Moussa Sow etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Moussa Sow etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Nisan 2013 Cuma

Glory Glory Fenerbahçe!

Fenerbahçe ile tarihi maçlar kuşağına devam ediyoruz. Neresinden tutmaya çalışılsa çalışılsın koskocaman bir başarı var ortada. Bunun devamı için de bu gece sahaya çıktı sarı-lacivertliler. Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim; Aykut Kocaman ve ekibi rakibi "yine" muhteşem biçimde analiz etmiş.

Nicolas Gaitan ve Rodrigo Lima'nın kenarda oturduğu bir düzen ile sahada yer alan Benfica aslında Fenerbahçe'den çekinmiş dersek yanılmış olmayacağız. Bu çekincenin yanına bir de Jorge Jesus'un maç sonu açıklamalarında belirttiği gibi iki futbolcunun da ufak problemlerinin oluşu aslında takım adına büyük engel teşkil edecekti.

Fenerbahçe'nin maçın ilk saniyesinden itibaren üst düzey konsantrasyonda kompakt bir bekleyiş sergilemesi son derece önemliydi. Öyle ki Benfica, en iyi ihtimalle blokları arası beş metreden fazla olmayan bir ikili hatta tutulacaktı. Bu savunma düzeninin dışın sadece bir tek kontra atak ile çıktı Fenerbahçe. Benfica'nın hücum organizasyonunda hedef adam olarak kullandığı Oscar Cardozo'nun ağır kalması yahut Perreira-Salvio ikilisinin oyunları(istenilen elde edilemedi) ile bir şeyler tutturmaya çalışılması hattın delinememesine de öncü oluyordu. Buna karşın Fenerbahçe de Aykut Kocaman'ın kişisel özelliklerinden biri olan "sabrı" bu yönde kullandı. Sabırla yapılan bu savunmada zaman zaman aksayabilen tek yer ise sol taraftı. Salvio'nun savruk oyunu ile birkaç kez koridor haline gelen bölge sol stoper Egemen'in üstün oyunu ile tölere edildi. Buna karşın rakibin de sol tarafı bir o kadar rahatsız edildi. Fenerbahçe'ye göre daha zayıf olan bu sol kanat Fenerbahçe adına maden oldu. Lorenzo Malgarejo'nun kanadı bizim Beşiktaş'ın sol bekliği omuzlarına yüklenen Uğur Boral'dan hallice bir savunma ile kotarılmaya çalışıldı. İşlenen bu bölgeden gelen yüksek topların hemen hepsi tehlike yarattı.

Dengede giden oyunda farkı yaratan Fenerbahçe'nin geçiş oyunlarındaki mobilitesi idi. Hem oyuncular hem de top ile iyi bir biçimde hareket yaratılıyordu. Benfica'nın savunma hattı ile orta bölgesinde yaşanan aksamaların da kullanılması ile bu fark daha da etkin hale gelecekti. Böylece en büyük avantaj ise topu ayakta tutup rakibe oynama izni verilmemesi olacaktı. Fenerbahçe'nin klasikleşen sağlamcı oyununda en büyük handikap topu rakibe vermesi ile her defasında oluştu, gördük. Aykut Kocaman bundan ders almış olmalı ki golden sonra dahi meşhur Selçuk Şahin hamlesini hemen icra etmedi.

Velhasıl kelam, Aykut Kocaman da Fenerbahçe de devinim halinde. Oynadıkça gelişiyorlar. İtiraf etmeliyim ki bu anlayış ve birkaç ufak nüans ile özellikle Şükrü Saraçoğlu'nda korkunç bir "Avrupa takımı" haline geleceklerdir. Maç öncesi Kocaman'ın dile getirdiği o 51-49'luk Benfica'nın favoriliği ise Işık Stadı'na gidilirken eşitlenecekti. Şahsi fikrim sokaklara dökülmek için daha erken olduğu yönünde. Doksan dakika kaldı. Kolay gelsin Fenerbahçe!

Ufuk Tolga Aldırmaz

15 Mart 2013 Cuma

Böyle oynayacaksak çıkmayalım: Sağlığımız için!

Plzen'deki ilk karşılaşma öncesinde 11'leri öğrendiğimizde hemen herkes, hocanın büyük kumar oynadığını, Topal-Selçuk orta saha merkez tercihinin turun gitmesine neden olabileceği kara senaryolarını dillendirmişti. Plzen'de gerek taktiksel gerek bireysel olarak sezonun en iyi performansını vermişti Fenerbahçe. Yerinde gelen hamleler,doğru analizler, turu getirecek olan galibiyetin baş faktörüydü. Oyunu tutman gereken,temponun iniş çıkışına senin karar vermen gereken deplasmanda 'Böyle oynamalıyız'' dedirtmişti Aykut Hoca. Pek çoğumuzu da haksız çıkarmıştı.
Selçuk-Topal ikilisinin o günün şartlarında doğruluğuna hak vereduralım, seyircisiz de olsa kendi sahanda böyle bir tercihe,yarı sahana hapis futbolu tercih edeceğine inanmamıştım. Bir deplasmanda taktiksel başarı ile bizi utandıran Kocaman, çok geçmeden bu maçtaki kenar yönetimiyle,bizleri tekrar haklı çıkaracaktı.

