ömer ejder etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ömer ejder etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Mart 2013 Perşembe

O beni bağlar ben yine durmam


    Bir de bir diğer kafama takılan konu..Bazı kurumsal iş yerlerinin muhabiri yani çalışanı pek muhterem şahıslar''Burda yazdıklarım, paylaştıklarım sadece kendini bağlar''diye profillerine ibare düşüyor.Lan zaten öyle kimi bağlayacaktı, beni mi bağlayaydı? Birey olmak nedir bilmeyen,özgürce,saygılıca fikir alışverişinde bulunmayı beceremeyen kişilerin yarattığı bu toplumda ne yazık ki insanlar bu gereksiz yazıyı yazmak zorunda kalıyor. Çalıştığın kurumla senin aranda sadece iş ilişkin olmalı..fazlası hapseder dilediğin düşünceyi paylaşmanı engeller ve yazdıkların aslında kendini bile bağlamayacak bir hal alırsın.
Bu durum, günden güne düşünceleri suç teşkil ettirilip,insanların hapislerde çürütüldüğü şu kokuşmuş dünya düzeninde, sosyal medyanın direk insanın egosuna, statü kazanma hırsına oynayan en büyük platformu olan Twitter'da, görüyoruz, bu durumun getirilerini. Düşünmediği,inanmadığı bir değeri bile savunmak zorunda hissediyor,insanlar kendini.Amaç? Takipçiye oynamak,ucuz popülizm. Sen zaten, sahip olduğun takipçi sayısını, bu hayatta kazanılmış bir değer olarak atfettiğin statü olarak görüyorsan, senin zaten bir fikrin yok,o nedenle o ibareyi düşmene de gerek yok. Bu yaşına kadar, birey olmak nedir zaten bilememişsin, fikrini belirtmemişsin,korkutulmuşsun,bastırılmışsın.

Küçük bir kehanet
Günümüzün giderek yalnızlaşan toplumunda sosyal medyanın, insanlara kendini ifade etme şansı vermesinin yanında getiri olarak sunduğu, bir yalnızlaşma,bir içe kapanma da var malumunuz. İnsanların, klavyelerini tuşlayarak ''dokunulmayanlar'' olan Başbakan,devlet adamlarına bile rahatlıkla küfredildiği şu düzende, birbirlerini fikirleri üzerinden kolaylıkla anlamadan dinlemeden yargılaması da kaçınılmaz elbet. Bu giderek büyüyen baskı etkileşimi olarak, yalnızlaşan insanların toplumununda,adeta masturbasyonu olan twitter'da bile kendini ifade edemeyecek hale ''gelebilme ihtimali'', daha öfkeli bir toplumu doğurabilir. Kısaca nasıl mı? İnsanlar yalnız,hayat zor,ekonomik sorunlar,geçinme kaygısı,yoz ilişkiler. Bunların hepsinin nefretini kustuğun bir mecra var diyelim,adı da Mahmut. Ve buradan keyif alıyorsun,gel zaman git zaman burası da bitti senin için,tadı kalmadı,aynı baskılar,aynı yafta,yargılama orada da var. Dökemiyorsun içini,gözünden akan yaşlar,ağlama duvarın olan bu platforma sekiyor,sana geri geliyor. Sonuç: Çok kıssadan hisse, kehanet yapıyorum,aldırmayın,zira kendi masturbasyonum bu,bir temeli yok,yazmak için yazdım. Neyse,sonuç: Kusulamayan her öfke içinde patlar.Başka bir deyişle; Sustukların büyür içinde.

Çok kızmış olsam da Alex De Souza bizlere birey olmak nedir çok iyi göstermişti aslında.Beğenmediği tasvip etmediği tüm durumları paylaştı dile getirdi ve işinden oldu..Kovulmayalım işimizden olmayalım diye fikirlerimizi beyan etmekten ödün vermeye devam ettikçe , yutkunarak kuracağımız ''bence bana göre''diye başladığımız cümlelerin sayısının artması kaçnılmaz olacaktır.

