Salih Uçan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Salih Uçan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Mayıs 2013 Cuma

Ahlar vahlar arasında elendik

Öncelikle; Bize Amsterdam hayali kurduran herkese helal olsun,emeklerine sağlık. Kolay değildi bir takımın onca krizden buralara gelmesi.
Maç özelinde çok kısaca değineyim. İlk maçta 1 ve 2.bölgelerden 4.bölgeye oyun kurmada çok başarılı olmuştuk. Rakip stoperlerin cepheden gelen hemen hemen her topta sorun yaşadığını iyi analiz eden hoca, Topal ile geçiş oyunlarında Raul ile de pas akışı ve merkez baskısında avantaj sağlamıştı..
Bu maçta o iki adam yoktu, üstüne üstlük o iki adamın rahatlattığı savunmanın çıkardığı topları indirip, etrafına servis eden, orta sahayı hücuma katmayı bilen Webo da yoktu.

Bu takımın 1-0 mağlup başladığına işaret olarak kalsın.
Aykut Kocaman'ın sakin kimyasına paralel bir futbol sergileyen,ve bunun meyvesini de yarı finale kalarak alan Fenerbahçe'de işler tamamıyla terse dönmüştü.

Rakip takım sahaya 4-2-4 ile yayılırken, sol bekleri ilk maçta orta saha oynamıştı. Bir orjinal ön libero bir de savaşçı orta saha ile önde hareketli 3 adam bir de duvar ile oynayan Benfica, eksik Fenerbahçe'yi sahasına hapsetti pas yapmasına bile izin vermedi.
Yenilen gollerin her birinden önce geliyorum diyordu. Maçın hemen başında 9.dakikada 'bu seviyede nasıl gol yemektir bu ya'' nın ilk bölümünü çekti Fenerbahçe.
Caner takip etmedi Selçuk geç kaldı: Golün adı budur.
 Baştan beri zayıf olan savunmamız neden bu maçta çok fazla error verdi:? Kısaca, zayıf stoperlerle oynuyorsan ya merkezde tempo belirleyen orta sahaların olacak,geçiş oyununu iyi oynayacaksın,ya da çok etkili ön alan alışverişin olacak, bir pivotun olacak, ona oynanan toplarla merkezin oyuna katılacak. Bu dediklerimin 3'ünü: Topal,Raul ve Webo ile yapıyorduk.
 Örneğin, Galatasaray alışılagelmiş pas oyununu oynayamayınca savunma hattındaki zaaflar hep göz önüne çıkar. Bizde de Topal ve Raul'un yokluğunda pas trafiğini sağlayamayan, ilerde yalnız kalan ve topu tutamayan Sow, hücumda sağlanamayan tüm ritimsizlikler sana ''savunma zaafı olarak döner'' sözümün ne denli doğru olduğu masturbasyonunu bana yaşatıyordu.
Gol sonrasında da hücumla bize savunma yaptıran Benfica, seyircisinin de yardımıyla oyunu tamamiyle domine etti. Hemen hemen her pozisyonda hakemi baskı altına almaya çalışan taraftarıyla, Fenerbahçelileri 10 yıl daha yaşlatan Benfica hücumları bir nevze de olsun yavaşladı. Merkezde iki pas bile olsun yapabilmenin getirisi olarak ileride çoğalan Fenerbahçe, sağ içten geliştirdiği pozisyonda, rakibin zayıf karnı olan cepheden gelen yüksek topta, ofsayt da olsa penaltıyı yakaladı. Daha topa gelirken,bu gol dedirten Kuyt, skoru dengeledi. O andan sonra 2 gol atması gereken ev sahibi ekip, 5-10 dakika ciddi bocaladı. Kırılma anı 1: Caner'in soldan altı pasa çıkardığı topta Sow dokunamadı. Kırılma anı 2: Kuyt bomboş kaleye golü atamadı.
Golden sonra 2 net pozisyon ve boş alanlar bulan Fenerbahçe'de ''bu seviyede bu gol nasıl yenir'' 2 filmi vizyona girmişti. Serbest vuruşu hızlı kullanan Benfica,Cardozo,gerisini biliyorsunuz. Devre arasına önde girme şansını bu denli ahmakça bir hatayla tepen Fenerbahçe, 2.yarı için de umut vermiyordu.
45.dakika: Kırılma anı 3
Sev sevme,iyi oynasın kötü oynasın, Fenerbahçe'nin geçiş savunmalarını yapacak 2 adamı var. Topal'ın yokluğunu bugün yaşadığın kalp krizlerinle ödedin zaten. Yokluğunda forma giyen Selçuk, her ne kadar kötü oynasa da doğru yerlerde olması ve alan parselizasyonu iyi yapması nedeniyle, ileride top tutamayan merkezde rakip hızlu hücumlarına fırsat tanıyacak derecede pas hatalarıyla oynayan Fenerbahçe'de, bir nevi emniyet kemeriydi.
Selçuk çıktı Topuz girdi