Orta saha 3'lüsü
Sezon başından beri dile getirmekten usandım,dilimde tüy kalmadı. Selçuk/Topal ikilisinden birinin oynaması takdirinde orta sahada oluşacak mesafe ve pas trafiği sorununu bizler hesaplamaya çalışırken, bu iki kesici ve baskı altında hataya çok müsait profillerin beraber sahada yer aldığında oluşturduğu tabloyu anlatmaya çalışmak inanın hiç de kolay değil. Rakip ceza sahasına yönelmesi olmayan, karşılayıcı,,ayak kabiliyeti düşük Topal-Selçuk ikilisi ve önlerinde gamsız Baroni'yi koyduğun anda, takımın bloklar arası mesafesi 60 metreye varıyor. 2 kesicinin önüne, teknik düzeyi denizde olmayan gelgit'li Baroni'yi monte ettiğin anda, topla da dripling edip mesafe daraltamadıkları için, Sow'a giden her top duvara çarpar gibi geri geliyor. En azından topu durdurup,desteğe gelen arkadaşlarına pas çıkartacak kadar bile formda olmayan Sow'lu Fenerbahçe ilerisinden her top geri döndü. Ön alan oyuncularının statik olması, merkez oyuncularının pas trafiğine uygun olmamaları  nedeniyle, takım ritmi bozuluyor. Önde sağlanamayan ritimsizlik, ön alan oyuncularını da oyundan düşürüyor ve giden her top geri geliyor. Bunun karşılığında önde yakalanamayan tempo, bizlere taraftarlara kalp ritminde bozukluk olarak geri dönüyor.

Takdir-i ilahi
Hiç böyle laflar etmeyi sevmem,hayatının merkezine mantığı koymuş,mantık dışı her şeyi reddetmiş,daima nedenin arkasındaki nedeni sorgulayan bana bile bu lafları ettirdiniz ya helal olsun. Topal'ın şanssız sakatlığı belki de turun tehlikeye girmesini önledi. Mehmet'in sakatlığı sonrası Salih'in oyuna girmesiyle,canlanan Fenerbahçe orta sahası,Salih'in topla mesafe kat edebilmesi,ilk toplara yaptığı akıllı baskı ve pasörlüğü ile Sow-Yobo arasındaki uçurumu bir nebze de olsa daraltıyordu. Nitekim Salih'in oyuna girmesiyle çok ama çok kritik dakikada gelen gol soyunma odasında rahat bir nefes aldıracaktı oyunculara. O dakikaya kadar, savunmasını yay civarına konuşlandıran Plzen, manav göbekli Horvath ve Darida'nın önderliğinde oyunu dilediği gibi yönlendiriyordu.