3 Mart 2013 Pazar

Bir Galatasaray hikayesi ve daha fazlası

Daha önce ''Rotasyonun ucunu kaçırmak'' adında bir yazı sıçıntısında bulunmuştum.O yazımda Real Madrid'in gereksiz transferinin de katmış olduğu durumlara, taslak bile olmayacak düzeyde saçma bir analiz yazısıydı. Daha önce yazmıştım diyince de havalı oluyor,sanki seri üretim halinde yazılar yazan biriymişim gibi.Neyse..Bu içsel muhabbeti keselim..
Bu düşündüğüm sorunun Galatasaray güncellemesi,ben çıktım beni de yazın diye bağırıyor. Malum ülkemizde sağlam giden tekeri patlatmak büyük başarıdır. Galatasaray'ın pas trafiğine dayalı, futbolun doğrularını nispeten ( geliştirelebilir ) de olsa yerine getirdiği oyun düzeni vardı. Geçtiğimiz sezonun ilk yarısında, Terim içsel düzeye varacak arayışların ardından,Forlan mı geldi,Reyes mi gitti derken, Necati'yi kadroye monte edip,bana göre bu oyuncuyla şampiyonluğa gitmişti. Bu sezon başında Necati'nin takımdan ayrılması, sarı kırmızılıların mevcut sistem sorunsalında kritik husus.
Hatırlayalım kısaca..Ujfalusi, geriden oyun çıkarır mı,çıkarır. Semih'e abi olur mu? Baba bile olabilir. Tecrübesiyle kademelerde başarılı mı? Alası..Hakan Balta,yüksek formdaydı,ki bu tarz defansif,ayağı iyi bekleri severim .Tempolu oyunda,savunmayı üçler,hücuma katılışlarda merkeze kolaylık sağlar. Eboue üst düzeyin bir tık aldı.Savunma da hücum da dengeli yapar.
Tek tek saymayalım. Geçtiğimiz sezonki yüksek pas trafiğine dayalı  iştahlı oyun, doğru oyuncu karakterlerinin yanı sıra,mükemllikler üzerinden ilerler bence. Melo ve Selçuk'un hayatı boyunca o performansı bir daha yakalamayacağı gerçeği gibi. Şampiyonluğa giden yolda, takımın paslaşmalar oluşturulan set hücümlarında, Elmander'in pivotluğu ve savunma katkısının yanında, önde baskı yediğinde bozulan trafiğe köprü olacak isim Necati oluyordu. Necati, sonradan o göreve evrilmiş olsa da, teknik kapasitesi ve tecrübesi,orta düzeydeki sprint yeteneği ile hücum ile merkez arasında taşıyıcı servis görevini çok iyi görüyordu. Ve takımın orta sahasının da iç kanatlardan kurulu olduğunu hatırlatalım. Emre Çolak ve Engin Baytar'ın gerektiğinde Selçuk ve Melo'nun yanında pasör oyuncu olmaları, yetenekli ayaklardan kurulu GS düzeninde iç alan baskısının artmasına da katkı sağlıyordu. Pas isabeti arttıkça takım savunmasındaki zaaflar halı altına süpürülüyor, savunmanın oyuna katkısı da artıyordu böylece. Basit de olsa anlatmaya çalıştım,dilim döndüğünce.
