye kadar gider veyahut kaçıncı olur kestirmek çok güç. Biraz da üzülerek söylüyorum ki bu yıl rakipler Galatasaray ve Fenerbahçe değil.  En azından fikri açıdan değil. Samet Aybaba’nın bu vizyondaki yönetimin ilk adımı için doğru isim olduğu kanaatindeyim. Hele ki Altınsay gittikten sonra facia isimler gelebilirdi ki çok şükür Aybaba ile anlaşıldı. Aybaba’nın yıllardır beklediği görev bu. Uzun yıllar bir takımda sabit çalışmaması şu an için en büyük handikap gibi duruyor. Gençleri korkusuzca oynatması ise en önemli özelliği. Beşiktaşlılar’a kişisel olarak temin edebileceğim şey ise Samet Aybaba’nın Aykut Kocaman’dan aşağı teknik direktörlük yapmayacağıdır. Zor bir süreç olacak lakin önemli olan mali disiplin. Oyuncuların parası günü gününe ödenirse “başarı” gelecektir. Tüm bunlara rağmen bir Türkiye Kupası geçiş dönemi için somut başarı kriteri olarak görülebilir. Lig uzun bir maraton ve ne olacak hepimiz birlikte yaşayacağız.

Ufuk Tolga Aldırmaz



9 Ağustos 2012 Perşembe

Yeni Eklenen Parçalar ve Fenerbahçe


Geldik ligi ikinci bitirip, sezonu kupayla tamamlayan Fenerbahçe’ye. Sonda söyleyeceğimi peşin peşin başta söyleyeyim: “Üç Temmuz ile Başlayan Süreçte”  adlı parodinin bir şekilde bitmiş olması gerçekten de çok sevindirici.

Hemen gelenlere bakalım. Yanlarında göreceğiniz meblağlar yine bonservis bedelleri olacak:

Dirk Kuyt-1.000.000 Euro
Salih Uçan-1.550.000 Euro
Hasan Ali Kaldırım-3.750.000 Euro
Mehmet Topal-4.500.000
Egemen Korkmaz-Bonservis Yok
Milos Krasic-7.000.000 Euro
Joseph Yobo-2.500.000 Euro 

Mevkii mevkii gitmeye devam edeceğiz. Doğal olarak yine kaleden başlıyoruz.  Fenerbahçe’nin kaleci rotasyonunda Volkan Demirel, Serkan Kırıntılı ve Mert Günok gibi üç kalburüstü isim mevcut. Volkan, diğer ikiliden dünya standartlarında bir kaleci olarak ayrılıyor. Büyük bir sakatlık geçirmediği takdirde ve kupa maçlarında yersiz bulduğum rotasyon dışında kaleye ambargo koyacağı kesin. Olağan dışı durumlarda ise yerini tölere edebilecek isimlerin varlığı kendini kesinlikle gösteriyor.  Bu noktada sıkıntı yaşanmayacaktır. Hatta Fenerbahçe’nin en güçlü olduğu mevkiilerden biri de diyebiliriz.

Defans hattına geçtiğimiz zaman Egemen ve Hasan Ali ikilisinin monte edileceği bir dörtlü göreceğiz. Bu hattı, Gökhan-Yobo-Egemen-Hasan Ali şeklinde realize edebiliriz. Yobo’nun alınışı ile taraftarın derin bir oh çektiği su götürmeyen cinsten. Onun partnerinin kim olacağı geçen yıl itlaflı bir konuydu. Bonservis verilmeden bu noktaya alınan Egemen, bu bağlamda önemli bir transfer olarak bir adım öne çıkıyor. Egemen’in geçen yıl oynadığı üst düzey futbolu devam ettirip ettiremeyeceği belki de bu transferdeki –diğer konulara Fenerbahçe taraftarı Diego Lugano’dan dolayı alışkın- tek soru işareti. Ayrıca kenarda geçen yıl iyi performans sergileyen Bekir İrtegün ve potansiyelli kontenjanından Serdar Kesimal’in de bulunması el rahatlatan cinsten. Gelelim beklere. Reto Ziegler’in derbi maçlar dışında vasatını aşamayışı ve yabancı kontenjanını işgal edişi Fenerbahçe’yi Hasan Ali’ye yönlendirdi. Bu yönleniş açıkçası beklediğimden iyi sonuçlar vermeye başladı. Hasan Ali, bu çizgisini devam ettirse Ziegler’den çok daha verimli bir isim olacak. Arkasında da Özgür Çek’in varlığı, onu amiyane tabirler fiştekleyecek unsur olacaktır.  Aksi tarafta ise Gökhan Gönül’ün sık sakatlanmaya başlaması ve Orhan Şam’ın varlığı handikap oluşturabilecek unsurlar.