Topuz'un girmesi Selçuk'un çıkmasıyla, ''ha şimdi oldu'' bak gel gör diyen futbol ulemaları!, o dakikadan sonra bir daha derli toplu rakibe basamayan adım adım sahamıza yayılan Benfica'ya övgüler yağdırırken, takımı da yeren tweet'leri atmaya başlamıştı.

Kırılma anı 4: Gökhan'ın herkesi korkutan sakatlığının ardından, her zaman sadece bu yönünü beğenmediğim hocam, kriz anında bir B planı olmadığını bana hissettirdi. O dakikalarda rakibin oyunu alanıma yığmasını, dilediği gibi top koşturup, ceza sahamızı zorladığını,deli gibi baskı yediğimizi görmezmiş gibi; Bekir'i Gökhan'ın yerine aldı. Oysa ki; Çok basitti. Topuz beke kay, son maçta da bu maçta da toparlandığını gösteren ve rakip beklerin bu kadar zayıf olduğu bir oyunda anahtar olacak Stoch'u al,Gökhan'ı çıkar. Olmadı bu; Bekir girdi,baskı arttı,Sow yalnızlık şarkıları paylaştı,ve Bekir A.Ş gururla sunar dedi ve golü yedirdi,orada o anda ne yapıyordu anlamak güç cidden.


O andan sonra
Bireysel anlamda tecrübesizlik de çok etkiledi. Eğer ki takımın en sakin adamı 19 yaşındaki Salih ise, burada bir düşünmek lazım. İlla bir günah keçisi de lazımsa Sow ve Caner'in oynadığı şu futbolun izahı yok, Yobo'ya laf edenlerin de hayatların neden-sonuç ilişkisiyle bakma özellikleri yok,o sürüm güncellenmemiş demektir.
Hamle çok ama çok geç kaldı be hocam
Biliyorum, bu kadar hızlı kontracıları olan bir takıma karşı stoperleri öne alıp hücum etmek kolay değildi,ama bir şey deneseydik en azından,böyle çaresizce gollerle,elenmeseydik. 75'te oyuna giren Stoch'la sol kanatta etkili olan Fenerbahçe, merkeze gönderdiği her topta bu takıma gol atarız dedirtti. Savunmadan seken topa kafayı vuramayan, sağ kanatta şutunda gole yaklaşan Sow ve Kuyt'ın pozisyonları haricinde, Egemen'i santrfora çekip, Salih'i ön libero, Baroni'yi de stopere çeken Fenerbahçe, çaresizliğin filmini çoktan yazmıştı. Olmadı,elendik,sağlık olsun,sen kara deryalarda bir Fenersin,bize yaşattığın mutluluk yeter,önemli olan seneye de başarıyı sürdürmek.
Of ulan of,diyerek bitirelim.

7 Nisan 2013 Pazar

GELİYORUZ: AYAK SESLERİ


Şu sıralar pek çok şeye yetişemiyorum. İş güç,vaktimi anlamlı kılan güzel bir sevgili aşk,tüm bunların ortasına taht kuran başka bir aşk Fenerbahçe. Şu an maç hakkında sıcağı sıcağına 2 kelam etme arzusundayım,zira vaktim olmayacak,gündem de yoğun değilken,aradan çıkartayım şu işi.

Artık,kaybedenin knock-out olacağı haftalar bunlar. 3 kulvarda da yoluna emin adımlarla ilerleyen Fenerbahçem,şampiyonluğu afedersiniz,dünkü kahpeliği gördünüz,şu orospu çocuklarına bırakmamak için,sahaya çıktı. Ben takımda yeniden 2010-11 sezonu ruhunu görüyorum. İnanmışlık,azim,sakinlik,hırs kazanma arzusu var hepsi. Tabi bunların yanında şans da bizimle tekrardan.