Bu sezonki temel fark. Sezonun ilk yarısını ele alacak olursak, oyun tıkandığında bir transit ( Necati ) olmayışı ve kenar oyuncularının ( Amrabat ) merkezden uzak olması, sorunsalların bir maddesi olabilir.Burak ve Umut'un da önüne atıldığında oynayabilen adamlar olması ( Elmander sakat ) takımın pasla öne taşınmasın da bir diğer kritik durum bence. Açıkçası Galatasaray'ın oynadığı güzel oyun,hayatının temeline Fenerbahçe'yi oturtmuş biri olarak korkutuyordu. Zira geliştirelebilir,çağdaş bir oyun tercihleri vardı. Futbolun yetenekli,oyunu her yönüyle oynayabilen adamlarla oynanmasının altını çiziyorlardı. Özellikle Fenerbahçe maçlarında, Kocaman'ın da tercihsel hatalarıyla, sahaya hapsolmuş Fenerbahçe'ye bu anlamda ders verdiklerini düşünüyorum.
Pek çoğu Dany'ye laf atar. Açıkçası üst düzey bir oyuncu asla değil ama G.saray'ın mevcut oyun yapısı,ve kadro dizilişinde kim olsa bu sorunları yaşardı. Geçtiğimiz sezon doğru diziliş,önde iyi basan oyuncular,pas trafiğini sağlayacak kanat oyuncuları olması, savunmayı da rahatlatıyordu. Bu kadar sorunlar ön plana çıkmıyor,herkes ''Ya bu Dany ne yeaa'' demiyordu. 40 metre önde basan oyun düzeninde,Melo'nun kalıcı,Selçuk'un dönemsel,Hamit'in cenabetliği,Amrabat'ın da zekasızlığı eklenince işin Dany değil Cannavaro olsa ne yapar,emin değilim.Yani ben burada isimlerden çok dizilişlerin,tercihlerin, kişileri etkilediğine inanıyorum. Ve bahsettiğim gibi, doğru tercihlerin yanında, yüksek form grafiğinde olması şart olan oyunculardan oluşan bir yapı...
Sezonun 2..yarısında ise Balta'nın formsuzluğu/yokluğunda mecburiyetten sol beke yapışan Riera'nın 'ben buraya ait değilim'' diye bağırması üzerine savunmaya takviye beklenirken, lüks tüketiminin Demirören şubesini Galatasaray'da açmak isteyen Aysal'ın transferleriyle yalancı bir bahar yaşadı sarı kırmızılılar.Sneijder'in gelişiyle herkes ne oynar,ne yer,nasıl pas verir,nasıl dripling atar mı? bilmeden kadro saymaya başladı.Savunmaya yine oyuncu alınır diye beklenirken, Drogba geldi. bir korku da olmadı değil elbet.Sonuçta Drogba,Sneijder ve Burak..
İyi giden,ve daha da ileri seviyelere çıkarabilinecek 4-2-2 düzeni Sneijder'in gelişiyle,Terim'in arayış düzenine bıraktı. Drogba merkez,Burak yanında sarkık,Sneijder solda denendi. Fizik olarak da hiç hazır olmayan Drogba ve Sneijder haliyle kaliteleriyle 30 dakika etki etseler de,uzun vadede yanılgıdan öteye gitmeziz abi biz dediler.Son 3 maçtır da Sneijder önde Burak 2010-11 sezonundaki gibi sağ iç-forvette oynuyor.Sneijder, Selçuk, Melo/Yekta/Hamit seleksiyonuyla oluşan orta sahada,kritik nokta sol kanatta kimin olacağı oluyor. Amrabat 2 haftadır benden bir yol olmazın tiyatrosunu oynuyor.Yeni katılımlar ardından esameleri okunmayan Emre ve Engin henüz denenmedi de ciddi anlamda. Bu arayış nereye varır bilmem ama uzun vadede baş ağrıtacağı kesin.
Belirleyici unsur Sneijder