Geldik yine en kilit bölüme: Orta Saha. Hemen kötü noktadan başlayalım da adım her zamanki gibi felaket tellalı olarak anılsın. Aykut Kocaman’ın bariz şekilde ego problemi yaratarak gönderdiği Emre Belözoğlu’nun yeri daha şimdiden belli oluyor. Geçen yıl Fenerbahçe’de buraya da  defalarca yazdığım üzere, hadi fazlaca abartmış olayım, Alex kadar önemli bir isim olarak Emre’yi görüyordum. Tıpkı Melo gibi kişiliğini beğenirsiniz ya da beğenmezsiniz o nokta önemli değil lakin takıma katkısı muazzam olan bir isim-idi. Olmuşla ölmüşe çare yok derler. Yerine diyemesek de aynı mevkiiye Mehmet Topal transferi gerçekleşti. Mehmet, Emre’nin tam zıttı bir dip dersek yanlış olmaz. Daha çok süpürücü olarak nitelendirilebilecek bir isme siz box to box özelliği addetmeye çalışırsanız size “Etme eyleme Aykut Hoca!” denir. Nitekim olmuyor da. Bildiğimiz üzere bu noktaya bir transfer beklentisi daha var. Tino Costa ismi geçiyordu. Hala uğraşıldığını biliyorum. Alınabilirse “cuk” oturacak bir isim olacaktır. Olmasa bile topla arası en az onun kadar olan ve pas yüzdesi üst düzey olan bir isim transfer edilmeli. Emre mevzuusunu bu şekilde kapatıp Mehmet’in varlığı ile geçişimizi yapalım.

Bilindiği gibi Aykut Kocaman çok ilginç zamanlarda 4-3-3 sevdalısı olarak çıkabiliyor. Bu noktada yapılacak transfer ile birlikte Cristian-Mehmet birlikteliği önemli verim verebilecek vasıflara sahip bir üçlü olarak göze çarpar. Mehmet de bu noktada üst düzey verim verebilir ki verecektir. Aynı zamanda 4-3-3’ün ileri üçlüsünün sağ kanadı olabilecek bir isim yani Krasic’in gelişi bu planları doğrular nitelikte. Saf bir sağ kanat ve aynı zamanda önemli bir yeteneğe sahip olan Krasic için akıllardaki tek soru işareti Alex ile uyumunun nasıl olacağıdır. Buna paralel olarak Fenerbahçe’nin yaralı karnı olan deplasman mücadelelerinde, topu ayağına daha az alan bir takım olarak iç saha maçlarına oranla çok daha etkili bir isim olabilir diye düşünmekteyim. İki yıldır Aykut Hoca’nın bu transfer için “yırtınması” da muradına ermesi ile son bulmuş oluyor diyebiliriz. Gelelim Salih’e. Açıkçası STSL’yi izlerken zorlanıyorum. BA1L’ini takip ettiğimi bu yüzden iddia edemem. Salih konusunda gerçekten takipçisi olan isimlerin verilerini gönül rahatlığı ile sizle paylaşabilirim. Gözüme giren en önemli veri, modern bir orta saha olarak nitelendirilmesi. Selçuk İnan tarzında bir orta saha oyuncusu denmekte. Bu bile beni heyecanlandırmaya yetiyor açıkçası. Umarım bir Abdülkadir Kayalı olmaz diyelim.