Pek çoğumuzun kafasında sorular vardı maç öncesinde. Fenerbahçe nefreti ile kendi iktidarını pekiştiren şeref yoksunu bir başkan,küme düşmemeye oynayan bir Orduspor ile deplasman...

Maç özelinde konuşursak eğer; Sow ve Emre'nin Fenerbahçe için taktiksel,mental olarak ne kadar önemli olduğundan söz etmeye gerek yok sanırım.
Orta sahada Emre'nin yokluğu ileride Yorke-Cole ikilisi gibi uyumlu Sow-Webo'dan, Cole ( Sow ),'un yokluğunda, York'un ( Webo'nun ) ne yapacağı merak konusuydu.
Maçtan önce mehter marşıyla gazlandırılan,Aziz Yıldırım'a küfür ettirilen,nefret dolu bir tribüne karşı sahaya çıktık.
Nitekim ilk 10 dakikada topu ayağımızda dahi tutamadık. Henüz ilk 10 dakikada 3 net pozisyon yakaladı Ordu. 20.dakika sonrasında savunmamızın da öne çıkması,Salih ve Raul'un merkezde rahat pas servisleri sunmasıyla,oyunu denge altına aldık.

Savunma ve tempo olarak zayıf oyunculardan kurulu Ordu orta sahasında,30.dakika sonrasında,ilk 20 dakikadaki yoğun baskının yerini yorgunluk ve bitkinlik aldı. Top kurma ve ilk topa sert olmada oldukça başarılı olan libero orjinli Yussuf ile Webo'yu kitleyen ev sahibi ekibi,savuna arkası koşularla vurma planının etkili olacağı aslında gol öncesinde sinyalini vermişti.
Caner'in muhteşem pasında, 20 yıllık santrformuşcasına sol ayağıyla harika bir plase vuran Salih, umutla beraber gelen isyan ateşini yakmıştı.
Gol sonrasında oyunu kontrol altında tuttuk ve ilk yarıyı bu skorla bitirdik.

İkinci yarıya da tempolu başlayan ekip Ordu oldu.Ama ilk yarının ilk dakikalarındaki gibi yüksek tempo bulamadılar,
İlk 5 dakika sonucunda oyunda baskıyı püskürten ve rakip alana soğutucu paslarla yayılan bir Fenerbahçe vardı. Nitekim gol de böyle geldi. Raul-Salih-GG ve Kuyt dörtgenini rakip alanın sağ kanatına kuran sarı kanaryalar, golün de pratiğini yapıyordu o sıralarda. Bu dediğim 52 ve 56 arasında oldu.

Kuyt ile Webo'nun rakip alanda rahat paslaşmalarının cezasını Salih, harika bir golle kesti. 19 yaşında,kendinden bu kadar emin,kafası önde,ayaklarına ve aklına hakim bir çocuk. Umut ettiriyor bize,ümitlendiriyor,utandırma çocuk. Bu maç özelinde pek de söylenecek bir şey kalmıyor aslında.
Son haftalarda Fenerbahçe'nin nefesini ensesinde hisseden, bir kaç güç odağının çıkardığı yalanlar,iddialar,çirkeflikler,bizim doğru yolda olduğumuzu gösteriyor. İnanıyoruz hocam,çok özledik gülmeyi,çok istiyoruz.

15 Mart 2013 Cuma

Böyle oynayacaksak çıkmayalım: Sağlığımız için!

Plzen'deki ilk karşılaşma öncesinde 11'leri öğrendiğimizde hemen herkes, hocanın büyük kumar oynadığını, Topal-Selçuk orta saha merkez tercihinin turun gitmesine neden olabileceği kara senaryolarını dillendirmişti. Plzen'de gerek taktiksel gerek bireysel olarak sezonun en iyi performansını vermişti Fenerbahçe. Yerinde gelen hamleler,doğru analizler, turu getirecek olan galibiyetin baş faktörüydü. Oyunu tutman gereken,temponun iniş çıkışına senin karar vermen gereken deplasmanda 'Böyle oynamalıyız'' dedirtmişti Aykut Hoca. Pek çoğumuzu da haksız çıkarmıştı.
Selçuk-Topal ikilisinin o günün şartlarında doğruluğuna hak vereduralım, seyircisiz de olsa kendi sahanda böyle bir tercihe,yarı sahana hapis futbolu tercih edeceğine inanmamıştım. Bir deplasmanda taktiksel başarı ile bizi utandıran Kocaman, çok geçmeden bu maçtaki kenar yönetimiyle,bizleri tekrar haklı çıkaracaktı.

