Fenerbahçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fenerbahçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Temmuz 2013 Cumartesi

One man difference

Şüphesiz ki insanların hayata bakış açıları da futbola bakış açılarından farklı değildir. Kimisi gündelik hayatın zorluklarından arınmak için bu güzel oyunu kendine bir ''araç'' olarak kabul eder ve şova dayalı bir oyun olarak görür. Kimisi de yoğun bir içselleştirmeye tabi tuttuğu futbolu salt skor ve başarıya dayalı bir oyun olarak görür. Seyircinin bakış açısı ne olursa olsun, teknik kapasitesi yüksek, seyirciyi hareketlendiren topla süzülürcesine hareket edebilen oyuncular her zaman ön planda olur. Ama bir de o seyircilerin pek sevmediği oyuncuların sahada rahat hareket edebilmesi, onların saha içerisinde yeteneklerini daha iyi gösterebilmesi için sahada varını yoğunu veren gizli kahramanlar vardır.
Günümüzde olduğu gibi futbol da çok sık bir değişimden geçiyor. Örneğin, bundan 7-8 yıl öncesine kadar futbolda ''çapa'' olarak tabir edilen oyunculardan rakibi bozması, gerektiğinde ''çirkin'' oyun oynaması istenirdi. Hele bir de yanındaki adama kaptığı paslardan % 50'ye yakınını verebiliyorsa, el üstünde tutulan oyuncu konumuna ulaşırlardı.
Ama bu değişti, formasyonların, takım mantalitelerinin çok hızlı ervimleştiği günümüz futbol anlayışında kalecilerin dahil oyuna katılması, pas trafiğini başlatan oyuncular olması bekleniyor. Örnekleri somutlaştıralım: 2 sene öncesine kadar uzay takımı olarak gösterilen Guardiola'nın Barcelona'sında bir isim var, her futbol tartışmasında ''Halı sahaya bile almam'', ''Bu adam nasıl Barcelona'da'' oynuyor denilen birisi. Kim mi bu? Sergio Busquets...

Ön alanında merkez bir pivot santrforun yok, ayağa pas trafiğine dayalı bir oynuyor ve topla oynama yüzdesinin senden yana olması için ''ribaund'' toplarını da toplaman gerekiyorsa, Sergio gibi bir oyuncu takıma ''one man difference'' kuralını işletir. Set hücumu esnasında paslarla öne yayılan bir takımda topun kaptırıldığı esnada Busquets gibi stoper özellikleri de taşıyan bir oyuncu kenarlara açılan stoperlerin arasına girip, kenar beklerini oyuna dahil eder ve uygulanan iç-alan baskısıyla sekenleri toplamana yardımcı olur. Rakip kontralarında bu bahsettiğim pozisyon alma şekli sayesinde kuvvetli bir alan markajı uygulanır ve rakibinin pas rutinini bozarsın.
BİR DÖNÜŞÜM
Busquets'in tek faydası bu mu hayır? Busquets, Şampiyonlar Ligi'nde bu sezon %90'lık bir pas isabeti yakaladı. Kaptığı topları hatasız bir şekilde arkadaşlarına aktaran ve takımının atak başlangıçlarında savunmasına bir pas opsiyonu sunan Sergio, alan parselizasyonundaki üstünlüğü sayesinde futbolda bir değişimin de öncüsü oldu. İtalyan futbolunda esen 3'lü savunma furyası Avrupa futboluna da Busquests, Martinez, Gustavo gibi oyuncuların önemini daha fazla ortaya çıkararak yansıdı.
Bir gizli silah
İki kenar hücum bek ile oynayan yüksek pres ve hızlı hücuma dayalı bir oyun yapısı ile oynayan Bayern Münih'in de en gizli silahı Javi Martinez. 2009 yılında kurt hoca Bielsa'nın A.Bilbao'sunda ''libero'' mevkiinde oynuyordu. Martinez, takımın pas trafiğinde büyük önem arz etmekle beraber, stoperlerin hemen önlerine girip savunmada takımının 3'lüye dönmesini sağlıyordu. Ön alanda beklerin de katılımını sağlayan Javi, yüksek pas isabeti ile değişen dünya futbolundaki önemini Bayern Münih'e 40 milyon Euro ile transfer olarak gösteriyordu.
BİR ÖRNEK DE TÜRKİYE'DEN
Bu iki örneği neden verdiğime de gelirsek; Yanlışlar arasında kaybolan Türk futbolunda bizim de bir Busquets'imiz, Javi Martinez'imiz var. Topu önde tutma anlamında sorunlar yaşayan, ön alana oyunu set halinde kuramayan Fenerbahçe'nin sezonun 2.yarısının ortalarına kadar yediği golleri inceleyecek olduğumuzda, 3.ve 4.bölge aralarında top dolaştırıp öne yayılmaya çalışırken kaptırdığı toplarla yediği gollerden ne kadar başının ağrıdığını görüyoruz. Mehmet Topal'ın olmadığı maçların büyük çoğunluğunda Raul - Emre - Baroni üçlü orta sahasıyla çıkan Fenerbahçe, dönen toplarda geçiş oyununu sağlayamadı ve savunma hattının da önde oynamaya müsait olmaması nedeniyle kalesinde pek çok kez golü gördü. Mehmet Topal'ın olduğu maçlarda Gökhan - Hasan Ali gibi kenar hücum bekleinir oyuna rahatça katabilen Fenerbahçe, seken topları da toplayabiliyor ve Kuyt, Sow gibi kenar forvetleri de yakalanan set - hücumları sayesinde ceza sahası içerisine sokabiliyordu. Ön alandaki 3 kenar forveti de ceza sahasına sokabilmesi sayesindegol yollarında da tehlikeler yakalayabilen sarı - lacivertliler, rakiplerini özellikle iç sahadaki maçlarda yarı - sahasına hapsedebiliyordu. Özellikle Saracoğlu'nda oynanan karşılaşmaların büyük kısmında Mehmet Topal'ın olmadığı, üç hareketli merkez ile sahaya çıkan sarı - kanaryalar, geçtiğimiz sezon 25 maçta ilk golü kalesinde gören ekip oldu. 1-0 geride başlanan bu karşılaşmaların büyük çoğunluğunda Mehmet Topal'ın ilk 11'de yer almadığını belirtmekte fayda var.
Bu oyuncular pek çoğumuzun oynadığı futbola hayranı olduğumuz (yukarıda bahsettiğim) takımların gizli kahramanlarıdır.  Messi'nin ileride özgür olmasını sağlayan, Ribery - Robben gibi yıldızların gözümüzün pasını silmesine yardımcı olan bu oyuncular, değeri bilinir bilinmez bilemem, bu insanlığın da gelişimine paralel bir olgu.
Ama şu bir gerçek ki; Pek çok ''futbolsever''in ''ya bu da topçu mu'' ''sahada bile görmedim, hep yan pas yapıyor'' dediği bu futbol-emekçilerinin önemini daha iyi anladığımız gün hiç şüphesiz Türkiye'de de futbol gelişecek, güzelleşecektir.

13 Mayıs 2013 Pazartesi

Fenerbahçeli Burak

Astığım astık kestiğim kestik tribün hikayeleri ve sözüm ona böyle tribüncüler olduğu sürece daha çok can yanar. Mühendist Oktay'ın katilleri bugün Fenerbahçeli Burak, yarın Galatasaraylı Ali öteki gün Trabzonlu Hasan'ı katledecektir. Yazık, günah.

"Futbol şiddettir, futbol holiganlıktır, futbol adam bıçaklamaktır!" Bu tezahürat tanıdık geliyor mu beyler. Burak kardeşimizin katline sebep olan milyonlar olarak herkes şapkayı önüne alıp düşünmesi gerekir.

Allah yardım etsin. Ailesine ve özellikle de annesine Anneler Günü'nde böyle lanet bir "hediyeyi" kendisine reva gören şerefsizlerin yakasından bela eksik olmasın.

3 Mayıs 2013 Cuma

Ahlar vahlar arasında elendik

Öncelikle; Bize Amsterdam hayali kurduran herkese helal olsun,emeklerine sağlık. Kolay değildi bir takımın onca krizden buralara gelmesi.
Maç özelinde çok kısaca değineyim. İlk maçta 1 ve 2.bölgelerden 4.bölgeye oyun kurmada çok başarılı olmuştuk. Rakip stoperlerin cepheden gelen hemen hemen her topta sorun yaşadığını iyi analiz eden hoca, Topal ile geçiş oyunlarında Raul ile de pas akışı ve merkez baskısında avantaj sağlamıştı..
Bu maçta o iki adam yoktu, üstüne üstlük o iki adamın rahatlattığı savunmanın çıkardığı topları indirip, etrafına servis eden, orta sahayı hücuma katmayı bilen Webo da yoktu.

Bu takımın 1-0 mağlup başladığına işaret olarak kalsın.
Aykut Kocaman'ın sakin kimyasına paralel bir futbol sergileyen,ve bunun meyvesini de yarı finale kalarak alan Fenerbahçe'de işler tamamıyla terse dönmüştü.

Rakip takım sahaya 4-2-4 ile yayılırken, sol bekleri ilk maçta orta saha oynamıştı. Bir orjinal ön libero bir de savaşçı orta saha ile önde hareketli 3 adam bir de duvar ile oynayan Benfica, eksik Fenerbahçe'yi sahasına hapsetti pas yapmasına bile izin vermedi.
Yenilen gollerin her birinden önce geliyorum diyordu. Maçın hemen başında 9.dakikada 'bu seviyede nasıl gol yemektir bu ya'' nın ilk bölümünü çekti Fenerbahçe.
Caner takip etmedi Selçuk geç kaldı: Golün adı budur.
 Baştan beri zayıf olan savunmamız neden bu maçta çok fazla error verdi:? Kısaca, zayıf stoperlerle oynuyorsan ya merkezde tempo belirleyen orta sahaların olacak,geçiş oyununu iyi oynayacaksın,ya da çok etkili ön alan alışverişin olacak, bir pivotun olacak, ona oynanan toplarla merkezin oyuna katılacak. Bu dediklerimin 3'ünü: Topal,Raul ve Webo ile yapıyorduk.
 Örneğin, Galatasaray alışılagelmiş pas oyununu oynayamayınca savunma hattındaki zaaflar hep göz önüne çıkar. Bizde de Topal ve Raul'un yokluğunda pas trafiğini sağlayamayan, ilerde yalnız kalan ve topu tutamayan Sow, hücumda sağlanamayan tüm ritimsizlikler sana ''savunma zaafı olarak döner'' sözümün ne denli doğru olduğu masturbasyonunu bana yaşatıyordu.
Gol sonrasında da hücumla bize savunma yaptıran Benfica, seyircisinin de yardımıyla oyunu tamamiyle domine etti. Hemen hemen her pozisyonda hakemi baskı altına almaya çalışan taraftarıyla, Fenerbahçelileri 10 yıl daha yaşlatan Benfica hücumları bir nevze de olsun yavaşladı. Merkezde iki pas bile olsun yapabilmenin getirisi olarak ileride çoğalan Fenerbahçe, sağ içten geliştirdiği pozisyonda, rakibin zayıf karnı olan cepheden gelen yüksek topta, ofsayt da olsa penaltıyı yakaladı. Daha topa gelirken,bu gol dedirten Kuyt, skoru dengeledi. O andan sonra 2 gol atması gereken ev sahibi ekip, 5-10 dakika ciddi bocaladı. Kırılma anı 1: Caner'in soldan altı pasa çıkardığı topta Sow dokunamadı. Kırılma anı 2: Kuyt bomboş kaleye golü atamadı.
Golden sonra 2 net pozisyon ve boş alanlar bulan Fenerbahçe'de ''bu seviyede bu gol nasıl yenir'' 2 filmi vizyona girmişti. Serbest vuruşu hızlı kullanan Benfica,Cardozo,gerisini biliyorsunuz. Devre arasına önde girme şansını bu denli ahmakça bir hatayla tepen Fenerbahçe, 2.yarı için de umut vermiyordu.
45.dakika: Kırılma anı 3
Sev sevme,iyi oynasın kötü oynasın, Fenerbahçe'nin geçiş savunmalarını yapacak 2 adamı var. Topal'ın yokluğunu bugün yaşadığın kalp krizlerinle ödedin zaten. Yokluğunda forma giyen Selçuk, her ne kadar kötü oynasa da doğru yerlerde olması ve alan parselizasyonu iyi yapması nedeniyle, ileride top tutamayan merkezde rakip hızlu hücumlarına fırsat tanıyacak derecede pas hatalarıyla oynayan Fenerbahçe'de, bir nevi emniyet kemeriydi.
Selçuk çıktı Topuz girdi

Topuz'un girmesi Selçuk'un çıkmasıyla, ''ha şimdi oldu'' bak gel gör diyen futbol ulemaları!, o dakikadan sonra bir daha derli toplu rakibe basamayan adım adım sahamıza yayılan Benfica'ya övgüler yağdırırken, takımı da yeren tweet'leri atmaya başlamıştı.