Tüm bunlara ek olarak Kuyt’ın gelişi ile forvet hattında da genel anlamda hücumu da varyasyon anlamında genişletecek bir hamle olacak. Krasic’in gelişi ile Kuyt’ı daha çok forvet mevkiinde görmemiz az bir olasılık değil. Hatta ve hatta Moussa Sow’un eksik olduğu tek konu olabilecek o duvar olma, ileride ekstra top tutabilme ve defansı tabiri caizse tam anlamıyla delik deşik etme özellikleri de sarışın yıldızımızda mevcut. Oyun zekası ile kilitlenen defans anlayışlarını çözmek adına önemli bir silah olacak. Üstüne üstlük bunu Semih ile yapmaya çalışmak yerine Kuyt ile yapmanın anlamının ne denli önemli olduğunu –inşallah olursa- Şampiyonlar Ligi maçlarında göreceksiniz. Ters kanattaki Stoch ve Caner  ikilisi ise tam anlamıyla “dengesiz” bir ikili. Müthiş işler de becerebiliyorlar, tam tersi rezil bir futbol da oynayabiliyorlar. Buna rağmen Stoch’un geçen yılın son dönemindeki performansı çok iç açıcıydı. Öyle ki kimi taraftarın fetişi haline de gelebildi. Haksızsınız da diyemiyorsun tabii ki ve son olarak kaptan. Alex’i anlatmak gibi bir kendini bilmezlik yapmayacağım ama Aykut Kocaman’ın tercihleri onu da etkileyecektir. 4-3-3’e adapte olan oyunda onun adına işler sarpa sarabilir. Unutmamak lazım, çok basit bir laf ama bir o kadar da büyük bir gerçeklik: Fenerbahçe, Alex ile var.

Geldik ileri hücum bölgesine. Sonda söylenecek şeyi başta söyleyerek yine ters gidelim. Moussa Sow’un gönderilip yerine Batefimbi Gomis’in alınmak istenmesi tam anlamıyla “faciadır”. Sow’un kalibresi daha üst düzeyde. Gomis’in bu işi karşılayabilmesi konusunda ciddi şüphelerim var. Üstüne üstlük bir ton sorun ile transfer etmiş olursunuz. Henri Bienvenu ve Semih ikilisi ile birlikte yukarıda bahsettiğim gibi Kuijt’ın varlığı Kocaman’ın elini güçlendiren düzeyde. Pas geçilemeyecek nokta ise ne Bienvenu’nün ne de Semih’in istenileni karşılayabileceğini düşünmemem. Sahadan yansıyan da bizatihi bu. İşleri zor.

İdeal kadro şu şekilde oluşacaktır:



SONUÇ:

Defalarca Aykut Kocaman’ın isminin karakterlerini tuşlara vurmuşum.  Demek istediğim Fenerbahçe’yi ileriye de geriye de götürecek ismin Aykut Kocaman olduğu. Transferler konusundaki vizyonunu gerçekten çok beğeniyorum lakin bu isimleri kontrol ediş ve kullanışta o kadar iyi olduğunu düşünmüyorum.  Takımın şansını kendisi yaratacak. Galatasaray’ın favori olduğu yarışta onu zorlayabilecek tek takım Fenerbahçe. Bir üçüncü takım çıkaramadığım düzende Aykut Kocaman’ın akil işler yapıp artık rüştünü de ispat etmesi gerekiyor. Benim ve daha da önemlisi kendi taraftarlarının kafasındaki soru işaretlerini yok etmeli. Zira kendisine karşı kocaman bir umut besleniyor. 

NOT-1: Yukarıda verdiğim diziliş oyuncu değişimleri olsa da bu şekilde olacaktır. Aykut Hoca'nın maçlarda kafasında kuracağı taktik plana göre bu oyuncu değişimleri boy gösterecek. Ekstra olarak ligde yabancı sınırlamasına takılan isimler de doğal olarak ihtimal dahilindedir. 

NOT-2:Bu yazı Fenerbahçe'nin Vaslui'yi Kadıköy'de ağırladığı maçtan bir gün önce yazılmıştır. Zaman problemi yayınlamamda engel oluşturdu diyerek ufak da bir özür dilemiş olayım.