Açıkçası ülkenin çoğu W.Sneijder ne oynar,nasıl hareket tercihleri vardır? bilmiyor.Dilim döndüğünce nacizane belirteyim. Sneijder,pasla çıkan bir adam.Öyle adam eksiltin,dripling yapsın beklenmemeli,yapamaz da. Pas trafiği yaratıp, şut mevzisinde kaleye bomba atar ki,Ordu maçındaki imza golü akıllara gelsin hemen.
Sneijder'i öne atıp,forvet arkası oynatmak verimini yüzde 20 azaltmaktır bence. Wesley'nin önde basmasını bekler, sekenleri tamamlamasını beklemek,ve en büyük silahının bu olmasını ummak,iyimserlik. Yakalanan set hücumlarıyla,duvar olucak bir santrfora ihtiyacı var.. Burak bunu yapmaya müsait değil. Sneijder'in forvet arkasında oynadığı takdirde,önde basmamasına yardımcı olacak,presi yapmadığı için de yedek kaldığını tekrarlayalım. Yani forvetin basmazsa o yük,ön ve geri merkeze kalır ki,bu da zaten iyi olmayan savunmanın anasının kulaklarını çınlatmak olur. Konuya dönecek olursak, Akhisar maçında Drogba'nın oyuna girişiyle aslında Wesley de oyuna yeniden girdi. O dakikaya kadar solda zay edilen Hollandalı, ön merkeze geçmiş,önüne pas servisi ettiğinde istop edip Wesley'i kaleye yaklaştıracak bir pivota kavuşmuştu. Bu durumu ele aldığımda, Wesley'nin muhakkak ki Drogba ile oynaması gerektiğini düşünüyorum.Sneijder'in oyun karakterinin kullanımının bana göre zor olmasından da kaynaklı olarak Gs dizilişlerinde, 3 yıldızı bir arada oynatma ihtiyacından ötürü Terim'in kadro arayışları sürecektir. Açıkçası ne kadar uzun sürerse bizim için iyi.Ha tutturamayacaklarına inanıyorum,o ayrı.
Vur tekmeyi at aşağı ama nerede?
Bundan birkaç ay önde '' Nereden geliyor bu paranın kaynağı'' adında bir haber yazmıştım,genç medya kariyerimde henüz çıkarmış olduğum en iyi iş diyorum ona. O haberimin ilk kısmında,GS'nin store gelirlerinden,kombine parasından,Şl ve Lig kazancından bahsedip,Aysal yönetiminin,başarıya endeksli olarak ( politik torpiller de var ama girmeyek oraya ) borcu erittiğinden bahsetmiştim.Öyleydi de. Ama sonrasında yapılan lüks tüketimi transferler, gelecek olası başarıları hesap ederek yapılmıştı. Yani garantisi yok.. Lig şampiyonluğu ve bir üst tura çıkma dahilinde gelecek olan o gelirleri, alınacak 2-3 başarısız sonuçla rüyanda görmek ne kadar mümkün biliniyor.Takımın rotasyon ve diziliş sorunu ortada. Burada iş bize düşüyor. Sen bu sezon kazanılacak bir şampiyonlukla, ezeli rakibini Şl'den gelecek net 35 trilyondan ve ligden gelecek yaklaşık 60 trilyondan men etmiş oluyorsun. Ki bu da borcunu 0'lamak dururken nasıl olsa şampiyonuz ego pişkinliğinde hareket eden Aysal yönetiminin de mezarını kazmak oluyorsun. Gereksiz lüks tüketimlerinden ötürü henüz oturmamış,kadro çalkantılarıyla boğuşan G.saray'ı ''uçurumdan denizi gören,ecel teri dökerken parmağıyla yukarı çıkmak isteyen o garip adamın'' , parmağına basıp aşağı geri atmak çok mu zor?