Kırılma anı 4: Gökhan'ın herkesi korkutan sakatlığının ardından, her zaman sadece bu yönünü beğenmediğim hocam, kriz anında bir B planı olmadığını bana hissettirdi. O dakikalarda rakibin oyunu alanıma yığmasını, dilediği gibi top koşturup, ceza sahamızı zorladığını,deli gibi baskı yediğimizi görmezmiş gibi; Bekir'i Gökhan'ın yerine aldı. Oysa ki; Çok basitti. Topuz beke kay, son maçta da bu maçta da toparlandığını gösteren ve rakip beklerin bu kadar zayıf olduğu bir oyunda anahtar olacak Stoch'u al,Gökhan'ı çıkar. Olmadı bu; Bekir girdi,baskı arttı,Sow yalnızlık şarkıları paylaştı,ve Bekir A.Ş gururla sunar dedi ve golü yedirdi,orada o anda ne yapıyordu anlamak güç cidden.


O andan sonra
Bireysel anlamda tecrübesizlik de çok etkiledi. Eğer ki takımın en sakin adamı 19 yaşındaki Salih ise, burada bir düşünmek lazım. İlla bir günah keçisi de lazımsa Sow ve Caner'in oynadığı şu futbolun izahı yok, Yobo'ya laf edenlerin de hayatların neden-sonuç ilişkisiyle bakma özellikleri yok,o sürüm güncellenmemiş demektir.
Hamle çok ama çok geç kaldı be hocam
Biliyorum, bu kadar hızlı kontracıları olan bir takıma karşı stoperleri öne alıp hücum etmek kolay değildi,ama bir şey deneseydik en azından,böyle çaresizce gollerle,elenmeseydik. 75'te oyuna giren Stoch'la sol kanatta etkili olan Fenerbahçe, merkeze gönderdiği her topta bu takıma gol atarız dedirtti. Savunmadan seken topa kafayı vuramayan, sağ kanatta şutunda gole yaklaşan Sow ve Kuyt'ın pozisyonları haricinde, Egemen'i santrfora çekip, Salih'i ön libero, Baroni'yi de stopere çeken Fenerbahçe, çaresizliğin filmini çoktan yazmıştı. Olmadı,elendik,sağlık olsun,sen kara deryalarda bir Fenersin,bize yaşattığın mutluluk yeter,önemli olan seneye de başarıyı sürdürmek.
Of ulan of,diyerek bitirelim.

7 Nisan 2013 Pazar

GELİYORUZ: AYAK SESLERİ


Şu sıralar pek çok şeye yetişemiyorum. İş güç,vaktimi anlamlı kılan güzel bir sevgili aşk,tüm bunların ortasına taht kuran başka bir aşk Fenerbahçe. Şu an maç hakkında sıcağı sıcağına 2 kelam etme arzusundayım,zira vaktim olmayacak,gündem de yoğun değilken,aradan çıkartayım şu işi.

Artık,kaybedenin knock-out olacağı haftalar bunlar. 3 kulvarda da yoluna emin adımlarla ilerleyen Fenerbahçem,şampiyonluğu afedersiniz,dünkü kahpeliği gördünüz,şu orospu çocuklarına bırakmamak için,sahaya çıktı. Ben takımda yeniden 2010-11 sezonu ruhunu görüyorum. İnanmışlık,azim,sakinlik,hırs kazanma arzusu var hepsi. Tabi bunların yanında şans da bizimle tekrardan.


Pek çoğumuzun kafasında sorular vardı maç öncesinde. Fenerbahçe nefreti ile kendi iktidarını pekiştiren şeref yoksunu bir başkan,küme düşmemeye oynayan bir Orduspor ile deplasman...

Maç özelinde konuşursak eğer; Sow ve Emre'nin Fenerbahçe için taktiksel,mental olarak ne kadar önemli olduğundan söz etmeye gerek yok sanırım.
Orta sahada Emre'nin yokluğu ileride Yorke-Cole ikilisi gibi uyumlu Sow-Webo'dan, Cole ( Sow ),'un yokluğunda, York'un ( Webo'nun ) ne yapacağı merak konusuydu.
Maçtan önce mehter marşıyla gazlandırılan,Aziz Yıldırım'a küfür ettirilen,nefret dolu bir tribüne karşı sahaya çıktık.
Nitekim ilk 10 dakikada topu ayağımızda dahi tutamadık. Henüz ilk 10 dakikada 3 net pozisyon yakaladı Ordu. 20.dakika sonrasında savunmamızın da öne çıkması,Salih ve Raul'un merkezde rahat pas servisleri sunmasıyla,oyunu denge altına aldık.

Savunma ve tempo olarak zayıf oyunculardan kurulu Ordu orta sahasında,30.dakika sonrasında,ilk 20 dakikadaki yoğun baskının yerini yorgunluk ve bitkinlik aldı. Top kurma ve ilk topa sert olmada oldukça başarılı olan libero orjinli Yussuf ile Webo'yu kitleyen ev sahibi ekibi,savuna arkası koşularla vurma planının etkili olacağı aslında gol öncesinde sinyalini vermişti.
Caner'in muhteşem pasında, 20 yıllık santrformuşcasına sol ayağıyla harika bir plase vuran Salih, umutla beraber gelen isyan ateşini yakmıştı.
Gol sonrasında oyunu kontrol altında tuttuk ve ilk yarıyı bu skorla bitirdik.

İkinci yarıya da tempolu başlayan ekip Ordu oldu.Ama ilk yarının ilk dakikalarındaki gibi yüksek tempo bulamadılar,
İlk 5 dakika sonucunda oyunda baskıyı püskürten ve rakip alana soğutucu paslarla yayılan bir Fenerbahçe vardı. Nitekim gol de böyle geldi. Raul-Salih-GG ve Kuyt dörtgenini rakip alanın sağ kanatına kuran sarı kanaryalar, golün de pratiğini yapıyordu o sıralarda. Bu dediğim 52 ve 56 arasında oldu.

Kuyt ile Webo'nun rakip alanda rahat paslaşmalarının cezasını Salih, harika bir golle kesti. 19 yaşında,kendinden bu kadar emin,kafası önde,ayaklarına ve aklına hakim bir çocuk. Umut ettiriyor bize,ümitlendiriyor,utandırma çocuk. Bu maç özelinde pek de söylenecek bir şey kalmıyor aslında.
Son haftalarda Fenerbahçe'nin nefesini ensesinde hisseden, bir kaç güç odağının çıkardığı yalanlar,iddialar,çirkeflikler,bizim doğru yolda olduğumuzu gösteriyor. İnanıyoruz hocam,çok özledik gülmeyi,çok istiyoruz.

Geç kalınmış ama tamamlanmış yazı


Maç sonrasında Ankara'ya gideceğim apar topar,vaktim olmayacak şimdiden madde madde yazayım,tespitlerimi.

1- İlk yarı boyunca, 1-2 bölgelerden, dikey paslarla, Webo'nun servis çeşitliliğiyle önde, varyasyonlar aradık,ama hücum beklerinin oyuna katılmayışı ve stres,panik gibi etkenlerden dolayı, pek etkili olamadık. Lazio, önde, hareketli hücumcularıyla iyi basıyor, bu baskıya kopuk orta sahamız karşılık vermekte çok zorlanıyor. Mümkün mertebede önde basan, ve kontralarda çok etkili olan Lazio'ya malzeme vermemek için, Baroni'nin/Raul'un pas servisi sağlaması lazım,aksi takdirde Topal,Egemen'in hatalı olası pas hatalarıyla, istenmeyen durum yaşanabilir.
2- Maçın ilk yarısında genelde inside forward gibi oynayan Sow'un ve Kuyt'un net çizgi oyuncusu gibi oynadığını gözlemledim. Ara sıra pozisyon değişimi denedik, ön alan bindirmeleri,sürpriz yay bitiriciliği denedik,merkez oyuncularıyla ama tutmadı. Zira, takımda net ceza sahası golcülüğü yapabilecek tek adam Webo,o da kanatlara deplase olunca, içeride topa vuracak kimse kalmıyor. Anca seken topu yay civarında merkez oyuncularıyla tamamlayabiliriz,ki Lazio sezon boyunca böyle çok gol gördü kalesinde. Bunu da Petkovic göz önünde bulunmuş olsa gerek ki, her şuta can siparene yattılar. Sow'un direkten dönen topu,buna bir örnek olabilir.

3-Pas istasyonu kurmaya çalışırken,hatların klasik birbirine çok uzak olma sorunu yine canımızı yakıyor. Baroni'nin saklanarak oynaması, ön alan oyuncularının topu istop edememesi,istop etseler bile statik oyuncular olmasından ötürü, topu ileri taşıyamıyoruz,ve önde tutamıyoruz.
4-İkinci yarıda, topu öne taşıyabilecek drive edebilecek bir orta saha oyuncusu lazım. Salih'in fiziksel durumu ne durumda bilmiyorum ama,pas trafiğini artıracak,topu öne taşıyabilecek,tempoyu belirleyecek bir Salih, çok katkı sağlardı. Zira merkez baskıları ve Kozak'ın vücut servisleri dışında, set yayılma şansları yok. Salih ile merkez tempolarına karşılık verebiliriz, ve topu 3.bölgede oynayabiliriz,bu sayede ileri kanat oyuncularımız da daha içeri dönebilir, seken topları da gol yapma şansımız yükselebilir.
Maçın üzerinden 2-3 gün geçti sanırım.O gün çalışıyor olmam,çıkışta apar topar Ankara'ya gidecek olmam nedeniyle sadece devre arasında yazı yazabilmiştim,tamamlayalım kısaca.

2.yarıda satranç gibi geçen ilk yarının hemen başında Onazi'nin kırmızı görmesiyle oyun hakimiyeti tamamen bize geçti. İlk yarıda, rakip merkezinin bizden daha baskılı ve teknik olması nedeniyle,1.bölgeden 3.bölgeye atılacak paslarla ön alanda varyasyonlar aramıştık,biraz sakin olunda başarı da gelebilirdi,ama bu kırmızı sonrasına kaldı.

Maç boyunca denediğimiz,rakip savunmadan dönen topları tamamlama taktiği ve 4.bölgede etkili pres,sonunda kırmızı sonrasında,rakip orta sahayı da kanatları da işgal eden Fenerbahçe'de penaltı ile tezahür etti.
Gol öncesinde Caner'in oyuna girişine de değinmek lazım. Merkezimizde kat edebilecek oyuncu eksikliğini Caner'in kenar deplaseleriyle kapattık,bu sayede Sow ve Kuyt içeri daha çok kaçtı ve Webo da rakip savunmayı daha çok yıprattı. Nitekim penaltı da benzer bir pozisyonda geldi.
Gol sonrasında akıllı ve sakin oyun oynamayı artık beceren ve bireysel performansların da üst seviyeye çıkmasıyla, etkili bir seviyeye çıkan Fenerbahçemiz'de son dakikada gelen gol ÇİLEK üstüne konan krem şanti oldu.
Kısaca,maksat yazıyı bitirmek olsun. Biz inanıyoruz,istiyoruz,görüyorum ki siz de inanıyorsunuz. Lazio maçının olduğu gece sevinçten ağlayan gözleri gördüm. Bu gözler son haftada kaçan 3 şampiyonluk,şike yaftası yiyen bir harika sezon,kaçan oyuncular,tüm Türkiye'nin vurduğu 1 yıl gördü.Onca yaşananların ardından 3 kulvarda yürüyen uçan bir sarı kanarya görmek inanın güldürmekten önce ağlatıyor!. Amsterdam'a bilet bakıyoruz,işallah da gideceğiz,İNANIYORUZ BE HOCAM,İNANIYORUZ BE ÇOCUKLAR.

31 Mart 2013 Pazar

Kafama göre takıldım,kusura bakmayın

Hazır gündem de pek yoğun değil,maçın sıcaklığı üzerindeyken 2-3 kelam edeyim,zira çok da sıkıcı maç oldu,eve gidince yazmam,yalan olur,biliyorum.
Yine işte tek çalıştığım,anasını babasını kesenlerin haberinin düştüğü,milletlerin diploması ayağına, birbirine ''sevgili tribi'' attığı günlerden biri,herhangi biri işte. Ama neyse ki ligler başladı,Fenerbahçe'me kavuştuk,falan filan.
Tamam farkındayım.çok kötü bir giriş oldu.

Sakatlıklar,cezalı oyuncular ve hafta içinde oynanacak Lazio maçından ötürü Kocaman, elde kalanlar arasından en iyi seçimi yaptı bugün,orası kuşkusuz.