Ufuk Tolga Aldırmaz




 

7 Ağustos 2012 Salı

Yeni Eklenen Parçalar ve Galatasaray


Ligin başlamasına çok kısa bir süre kaldı. Buna göre takımlarımızın kadro yapılarını yavaştan yavaştan incelemenin vakti geldi.

Geçen yılı ülkemizin en Süper Final’i(!) ile şampiyon olarak tamamlayan Galatasaray ile başlayıp aşağılara doğru inmeyi planlıyorum. Açıkçası bu iniş üç büyük takımımız ile sınırlı kalacak lakin dikkat edilesi noktaları da buraya taşımaya çalışacağım.

Şampiyon apoletli ve ülkemizi direkt olarak Şampiyonlar Ligi gruplarına kalifiye olarak temsil edecek olan Galatasaray, kadrosunu herkes tarafından kabul görmüş birçok isim ile takviye etti.  İsimleri yanlarında bonservis bedelleri ile bulabileceksiniz:

Umut Bulut-Kiralama bedeli yok
Dany Noenkue-3.300.000 Euro
Hamit Altıntop-2.000.000 Euro
Nordin Amrabat-8.600.000 Euro
Burak Yılmaz-5.000.000 Euro

Bölge bölge gidelim. Kaleci mevkiisinde Fernando Muslera ve çeşitli çevrelerce beğenilmese de Fatih Terim’in adam etmesini istediğim isimlerin başında gelen Ufuk Ceylan var. Büyük ihtimal üçüncü kaleci olarak da alt yapıdan bir takviye yapılacak. Kaleci konusunda Galatasaray sadece bu sezon değil önümüzdeki sezonlarda da sıkıntı yaşamayacaktır, o yüzden fazla uzatmanın bir manası yok.

Defans hattında ise geçen sezondan var olan bir istikrar var. Eboue-Ujfa-Semih-Hakan dörtlüsü kötü oyunlarında dahi vasatın altına düşmediler. Bu dörtlü bozulduğunda –özellikle Eboue’nin Afrika Kupası’na gidişi ile- hem savunma hem de hücum anlamında sıkıntılar yaşanmakta. Stoperleri yedekleme adına yapıldığını düşündüğüm Dany transferi bu noktada lig için hali hazırda iyi transfer. Hatta bu bağlamda yedek kulübesine fazla bir isim bile diyebiliriz. Buna ek olarak Şampiyonlar Ligi için büyük bir soru işareti taşımakta. Aynı zamanda o bölgede oynayabilecek nam-ı diğer “Cam Adam” Gökhan Zan ve Ceyhun Gülselam da bulunmakta. Dany için var olan soru işaretleri onlar için de geçerli. Ek olarak Eboue’nin yokluğunu Hamit gibi son derece tecrübeli ve kaliteli bir isimin varlığı ile tölere edebilme şansı çok önemli.  Geriye, Hakan Balta’nın yokluğunda o bölgedeki sıkıntıyı ortadan kaldırmak kalıyor. Ne Çağlar Birinci ne de Albert Riera hedef maçlarda o bölgede oynayabilecek kalibrede değil. Defansta bağıran bölge de burası. Bu bölgeye bir transferin daha gelmesi hiç şaşırtıcı olmayacak. Bütün bunlar bir tarafa geçen seneden miras olan en önemli şeylerden biri de belki çok üst düzey oyunlar sergilemeyen defans hattına rağmen Elmander’den başlayan bir takım savunması harmonisi yapılması idi. Kilit maçlarda gözen çarpan değil resmen batan, batarken de “Görün şunu” dedirten muazzam bir alan savunması da vardı. Es geçmeyelim.

Orta saha, çok kilit bir noktada.Selçuk İnan gibi muazzam bir isimin varlığının yanına Hamit Altıntop ve Nordin Amrabat gibi öyle veya böyle kesinlikle önemli isimler eklendi.  Hamit’i tartışmaya gerek yok. İş ahlakı sayesinde bir sezon boyunca çok kötü bile oynasa neden transfer edildi veyahut maliyet sorularını akıllara getirmeyecektir. Amrabat ise biraz farklı bir noktada. Geliş yolu ile şimdiden taraftarın gönlünde bir yer ayırdı. Fakat sorunlu bir tip olduğu aşikar. Kafa olarak ne kadar kendini verirse o kadar verimli olacaktır. Lig başlangıcında müthiş bir performans sergileyip sonradan düşüşe geçerse şaşırmamak gerek. Teknik ekibin mentörlüğü de bu noktada ortaya çıkacak. Dikkatle incelemek farz oldu.