Orta saha 3'lüsü
Sezon başından beri dile getirmekten usandım,dilimde tüy kalmadı. Selçuk/Topal ikilisinden birinin oynaması takdirinde orta sahada oluşacak mesafe ve pas trafiği sorununu bizler hesaplamaya çalışırken, bu iki kesici ve baskı altında hataya çok müsait profillerin beraber sahada yer aldığında oluşturduğu tabloyu anlatmaya çalışmak inanın hiç de kolay değil. Rakip ceza sahasına yönelmesi olmayan, karşılayıcı,,ayak kabiliyeti düşük Topal-Selçuk ikilisi ve önlerinde gamsız Baroni'yi koyduğun anda, takımın bloklar arası mesafesi 60 metreye varıyor. 2 kesicinin önüne, teknik düzeyi denizde olmayan gelgit'li Baroni'yi monte ettiğin anda, topla da dripling edip mesafe daraltamadıkları için, Sow'a giden her top duvara çarpar gibi geri geliyor. En azından topu durdurup,desteğe gelen arkadaşlarına pas çıkartacak kadar bile formda olmayan Sow'lu Fenerbahçe ilerisinden her top geri döndü. Ön alan oyuncularının statik olması, merkez oyuncularının pas trafiğine uygun olmamaları  nedeniyle, takım ritmi bozuluyor. Önde sağlanamayan ritimsizlik, ön alan oyuncularını da oyundan düşürüyor ve giden her top geri geliyor. Bunun karşılığında önde yakalanamayan tempo, bizlere taraftarlara kalp ritminde bozukluk olarak geri dönüyor.

Takdir-i ilahi
Hiç böyle laflar etmeyi sevmem,hayatının merkezine mantığı koymuş,mantık dışı her şeyi reddetmiş,daima nedenin arkasındaki nedeni sorgulayan bana bile bu lafları ettirdiniz ya helal olsun. Topal'ın şanssız sakatlığı belki de turun tehlikeye girmesini önledi. Mehmet'in sakatlığı sonrası Salih'in oyuna girmesiyle,canlanan Fenerbahçe orta sahası,Salih'in topla mesafe kat edebilmesi,ilk toplara yaptığı akıllı baskı ve pasörlüğü ile Sow-Yobo arasındaki uçurumu bir nebze de olsa daraltıyordu. Nitekim Salih'in oyuna girmesiyle çok ama çok kritik dakikada gelen gol soyunma odasında rahat bir nefes aldıracaktı oyunculara. O dakikaya kadar, savunmasını yay civarına konuşlandıran Plzen, manav göbekli Horvath ve Darida'nın önderliğinde oyunu dilediği gibi yönlendiriyordu.