1 Mart 2013 Cuma

Lost Highway: Biz üç kişiydik: Ben olduğum ve olmak istediğim

Twitter'da hiç de sevmediğim, ucuz popülizmi ile saçma sapan tweet'ler atan birinin profilinde yazıyordu: Biz üç kişiydik: Ben,olmak istediğim ve olduğum...
Bunu niye mi anlattım? Hayatımda pek çok film izlemişimdir,ukalalık yapıp,film kültürümün de iyi olduğunu iddia edebilirim,sanırım. Çok film izlemiş olsam da çok az filmden etkilenmişimdir. 2 gün önce Lost Highway'i izledim. David Lynch abimizin. Lynch abimiz,sanatı daha çok kendisi için yapar. Ya da zeka seviyesi kısıtlı entellektüel,entel dantel,ipe sapa gelmez tafyanın yaftasıdır bu,bilinmez. 2-3 kere izlemen lazım Lynch filmlerini,bunun yanında sağlam,dinç bir kafan olmalı,o filmi hazmetmen için.
Neyse Lynch filmleri kolay değildir,zira kendisi de söyler: Ukalalık yapıp ben anladım demeye çalışma,aç gözlerini ve izle,yorumla der..Aslında tam olarak bu değildi ama ben böyle dedim,olsun böyle daha havalı.


Filmde bir baş karakter var Fred. Fred abimiz,  bir gece kulübünde saksafan çalan usta bir müzisyendir. Bir de karısı var güzeller güzeli.. Fred başkan, her ne kadar iyi bir insan,birey olsa da, kokuşmuş dünya onu da yemeye başlamıştır. Aşıktır karısına,ama korkuları paranoyaları da vardır. Ayıptır söylemesi, biraz da iktidarsız,erken boşalıyor,neyse yazık adama diyip geçelim. Fred, herkesin hikayesi aslında. Pek çoğumuzun bildiği,gördüğü ama reddettiği gerçeklik.. Lynch abimiz de bu filmde,o reddedilmiş çaresizliği gözümüze sokuyor. Fred, karısıyla, geçmişini bilmeden evlenmiştir. Karısının geçmişinde pornı yıldızlığı yaptığını,nasıl bir geçmişi olduğunu bilmez. Fred'in korkuları, eve video kasetler gönderilmesiyle başlar. Aslında bu korkularına beden buldurmak istiyordur. Video kaset bir mahremiyet ihlalidir,bilinçaltımızda. Karısının tüm mahreminin, açığa vurumudur, geçmişinden kalan. Karısının da kasetlerden kaçması..Aldatıldığını düşünmeye başlamıştır,iktidarsızlık sorunu da kendisinde aşağılık kompleksine yol açar. Bir gün rüya görür, rüyasında karısını öldürüyordur.Bunu anlatır,biz sadece rüya sanarız filmin başlangıcında. Ha bir de unutmadan '' Dick Laurent is dead '' olayı vardır. Film başlangıcında, evlerininin diyafonuna öyle bir not bırakılır. Fred karısıyla partiye gider. Orada kafasındaki tüm korkular,paranoyalar,halüsünasyonlarla bir kötü ruhta beden bulur. Bu kötü ruh aslında bir 'Tanrısal' formdur aynı zamanda.
Tam da bu abimiz.
Fred, parti esnasında karısının çok yakın bir konumdan konuştuğu Andy'ye inceden inceye ayar olur. Andy'yi bir kere bar esnasında da görmüştür. Karısı onun konserine geldiğinde Andy ile çıkmıştır. Oradan da bir hatır etmişliği var. Tanrısal formdaki ''Mystery Man'' paranoyalarınla yüzleşemeyen Fred'e tam da duymak istediklerini söyler partide. Eve döndüklerinde ise, Lynch filmlerinin pek çoğunda rastlanan karanlık oda sekansı devreye girer.
Fred, parti esnasında paranoyalarına yenik düşmüştür. Eve döndüklerinde karısı karanlık odaya doğru bakar ve Fred'e seslenir. Bir karanlık sahne beliri verir. Cinnet anı çizilir gözlerimize,Fred ise uyandığında,karısını öldürmekten elektrikli sandalyeye mahkum edilmiştir.Bu ana kadar gerçek olan idi. Gerçeğin içerisinde anlatılan paranoyalar ve korkular, biraz rüya içerisinde rüya hissettirir bize.
Fred elektrikli sandalyeye mahkum edilmişken, kafasında olmak istediği adam olarak paralel bir zamanda beden bulur. Basit bir hayatı vardır,tamircidir,iktidar sorunu yoktur.Tüm kasaba hatunlarını götürür,güçlüdür,kendinden emin. Olmak istediği olur ve oldurmak istediği şekilde insanlar kurar kafasında.
Adı Peter'dır. Peter, saksafon caz dinlemeye bile tahammül edemez, çünkü Fred olarak bundan da nefret etmiştir,olmak istediğinde bu yoktur. Bir kaçma durumu vardır,reddetme,yüzleşememe..
Karısını da rüya formunda Alice olarak sunar bizlere. Cem Karaca - Tamirci Çırağı vari bir hikaye ile yolları keşişir. Nasıl keşiştiğini de anlatmadan önce. İzleyelim..