Var olan bu isimlerin yanında beğenirsiniz beğenmezsiniz Engin Baytar gibi patlamaya hazır –negatif anlamda da- bir bomba olmasa da fünyeniz var. Ekstraları da sayarsak Emre Çolak gibi yetenekli bir isim ve Riera gibi sadece ismi ile işi götüren bir “overrated” futbolcunuz da var. Hatta ve hatta yukarıda adını geçirdiğim gibi çok yönlü bir futbolcunuz da mevcut.Tabii ki bu isimleri iki gruba ayırmamız gerekiyor. Selçuk, Hamit, Amrabat bir tarafa; Engin, Emre, Riera, Ceyhun bir tarafa. Kilit mevkiinin en kilit sorusu da Felipe Melo’nun takıma yeniden katılıp katılmayacağı. Eğer Melo gelirse muazzam bir hat oluşacak. Geçen sezon oynadığı iyi futbol –kişiliği bir kenara-, taraflı tarafsız herkesi kendine hayran bıraktı klişesini bana söylettiriyor. Melo’nun gelişi puzzle’ın hem düzen hem de taktik anlamında tamamlanması anlamına gelmekte. Buna ek olarak bir de arkadaşlarını motive eden agresifliği ve takıma ruh katan bir özelliği de var. Hatta biraz daha ileri gideyim o “pitbull” sevinci bile takım açısından önem arz ediyor. Nitekim eğer bu transfer gerçekleşmezse diğer tüm gelişmeler biraz havada kalacak. Yepyeni soru işaretleri oluşacak. O mevkiiye bir transfer yapılacağı aşikar amma ve lakin bunun için Galatasaray adına tek isim söz konusu olmalı. Hatta Juventus engel oluyorsa Sicilyalı birkaç tanıdık araya konmalı veya menajer oyunu varsa menajeri ortadan kaldırmalı. Şaka değil. Galatasaray adına o denli önemli bir isim. Yerine adı geçen Gargano, Lass gibi futbolcuların hiçbiri o etkiyi yaratmayacaktır. Bu bir kehanetten öte, Melo ve takım arkadaşlarının onunla uyumu neticesinde ortaya atılan bir gerçekliktir. Yönetim de bunun farkında olsa gerek ki her türlü işlevi gerçekleştirme peşinde. Yazı Galatasaray sezon öncesi değerlendirme yazısı olmaktan çıkıp Melo yazısı olmaya başlamadan önce konuyu kapayalım.

Son olarak ileri hücum hattına geçelim. Bizim oraların anlamsız bir lafı vardır. Bir şeyi bol bulduğunda bu başkaları tarafından görülüyorsa, o başkaları “Hayırdır kardeş, başını mı yıkayacaksın?” derler. Galatasaray’daki forvet/santrafor bolluğu da o derece. Elmander, Baros, Necati, Sercan dörtlüsüne Umut ve Burak eklemeleri de yapıldı. Üstüne üstlük bir de şu meşhur “çilek” mevzusu var. Bir forvet daha alınması olası. Görünen Elmander-Necati hattı ligi iyi tölere etti. Baros ve Sercan ikilisi zorlama tabirle pastanın şeker kısmını oluşturacak katkıyı dahi veremedi. Bu yüzden bir oyuncunun daha bu bölgeye gelmesine normal gözüyle bakıyordum fakat politika işleri değiştirdi. Sistemin en önemli parçalarından biri olan Elmander’in prototiplerinden Umut’un transferi akılcı bir iş. Takımı destekleyeceği ve güç katacağı aşikar. Bunun üstüne Türkiye’nin belki de en önemli ikililerinden biri olan Zeki Alasya-Metin Akpınar ikilisinin Zeki’si olan Selçuk’u elinde bulundururken, Metin’i olan Burak’ı da transfer ederek taraftarın yüzünü o ikiliden daha çok güldürecek bir birleştirme operasyonuna giriştiler. Müthiş transfer. Aynı zamanda bu uyumun yanında hücum çeşitliliğini de sağlamış oldular. Fatih Terim’in eli bu noktada son derece genişlemiş oldu. Elmander’in yeni sezondaki partnerine bir hoş geldin alkışı tutabiliriz.