İleri ön hareketlilere servis yapma görevinde olan,bir süre sonra da hiç koşmayan Baroni'yi bugün özellikle ilk yarıda, kadro yapısından da dolayı,geriden oyun kurarken gördük. Akhisar'ın da önde basması, merkezde panik halinde gelen pas hatalarımızdan dolayı topu 3.bölgeye taşımakta çok zorlandık. Meireles'in 2 derinlemesine pas denemesi,Caner'in drive etmesiyle başlayan,Webo'nun duvarıyla gelişen ve Sow'un verilmeyen füzesi dışında ilk yarıda pozisyonumuz da yoktu.
Şu maçı teknik olarak ele almak inanın çok sıkıcı,farkındayım. 2.yarıda ise,durumun daha ciddi olduğunun farkına varan, tek düşmanın TFF olduğunu bir kez daha anlayan F.Bahçe ( bu bizim motivasyonumuz), çok da kritik bir anda golü buldu. Webo,Sow uyumu bir kez daha bu takım için ne kadar önemli olduğunu gösterdi.
Akhisar'ın en etkili fırsatlar bulduğu atak varyasyonu olan, ''kanat çalışmalarını'' iyi durdurduğumuzu da ekleyelim. Gekas,kanatlardan hiç yardım alamadı ve Yunan yıldızın tek şansı, golün de geç gelme ihtimaliyle, öne çıkacak olan patlamaya hazır bomba gibi savunmamızın arasına sarkmaktı.Bu böyle olmadı,gollerin zamanlamaları çok kritikti.

Gol sonrası 10 dakikada tempo yapan Fenerbahçe, oyun içinde bir takımın ne kadar kopuk oynayabileceğinin resmini çiziyordu adeta. 60 sonrası malum zaten, al gülüm ver gülüm,ipe sapa gelmez paslar,ve Selçuk girsin,oyunu tutalım vıdı dıdı.
Kişisel parantezler
Caner,öncelikle ne kadar kötü oynadığına bak,bir kere topu öne drive etmen dışında,takıma olumlu katkın yok. Hayır,arada bal yapmayan arı gibi,sağa sola koşardın,onu da yapmadın? O zaman,çıkarılırsın,çıkarken de ıslıklanırsın,bu doğal,bu şerefli formayı giymek de herkesin harcı değil,lütfen siktiriniz gidiniz.

Stoch
Yedek kalmak,az biraz koymuş gibi. İkili mücadelelerde ayakta kalmayı tercih etti,görev aldığı 25 dakika içerisinde. Bir iki pozisyonda ( genelde de benzer durumlar var ), topu alıp verdikten sonra,hareketlenmelerini arkadaşları görmüyor,bazen de alsa topu eziyor,ama biraz kıpranma var gibi,hadi bakalım.
Sow-Webo
İkisini bir düşünüyorum. Tek tek ele almak,pek mantıklı gelmiyor. Zira kör olsa görür,ne kadar uyum içerisinde birbirlerinin oyununa katkıda bulunduğunu.
Diziliş
Orada burada,ezbere yorum yapanlar,Fenerbahçe 4-3-3 oynuyor efendim,4-4-2 niye oynamıyor,desin dursunlar,bugün takım aslında hiçbirini oynamadı. Webo-Stoch değişikliğine kadar aslında takım 4-2-3-1 şeklindeydi.

Webo'yu merkezde gördüğümüz takım düzeninde,bu sefer Sow'u kanatlara deplase olmaktan çok,Baroni'nin yerinde,takımı öne taşıyan adam profilinde gördük. Sow'dan pas yapmasını beklemiyorsan,topu öne taşır evet,ama bu durumun nereden baksan akılcı bir yanı yok.
Kafama göre bir şeyler yazdım,canım da sıkılıyor zaten,pek de yazasım yok,maç da çok sıkıcıydı. Anca bu kadar oluyor.Genelde neden sonuç ilişkisinde yazarım,beni bilen bilir.Ama yazasım yok,olmadı.
Bir de şu takımdan şampiyonluk beklemiyorum artık. Kendi sahanda Akhisar'a karşı bile oyunu hükmedemiyor,27.hafta olmuş,hala takım düzenin oturmamışsa,ben bir şey demiyorum,ama Avrupa'dan ümitliyim,kontrol fetişizmi orada tutuyor,hadi bakalım.

15 Mart 2013 Cuma

Kocaman Yürek Lazım



Deplasmandaki karşılaşmanın sonucunda Aykut Kocaman'ın teknik ekibi ile birlikte doğrularını bir bir sayıp bu arenaya ne kadar hakim bir futbol oynamayı öğrendiklerini ve bunu takıma empoze ettiklerini dillendirmiştim. Hakikaten birçok noktadan eleştirdiğim Kocaman, sezonun genelinde bu konuda ben dahil hemen herkesi duman ediyordu. Buna karşın ilk maçta alınan skor avantajı neticesinde Viktoria Plzen'in nasıl oynayacağı uzağa gitmeden daha önceki turlardan ve  uzağa giderek geçtiğimiz yılın Avrupa arenasındaki karşılaşmalarından çıkarılabilecek sonuçlar ile gayet netti: Defanstan bekler ile top çıkar. Dinamik ol. Horvath'a gereken yardımı götür. Ters koşular yap. Pas aralarına gir. Rakibin en zayıf noktası olan defanstan top çıkaramama aksiyonunu değerlendir; orta saha ile bağlantılarını kes. Nitekim bu sabah bahis oynamadan önce kendi kafamda maçı bu şekilde oynayıp ona göre kendi çapımda bir taktik belirlemiştim. Bunları benim düşünebildiğim noktada Aykut Kocaman'ın tepkisiz kalabilmesi akıl karı kaçmıyor.

Mehmet Topal-Selçuk ikilisinin top yapmada sınırlı olan becerisi ve Cristian'ın hakikaten bugün Fenerbahçe taraftarına hak verecek kadar vurdumduymaz oynayışı neticesinde genel bir aksaklık yaşanıyordu. İlk maçtaki gibi bir senaryo ile oynanamayacağı belirli olan karşılaşma bu açıdan Viktoria'nın lehine gitmeye başlıyordu ki Allah yukarıdan Zeus misali yıldırımını yolladı. Tabii ki bu işin goy goyu ama mecburi değişiklik haline gelen Topal-Salih değişikliği aslında Fenerbahçe'nin saha içinde arayıp da bulamadığı bir oyuncu tiplemesinin sahaya atlamasına neden oluyordu. İlk olarak Horvath'ın etkinliğini genel baskı odağını düzelterek kırdılar. Bunun yanında Salih'in bağlasan durmaz özelliği olan dikine gitmeleri neticesinde muazzam devam koşusu ve Horvath'ın yaşının getirdiği handikaplardan birini yaşaması neticesinde Fenerbahçe adına gol geldi. Hem de çok güzel bir dakikada geldi. 

İkinci yarıda yaşanan rahatlık ve bazı futbolcuların -Sow gibi- günlük performansının kendi vasatının altında kalması ile Fenerbahçe gevşek bir oyun göstermeye başladı. Bunun yanı sıra Viktoria'nın önde baskı dozajını arttırması ve Fenerbahçe orta sahasının gerekli reaksiyonu gösterememesi neticesinde tehlikeli anlar yaşanmaya başladı. Volkan'ın da "Oğlum çok da hata yapasım var nasıl yapsak?" diye düşünmeye başladığı(!) dakikalarda Darida'nın golü işi çok daha yokuşa sürüyordu. Dakikalar geçtikçe Aykut Kocaman'ın farklı oyun planı ve tercihlerine kapalı olması neticesinde "gelemeyen" hamle belki de turun gitmesine sebep olacaktı. Yakaladığı şansları değerlendiremeyen Viktoria çok önemli tecrübeler ile veda ederken temsilcimiz Fenerbahçe yarın çekilecek kurada rakibini bekleyecek.

Nasıl ve nerede olursa olsun futbolun doğruları belirli kalıplarda gizlidir. En azından naçizane fikrim bu yönde. Johann Cruijff'un da dediği gibi "Futbol basit oyundur; ancak zor olan futbolu basit oynayabilmektir.". Aykut Kocaman'ın gözüne artık batması hatta deşmesi gereken Salih gecenin yıldızı oldu. Misalen Salih futbolun net "doğrularından biridir".  Beşiktaş ile adı anıldığı günden beri incelediğim, takip ettiğim hatta büyük bir ilgi ve beğeni ile izlediğim Salih bir kez daha beni yanıltmadı. Fenerbahçe ve Türk futbolu çok büyük bir değere sahip. Farkında olmak lazım. Bir de onu sahaya sürecek "kocaman" bir yürek lazım. 

NOT: Oynadığım bahis yine tutmadı.

Ufuk Tolga Aldırmaz

8 Mart 2013 Cuma

Çek oradan bir Çek birası


Nereden başlasam bilemiyorum. Neyse klişe cümlelerle başlayayım. Tarihimizin en kritik maçlarından birini oynadık,burada hemfikirsek devam edelim.Maç öncesinde kadroları gördüğümüzde başta ben olmak üzere, Aykut Kocaman'ı sözlerimizle bıçakladık. Selçuk - Topal merkezini gördüğümde, oluşacağına inandığım tüm kara senaryoları daha maç öncesinden tüketmiştik bile. Ama öyle olmadı,atladığımız birşey vardı. Plzen gibi, hızlı hücuma çıkışın masterını yapmış (ne yedüğü belirsiz, çünkü kimse bilmiyor ), iyi saha parselizasyonu olan bir takıma karşı mevcut şartlarda sürülebilecek en iyi kadroyu, en maksimal şekilde kullandı Aykut Hoca,utandırdı da bizi.Varsın utandırsın,her gün yapsın,razıyız.
İlk 20 dakika
Mücadelenin ilk dakikalarında, Plzen oyunu 1ve 3.bölgelerde oynamamıza izin verdi. Selçuk -Topal ikilisine önde basmaları dahilinde biz felaket senaryoları hayal ederken, beklemediğimiz bir şekilde, Çek'ler bizi yarı sahalarında karşıladılar. Karşıladılar diyorum çünkü,neredeyse hiç sert baskı uygulamadılar ilk dakikalar içerisinde. Fenerbahçe, 3.bölgeye kadar basit yan paslarla, Cris'i buluşturma ya da, direk yoldan Sow ve Webo'nun duvar olması üzerinden oynamaya çalıştık. Sow-Webo ikilisinin topu alıp, çevre kontrolü yaptıkları esnada, Cris ve Selçuk-Topal merkezinin desteğinin az olması, önde topla buluştuklarında yalnız kalmaları nedeniyle, giden toplar geri gelmek zorunda kaldı. Plzen'in de topla ve pasla çıkışına ilk bölgede Sow -Webo ve Kuyt 3'lüsü ile çok iyi baskı uygulayınca, ilk 20 dakika sonrasında oyun üstünlüğü bize geçti. 20 dakika içerisinde topla çıkmamıza rakip izin verirlerken, kaptırılacak toplarda da kontra kovaladılar.