Dick Lauren diye bir abimiz var. Filmin başında,öldüğü söylenen. Dick,bir çeşit Ramiz Dayı'dır. Peter'ın üstüne titrer. Party'de kıskandığı Andy aracılığıyla tanışmıştır karısı Dick Laurent ile. Tehditler eşliğinde pornolarda,seks partilerinde kullanılmıştır,Alice. Belki de hala bir yüzleşememe,kabullenememe vardır. Görür görmez aşık olur Peter, Alice'e. Belki bu da hala,aşk içinde bir vicdan azabıdır,bilinmez,ruh hali bu herkese göre yorumu mevcut. 

Peter ile Alice, beraber yasak aşk yaşadıkça, Dick'in tehditleri ve savurduğu tehlikenin içerisine daha da fazla yaklaşmaktadırlar. Alice, Peter'a beraber kaçmaları için bir plan sunar. Bunun için de zengin bir sapık olan Andy ile yatması gerektiğini, Andy ile beraber olduğu gecede, Peter'ın Andy'yi öldürmesi gerektiğini söyler. Böylece paraları alıp kaçabileceklerdir. Peter Andy'nin evine girer ve o esnada dev bir ekranda karısı Renee-yani Alice'in porno videosunu görür. Anal bir sahnedir bu, Alice acı çekiyordur. Bu da bir çeşit azap,vicdan ve yüzleşememe duygusu olarak yorumlanabilir. Andy'nin evinden değerli eşyaları alıp, gizemli bir diyalogda anlatılan çöle giderler. Çölde, eşyaları değiştirebilecekleri bir arkadaşı olduğunu söyler Alice. Arabayla o çöl evine geldiklerinde. Alice ile sevişmeye başlarlar, ve filmin en anahtar repliği gelir. Peter: I wanna have you Alice: You will never have me... 