2.yarıya ''tamam artık turu aldık'' rahatlığıyla çıkan Fenerbahçe'ye, aslında Plzen mesajı daha 45'te veriyordu. Savunmasını bizim yarı sahamıza kadar çıkaran Çek'ler,oyunu tamamen domine ediyor, ceza sahamız çevresinde dilediği gibi top akışı sağlıyorlardı. Nitekim Darida ile golü bulan Plzen, son 30 dakikada bizlere ecel teri döktürüyordu. Buradan sonrası malum, bildiğimiz senaryo, çok da anlatacak bir şey yok.
Kocaman bir hamle yapsan n'olurdu?
Az önce anlatmaya çalıştığım hususlardan ötürü, pas akışını sağlayamayan, Sow'u kaderine terkeden ve bir gamsızın ön alan servisine bakan Fenerbahçe'de Kocaman'dan bir değişiklik beklendi. Sow'un oyun ritminden kopuşu ve gündelik formundan çok uzak oluşu nedeniyle, giden her top duvar gibi geri geldi son 30 dakikada. Kendisine hamle bulunulduğu,alan savunulmadığı takdirde neler yapabileceğini dünyaya kanıtlamış Krasic'i kenara çekip,Baroni'nin yerine merkeze Topuz'u koymak,ilerleyen dakikalarda da fornsuzluğuyla takıma zarar veren Sow'u çıkarmak, onun yerine Kuyt'ı kontrada kullanmak, ilk etapta benim aklıma gelenler. En azından bir deneme,ya da kenardan kısa ritimli alkışlar yerine, oyuncuları ateşlesen,bir motivasyon örneği göstersen inan bize o da yeterdi be Hocam.
Baroni'nin evrimi
İlk geldiği 2 sene içerisinde takımın en zayıf halkası olarak gösterilen,yüksek ihtimalle 3 Temmuz süreci yaşanmasaydı takımdan gönderilecek olan Baroni'yi forvet arkası kullanmanın da nereden baksan ipe sapa gelir yanı yok... Tek adamın hareketliliğiyle gelişecek ataklara,ona bağımlı olmaya karşıyım diyerek,'' kolektif oynayacağız,antrenör takımı olacağız'' diyip,seçim vaadi gibi açıklamalarda bulunan Kocaman'ın Alex'in gidişinin ardından, bir B planının olmayışının kanıtıydı aslında Cris'den Alex yaratmak. Hatırlayalım Emre'nin geçtiğimiz sezon sahada azarlaya azarlaya oynattığı Baroni, nam-ı değer gamsıza saha içerisinde özgürlük tanırsan, o da kafasına göre oynar. Yanından geçen topa ayak uzatmaz,yarı sahayı da yürüyerek geçer. İşin mental kısımları bir yana, savunmanın önde basamadığı, orta sahanın da Topal-Selçuk'tan oluştuğu zaman, topla mesafesi olmayan,öne kreatiflik sağlayamayan ve günü gününe uymayan bir oyuncudan ön alandaki oyuncularını beslemesini beklemek fazlaca iyimser bence. Son olarak Baroni hakkında,  Güntekin Onay'ın bir sözü vardı. ''Orta sahada takımın hamallığı görevindeyken bile sorumsuzca kafasına göre oynayan, rahat karakterli,gamsız bir adama sen Alex özgürlüğü verirsen,o da bunu hemen kullanır''.. Basit ama açıklayıcı.
SALİH UÇAN
Adamlık çağına gelmiş oyunculara çocuk muamelesi yapıldığı ülkemizde, saha içerisindeki duruşu,kendinden yaşça büyük abilerini azarlayaşı,sorumluluk almaktan kaçınmayışı, ve kamera karşısındaki kendini rahatça ifade etme yeteneğiyle Salih Uçan, emsallerinden çok ama çok farklı bir konumda. Stresli,zorluk kat sayısı çok yüksek maçlarda çok rahat bir şekilde sahada bu şerefli formanın hakkını veren 19'luk yıldızın, ilk 11'de olması için daha ne yapması lazım bilemiyorum. İlk topa çok doğru zamanda akılcı baskı yapan, kadife ayaklarıyla top dağıtan,oyunun her iki yönünü de çok iyi oynayan Salih'in ihtiyacı olan tek şey, 11'leri yazarken ilk başta onu yazacak akılda ve futbol cesaretinde bir hoca. Salih'den çok bizim ihtiyacımız var buna.
Bir parantez de Kuyt ve Volkan'a
Öncelikle kaptanım,en güzel anlarmızın baş mimarı Volkan,sana laf etmek hiç içimden gelmiyor. Fenerbahçe sevginin,takım için neler yapabileceğin,neler de yaptığının sonuna kadar bilincinde olarak,2 laf etmek istiyorum hakkında. Sakat sakat oynuyorsun sezon başından beri biliyorum,soluna gelen her topta leğen oldun,görüyorum.Ama kurbanın olayım soluna da gelen gol oluyor sağına da.Performansın,formun ölümcül kritik eşikte olduğumuz şu zamanlarda takımı yakacak cinsten,nitekim yakıyor da.Ameliyat ol kurbanın olayım,sana küfretmek hiç istemiyorum. Jöleli o disco bodyguard kılığından,başkan içeride olduğu için sakal bırakan,takıma abilik yapan 'bayrak adam' duruşu gösterdiğin 3 Temmuz'a binahen,kurbanın olayım ameliyat ol ya da buna bir çözüm bul.

Mr.Duracell
Sana ne diyeyim ki,senin yaradanına kurban olayım,saçın teli olayım. Öyle yürekten,öyle gönülden oynuyorsun ki,sahada senin azmini görmeyip,sana laf sallayanlarla kafa kafaya kavgaya girerim,sen var ol.Büyük yürekli profesyonel!