Tüm bunları üst üste koyduğumuzda ideal on birin şu şekilde oluşacağını tahmin etmek pek zor değil: (Melo gelmezse sil baştan. 4-3-3 dahi oynanabilir. Serdar Ortaç’ın “Kafamda Deli Sorular” modu Fatih Terim’i bekler.)


SONUÇ:

Geçen yıl oluşturulan çekirdek kadro, şampiyonluğu getirdi. Bu kadroya bir-iki isimin soru işaretli olması dışında güzel de eklemeler yapıldı. Geçen yıldan farklı olarak bu yıl insan mizacının en doğal getirisi olarak beklenti çok daha fazla olacak. Bir de zorlu bir Şampiyonlar Ligi periyoduna girilecek. Avrupa Kupası oynayan takımlarımızın çok yara aldığını hepimiz biliyoruz. Fatih Terim alternatifli bir kadro oluşturdu fakat hücum hattından geriye doğru gidildikçe alternatiflerin efektifliğinin azlığı sıkıntı yaratacak düzeyde.  Mustafa Denizlivari bir laf edeceğim belki ama ilk altı hafta sonucunda oturan kadro ve sistemin neticesinde çok daha sağlıklı bir nutuk atabiliriz. Yine de olağanüstü durumları kenara koyacak olursak (Melo da gelirse) Galatasaray’ın şu an için ligin favorisi olduğunu söyleyebiliriz. Tekrar etmekte fayda var. İnişli çıkışlı ve çok zor bir sezon sizleri bekliyor değerli Galatasaray taraftarı.

Ufuk Tolga Aldırmaz 

18 Mayıs 2012 Cuma

Yedek Kulübesi #4

Bu hafta Spor Toto Süper Final'in son haftası ve Spor Toto Süper Lig'in genel değerlendirmesi yapıldı. Ek olarak az biraz da Şampiyonlar Ligi finaline değindik. Keyifli dinlemeler...


24 Aralık 2011 Cumartesi

Son Düdük...İkinci Yarı Daha Güçlü

İlk yarı bitti. Malumunuz 25 maç oynadı Beşiktaş. Ligde üçüncü sırada, UEFA Avrupa Ligi’ni de grubundan lider olarak bitirdi. Braga ile Şubat ayında iki zorlu mücadeleye çıkacak. Ağustos ayında başlayan ve Eylül ayında ligin de katılmasıyla birlikte yoğun bir mücadeleye girişti Kartal. Zorlu bir mücadele de oldu bu. Malumunuz Tayfur Hoca’nın tutuklanması sonrasında yaşanan mecburi bir teknik direktör değişimi de var. İşte bu noktadan başlamalıyız…

Carlos Carvalhal

Geldiği ilk günden itibaren kafalarda bir sürü soru işareti belirmesine neden oldu. Gerek kariyeri gerekse Mendes ile olan ilişkisi insanlarda bir sıkıntı yaratıyordu. Daha ilk basın toplantısından Türkiye’nin güzel bir ülke olduğunu, Türk insanlarını çok sevdiğini, burayı daha önceden tanıdığını, Beşiktaş’ın da ne kadar büyük bir takım olduğunu söyleyip insanlarda olumlu bir düşünce bırakıyordu. Sempatik bir adam diye bakıyordum ben de. Yüzü gülüyordu çünkü. Sempatikliğinden ziyade takıma ne katacağı önemliydi tabii ki.