Burada Fred'in alter egosu olan Peter'ın görevi bitmiştir. Olmak istediği, o şekilde bu dünyada beden bulduğu takdirde mutlu olacağına inandığı Peter formunda da kendine cevabı verememiştir. Ve ruhunda içten içe kötü karakterler barındırdığına inandığı karısı Renee-Alice'e asla sahip olamayacağını anlar ve o sırada tekrardan Fred'e dönüşür. Alice ortalıktan kaybolmuştur. Çöl evine giren Fred, tekrardan gizemli adama rastlar. Gizemli adam elinden hiç düşmeyen kamerasıyla, Fred'i karşılar. Alice, nerede diye sorar Fred,Ona n'aptın der. Mystery man ise, Who the fuck is Alice, der. I know Renee der. Ve o esnada Fred, beynindeki kaygılarla ve paranoyalarla yüzleşmiş olur.Çölden hızlıcana kaçan Fred, Lost Highway adlı motele gider. Burada kilit olan 26 numaradır. 26 numara Fred'in bilinçaltındandır. 26 numara Andy'nin evinde, Andy'yi öldürdükten sonra Renee'yi kabusladığı odadır. 26 numara, Lost Highway motelinin 26 numaralı odasında karısını Dick Laurent ile gördüğü yerdir. 
Dick Laurent-Yani Ramiz Dayı -yani Eddy, bir anda çölde Fred'in gizemli adamla konuştuğu esnada sahnede beliriverir. Fred'in deli gibi korktuğu bay Eddy ile kavgaya tutuşması da, o esnada evin yanmasıyla, bir çeşit öfke patlaması ve olmak istediğine olan arayış olarak yorumlanabilir. Mystery Man'ın eline tutuşturduğu bıçakla Eddy'yi öldürür Fred.. Hayatmızdaki döngünün çok iyi bir imgesi olan beyaz şeritli karanlık yol boyunca arabasını sürer Fred ve evine gider.Evinin diyafonuna, '' Dick Laurent is dead' der ve kendisini kovalayan polislerden kaçarak, lost higway'e yani beyaz şeritlerle dolu o kapkaranlık dünyasına doğru yoluna devam eder.
Başka bir film olsa bu kadar uzun uzadıya anlatmazdım ama, ne kadar anlatırsan anlat,anlattığın senin anladığın kadar.Hayat da böyle değil midir? diyor biraz David Lynch abimiz,sana bırakıyor o yorumu. Ben de biraz madde üzerinden kilit noktalara değineyim,anlayamayanlar için. Ki az değilsiniz, filmi izleyenlerin 3'te 2'si anlamamış.
1 - Filmin başlangıcı aslında hapishanede elektrikli sandalyede idam edilmek üzereykenki an. Film şeridi gibi geçer ya göt korkusunu en derinden hissettiğimiz anlarda. Biraz da o mantık bu aslında. O korku ve hayatını vicdan muhasebesini yaptığın anda, olmak istediğine bürünme durumu var.
2- Karısını nasıl öldürdü? O mu öldürdü? Karısını rüyasında gördüğü şekilde öldürdü. Parçalarcasına hem de. Partide, Mystery Man ile geçen diyaloğunun ardından, Andy'ye bu adam diye sorduğunda, Andy'nin Dick Laurent'in dostu cevabı da kritik önem arz ediyor. 
3- Eddy yani Dick Laurent'in Peter formundayken, kendine olan babacan tavırları bence biraz, '' ben n'aptım amk oğulları bunu hak edicek'' isyanının tezahürüdür. Zira dönüşümü esnasında, Alice'i yani karısının gerçeğiyle yüzleşmeye başladıkça, Eddy'nin de gözündeki imajı gittikçe sivriliyor. 
4 - Yok amk 4 mört,yeter yoruldum,bu filmi unutmalıyım,zira kafayı yedirtçek bana,saat de 7'ye geliyor zaten,iyi sabahlar.

22 Şubat 2013 Cuma

Fenerbahçe - Bate Borisov 1 - 0

Fenerbahçe - Bate Borisov  1 - 0

Fenerbahçe, Bate Borisov'u  1-0 mağlup ederek, UEFA Avrupa Ligi'nde bir üst tura yükseldi. Son haftalarda 10'larca yanlışın birkaçını düzeltince olumlu bir tablo izlenimi veren sarı-lacivertlilerde son haftalardaki dizilişin değişmediğini söylemek mümkün.
Cezalı Raul ve prosedür gereği oynayamayan Emre'nin yerine genç Salih'i oynatan Kocaman, yanına Topal, hemen önlerine de Cris'i monte ederek, zorla alıştırdığı düzenden şaşmayacağını gösterdi.