Kocaman Yürek Lazım



Deplasmandaki karşılaşmanın sonucunda Aykut Kocaman'ın teknik ekibi ile birlikte doğrularını bir bir sayıp bu arenaya ne kadar hakim bir futbol oynamayı öğrendiklerini ve bunu takıma empoze ettiklerini dillendirmiştim. Hakikaten birçok noktadan eleştirdiğim Kocaman, sezonun genelinde bu konuda ben dahil hemen herkesi duman ediyordu. Buna karşın ilk maçta alınan skor avantajı neticesinde Viktoria Plzen'in nasıl oynayacağı uzağa gitmeden daha önceki turlardan ve  uzağa giderek geçtiğimiz yılın Avrupa arenasındaki karşılaşmalarından çıkarılabilecek sonuçlar ile gayet netti: Defanstan bekler ile top çıkar. Dinamik ol. Horvath'a gereken yardımı götür. Ters koşular yap. Pas aralarına gir. Rakibin en zayıf noktası olan defanstan top çıkaramama aksiyonunu değerlendir; orta saha ile bağlantılarını kes. Nitekim bu sabah bahis oynamadan önce kendi kafamda maçı bu şekilde oynayıp ona göre kendi çapımda bir taktik belirlemiştim. Bunları benim düşünebildiğim noktada Aykut Kocaman'ın tepkisiz kalabilmesi akıl karı kaçmıyor.

Mehmet Topal-Selçuk ikilisinin top yapmada sınırlı olan becerisi ve Cristian'ın hakikaten bugün Fenerbahçe taraftarına hak verecek kadar vurdumduymaz oynayışı neticesinde genel bir aksaklık yaşanıyordu. İlk maçtaki gibi bir senaryo ile oynanamayacağı belirli olan karşılaşma bu açıdan Viktoria'nın lehine gitmeye başlıyordu ki Allah yukarıdan Zeus misali yıldırımını yolladı. Tabii ki bu işin goy goyu ama mecburi değişiklik haline gelen Topal-Salih değişikliği aslında Fenerbahçe'nin saha içinde arayıp da bulamadığı bir oyuncu tiplemesinin sahaya atlamasına neden oluyordu. İlk olarak Horvath'ın etkinliğini genel baskı odağını düzelterek kırdılar. Bunun yanında Salih'in bağlasan durmaz özelliği olan dikine gitmeleri neticesinde muazzam devam koşusu ve Horvath'ın yaşının getirdiği handikaplardan birini yaşaması neticesinde Fenerbahçe adına gol geldi. Hem de çok güzel bir dakikada geldi. 

İkinci yarıda yaşanan rahatlık ve bazı futbolcuların -Sow gibi- günlük performansının kendi vasatının altında kalması ile Fenerbahçe gevşek bir oyun göstermeye başladı. Bunun yanı sıra Viktoria'nın önde baskı dozajını arttırması ve Fenerbahçe orta sahasının gerekli reaksiyonu gösterememesi neticesinde tehlikeli anlar yaşanmaya başladı. Volkan'ın da "Oğlum çok da hata yapasım var nasıl yapsak?" diye düşünmeye başladığı(!) dakikalarda Darida'nın golü işi çok daha yokuşa sürüyordu. Dakikalar geçtikçe Aykut Kocaman'ın farklı oyun planı ve tercihlerine kapalı olması neticesinde "gelemeyen" hamle belki de turun gitmesine sebep olacaktı. Yakaladığı şansları değerlendiremeyen Viktoria çok önemli tecrübeler ile veda ederken temsilcimiz Fenerbahçe yarın çekilecek kurada rakibini bekleyecek.

Nasıl ve nerede olursa olsun futbolun doğruları belirli kalıplarda gizlidir. En azından naçizane fikrim bu yönde. Johann Cruijff'un da dediği gibi "Futbol basit oyundur; ancak zor olan futbolu basit oynayabilmektir.". Aykut Kocaman'ın gözüne artık batması hatta deşmesi gereken Salih gecenin yıldızı oldu. Misalen Salih futbolun net "doğrularından biridir".  Beşiktaş ile adı anıldığı günden beri incelediğim, takip ettiğim hatta büyük bir ilgi ve beğeni ile izlediğim Salih bir kez daha beni yanıltmadı. Fenerbahçe ve Türk futbolu çok büyük bir değere sahip. Farkında olmak lazım. Bir de onu sahaya sürecek "kocaman" bir yürek lazım. 

NOT: Oynadığım bahis yine tutmadı.