MESAJ Onlar bizden, biz onlardan korktuk
 20 dakika
 20 ile 25.dakikalarda artan baskımız sonrasında, oyun tempomoz düşerken, Plzen, kendi 3.bölgelerinde çoğalmalar gösterdi. Plzen'in, savunmadan direk paslarla hızlı hücuma çıktığı ve sahamıza daha çok yayılmaya gayret gösterdiği dakikalarda, ön alan hareketlilerine, savunmadan ya da Cris aracılığıyla pas servislerinde bulunduk. 35.dakika sonrasında, oyun üstünlüğünü tekrardan eline alan Fenerbahçe, Sow ve Webo'yu topla buluşturduğu ataklarda, geri kalan dakikalara nazaran, orta saha desteğiyle, kanatları da daha etkili kullanmaya başladı ve rakip savunmasını rahatsız etmeye başladı.
İLK 35 DAKİKA İSTATİSTİK Plzen hücum pas hatası = 25 / 47 F.Bahçe = 24 / 35
Bu dakikaya kadar oyun tamamen istediğimiz gibi giderken, ev sahibi ekip, takım kimliğini ortaya koyan bir akınla yürekleri ağızlara getirdi. Sosyal medya ve maçı izleyen çoğu kesim, '' lan bu takımın neyinden korktuk ya'' demelere başlarken, Yobo'ya yapılan baskı,Volkan'a geri pas, Volkan'ın hatalı pası sonrası Selçuk'un kaptırdığı topta, en etkili kanat oyuncular Rajtoral'le pozisyon yakaladılar. Rajtoral'in şutu direkten dönerken, bir kontra atakta, bir anda 6 oyuncunun ceza sahamız ve civarında olmasını, o rakibi küçümseyen güruh bir zamet anlatsın lütfen. Direkten dönen topu hemen altı pas içerisinde, başka bir Plzen'li oyuncu karşılarken, şutunu G.Bönül çizgiden çevirdi. Akabinde gelişen sıralı ataklarda da yay civarı Plzen'li oyuncuların olması, takım kimliklerinin kontra oyunundan fazlasına sahip olduklarının kanıtı gibiydi.
ŞUT DENEMELERİ
İlk yarının ilk 30 dakikalık diliminde, 4.bölgede oyunu tutmakta zorlandığımız dakikalarda, öne hareketlenen Selçuk-Topal ve Cris merkeziyle yay civarında gol fırsatları kovaladık.
35 SONRASI
Kaçan net gol sonrasında, bu kez F.Bahçe, tekrardan oyunu önde oynayan ekip oldu. İlk yarının son 8 dakikası içerisinde Yobo-Bekir tandemi Volkan'ın 35 metre önünde konuşlanırken, Ziegler ve Gökhan ile ön-çizgide iyi karşıladık. Sow - Webo ikilisinin ceza sahasına daha sık girmesi, Kuyt'ın da Gökhan'ın ileride basmasına paralel olarak, iç-forvete yakın pozisyon almasıyla, karşılaşmadaki en net fırsatımızı yakaladık. 43.dakikada Sow ile pozisyon değiştiren Kuyt, Senegallinin sol iç çizgiden çıkardığı pasta, kale önünde ağları bulamadı.
2.yarı
2.yarıya her iki takım da, birbirlerine oyun üstünlüğünü kabullendirmek amaçlı, tempolu başladı. İlk dakikalarda orta sahada etkili gözüken taraf Plzen gibi gözükse de, F.Bahçe bu tempoya çok çabuk karşılık verdi. Orta alana daha hareketli, tempolu bir oyuncu süren Çek ekibi, klasik bir kontra takımından daha fazlası olduğunu, oyun oynama isteği ve oyuna müdahaleleriyle ispatladı benim görüşümce.
En anahtar hamle geldi
Orta alan üstünlüğünü kazanmak için, Bekir ve Yobo tandemini daha öne çeken, Gökhan'ın ileri çıkışlarıyla Kuyt'ı da içe kaydıran Kocaman'ın, maç içerisindeki en anahtar hamlesini yaptı.Bu dakikadan sonra topla oynama yüzdesi %65'leri görürken, rakibe atak şansı tanımadık, topla oynamalarına, yakınlaşmalarına izin vermedik. 60-75 arasında Selçuk - Topal merkezinin kestiği toplarda, sahaya kısa paslaşmalarla yayılan sarı - lacivertliler, Cris'in topla buluştuğu pozisyonlarda, ağır hareketlerle ön alana iyi yerleşim gösterdi. Cris'in paslarına duvar olan Sow ve Webo, çevre kontrol becerileriyle oyunu kanatlara açtılar. Kanatlardan gelişen her topta, ceza sahası içerisinde tehlikeler aradık.
75 SONRASI
Kocaman'ın oyuna müdahale etmesi beklendiği dakikalarda, saha içerisinde oynama yapmaması, maçı getiren hamlelerden biri oldu. 74.dakika civarında Caner-Sow değişikliğine hazırlanan Aykut Hoca, maç sonu yaptığı açıklamada, biraz daha beklemek istediğini belirtti. Sow - Webo-Kuyt 3'lüsüyle rakip stoperleri kilitleyen sarı lacivertlilerde, Caner'in oyuna dahil olması, Sow'un kenara gelmesi, oyuna şöyle dezavantaj sunardı: O dakikaya kadar rakip stoperlerin rahat pas yapmasını bozan, ileri 3'lümüzden bir oyuncunun çıkması, ve kompakt bir halde rakibi ilk toplarda karşılayan merkezimizden bir ismin kenarlara yayılcak olması, oyunu baştan sona domino ettiğimiz dakikalarda, merkez baskının azalmasına sebebiyet verirdi. Nitekim Aykut Hoca da, maç sonu yaptığı açıklamada, bunu gözlemlediğinden ötürü değişikliği beklettiğini söyledi. 65.dakika sonrasında, 3.bölgeye yakın konuşlanan tandemimiz ve Topal-Selçuk ikilisiyle rakibi yarı sahasına hapseden ve önde basan F.Bahçe, Cris'le Webo'nun duvar olduğu pozisyonda, Gökhan'ın bulunduğu sağ çizgiye oyunu açtı. Pas sonrası hemen penaltı noktasına hareketlenen Webo-Sow rakip stoperleri baskı altına aldı. Gökhan'ın ortasında, kafaya iyi yükselen Sow'un şutu kaleciden döndü, geldiğinden beri kafa golleriyle F.Bahçe'ye adeta hayat veren Webo, belki de turu getiren golü attı.
Kocaman'ın hakkını vermek lazım
Bu maçın baştan sona, Kocaman'ın taktiksel ürünü olduğunu düşünüyorum. Oyunu iyi okuma, rakibi iyi analiz etme ve yerinde saha içi müdahaleleriyle, maçın güç gösterisi haline geldiği anlarda, oyunu koparan F.Bahçe'de, kazanılan gol sonrasında, rakibin üstüme gelmesine şans tanımamız da bir gelişim gösteren noktaydı.
Golün hemen sonrasında 10 dakikadır kenarda bekleyen Caner'i Sow'un, Topuz'u da Webo'yla değiştiren Kocaman, Kuyt'ı merkez santrafora çekerek, 4-5-1'e dönüş yaptı. Gol sonrası moralmen bir çöküş halinde olduğu gözlemlenen V.Plzen, kalan dakikalarda ceza sahamıza dahi giremezken, taraftarın en büyük tartışma konusu olan Aykut Kocaman, bu maçı ve umarımki de turu bizlere hediye etti.

Selçuk sorunsalı
Selçuk'a bireysel olarak, laf atanları ciddiye almamak gerekli.Zira bu adamların, saha içerisindeki işçi,emekçi konumunda bulunan Selçuk Şahin'e bakış açılarıyla, hayattaki çalışanlara bakışı arasında pek de bir fark olduğunu düşünmüyorum. Kendi açımdan, Selçuk'un Topal'ın yedeği olduğunu düşünüyorum.Selçuk/Topal ikilisini oyun ne olursa olsun, F.Bahçe orta sahasında tercih etmem o ayrı. Topal'ın sistemsel varyasyonlar içerisinde, stoper yada 3'leyici libero şeklinde oynadığı takdirde çok daha verimli olacağına inandığım için, Topal/Selçuk tarzı bir oyuncu illa tercih edilecekse bu ismin Selçuk olduğuna inanıyorum. Mehmet'e göre, daha öne oynamaya niyetli, rakibe daha önde basan bir isim olan Selçuk'un doğru oyuncu kombinasyonlarıyla birleştirildiği takdirde, maçına ve taktiğine göre verimli olucağına inanıyorum.Tekrarlayalım, bazı insanların emeğe bakış açısıyla Selçuk'a bakış açısı pek de değişmez.

7 Mart 2013 Perşembe

"Kocaman" Biralar



Ne olduğundan fazla büyüteceksin ne de yerin dibine sokacaksın. Maçtan önce deli gibi korkulan Viktoria'dan maç sonrası neredeyse bir Tromsö gibi bahsedilmesi ciddi anlamda büyük bir sıkıntı. Toplasak iki-üç pozisyonun olduğu mücadeleden herhangi bir tarafın nasıl bir "takım" olduğunu anlamlandırmaya çalışmak fazla zoraki olur. Bu seviyeye gelmiş tarafların bundan sonra kupa yolunda rakiplerine göre akil oyun oynamaları beklenir ki olması gereken de zaten budur. Bu gece özelinde Fenerbahçe'nin de galibiyeti almasını sağlayan işte bu durumdu.

Aykut Kocaman'ın bu tarz karşılaşma ve turnuvalarda takımını nasıl oynatması gerektiğini öğrendiğini "tur öncesi" yazımda belirtmiştim. Fenerbahçe'nin hemen hemen tur biletini garantilemesinin de birincil sebebi budur. Rakibi iyi analiz ettikleri aşikar. Bunun yanında rakibin şanssız gününde olması ve evdeki hesabın da çarşıya uyması neticesinde istenilen doğal olarak alındı. Daha zor geçmesini beklediğim karşılaşma Fenerbahçe adına ekstra efor sarf edilmeden geçildi ki en önemli detay fikrimce budur.

Rakibin maç öncesi planını bozan durum David Limbersky'nin yokluğuydu. Takım için Radim Reznik ile birlikte planlar dahilinde önem arz eden oyuncunun yokluğunda sağ bek Reznik sola çekiliyor ve neticesinde bekten bozma ön oyuncusu Rajtoral da sağ beke tekrar kaydırılıyordu. Bu durumun neticesinde taşlarla fazlaca oynanması tıpkı TT Arena deplasmanında Samet Aybaba'nın yaptığı hataya benzer bir hata oluyordu. Teşbihte hata olmaz. Bunun yanı sıra Horvath'ın geçirdiği hafif sakatlık da zannımca rakibi bozan bir diğer unsur oldu. Oyun bağlantısını ve hızlı çıkışlarda doğru oyuncuyu bulamamaları bunun bir tezahürüydü. Dakikalar geçtikçe Fenerbahçe'nin istediği hale gelen oyun neticesinde gol yavaş yavaş geliyorum demeye başladı. Burada kilit nokta golden saniyeler öncesine kadar Rajtoral'ın önüne çekilen Kuyt'ın takımın büyük bir açığını kapatmasıydı. Sow ile tekrar yer değişimi yaşadıkları dakikada da Gökhan'ın ortası neticesinde Webo'nun golü geliyordu. O dakikadan sonra da rölantide giden karşılaşma ballı kaymaklı ekmek kadayıfı tadını alıyordu.

Her şey Fenerbahçe lehine işledi diyebiliriz. Bunu şansla bağdaştırıp ahmakça bir yorum yapmam. Doğru planlama ve doğru analizin getirisidir. Aykut Kocaman'ı Beşiktaşlılık kimliğimle dahi olsa da en çok eleştiren "taraf" olsam da bu gece hatta bu sezon Avrupa'da potansiyelinden fazlasını başarmaya doğru gidiyor. Spartak'a elenerek yatırımların karşılığını verememenin baş sorumlusu olan Kocaman çeyrek final biletini alırsa bu borcunu da ödemiş olur. İstanbul'daki karşılaşmada seyircisiz oynanacak olmasına rağmen galibiyetin gelmesi bu geceden sonra hiç şaşırtıcı olmayacaktır.

NOT: Maçın adamı kesinkes Moussa Sow. Hatta Fenerbahçe adına sezonun adamı da diyebiliriz.

NOT-2: Selçuk Şahin'in üzerine çok oynanıyor. Ülkede yaygın olan itin götüne futbolcu sokma adeti maçtan önce de tezahür etti.

DİP NOT: Rakibin göze batmayı geçtim resmen giren oyuncusu Darrida. İlerleyen yıllarda çok farklı yerlerde görebiliriz kendisini.

Ufuk TOLGA Aldırmaz


Plzen'de Bira



Fenerbahçe makro düzeyde Türk futbolu adına son derece önemli bir tura çıkacak. Galatasaray-Schalke 04 eşleşmesinde de altını çizdiğim gibi yakın dönem futbol tarihimizin en önemli sınavlarından birisi. Tur itibari ile var olan önem aslında görünenden daha fazla. Belki de bu turları biraz bu yüzden kendi içimde abartıyorumdur fakat buna karşın içinde bulunduğumuz koşullarda Fenerbahçe'nin bir tur daha gitmesi an itibari ile büyük başarı sayılacaktır hatta sayılmak zorundadır.

Mikro düzeyde önem ise Fenerbahçe'nin 3 Temmuz ile başlayan süreçten maddi zarar görmesinin yanında camianın psikolojisinde yaşanan travmanın büyüklüğünü yok edebilme unsuru olabilmenin ilk ayağı olmasından geçiyor. Kulüplerimizin Avrupa'da müzmin başarısız olması neticesinde bu turun geçilmesi ve daha da ileri gidebilme potansiyelinin -görece- varlığı travmatik semptomların üzerine toprak atabilecek nitelikte. Ligde çok yüksek ihtimalle şampiyon olunamayacak olması ve kupanın da tatmin edici değerde olmaması direkt olarak Avrupa Ligi'ne odaklanılması gerektiğinin de bir diğer göstergesi.

Peki Fenerbahçe finale kadar gidebilir mi? Mevcut düzen ve çalkantılar içerisinde imkansıza yakın bir hedef olur. Buna karşın Aykut Kocaman'ın Avrupa'da oynamayı "öğrenmesi" ve garantici futbol kimliğinin bu arenalarda daha işlevsel olma özelliğinden ötürü ufak çapta bir sürpriz neden olmasın diye biraz Polyannacılık da oynamıyor değilim. Sürekli olarak Braga ya da benzer düşüklükteki profile sahip takımların Avrupa Ligi finaline kadar çıkmasından dem vurulup Fenerbahçe (ya da herhangi bir temsilcimiz) neden yapamasın diye sorulan sorular hem sahada hem de yönetim bazında direkt olarak cevap buluyor, defalarca buldu da. Genel olarak belirli kilit çarklıları oturtamamak bu tip başarıların gelmesinin önünde en büyük engel. Uzağa gitmeyip yazıyı da esas konuya bağlayalım.