İlerleyen günlerde farklı bir röportajda da takımının sisteminin 4-3-3 olacağını çok net bir şekilde dile getiriyordu. Çok çekinceliydim bu konuda da. 4-3-3 oynayabilmenin ne demek olduğunu az çok herkes biliyor. Uzun uzadıya açıklamak yersiz. Beşiktaş’ın elinde bunu uygulayabilecek orta saha yapısının bulunduğunu düşünmüyordum. Özellikle de Guti ve Fernandes’den şüpheliydim. İkisi de kırılgan bir görüntü çiziyorlardı. Günler geçip hazırlık maçları ve eleme turlarındaki ciddi maçlar sonunda Carvalhal de bazı şeyleri görmüş olsa gerek Guti’yi bir anda takımdan kesti. Kesişten sonraki olay malum. Guti ülkesine geri döndü. Akıbeti hala belli değil. Bu vedanın hem olumlu hem de olumsuz yönleri var tabii ancak bu nokta Carvalhal açısından bir duruş örneğidir. Onu istemiyorum dedi ve gönderdi. Aynı şekilde ilerleyen haftalarda benzeri bir durumu Fernandes’e de yaptı ancak Fernandes’i çok güzel bir şekilde takıma monte ederek kazandı. Nitekim yine hanesine bir tik yazdırdı. Bu tip durumlar sonucunda takımına ve taraftara dizilişi ezberletti. Bununla da kalmadı. Son iki yılda Beşiktaş’ın teknik direktörlerinin yapamadığı bir şeyi de yaptı: Kadro İstikrarı…

Arada rotasyonu unutarak futbolcularına ağır yükleri bindiriyor ancak bu istikrar sayesinde başta savunma hattı oturdu daha sonra ise şu günlerde rahatlıkla dile getirebildiğimiz şey gerçekleşti. Takım olgusu… Carvalhal’in yaptığı en önemli iş de bu. Beşiktaş artık bir takım.

Tüm bu yazdıklarım onun hatalarının olmadığını göstermez. Bana göre çok büyük işler yaptı. Belki de bu potansiyeli onda görmediğimiz için yaptıkları bize çok fazla geliyor.Kilit nokta da bu sanırım. Ne bekledik? Ne aldık? Sezon başından beri özellikle kadro seçimlerinde daha iyi olsaydı şu an ligde de lider olmak iş değildi ya da Kayserispor maçında taraftarın önüne attığı Guti gibi bir değer… Hiç hoş değildi.

Transferler

Yeni transferleri tek tek saymayacağım. Değineceğim iki durum var lakin. Birincisi Bebe’nin sakatlığı. Bebe potansiyeli olan bir oyuncu idi. Rotasyonda çok gerekli bir parçaydı. Bundan ziyade Carvalhal’in kafasında oluşturduğu taktik düzene uyacak adamların da başında geliyordu. Yazık oldu.

Bir diğer değineceğim nokta ise Egemen… Gladyatörümüz inanılmaz bir grafik çiziyor. Allah nazarlardan saklasın diyelim.

Pektemek de iyi bir grafik yakaladı tıpkı Veli gibi. Edu’nun da son haftalardaki performansı iyiye işaret mi? Hep birlikte göreceğiz.

Almanlar

Bursaspor deplasmanında Quaresma’nın atılması ve sonra dönen oyun kırılma anıdır. Özellikle Sivok’un maç sonu basın açıklaması hem takıma hem Carvalhal’e ders olmuştur. Sivok: “Oyuna sonradan giren Veli ve Holosko gibi savaşan arkadaşlarım sayesinde kazandık.” Çok net bir açıklama.

Buradan yola çıkarak soruyorum hiç dikkatinizi çekti mi bilemiyorum ama Beşiktaş Quaresma-Simao ikilisinden birinin olmadığı maçlarda daha rahat oynuyor ve daha rahat sonuca ulaşıyor… 


Beğenilenler

Egemen-Sivok, Ernst-Hilbert ikililerinin yeri ayrıdır ancak Tsubasavari saç tipi ve mücadelesi ile Veli’nin performansına; Pektemek’in kritik golleri ve umut veren oyununa değinmeden edemeyeceğim. Fernandes ve Quaresma da ilk yarının sonlarına doğru kendilerini buldular.