Ufuk Tolga Aldırmaz

22 Şubat 2013 Cuma

Fenerbahçe - Bate Borisov 1 - 0

Fenerbahçe - Bate Borisov  1 - 0

Fenerbahçe, Bate Borisov'u  1-0 mağlup ederek, UEFA Avrupa Ligi'nde bir üst tura yükseldi. Son haftalarda 10'larca yanlışın birkaçını düzeltince olumlu bir tablo izlenimi veren sarı-lacivertlilerde son haftalardaki dizilişin değişmediğini söylemek mümkün.
Cezalı Raul ve prosedür gereği oynayamayan Emre'nin yerine genç Salih'i oynatan Kocaman, yanına Topal, hemen önlerine de Cris'i monte ederek, zorla alıştırdığı düzenden şaşmayacağını gösterdi.

İlk yarı
Bate Borisov maçına'' Selçuk'u mu oynatır eyvah!'' diye hayıflandığımız dakikalardaki şoku atlatıp Salih'i 11'de görmenin mutluluğuyla başladık, biz taraftarlar. Sahadakiler de ilk dakikalarda biraz utandırdı bizi yalan yok. Salih'in orta alana kattığı dinamizm, pas trafiğini sağlayan,atak kesen ve başlatan rolündeki üstün başarısına değinmekten ben bıktım artık. Bazı genç oyuncular vardır çocuktur,bazıları vardır adamdır.Salih 2.örneğe tabii tutulmalı bence. Genç yaşına rağmen, abilerinden daha cesur,özgüvenli,mantıklı hamlelerle oynuyor,Allah utandırmasın.Dönelim maça, 20.dakikaya kadar önde kurduğu baskıyla rakibi 3.bölgeye atılan dikey paslara muhtaç eden Fenerbahçe, net fırsatlar bulmasa da golün sinyalini veriyordu. Maçın da tempolu sert başlamasının faturası 20.dakikada Kuyt'ı öldürmeye gelen adını hatırlayamadığım oyuncuya çıktı ve oyundan atıldı.
Gol sonrası oyuna daha hakim olan F.bahçe, ''2.yarıya önde giremezsek eyvah'' dediğimiz anlarda Cris'in penaltısıyla rahat nefes aldırttı bizlere.
2.yarı
60'a kadar herşeyin yolunda olduğunu söyleyebiliriz sanırım. 2.gole pek çok fırsatta akil hücum organizasyonlarıyla yaklaşan sarı-lacivertliler'e biri dur demeliydi.Kim bu tahmin edin? Bate Borisov? Cemaat? Yok o başka bir tartışma. Kocaman el frenine asıldı ve biraz da yorulan,sarı kartı da olan ( atılmaya da yakındı yalan yok ) Salih'i çıkardı. Salih'in çıkması doğruydu,ama yerine Selçuk'un girmesi açıklanabilir birşey değil. Caner'i sola alır,Sow'u solda daha fazla zay etmez diye kahveci Murat bile derken, Kocaman, Lionel Selçuk'u orta sahanın ortasına koydu. Yanlış olmasın sorun Selçuk'la alakalı değil,tek başına oynasa eyvallah ama, Selçuk + Topal gibi,kesici ve öne oynama yetileri son derece kısıtlı,baskı geldiğine topu 'al kardeş,senin olsun'' diye verecek adamlarla oynadığın takdirde son 30 dakikayı da taraftarına zehir edersin.
İşte bizim hikaye de burada başlıyor be sevgili
Nereden başlayalım,Sow'un sol kanatta oynaması, ( daha doğrusu oynayamaması ve hep içe kayması ), Selçuk'un girişiyle,bloklar arası mesafenin 45 metreye çıkması? Kuyt'ın boş kalelere atmak yerine,topu sürerek içeri sokma çabası?. .
60 dakikaya kadar önde basan,nispeten sahaya da iyi yayılan Fenerbahçe'ye Sir Kocaman'ın sihirli değneği dokununca, takım son 30 dakikayı 10 kişi kalmış ''nerenin takımı la bu Bate'' dediğimiz Borisov'a karşı kendi ceza sahamıza hapis olmuş bir şekilde yaşadık. Son dakikalarda yenilecek talihsiz / talihli bir golün bedelini kim nasıl ve ne şekilde öderdi bilemiyorum. Öyle ya da böyle,tırnakların,dudakların yenmekten paramparça olduğu bir geceyi daha noktaladık.Fenerbahçe'miz son 16'ya kaldı.
Ümitler
Son 16 eşleşmesinde Bate vari takımların şu andaki en üst seviye oyununu oynayan Plzen ile oynuyoruz. Takımların büyüklüğü bir yana,bizim gibi soğuk sıkıcı oynayan ( doğu bloku ) takımlara karşı şansımızın daha yüksek olduğuna inanıyorum. Kocaman'ın kontrol müptezeli oyun anlayışı Avrupa maçlarında ( özellikle bu tarz maçlarda ) daha çok işe yarıyor. Kafam da baya yorgun pek fazla ayrıntıya girmeden bitireyim.
Napoli-Ajax-A.Madrid-M.Kharkiv ve Kiev gibi takımların elendiği UEFA Avrupa Ligi'nde 2-3 akıllı hamlelerle çok daha iyi yerlere geleceğimize, üst turlara çıkmanın oldukça mümkün olduğuna inanıyorum. Yeter ki güzel hocam, futbolun doğrularını yerine getirsin.