Rakip Viktoria Plzen'in kadro kalitesi kupadaki diğer takımlara kıyasla daha alt seviye olarak göze çarpıyor. Buna karşın isim yapmamış "kahramanların" varlığı takımı taşıyan ve son birkaç yıldır ufak çapta sükse yapmalarını sağlayan en büyük etmen. Bu kahramanların başında bir dönem Galatasaray'da top koşturmuş Pavel Horvath var. Horvath takımın genel anlamda her şeyi. Yaşının getirdiği fiziksel eksikliği oyun içindeki kumandanlığı ile kapatıyor. Mesafe tanımaksızın adrese teslim yolladığı toplar önemli. Bunun yanında duran toplarda ufak çapta bir Manuel Fernandes havası yaratıyor. Yıllanmış kariyerine rağmen bu takımın en önemli parçası olmasının sebebi de bu saydığım özellikler. Horvath'a eşlik eden Vladimir Darida ise Çekler'in yeni göz bebeği. Orta sahanın ortasında oynayan Darida yandaşı Horvath'ın açıklarını kapayacak dinamizme sahip. Bunun yanı sıra takımın hızlı ataklarının bir numaralı destekleyicisi ve takım içindeki "inceleri" yapan bir diğer isim. Bu ikilinin yanında takımın tamamlayıcı ve en önemli parçaları ise milli takımından tanıdığımız sol bek David Limbersky ve sağ bek Radim Reznik. Geçiş oyununu iyi oynayan ekipte kompakt kapanma esnasında top çıkarmanın işlemini bu ikili gerçekleştiriyor ki Viktoria'nın bu turdaki önemli silahlarının başında bu tip aksiyonlar yer alacaktır.

Birincil isimlerin yanı sıra bir de forvet Bakos ve kalecileri Kozacik gibi işini görünmeden fazlasıyla iyi yapan isimler mevcut. Bakos ile presine başlayıp sahadaki pas kanallarını kontrol eden takım Kozacik'e kadar son derece konsantre bir yapıda sahadaki yerini alıyor. Çekler'in o alışıldık "ısırma" durumu da yerlilerinin varlığı ile takımda vuku bulmuş.

Fenerbahçe'nin en büyük handikapı bu orta sahaya karşı Emre'nin yokluğu. Meireles'in de cezalı olması ile eli daralan Aykut Kocaman'ın rakip orta sahaya nasıl bir reaksiyon göstereceğini merak ediyorum. Turun kaderi de sanırım buradan geçecek. Her ne kadar ufak çapta bir Salih Uçan fanboy'u(!) olsam da bu tur için naçizane bir önerim olacak. O da Mehmet Topuz'un orta üçlüde yer alması. Topal-Topuz-Cristian üçlüsü rakip için zorlu bir dinamizme sahip olabilir. Hele ki Horvath'ın üstüne oynanırsa avantajlı bir skor neden olmasın?

Zor mu? Çok. Tur Çekler'e yakın. Su götürmeyen tek şey var, o da Aykut Kocaman'ın kariyerinin en önemli iki maçına çıkacak olduğu. Biraz daha açık konuşayım. Bir bok bildiğini sanıp sözüm ona duayen medyanın ne küçümsediği kadar küçük ne de Fenerbahçeli olmayan tarafların görmek istediği gibi çok büyük bir takım var karşıda fakat Fenerbahçe'den çok daha komplike ve oturmuş bir takım oldukları kesin.

NOT: Beşiktaş'ın adı sanı duyulmamış Plzen deplasmanında zorlanışı hala aklımda

NOT-2: Rakip teknik direktör Pavel Vrba bu takımın on üçüncü oyuncusu. Saha içine etkisi çok yüksek. Hamle ve karşı hamleleri Aykut Kocaman'ın iyi lanse edebilmesi gerekecek, göreceğiz.

DİP NOT: Plzen(Pilsen)'in biraları ünlüymüş. Cahilliğim tutmuş. İleride uğranması gereken şehirler listesine ekledim. Daha ne şehirler var bende. Yazın buralar durulunca onları da yazalım.

Ufuk Tolga Aldırmaz


27 Şubat 2013 Çarşamba

Alışkın Olunmayan:Sol Forvet Sow


Forvet-Santrafor ayırımını yapmak sanırım giriş için iyi bir adım olacaktır. Forvet(Forward), ileri uç oyuncusu anlamına gelir. En kaba tabirimiz budur. Misalen Beşiktaş’ta Olcay Şahan mevcut oyun düzeninde bir forvet oyuncusudur. Santrafor ise Centre Forward’ın Türkçe karşılığıdır. Yine Beşiktaş’ın mevcut taktik düzeninden örneği verecek olursak, Hugo Almeida bir santrafordur. Kısacası forvet ile santrafor neredeyse bek ile stoper kadar farklı iki kavramdır.

Sorunsalımız ise Moussa Sow… Sow ligdeki rakip takımlar içinde en çok beğendiğim ve imrendiğim belli başlı isimlerin en tepesinde. Bu noktada size temin ederim ki tam bir Sow “dilosuyum”. Bu postta  son dönemde Fenerbahçe taraftarı arasında da sıklıkla tartışma konusu olan “sol forvet mi yoksa santrafor mu oynamalı?” sorusunun cevabını arayacağız. Direkt olarak başlamadan önce Fenerbahçe’nin net biçimde 4-2-3-1 ya da 4-3-3 oynamadığını ve sahada esneklik gösterdiğini belirtmeliyim.

Sow’un genel özelliklerine şöyle kabaca bir bakacak olursak neler diyebiliriz bir düşünelim. Sanırım hepimiz mutabık olacağız. Onu tanımlayacak kelimeler: Kuvvetli, dayanıklı, mücadeleci, bitirici, sprinter… Bunlar iyi bir santraforun kesinlikle olmazsa olmazları olarak karşımıza çıkıyor, çıkacaktır da. Bunun yanında yine iyi bir santraforun olmazsa olmazları olarak, son şampiyonluklarında Mamadou Niang’da vuku bulan üst düzey duvar olma özelliği ve uzağa gitmeden Pierre Webo’da görebileceğimiz –en az rakip stoperler kadar iyi- hava toplarında etkinliği saymamız gerekir. O zaman hemen kendimize şunları soracağız: 1.Sow’un duvar olma özelliği yeterli seviyede mi? 2.Sow’un hava etkinliği yeterli seviyede mi? İki sorunun cevabı da su götürmeyen cinsten birer hayır olacak. Dikkat, bu özellikleri yok demiyorum. Sadece yeterli seviyede olmadığını belirtiyorum.

Eldeki bir diğer santrafor Webo’nun hava etkinliğinden bahsetmişken –Niang kadar olmasa da- arkadaşlarına duvar olup servis yapma özelliğinin de var olduğunu belirtmeliyiz. Bilakis gelmek istediğim nokta da tam olarak buydu. Fenerbahçe’nin ileri ucunda istenilen özellikleri verebilecek en iyi isim Webo olarak göze çarpıyor. Bunun yanında o servislerin bolluğundan ötürü Aykut Kocaman da “sol forvet” Sow’a yönelecekti. Sow’un o bölgede oynaması – özellikle geçtiğimiz haftasonu Paşa ile oynana maçta Stoch’un verimsizliğini gördükten sonra- Webo’ya doğal bir tamamlayıcı da kazandırmış oluyor. Ekstra olarak Sow’un ligin ilk yarısında bolca gördüğümüz o tek başına savaşma işini Webo’ya devredip daha rahat hareket alanı bulması da sağlanmış oldu. Artı hanesine yazılacak son değer olarak bakabileceğimiz nokta ise Sow’un sürekli olarak içe kat etme bilincinde olması.

Bu getirilerin yanında bir de götürü hanesine bakmamız gerekiyor. Akla ilk gelen, kalburun “baya” üstü bir santraforu –evet yukarıda saydığım artılara rağmen- neden ve niçin efektif olduğu bölgeden uzaklaştırasınız? İstenilen özellikleri taşıyan Webo’nun yanında Sow’un ikinci forvet görevini layıkıyla yerine getirebilecek iken solda değerlendirmeye çalışmak tam anlamıyla kolaycılıktır. Üstelik elinizde 4-4-2’ye çok uygun bir oyuncu portföyü de mevcut iken. Bunun yanı sıra Trabzonspor maçı gibi zorluk derecesi daha üstte olan karşılaşmalarda –bkz alttaki şablon- beki kovalamak gibi bir yükümlülüğü de bu oyuncunun omuzuna bindirmek ekstra efor harcamasını istemek oluyor. Doğal mevkiisine yapacağı kaymalar da takım savunmasını baltalayabilecek bir durum olarak göze batıyor. Kilit nokta ise özellikle o kanattan rakip sizi kontra ile vurma çabasına girerse herhangi bir denemesinden gol çıkarma olasılığı artma eğilimi gösterecek olması.
Moussa Sow'un Trabzonspor karşısındaki defansif hareketlerinin ağırlık merkezi

Velhasıl kelam resme büyük planda baktığımızda tek bir şey görüyoruz: Garanticiliği ile nam salmış Aykut Kocaman neyin ne olduğunun farkında. Özellikle basın toplantılarında yaptığı açıklamalar da bunu gösteriyor. Buna karşın kadro planlamasında yapılan hatalar, oyuncuların formsuzlukları ve şablon değiştirme korkusu Sow’u sol forvete itiyor. Bu kumar tutabilir mi? Tutma olasılığı azımsanamaz. Peki bu kumara gerek var mıydı? Hayatta en az Aykut Kocaman kadar garantici ve risk almayı sevmeyen bir yapım var lakin benim aklım bu kumarı açıklayamıyor.

NOT: Lille öncesi kariyerinde sol forvet oynaması ve düşük performans göstermiş olması da dikkate değer.

DİP NOT: Şablon Match Study'den alınmıştır. Sağ olsunlar bilgi ve istatistiklerini kullanmamıza izin verdiler. 

Ufuk Tolga Aldırmaz





22 Şubat 2013 Cuma

Fenerbahçe - Bate Borisov 1 - 0

Fenerbahçe - Bate Borisov  1 - 0

Fenerbahçe, Bate Borisov'u  1-0 mağlup ederek, UEFA Avrupa Ligi'nde bir üst tura yükseldi. Son haftalarda 10'larca yanlışın birkaçını düzeltince olumlu bir tablo izlenimi veren sarı-lacivertlilerde son haftalardaki dizilişin değişmediğini söylemek mümkün.
Cezalı Raul ve prosedür gereği oynayamayan Emre'nin yerine genç Salih'i oynatan Kocaman, yanına Topal, hemen önlerine de Cris'i monte ederek, zorla alıştırdığı düzenden şaşmayacağını gösterdi.

İlk yarı
Bate Borisov maçına'' Selçuk'u mu oynatır eyvah!'' diye hayıflandığımız dakikalardaki şoku atlatıp Salih'i 11'de görmenin mutluluğuyla başladık, biz taraftarlar. Sahadakiler de ilk dakikalarda biraz utandırdı bizi yalan yok. Salih'in orta alana kattığı dinamizm, pas trafiğini sağlayan,atak kesen ve başlatan rolündeki üstün başarısına değinmekten ben bıktım artık. Bazı genç oyuncular vardır çocuktur,bazıları vardır adamdır.Salih 2.örneğe tabii tutulmalı bence. Genç yaşına rağmen, abilerinden daha cesur,özgüvenli,mantıklı hamlelerle oynuyor,Allah utandırmasın.Dönelim maça, 20.dakikaya kadar önde kurduğu baskıyla rakibi 3.bölgeye atılan dikey paslara muhtaç eden Fenerbahçe, net fırsatlar bulmasa da golün sinyalini veriyordu. Maçın da tempolu sert başlamasının faturası 20.dakikada Kuyt'ı öldürmeye gelen adını hatırlayamadığım oyuncuya çıktı ve oyundan atıldı.
Gol sonrası oyuna daha hakim olan F.bahçe, ''2.yarıya önde giremezsek eyvah'' dediğimiz anlarda Cris'in penaltısıyla rahat nefes aldırttı bizlere.
2.yarı
60'a kadar herşeyin yolunda olduğunu söyleyebiliriz sanırım. 2.gole pek çok fırsatta akil hücum organizasyonlarıyla yaklaşan sarı-lacivertliler'e biri dur demeliydi.Kim bu tahmin edin? Bate Borisov? Cemaat? Yok o başka bir tartışma. Kocaman el frenine asıldı ve biraz da yorulan,sarı kartı da olan ( atılmaya da yakındı yalan yok ) Salih'i çıkardı. Salih'in çıkması doğruydu,ama yerine Selçuk'un girmesi açıklanabilir birşey değil. Caner'i sola alır,Sow'u solda daha fazla zay etmez diye kahveci Murat bile derken, Kocaman, Lionel Selçuk'u orta sahanın ortasına koydu. Yanlış olmasın sorun Selçuk'la alakalı değil,tek başına oynasa eyvallah ama, Selçuk + Topal gibi,kesici ve öne oynama yetileri son derece kısıtlı,baskı geldiğine topu 'al kardeş,senin olsun'' diye verecek adamlarla oynadığın takdirde son 30 dakikayı da taraftarına zehir edersin.
İşte bizim hikaye de burada başlıyor be sevgili
Nereden başlayalım,Sow'un sol kanatta oynaması, ( daha doğrusu oynayamaması ve hep içe kayması ), Selçuk'un girişiyle,bloklar arası mesafenin 45 metreye çıkması? Kuyt'ın boş kalelere atmak yerine,topu sürerek içeri sokma çabası?. .
60 dakikaya kadar önde basan,nispeten sahaya da iyi yayılan Fenerbahçe'ye Sir Kocaman'ın sihirli değneği dokununca, takım son 30 dakikayı 10 kişi kalmış ''nerenin takımı la bu Bate'' dediğimiz Borisov'a karşı kendi ceza sahamıza hapis olmuş bir şekilde yaşadık. Son dakikalarda yenilecek talihsiz / talihli bir golün bedelini kim nasıl ve ne şekilde öderdi bilemiyorum. Öyle ya da böyle,tırnakların,dudakların yenmekten paramparça olduğu bir geceyi daha noktaladık.Fenerbahçe'miz son 16'ya kaldı.
Ümitler
Son 16 eşleşmesinde Bate vari takımların şu andaki en üst seviye oyununu oynayan Plzen ile oynuyoruz. Takımların büyüklüğü bir yana,bizim gibi soğuk sıkıcı oynayan ( doğu bloku ) takımlara karşı şansımızın daha yüksek olduğuna inanıyorum. Kocaman'ın kontrol müptezeli oyun anlayışı Avrupa maçlarında ( özellikle bu tarz maçlarda ) daha çok işe yarıyor. Kafam da baya yorgun pek fazla ayrıntıya girmeden bitireyim.
Napoli-Ajax-A.Madrid-M.Kharkiv ve Kiev gibi takımların elendiği UEFA Avrupa Ligi'nde 2-3 akıllı hamlelerle çok daha iyi yerlere geleceğimize, üst turlara çıkmanın oldukça mümkün olduğuna inanıyorum. Yeter ki güzel hocam, futbolun doğrularını yerine getirsin.