Hayal Kırıklıkları

Maalesef Simao. Bu sezon takıma hiçbir şey kazandırmadı dersek yeridir. Aynı zamanda Necip de kötü performansını sahaya yansıtınca ona karşı beslediğimiz umutları da kırmaya başladı.

Ayrıca Guti…


***

Bu başlıklara eklemek istediğim bir şey de büyük ve önem arz edilen maçlarda oynanan iyi futbol aynı zamanda da iki kırılma maçında (Gençlerbirliği-Samsun) gösterilen vasat performans ve kaybedilen puanlar. Bunlara ek olarak da Avrupa mücadelelerinden sonra kaybedilen puanlara bir çözüm bulunması gerektiğini düşünüyorum.

***
Gelelim Spor Toto Süper Lig’e… Bu kısmı fazla uzatmak istemiyorum. Belli başlı dikkat çeken olaylara değinsek kafi.

Hep hakemlerin kötülüğünden dem vurulur. Ligimizi kaldıramadığından söz edilir ama bu mottoyu yıkan iki hakemimiz var: Fırat Aydınus ve Cüneyt Çakır… Fırat Aydınız ilk yarı boyunca açık ara ligin en iyi hakemiydi. Buna ek olarak Cüneyt Çakır vasat performansına rağmen büyük bir organizasyona katılacak. Hakemlerimiz açısından çok önemli bir dönem kısacası.

Takımlara göz atacak olursak beni yanılgıya düşüren takım Trabzonspor oldu. Bu kötü performansı açıkçası beklemiyordum. Özellikle Egemen’in gidişi onları çok kötü etkilemiş gibi gözüküyor. Takım savunmaları çok kötü durumda. Beklediğimin üstünde performans sergileyen takımlar ise Galatasaray ve Eskişehirspor. Galatasaray’ın iyi bir kadrosu olduğunu düşünmekle beraber yeni oluşturulmuş bu takımın ilk yarıyı lider bitirmesi açıkçası beklediğimden fazla idi. Eskişehirspor’un da tıpkı Beşiktaş gibi ani bir teknik direktör değişimine uğramış olmasına rağmen böyle olumlu futbol oynaması ve ilk yarıyı da iyi denilebilecek bir noktada bitirmeleri çok önemli. Skibbe’nin gidişinden sonra nasıl bir oyun ortaya koyacaklar merak konusu. Skibbe’nin ikinci gidişi ise çok güzel oldu diyebilirim. Tekrar geri gelecektir.

Ligimize gün geçtikçe daha kaliteli yabancılar geliyor. İyi yöndeyiz diyebilirim bu konuda. Özellikle Anadolu ekipleri gözlem yaparak iyi oyuncular buluyorlar. Tabii bunun aksini yapanlar da mevcut. İyimser bakmayı tercih ediyorum.Göze batan yabancılara değinecek olursak Ujfalusi, Dede, Doka, Ben Yahia, Amrabat, Webo, N’Diaye ve Holmen sayılabilir. Hepsi takımında çok önemli işler yapıyor. Yerlilere gelecek olursak Burak Yılmaz’ı ayrı bir kenara koyup devam etmeliyiz. Selçuk İnan, Aykut Demir, Alper Potuk, Soner Aydoğdu,Semih Kaya ve Tolga Zengin isimleri önemli işler yaptılar diyebilirim. Benim en büyük hayal kırıklığım ise Alex oldu. Çok kötü bir ilk yarı geçirdi.

Teknik direktörde ise Fatih Terim ve Michael Skibbe başa oynar ancak Kemal Özdeş’in yeri ayrıdır.

Bu ligde daha çok şey değişecektir ve köprünün altından çok sular akacaktır. Özellikle Play-Off sistemi çok ilginç bir lig sonunu beraberinde getirecek. İlk üç aynen katılacaktır ama dördüncü isim kim olacak çok merak ediyorum. Düşmenin en büyük adayı ise malumunuz Ankaragücü…

Bakalım transfer döneminde ne gibi değişikler olacak ve neler göreceğiz. Kalın sağlıcakla…

Ufuk Tolga Aldırmaz
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...