İlk yarı
Bate Borisov maçına'' Selçuk'u mu oynatır eyvah!'' diye hayıflandığımız dakikalardaki şoku atlatıp Salih'i 11'de görmenin mutluluğuyla başladık, biz taraftarlar. Sahadakiler de ilk dakikalarda biraz utandırdı bizi yalan yok. Salih'in orta alana kattığı dinamizm, pas trafiğini sağlayan,atak kesen ve başlatan rolündeki üstün başarısına değinmekten ben bıktım artık. Bazı genç oyuncular vardır çocuktur,bazıları vardır adamdır.Salih 2.örneğe tabii tutulmalı bence. Genç yaşına rağmen, abilerinden daha cesur,özgüvenli,mantıklı hamlelerle oynuyor,Allah utandırmasın.Dönelim maça, 20.dakikaya kadar önde kurduğu baskıyla rakibi 3.bölgeye atılan dikey paslara muhtaç eden Fenerbahçe, net fırsatlar bulmasa da golün sinyalini veriyordu. Maçın da tempolu sert başlamasının faturası 20.dakikada Kuyt'ı öldürmeye gelen adını hatırlayamadığım oyuncuya çıktı ve oyundan atıldı.
Gol sonrası oyuna daha hakim olan F.bahçe, ''2.yarıya önde giremezsek eyvah'' dediğimiz anlarda Cris'in penaltısıyla rahat nefes aldırttı bizlere.
2.yarı
60'a kadar herşeyin yolunda olduğunu söyleyebiliriz sanırım. 2.gole pek çok fırsatta akil hücum organizasyonlarıyla yaklaşan sarı-lacivertliler'e biri dur demeliydi.Kim bu tahmin edin? Bate Borisov? Cemaat? Yok o başka bir tartışma. Kocaman el frenine asıldı ve biraz da yorulan,sarı kartı da olan ( atılmaya da yakındı yalan yok ) Salih'i çıkardı. Salih'in çıkması doğruydu,ama yerine Selçuk'un girmesi açıklanabilir birşey değil. Caner'i sola alır,Sow'u solda daha fazla zay etmez diye kahveci Murat bile derken, Kocaman, Lionel Selçuk'u orta sahanın ortasına koydu. Yanlış olmasın sorun Selçuk'la alakalı değil,tek başına oynasa eyvallah ama, Selçuk + Topal gibi,kesici ve öne oynama yetileri son derece kısıtlı,baskı geldiğine topu 'al kardeş,senin olsun'' diye verecek adamlarla oynadığın takdirde son 30 dakikayı da taraftarına zehir edersin.
İşte bizim hikaye de burada başlıyor be sevgili
Nereden başlayalım,Sow'un sol kanatta oynaması, ( daha doğrusu oynayamaması ve hep içe kayması ), Selçuk'un girişiyle,bloklar arası mesafenin 45 metreye çıkması? Kuyt'ın boş kalelere atmak yerine,topu sürerek içeri sokma çabası?. .
60 dakikaya kadar önde basan,nispeten sahaya da iyi yayılan Fenerbahçe'ye Sir Kocaman'ın sihirli değneği dokununca, takım son 30 dakikayı 10 kişi kalmış ''nerenin takımı la bu Bate'' dediğimiz Borisov'a karşı kendi ceza sahamıza hapis olmuş bir şekilde yaşadık. Son dakikalarda yenilecek talihsiz / talihli bir golün bedelini kim nasıl ve ne şekilde öderdi bilemiyorum. Öyle ya da böyle,tırnakların,dudakların yenmekten paramparça olduğu bir geceyi daha noktaladık.Fenerbahçe'miz son 16'ya kaldı.
Ümitler
Son 16 eşleşmesinde Bate vari takımların şu andaki en üst seviye oyununu oynayan Plzen ile oynuyoruz. Takımların büyüklüğü bir yana,bizim gibi soğuk sıkıcı oynayan ( doğu bloku ) takımlara karşı şansımızın daha yüksek olduğuna inanıyorum. Kocaman'ın kontrol müptezeli oyun anlayışı Avrupa maçlarında ( özellikle bu tarz maçlarda ) daha çok işe yarıyor. Kafam da baya yorgun pek fazla ayrıntıya girmeden bitireyim.
Napoli-Ajax-A.Madrid-M.Kharkiv ve Kiev gibi takımların elendiği UEFA Avrupa Ligi'nde 2-3 akıllı hamlelerle çok daha iyi yerlere geleceğimize, üst turlara çıkmanın oldukça mümkün olduğuna inanıyorum. Yeter ki güzel hocam, futbolun doğrularını yerine getirsin.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...