2 Şubat 2013 Cumartesi

Belhanda Transferi(!)

Aykut Kocaman ve dolayısıyla da Hasan Çetinkaya'nın alametifarikası olan Fransa pazarı, Fenerbahçe'nin son transfer dönemlerindeki kurtarıcısı rolünde. Kurtarıcı derken kesinlikle kötü bir anlam addetmeye çalışmadım, yanlış anlaşılmasın. Aksine, o pazardan alınan her oyuncu Fenerbahçe'ye büyük katkılar sağladı dersek de yeridir. Kimi Mamadou Niang gibi etken kimi de Issiar Dia gibi tamamlayıcı parçalar oldu ama en önemlisi "oldu" ki Aykut Kocaman'ın bu pazar üzerindeki ısrarcı tavrı da sanırım kendisi adına en beğendiğim özelliğidir, naçizane. 

Gelelim Younes Belhanda'ya geldi, gelecek; imza attı, atacak denirken Fenerbahçe şirket bazında bir vazgeçiş bildirimi yayımladı. Bildirideki dikkat çekici ibareyi direkt olarak aktarma gereksinimi hissediyorum:"...hem Fransız kulübü, hem de Faslı futbolcu Belhanda’nın üzerinde anlaşılan bonservis ücreti ve futbolcunun talep ettiği transfer bedelleri hakkında sürekli değişiklik içeren talepleri üzerine..." Şimdi gelin bunun üzerine birkaç kelam edelim.

Varan 1:Abdullah Kiğılı'nın bu transfer sürecinde -en azından basın ilişkileri yönünden- önemli bir rol oynadığı hepimiz tarafından bilinen bir şey. En az üç transfer yapacağız minvalindeki açıklamalarından sonra ilk dillendirilen isim de Belhanda oldu. Girişimlerin yapıldığı açıklandı. CNN Türk'e bağlandığında yaptığı açıklamayı ek kısımdan net biçimde okuyabilirsiniz ancak ben ufak bir özet geçeceğim. Belhanda'yı dillendirerek hata ettiklerini ve dolayısıyla fiyatın arttığını; aynı zamanda -net olarak dillendirmese de anlayabileceğimiz kadarıyla- başka oyuncularla da görüştüklerini ve işin bir hafta içinde sonuçlanacağını belirttiler. Bunu cebe alıp ilk sıkıntıyı söyleyelim: Değil bir hafta, transfer dönemi sonunda dahi ne Belhanda ne de alternatif bir isimle anlaşma sağlanamadı.

Varan 2:Olay üzerinden çok da uzun bir süre geçmemişken haberlerin ana konusu olan "Fenerbahçe Belhanda ile anlaştı!" manşeti borsa bildirimi ile yalanlandı. Olması gerektiği gibi. Buna karşın girişimlerin devam ettiğini biliyoruz. 

Varan 3:Montpellier'in tonton dedesi(!) Niccolin "Gidip Platini'ye ağlayamam" diyerek transfere izin vermeyeceğinin daha ilk baştan sinyalini verdi. 

Varan 4:Kiğılı TRT Spor'da yayınlanan Futbol Ateşi programına bağlanıp Belhanda ile anlaştıklarını ve bu transferin 1-2 gün içinde biteceğini dillendirdi. Dikkatimizi "anlaşma" kelimesine veriyoruz. Bir daha tekrar ediyoruz: Belhanda ile anlaşıldı. Flash back yapacağız. Yanlışım varsa düzeltin, anlaşmak demek -özellikle böyle kesin bir dille- futbolcunun imza atmaya hazır hale gelmesi ve arada "hiçbir" problemin kalmadığının göstergesidir. Buna müteakip anlaşmak demek oyuncunun maddi-manevi yönden sözleşme koşulları ile kişisel tatmininin sağlanması da demektir. Hiç kimse kusura bakmasın bu noktada iyi niyetle yaklaşamıyorum. Birinci ağızdan bu şekilde anlaşma açıklaması geldikten sonra futbolcunun değişen talepleri demek bebekleri TV kumandası ile oyalamaya benziyor. Sayın Kiğılı bu noktada bir bakıma isteyerek veya istemeyerek taraftarı kandırmıştır. Twitter'da bolca kullandığım SBT'lerden birisi de tam bu noktaya geliyor. Devam...

Varan 5:Niccolin hepimizin kınadığı o para içerikli açıklamalarını yaptı. Adam manyak evet biliyoruz. İlk tavrından farklı bir tavır takındığını söylemek abes kaçar. Bunu iddia edeceksek belki daha da sert bir şekilde transferin önüne set çektiğini belirtebiliriz.

Varan 6:Fenerbahçe borsa bildirimi ile Montpellier ve Belhanda ile görüşmelerin başladığını duyurdu. 

Varan 7:Niccolin'den Inter açıklamaları geldi, Inter cephesinden yalanlandı. Fenerbahçe bu transferde tek istekliymiş gibi basınımız tarafından yazılıp çizilmeler yerini daha gerçekçi yaklaşımlara bıraktı. Bir takım balon haberler çıkarıldı. Misal, Everton.

Varan 8:Niccolin futbolcularını Avrupa'nın belli ülkelerindeki belli kulüplere satacağını dillendirdi.

Varan 9: Fenerbahçe'den yazının başında belirttiğimiz bu transfer için defterin kapandığının resmi bir şekilde açıklandığı bildirinin gelmesi.

Varan 10: Kiğılı'dan bu transferin Niccolin nedeniyle olmadığı açıklamasının gelmesi. Bu açıklama sırasında Belhanda ile anlaştıklarını bir daha vurgulayıp resmi borsa açıklaması ile çelişen bir deklareye daha imza attı. Dördüncü maddede yaptığım vurgular bu noktada da aynen geçerlidir. 

Hepsini özet şeklinde geçmeye çabaladım. Sıralamada ufak tefek yanlışlıklar olabilir, mazur görünüz. Toplama, çıkarma, çarpma, bölme, karekök ve türev alma işlemlerinin(!) ardından önümüze iki sorun geliyor. İlki saha için önemli olan sorun: Belhanda'nın olmama ihtimaline karşı niçin farklı bir plan ortaya konulmadı? Alternatiflere yönelmeye tenezzül edilmedi? Kimse bana Salih Uçan'ın formuna güveniliyor demesin çünkü Aykut Kocaman'ın garantici kimliğinin ardını görebilmek için Emre Belözoğlu transferine bakmamız bile yeterli. Sezon başı ego meselesi haline getirip yolları ayırdıkları Emre'yi tekrar istemek denize düşen yılana sarılır mantığından öte değildir. Artık bir şeyleri kurtarma çabasının ne kadar baş gösterdiğinin yansımasıdır. İkinci sorun ise Kiğılı ve dolayısı ile yönetimin niçin Fenerbahçe taraftarına pembe düşler kurdurtma peşinde koştuğu. Yapılan açıklamalar, bildirimler, çelişkiler net biçimde gösteriyor ki Belhanda'nın Fenerbahçe ile anlaştığı yok. Eğer anlaşma olsaydı Belhanda bu paraları kaçırmazdı. Bunu söylememdeki gaye Belhanda'nın paragöz bir kişiliğe sahip olmasından kaynaklanmıyor. Aksine bir takım sorumlulukları var ve bunları karşılamak için Fenerbahçe onun için güzel bir adım olurdu. Fazla sapmadan esas fikrimize dönelim, Belhanda Türkiye'de kafaya oynayan Fenerbahçe'ye gelmek yerine(ücret de cabası) Montpellier'de kalıp kariyerine çok daha doğru bir yön vermiştir. Transfer dönemi açılmadan önce sosyal medya organlarında defalarca dillendirdiğim gibi haklı çıktım. İyi ki demiyorum. Belhanda'yı Türkiye'de izlemek isterdim, yazık oldu. 

Hepsini bir kenara bırakıyorum ve tüm samimi duygularımla dile getiriyorum. Fenerbahçe taraftarının gözünü açması gerekiyor. Yönetim insanları salak yerine koymaktan vazgeçmedi, vazgeçmiyor. Fenerbahçe Spor Kulübü'nün esas sahipleri kim göstermenin vakti bence geldi de geçiyor. Kendini "Halkın Takımı" olarak addeden arkadaşlarıma, dostlarıma en büyük tavsiyem budur. He bir de son olarak, "Fenerle kimse başa çıkamaz!" fikrini bir kenara bırakmadıktan sonra sizden de bir bok olmaz, açık ve net. Kalın sağlıcakla.

NOT: CNN Türk Açıklamaları
          TRT Spor Açıklamaları
          Belhanda Neden Olmadı Açıklaması

Ufuk Tolga Aldırmaz

1 Şubat 2013 Cuma

Chimera



Mamadou Niang... Neresinden başlayayım bilemedim ki şimdi. Onun gelişini şuraya not düşmezsem çok büyük pişmanlık duyardım diyeyim. Vehameti varın siz anlayın.

Tamer Kıran ve Semih Usta ikilisinin Dentinho'dan sonra bir gün içinde sonuca vardırdıkları ikinci transfer oldu Niang. Tam anlamıyla "Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer." durumu oluştu. Nene transferi bu ikiliye gerek dallanıp budaklanması açısından gerekse de iç mihraklardan transferin çomaklanması bakımından büyük ders oldu. Hatta Niang'ın dün gece attığı tweeti silmesi de bunun bir tezahürüdür diye düşünüyorum.

Niang'a karşı olan hislerim tam anlamıyla Djibril Cisse'nin Marsilya'dan ayrılması ile depreşiyordu. Takımı sırtlaması bir yana, doğal liderlik özellikleri ile saha içinde direkt olarak seçilebilen bir futbolcuydu o dönemlerde. 91-92 sezonundan sonra gelen son şampiyonluğun baş mimarlarından biri olması ve gol krallığına da ulaşması onu Marsilya tribünlerinin de sevgilisi haline getiriyordu. Daha sonra "tadında bırakma" ve açık açık dile getirdiği para kazanma isteği ile birlikte Fenerbahçe'nin yolunu tuttu. Benim de içinde olduğum bu transferi kıskanma evresi Niang'ın golleri sıralamaya başlaması ve dominant performansı ile yerini hayıflanmaya bırakıyordu. Şimdilerde -bu sabah Niang'ın geliş haberini alana kadar- yine Fenerbahçe'nin bana kalırsa dünya standartlarında olan golcüsü Moussa Sow için olan kıskançlığımın bir benzeri de o dönemde oluşmuştu. Fenerbahçe ile 33 karşılaşmaya çıkıp 15 gol ve 12 asistlik performansı ile hakikaten parmak ısırtacak bir performans sergiledikten sonra malumunuz olaylar neticesinde Al Sadd'ın yolunu tuttu. Bugüne kadar pek hoş anılarla hatırlamadığım Niang -özellikle İnönü'deki 4-2'lik maçta sergilediği performans- bugünden sonra adına sevinç naraları atmaya daha sahaya çıkmadan başladığım bir isim haline geldi. Kendisine bu denli güveniyorum. Getiri-götürü kısmını da birkaç ufak başlıkla açıklayayım diyorum.

Maliyet:

Yarım sezonluk kiralama bedeline tek kuruş dahi verilmemesi çok hoş bir durum. Transfer haberinden sonra surata daha da büyük bir tebessüm oturmasını sağlayan haber işte bu oldu. Bunun yanı sıra oyuncuya ödenecek olan 800.000 Euro normal karşılanabilecek bir meblağ. Anlaşma içindeki 6.500.000 Euro'luk opsiyon hakkının sezon sonunda kullanılacağını pek düşünmüyorum. Niang'ın tadı damakta bırakacağını varsaydığım performansın yanında olaki bonservis alınmak istenirse bu kadar uçuk bir ödeme yapılacağını da pek zannetmiyorum, bu konuda yönetime olan güven ve inancım bazı kesimlerin "inadına" tam.