19 Ocak 2013 Cumartesi

Umudun şarkısını yazan güzel çocuk : Salih Uçan

Futbol gönüllerimiz yeni yükselen bir genç oyuncunun yarattığı heyecana o kadar aç ki.. 24 yıllık ömrümde şimdiye kadar 3 oyuncu beni heyecanlandırmıştır.Yıll 2008. PSV maçı,. Perulu yıldız Farfan var eyvah diyoruz Önder yakacak takımı..Kadrolar açıklanır Gökhan Gönül diye bir çocuk var.Kim ulan bu diye sorduğunda, ''hea bu çocuk Oftaş'tan almadık mı? '' sorularını hatırlıyorum. O Gökhan umut verdi bize,futbol fakiri gönüllerimizi doyurdu.
Yıl 2007. Kronolojik sıralama olmadı ama olsun. Galatasaray - Mleda Boleslav maçı.2 gol atan ve maçı tek başına alan sol kanattaki çocuk.Arda Turan..
Başka da aklıma gelmiyor,beni öyle heyecanlandıran bir genç oyuncu.Tabi 2000'ler Emre'yi saymıyorum, küçüktüm de.
Bir çocuk gelmiş Buca'dan geçen sene Buca'da muazzam top oynamış,görenleri 'olummm Buca'da bir çocuk var bonus kafalı aynı Fellaini'' dedirtmiş. Kupa maçlarında oynamış, görenleri vay ne kadar iyi oynuyor kaç yaşında bu çocuk dedirtmiş?
Yazının buraya kadar olan kısmını anlayamadığım bir şekilde 3.ağızdan yazma gereksinimi duydum.
Salih umudun şarkısını okuyor Fenerbahçelilere. Sağ bekten bindirmesi için topun yönünü gösterdiği halde hareketlenmeyen Orhan Şam'ı azarlayan Salih 'Olacak bu çocuk' dedirtiyor...

Ney peki Salih'i özel kılan.Topu alışı, oyuna sokuşu,üstün tekniği, boyu fiziği değil bana göre.. Salih'i özel kılan,Fenerbahçe'de  harcanan diğer yetenekli gençlerden farklı kılan mental özellikleri.
Düşünün ülkenin en zor formasını giyiyorsun,2.ligden gelmişsin, her hafta ne olursa olsun pazar akşamlarının en çok konuşulan takımının formasını 17 yaşında giyiyorsun. ( 18' e yeni bastı ). Sahaya çıkıyorsun,ruhlar ordusunun arasında göze batan,karar almaktan çekinmeyen bonus kafalı bir çocuk var. Abilerine bağırıyor,koşu yolu gösteriyor,'hareketlensene' diyor kendinden 7 yaş büyük Orhan'a futbolu nasıl oynaması gerektiğini gösteriyor..

Karabükspor maçı..Ömrü hayatımda o kadar üzüldüğümü hatırlamadığım, 3 Temmuz'un bölemediği bu büyük takımın paramparça olduğu maçta 2.yarı oyuna giren, tribünlerin isyan bayrağı çektiği,birbirine saldırdığı bir maçta dikine oynayan,topu alan, pas dağıtan bir karar alma mekanizması... 
Rusya'dan Rubin Kazan'ı soğuk, Beşiktaş'ı 'durumlar karışık' diye reddeden, Fenerbahçe'yi Kocaman için seçen bu güzel çocuğun Meireles'in dönüşü, olası bir transfer ile takımdaki durumu ne olur bilinmez henüz ama Salih bizlere umudun şarkısını söylüyor,devam et güzel çocuk.Sen bizim Kocaman umudumuzsun.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...