Artılar:

Her ne kadar Türkiye'den gidişi üzerinden hemen hemen 2 yıl geçmiş olsa da Niang'ın ülkemizdeki performansından çok bir şey kaybedeceğini zannetmiyorum. Genel itibari ile futbolcuların yaşının dert edilmesine son derece karşı bir birey olarak Niang'ın da yaşını dert edecek en son kişiyim. Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim. Beşiktaş'ın golcü kimliği ile Niang'ın yine iki maçta bir gol oranını rahatlıkla tutturacağını düşünmekteyim. Bu bakkal hesabı ile 7-10 gol arasına "normal" daha fazlasına da "baba büyüksün" der geçeriz. Aşağısı olmayacaktır. Asist sayısı için bir şey söylemek Mustafa Denizli kahinliğine kaçar. O kısım sürpriz olsun.

Tahmin kısmından saha içine geçelim. Geçtiğimiz pazar günü oynanan Galatasaray maçı ile de gördük ki Almeida yoksa Beşiktaş kafası kesilmiş tavuğa dönüyor. Almeida'nın oynayamayacağı karşılaşmalarda gerek kalitesi gerekse de oyun kimliği ile Beşiktaş'ı ayakta tutabilecek bir isim olacak. Bunun yanı sıra forvetin kanatlarında -özellikle sol- rahatlıkla oynayabilecek bir isim olması da ileri bölgede alternatif açısından Samet Aybaba'nın elini güçlendirecek. İlk yarıda örneğini bol gördüğümüz üzere oyun sıkıştığında hamle şansı olmayıp topu sadece Almeida'ya şişiren takım için Niang'ın top taşıma ve rakip savunmaları delme özelliği rahatlatıcı bir unsur olacaktır. Almeida'yı çok andık ama son vuruş özelliği ile saç baş yoldurması Niang ile biraz olsun hem onu hem de taraftarı rahatlatacaktır.

Oyun planından bağımsız saha içine geldiğimizde ise Niang şayet takıma çabuk adapte olursa saha içinde bazı durumlarda baş gösteren o tecrübe ve liderlik eksikliğini de kapatabilecek bir isim olarak göze çarpıyor. Tribünleri ateşleyebilecek -pozitif ayrımcılık geliyor yanlış anlaşılmasın- "ten rengine" sahip olması da taraftarın yıllardır arayıp bulamadığı o "siyahi golcü" açığını da kapatmasını sağlayacak.

Eksileri:

-ler çoğul ekini kullanmam yanlış oldu aslında. Eksik demem bile hatta. Yazılı basınımızın kullandığı "tatlı sıkıntı" kavramı girecek şimdi yazıya. O sıkıntı da aslında pek tatlı değil: Yabancı kontenjanı sıkıntısı...

Sonuç:

Her açıdan muazzam transfer. İlacın etken maddesi niteliğinde bir transfer. Yönetimi tebrik etmek lazım.

NOT: Chimera, Yunan Mitolojisi'nde ağzından ateş çıkaran ejderhavari bir yaratık.

DİP NOT: Tribün tarihinin en iyilerini yaparken şunu unutmuşum, özür dilerim. Videoyu çeken arkadaşın son cümlesi için ben özür dilerim :)


Ufuk Tolga Aldırmaz

16 Ocak 2013 Çarşamba

Tribünlerin Top 3'ü

Bu zamana kadar taraftarlara değinmediğim için çok eleştiri aldım. Bunları hem negatif hem de pozitif olarak kategorize edebiliriz. Bu bağlamda aslında içimde olan bir şeyi ilk kez buraya taşıyayım istedim. Çıkış noktam ise yalın biçimiyle kahvehane istişaresidir. Özellikle batak masasında oturanların sigara molası esnasında beyin fırtınası yaparak oluşturduğu bir olgu da diyebiliriz.

Son zamanlarda tezahüratlara dadanmış vaziyetteyim. Akranlara da bu konuyu açtığım zaman hem onların önerileri hem de kendi kafamda olanlar ile birlikte bir TOP 3 oluşturmuş oldum. Fazla uzatmadan üçten geri sayalım:

3. Yanılmıyorsam Vamos Bien'in tribünlere kazandırdığı "Haklıyız Kazanacağız" bestesi. Sıkı bir Grup Yorum dinleyicisi olarak, aynı zamanda Fenerbahçe tribünlerinde sol temalı bir bestenin dillenmesi benim açımdan çok önemlidir. Hepsini bir kenara bırakayım, sözler güzel abicim:


2. Bunun üzerine değil kelimeler uzunca bir makale bile yazarım. Her dinlediğimde gözlerim dolar."Sen bana babamdan kalan miras değil, oğluma olan borcumsun":


1.Bu ikiliyi geride bırakan ve bu postun gelmesine sebep olan beste. Göztepe'ye sempati duymamı da sağladılar diyeyim."Issız kuytu köşelerden ant olsun ki döneceğiz":


NOT: Her türlü itiraza, ekleme çabasına açığım.

Ufuk Tolga Aldırmaz

15 Ocak 2013 Salı

Fenerbahçe ve 3'lü defans ihtimali

1461 Trabzon maçı yine gösterdi ki Fenerbahçe'de değişen hiçbir şey yok. Geleceğe dair umudumuzu sürdürmemizi sağlayan Salih dışındaki tüm oyuncular orta sahada pas yapmaktan,topu öne taşımaktan, pres yapmaktan çok ama çok uzak. Sezon başından beri dile getiriyorum Topal gibi, daha çok merkezde karşılayan, oyunun hücum tarafını oynama sıkıntıları olan bir orta saha oyuncusu ile oynayan pek takım kalmadı.
Günümüz futbolunda Mehmet Topal'ın pek çok takımın tercih etmeye başladığı 3'lü savunma anlayışında kullanıldığı takdirde daha yararlı olabileceğini düşünüyorum.

         
             Defans 3'lüsü   Yobo - Topal - Transfer ( Hızlı ayağı iyi önde baskı uyguladığında topu öne oynayabilecek Beria olabilir ) 
 3'lü savunmada kenarlara doğru açılacak stoperler arası yerleşik oynamayı bilen ( Valencia'da benzer rolde oynadı ) Mehmet Topal ile  pas dağıtımını savunmadan başlatabilir, orta alanın önde uyguladığı baskıya destek sağlayabilir, bloklar arası mesafeyi de daraltabiliriz.
           Orta alan  Salih - Meireles - Topuz/ Transfer ( Belhanda ) 
3'lü savunma anlayışını düşünmeme sebebiyet veren 'takımın alan savunma zaafiyetleri' ve pres sorunun Mehmet Topallı orta saha ve birlikte oynadığı oyunculardan kaynaklı olduğunu düşünüyorum. Kariyerinde en iyi oyununu Valencia'da savunmayı 3'lediği ve Euro 2008'de stoper  oynadığı dönemde oynadığını düşünürsek Mehmet'in ben stoper arasında oynarsa daha yararlı olacağını düşünüyorum. Savunma ve orta alan arasındaki kopukluğu gidereceği, alan presini de daha iyi uygulamamıza da yardımcı olacağı kanaatindeyim.. Oyunun iki yönünü de oynayabilen, topu iyi yönlendiren Raul ve Salih'ten oluşacak  orta sahamızın yanına bir transfer ( Belhanda ) edildiği takdirde orta alanın bu oyunu çok iyi yönlendireceği kanaatindeyim.
            Forvet 
Kuyt - Sow - Krasic/Stoch ( ilerleyen yıllarda Recep )
                 Geriden oyun kurmaya yatkın, orta alan baskısına eşlik edebilecek bir stoper ( Mbiwa - Beria ) transferi ile bu oyuna uygun beklerimiz, oyunun iki yönünü de oynayabilen Meireles-Salih'in yanına olası Belhanda transferi ile 2.yarıda formunu yukarılara çekmesini umduğum Krasic, Kuyt ve Sow'lu kadromuzun 3'li savunmaya oldukça yatkın olduğunu düşünüyorum.
 




                     Volkan

Yobo                                       Serdar/ Transfer

                Mehmet Topal


         Salih                   Meireles
                 Baroni/ Transfer
                   
    Kuyt                           Krasic / Stoch
                        Sow                    

               


                  

21 Eylül 2012 Cuma

Panyalı Gol #6

Temsilcilerimizin Avrupa karşılaşmaları, Mirsad Türkcan'ın vedası ve Fenerbahçe Ülker'in kadrosuna ufak bi göz attık.


13 Ağustos 2012 Pazartesi

Arayışlar ve Sorunlar


Süper Finalli Spor Toto Süper Ligimiz’in yine Süper olan (!) Kupa’sı ile geçen sezonun son kupası da sahibini buldu. Bundan ziyade sezonun ilk mücadelesi olması açısından bu mücadele çok daha büyük bir önem arz ediyor. Tabii ki Erzurum’da alınan kupanın hem manevi hem de iki takımın arasındaki rekabetten dolayı çok daha büyük bir anlamı olduğunu görmezden gelmek olmaz.

Genel itibari ile iki takımın da daha tam anlamıyla hazır olmadığını ve birçok eksik ile mücadeleye çıktıklarını unutmayıp, maçı bu eksende yorumlamak gerek. İki takımı da ne göklere çıkarmalıyız ne de yerin dibine sokmalıyız. Tüm bunlara rağmen bu maçın ışık tutucu taraflarının da olduğu aşikar. Önce maça ufak bir göz atıp eksiklere bir bakalım istiyorum.

Maçı devre devre incelemekte fayda görüyorum. İlk devre geneli itibari ile doğruları yapan bir Galatasaray ve edilgen bir Fenerbahçe vardı. Galatasaray akil bir biçimde önde bastı. Zaman zaman sekteye uğrasa da alan daraltma işini iyi becerdi.  Yine zaman zaman takım halinde topun gerisine gelip, hızlı biçimde saldırı konumuna geçti.  Bunların efektifliğe dökülmesi ise Fenerbahçe’nin yukarıda belirttiğim edilgen yapısından kaynaklanıyordu. Çok yumuşak bir defansif hat ile oynanan ve bu hattın topla arasının iyi olmaması baskı yapan Galatasaray’ın işini kolaylaştırıyordu. Nitekim böylece pozisyonlar üst üste geldi. Aynı zamanda Cristian’ın stoperlerin arasına girecek kadar fazlaca geriye gelip top “çıkaramaması” da yenilen baskının savuşturulamamasına neden oluyordu. Dikkat çekici olan burada Mehmet Topal yerine Cristian’ın kullanılması. Kısacası Aykut Kocaman arayışlarda. “Yeni Eklenen Parçalar ve Fenerbahçe” yazımda belirttiğim gibi, oraya transfer yapılmaması halinde takım anlamında çöküşe kadar gidilebileceğinin işaretçisidir. Emre Belözoğlu lig ve özellikle Avrupa’da çok aranacaktır. Aykut Kocaman’ın, kocaman egosu maalesef an itibari ile Fenerbahçe’nin zararına bir eyleme dönüşmüştür.  On dokuzuncu dakikada Mert’in hatası ile gelen gole, Alex 45+1. Dakikada biraz da şans işi bir gol ile cevap vermiş oldu:1-1…

İkinci devre ise Fenerbahçe ölü toprağını üzerinden atarak sahaya çıkmıştı. Defans hattı daha dengeliydi.  Top biraz daha rahat bir biçimde ön bölgeye aktarılabiliyordu ki bundan etken Galatasaray’ın ön alan presinde vitesi düşürmesinden kaynaklanıyordu. İlk yarıya göre pozisyon anlamında daha kısır giden mücadelede elli sekizinci dakikada Kuyt’ın ön alanda düşmesi(çok tartışılır) ile kapılan topta Selçuk’un yine Umut’u müthiş bir şekilde topla buluşturması neticesinde Umut da güzelce bir son vuruş ile topu ağlara gönderiyordu. İzmir’de Lazio ile yapılan hazırlık maçındaki golün bir benzeri atılmıştı. Aktör bana kalırsa yine aynı: Selçuk İnan.  Golden sonra altmış beşinci dakikada kullanılan korner neticesinde oluşan karambolde Kuyt yine o öldürücü ceza sahası bitiriciliğini konuşturdu. Golden daha önemli olan bir şey varsa sanırım o da Engin’in atılış şekli. Kendi kendime “Bu adam sanırım şizofren.” dedim. Zaten mimli olan bir adamın artık cezasını çekme vakti gelmiştir. Bakalım Fatih Terim ve akabinde yönetim nasıl bir cezayı ona layık görecekler. On kişi kalınınca Terim hemen 4-4-1’e dönüldü. Elmander yerini Amrabat’a bırakıyordu. Aynı zamanda Topal yerini Krasic’e bırakıyordu ve Topuz da o bölgeye kaydırılıyordu. Kısacası Aykut Kocaman “yine” arayışlarda. İstenilen etki bu değişiklik ile de görülmedi. Aksine Galatasaray Selçuk’un yanına Hamit’in çekilmesi ile onu daha rahat kullanmaya başlamıştı. Bu da direkt olarak topa sahip olmada ve dirence etki etti. Fenerbahçe tekrar edilgen görüntüsüne dönüyordu.  Performans anlamında gittikçe düşen iki ekibin de son darbeleri vurma çabaları doğal olarak baş gösteriyordu. Neticesinde doksanıncı dakikada kazanılan penaltı da fişi çekiyordu. Yaklaşık yirmi beş dakika on kişi oynamasına rağmen Galatasaray’ın kupayı alması da son derece enteresandı: 3-2…

Gelelim sorunlara.

Galatasaray:

1.Hakan Balta’nın lig ve Şampiyonlar Ligi temposunu kaldırması zor gözüküyor. Bir transfer elzem gibi duruyor.
2.Semih Kaya artık acemilik dönemini atlattı. Daha sezonun başı fakat hatalarına hoşgörüyle bakılmayacağının da bilincinde olmalı.
3.Melo’nun ve özellikle de Selçuk’un bir alternatifi daha yok. Hamit dahil o etkiyi yapabilecek bir isim kadroda yok ki üst düzey iki oyuncu olması açısından normal gözüyle bakalabiliriz. Buna rağmen yokluklarında çok zorlanılacaktır. Fatih Hoca bir çözüm yaratabilmeli.
4.Engin Baytar’ın kadroda bulunması başlı başına bir sorun yaratacak ve mental yorgunluğu da teknik ekip adına getirecek.
5. Forvet hattında tatlı bir sorun yaşanacak. Fazlalık, futbolculara form tutturmada sıkıntı yaratabilir, dikkat. 

Fenerbahçe:

1.Defans hattı Gökhan Gönül ve Joseph Yobo’nun gelişi ile kendini toparlayacaktır lakin alternatifsiz olduklarını gördük. Kaliteli isim eksikliği var.
2.Sow mu Kuyt mı tartışmaları yakında yaşanmaya başlayacaktır. Stoch ve Caner tercihi de bir o kadar…
3.Pas takımı olarak bilinen Fenerbahçe’nin pas ayaklarının azalması ve transferin kapandığının dile getirilmesi.
4.Deplasman sıkıntısının tekrir olacağının gözükmesi.
5.En büyük sorun: Aykut Kocaman…

NOT: Selçuk İnan ve Dirk Kuyt. Tartışmaya kapalı iki isim.

Ufuk Tolga Aldırmaz



9 Ağustos 2012 Perşembe

Yeni Eklenen Parçalar ve Fenerbahçe


Geldik ligi ikinci bitirip, sezonu kupayla tamamlayan Fenerbahçe’ye. Sonda söyleyeceğimi peşin peşin başta söyleyeyim: “Üç Temmuz ile Başlayan Süreçte”  adlı parodinin bir şekilde bitmiş olması gerçekten de çok sevindirici.

Hemen gelenlere bakalım. Yanlarında göreceğiniz meblağlar yine bonservis bedelleri olacak:

Dirk Kuyt-1.000.000 Euro
Salih Uçan-1.550.000 Euro
Hasan Ali Kaldırım-3.750.000 Euro
Mehmet Topal-4.500.000
Egemen Korkmaz-Bonservis Yok
Milos Krasic-7.000.000 Euro
Joseph Yobo-2.500.000 Euro 

Mevkii mevkii gitmeye devam edeceğiz. Doğal olarak yine kaleden başlıyoruz.  Fenerbahçe’nin kaleci rotasyonunda Volkan Demirel, Serkan Kırıntılı ve Mert Günok gibi üç kalburüstü isim mevcut. Volkan, diğer ikiliden dünya standartlarında bir kaleci olarak ayrılıyor. Büyük bir sakatlık geçirmediği takdirde ve kupa maçlarında yersiz bulduğum rotasyon dışında kaleye ambargo koyacağı kesin. Olağan dışı durumlarda ise yerini tölere edebilecek isimlerin varlığı kendini kesinlikle gösteriyor.  Bu noktada sıkıntı yaşanmayacaktır. Hatta Fenerbahçe’nin en güçlü olduğu mevkiilerden biri de diyebiliriz.

Defans hattına geçtiğimiz zaman Egemen ve Hasan Ali ikilisinin monte edileceği bir dörtlü göreceğiz. Bu hattı, Gökhan-Yobo-Egemen-Hasan Ali şeklinde realize edebiliriz. Yobo’nun alınışı ile taraftarın derin bir oh çektiği su götürmeyen cinsten. Onun partnerinin kim olacağı geçen yıl itlaflı bir konuydu. Bonservis verilmeden bu noktaya alınan Egemen, bu bağlamda önemli bir transfer olarak bir adım öne çıkıyor. Egemen’in geçen yıl oynadığı üst düzey futbolu devam ettirip ettiremeyeceği belki de bu transferdeki –diğer konulara Fenerbahçe taraftarı Diego Lugano’dan dolayı alışkın- tek soru işareti. Ayrıca kenarda geçen yıl iyi performans sergileyen Bekir İrtegün ve potansiyelli kontenjanından Serdar Kesimal’in de bulunması el rahatlatan cinsten. Gelelim beklere. Reto Ziegler’in derbi maçlar dışında vasatını aşamayışı ve yabancı kontenjanını işgal edişi Fenerbahçe’yi Hasan Ali’ye yönlendirdi. Bu yönleniş açıkçası beklediğimden iyi sonuçlar vermeye başladı. Hasan Ali, bu çizgisini devam ettirse Ziegler’den çok daha verimli bir isim olacak. Arkasında da Özgür Çek’in varlığı, onu amiyane tabirler fiştekleyecek unsur olacaktır.  Aksi tarafta ise Gökhan Gönül’ün sık sakatlanmaya başlaması ve Orhan Şam’ın varlığı handikap oluşturabilecek unsurlar.

Geldik yine en kilit bölüme: Orta Saha. Hemen kötü noktadan başlayalım da adım her zamanki gibi felaket tellalı olarak anılsın. Aykut Kocaman’ın bariz şekilde ego problemi yaratarak gönderdiği Emre Belözoğlu’nun yeri daha şimdiden belli oluyor. Geçen yıl Fenerbahçe’de buraya da  defalarca yazdığım üzere, hadi fazlaca abartmış olayım, Alex kadar önemli bir isim olarak Emre’yi görüyordum. Tıpkı Melo gibi kişiliğini beğenirsiniz ya da beğenmezsiniz o nokta önemli değil lakin takıma katkısı muazzam olan bir isim-idi. Olmuşla ölmüşe çare yok derler. Yerine diyemesek de aynı mevkiiye Mehmet Topal transferi gerçekleşti. Mehmet, Emre’nin tam zıttı bir dip dersek yanlış olmaz. Daha çok süpürücü olarak nitelendirilebilecek bir isme siz box to box özelliği addetmeye çalışırsanız size “Etme eyleme Aykut Hoca!” denir. Nitekim olmuyor da. Bildiğimiz üzere bu noktaya bir transfer beklentisi daha var. Tino Costa ismi geçiyordu. Hala uğraşıldığını biliyorum. Alınabilirse “cuk” oturacak bir isim olacaktır. Olmasa bile topla arası en az onun kadar olan ve pas yüzdesi üst düzey olan bir isim transfer edilmeli. Emre mevzuusunu bu şekilde kapatıp Mehmet’in varlığı ile geçişimizi yapalım.

Bilindiği gibi Aykut Kocaman çok ilginç zamanlarda 4-3-3 sevdalısı olarak çıkabiliyor. Bu noktada yapılacak transfer ile birlikte Cristian-Mehmet birlikteliği önemli verim verebilecek vasıflara sahip bir üçlü olarak göze çarpar. Mehmet de bu noktada üst düzey verim verebilir ki verecektir. Aynı zamanda 4-3-3’ün ileri üçlüsünün sağ kanadı olabilecek bir isim yani Krasic’in gelişi bu planları doğrular nitelikte. Saf bir sağ kanat ve aynı zamanda önemli bir yeteneğe sahip olan Krasic için akıllardaki tek soru işareti Alex ile uyumunun nasıl olacağıdır. Buna paralel olarak Fenerbahçe’nin yaralı karnı olan deplasman mücadelelerinde, topu ayağına daha az alan bir takım olarak iç saha maçlarına oranla çok daha etkili bir isim olabilir diye düşünmekteyim. İki yıldır Aykut Hoca’nın bu transfer için “yırtınması” da muradına ermesi ile son bulmuş oluyor diyebiliriz. Gelelim Salih’e. Açıkçası STSL’yi izlerken zorlanıyorum. BA1L’ini takip ettiğimi bu yüzden iddia edemem. Salih konusunda gerçekten takipçisi olan isimlerin verilerini gönül rahatlığı ile sizle paylaşabilirim. Gözüme giren en önemli veri, modern bir orta saha olarak nitelendirilmesi. Selçuk İnan tarzında bir orta saha oyuncusu denmekte. Bu bile beni heyecanlandırmaya yetiyor açıkçası. Umarım bir Abdülkadir Kayalı olmaz diyelim.

Tüm bunlara ek olarak Kuyt’ın gelişi ile forvet hattında da genel anlamda hücumu da varyasyon anlamında genişletecek bir hamle olacak. Krasic’in gelişi ile Kuyt’ı daha çok forvet mevkiinde görmemiz az bir olasılık değil. Hatta ve hatta Moussa Sow’un eksik olduğu tek konu olabilecek o duvar olma, ileride ekstra top tutabilme ve defansı tabiri caizse tam anlamıyla delik deşik etme özellikleri de sarışın yıldızımızda mevcut. Oyun zekası ile kilitlenen defans anlayışlarını çözmek adına önemli bir silah olacak. Üstüne üstlük bunu Semih ile yapmaya çalışmak yerine Kuyt ile yapmanın anlamının ne denli önemli olduğunu –inşallah olursa- Şampiyonlar Ligi maçlarında göreceksiniz. Ters kanattaki Stoch ve Caner  ikilisi ise tam anlamıyla “dengesiz” bir ikili. Müthiş işler de becerebiliyorlar, tam tersi rezil bir futbol da oynayabiliyorlar. Buna rağmen Stoch’un geçen yılın son dönemindeki performansı çok iç açıcıydı. Öyle ki kimi taraftarın fetişi haline de gelebildi. Haksızsınız da diyemiyorsun tabii ki ve son olarak kaptan. Alex’i anlatmak gibi bir kendini bilmezlik yapmayacağım ama Aykut Kocaman’ın tercihleri onu da etkileyecektir. 4-3-3’e adapte olan oyunda onun adına işler sarpa sarabilir. Unutmamak lazım, çok basit bir laf ama bir o kadar da büyük bir gerçeklik: Fenerbahçe, Alex ile var.

Geldik ileri hücum bölgesine. Sonda söylenecek şeyi başta söyleyerek yine ters gidelim. Moussa Sow’un gönderilip yerine Batefimbi Gomis’in alınmak istenmesi tam anlamıyla “faciadır”. Sow’un kalibresi daha üst düzeyde. Gomis’in bu işi karşılayabilmesi konusunda ciddi şüphelerim var. Üstüne üstlük bir ton sorun ile transfer etmiş olursunuz. Henri Bienvenu ve Semih ikilisi ile birlikte yukarıda bahsettiğim gibi Kuijt’ın varlığı Kocaman’ın elini güçlendiren düzeyde. Pas geçilemeyecek nokta ise ne Bienvenu’nün ne de Semih’in istenileni karşılayabileceğini düşünmemem. Sahadan yansıyan da bizatihi bu. İşleri zor.

İdeal kadro şu şekilde oluşacaktır:



SONUÇ:

Defalarca Aykut Kocaman’ın isminin karakterlerini tuşlara vurmuşum.  Demek istediğim Fenerbahçe’yi ileriye de geriye de götürecek ismin Aykut Kocaman olduğu. Transferler konusundaki vizyonunu gerçekten çok beğeniyorum lakin bu isimleri kontrol ediş ve kullanışta o kadar iyi olduğunu düşünmüyorum.  Takımın şansını kendisi yaratacak. Galatasaray’ın favori olduğu yarışta onu zorlayabilecek tek takım Fenerbahçe. Bir üçüncü takım çıkaramadığım düzende Aykut Kocaman’ın akil işler yapıp artık rüştünü de ispat etmesi gerekiyor. Benim ve daha da önemlisi kendi taraftarlarının kafasındaki soru işaretlerini yok etmeli. Zira kendisine karşı kocaman bir umut besleniyor. 

NOT-1: Yukarıda verdiğim diziliş oyuncu değişimleri olsa da bu şekilde olacaktır. Aykut Hoca'nın maçlarda kafasında kuracağı taktik plana göre bu oyuncu değişimleri boy gösterecek. Ekstra olarak ligde yabancı sınırlamasına takılan isimler de doğal olarak ihtimal dahilindedir. 

NOT-2:Bu yazı Fenerbahçe'nin Vaslui'yi Kadıköy'de ağırladığı maçtan bir gün önce yazılmıştır. Zaman problemi yayınlamamda engel oluşturdu diyerek ufak da bir özür dilemiş olayım.

Ufuk Tolga Aldırmaz




 

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...