2.yarıya ''tamam artık turu aldık'' rahatlığıyla çıkan Fenerbahçe'ye, aslında Plzen mesajı daha 45'te veriyordu. Savunmasını bizim yarı sahamıza kadar çıkaran Çek'ler,oyunu tamamen domine ediyor, ceza sahamız çevresinde dilediği gibi top akışı sağlıyorlardı. Nitekim Darida ile golü bulan Plzen, son 30 dakikada bizlere ecel teri döktürüyordu. Buradan sonrası malum, bildiğimiz senaryo, çok da anlatacak bir şey yok.
Kocaman bir hamle yapsan n'olurdu?
Az önce anlatmaya çalıştığım hususlardan ötürü, pas akışını sağlayamayan, Sow'u kaderine terkeden ve bir gamsızın ön alan servisine bakan Fenerbahçe'de Kocaman'dan bir değişiklik beklendi. Sow'un oyun ritminden kopuşu ve gündelik formundan çok uzak oluşu nedeniyle, giden her top duvar gibi geri geldi son 30 dakikada. Kendisine hamle bulunulduğu,alan savunulmadığı takdirde neler yapabileceğini dünyaya kanıtlamış Krasic'i kenara çekip,Baroni'nin yerine merkeze Topuz'u koymak,ilerleyen dakikalarda da fornsuzluğuyla takıma zarar veren Sow'u çıkarmak, onun yerine Kuyt'ı kontrada kullanmak, ilk etapta benim aklıma gelenler. En azından bir deneme,ya da kenardan kısa ritimli alkışlar yerine, oyuncuları ateşlesen,bir motivasyon örneği göstersen inan bize o da yeterdi be Hocam.
Baroni'nin evrimi
İlk geldiği 2 sene içerisinde takımın en zayıf halkası olarak gösterilen,yüksek ihtimalle 3 Temmuz süreci yaşanmasaydı takımdan gönderilecek olan Baroni'yi forvet arkası kullanmanın da nereden baksan ipe sapa gelir yanı yok... Tek adamın hareketliliğiyle gelişecek ataklara,ona bağımlı olmaya karşıyım diyerek,'' kolektif oynayacağız,antrenör takımı olacağız'' diyip,seçim vaadi gibi açıklamalarda bulunan Kocaman'ın Alex'in gidişinin ardından, bir B planının olmayışının kanıtıydı aslında Cris'den Alex yaratmak. Hatırlayalım Emre'nin geçtiğimiz sezon sahada azarlaya azarlaya oynattığı Baroni, nam-ı değer gamsıza saha içerisinde özgürlük tanırsan, o da kafasına göre oynar. Yanından geçen topa ayak uzatmaz,yarı sahayı da yürüyerek geçer. İşin mental kısımları bir yana, savunmanın önde basamadığı, orta sahanın da Topal-Selçuk'tan oluştuğu zaman, topla mesafesi olmayan,öne kreatiflik sağlayamayan ve günü gününe uymayan bir oyuncudan ön alandaki oyuncularını beslemesini beklemek fazlaca iyimser bence. Son olarak Baroni hakkında,  Güntekin Onay'ın bir sözü vardı. ''Orta sahada takımın hamallığı görevindeyken bile sorumsuzca kafasına göre oynayan, rahat karakterli,gamsız bir adama sen Alex özgürlüğü verirsen,o da bunu hemen kullanır''.. Basit ama açıklayıcı.
SALİH UÇAN
Adamlık çağına gelmiş oyunculara çocuk muamelesi yapıldığı ülkemizde, saha içerisindeki duruşu,kendinden yaşça büyük abilerini azarlayaşı,sorumluluk almaktan kaçınmayışı, ve kamera karşısındaki kendini rahatça ifade etme yeteneğiyle Salih Uçan, emsallerinden çok ama çok farklı bir konumda. Stresli,zorluk kat sayısı çok yüksek maçlarda çok rahat bir şekilde sahada bu şerefli formanın hakkını veren 19'luk yıldızın, ilk 11'de olması için daha ne yapması lazım bilemiyorum. İlk topa çok doğru zamanda akılcı baskı yapan, kadife ayaklarıyla top dağıtan,oyunun her iki yönünü de çok iyi oynayan Salih'in ihtiyacı olan tek şey, 11'leri yazarken ilk başta onu yazacak akılda ve futbol cesaretinde bir hoca. Salih'den çok bizim ihtiyacımız var buna.
Bir parantez de Kuyt ve Volkan'a
Öncelikle kaptanım,en güzel anlarmızın baş mimarı Volkan,sana laf etmek hiç içimden gelmiyor. Fenerbahçe sevginin,takım için neler yapabileceğin,neler de yaptığının sonuna kadar bilincinde olarak,2 laf etmek istiyorum hakkında. Sakat sakat oynuyorsun sezon başından beri biliyorum,soluna gelen her topta leğen oldun,görüyorum.Ama kurbanın olayım soluna da gelen gol oluyor sağına da.Performansın,formun ölümcül kritik eşikte olduğumuz şu zamanlarda takımı yakacak cinsten,nitekim yakıyor da.Ameliyat ol kurbanın olayım,sana küfretmek hiç istemiyorum. Jöleli o disco bodyguard kılığından,başkan içeride olduğu için sakal bırakan,takıma abilik yapan 'bayrak adam' duruşu gösterdiğin 3 Temmuz'a binahen,kurbanın olayım ameliyat ol ya da buna bir çözüm bul.

Mr.Duracell
Sana ne diyeyim ki,senin yaradanına kurban olayım,saçın teli olayım. Öyle yürekten,öyle gönülden oynuyorsun ki,sahada senin azmini görmeyip,sana laf sallayanlarla kafa kafaya kavgaya girerim,sen var ol.Büyük yürekli profesyonel!

Kocaman Yürek Lazım



Deplasmandaki karşılaşmanın sonucunda Aykut Kocaman'ın teknik ekibi ile birlikte doğrularını bir bir sayıp bu arenaya ne kadar hakim bir futbol oynamayı öğrendiklerini ve bunu takıma empoze ettiklerini dillendirmiştim. Hakikaten birçok noktadan eleştirdiğim Kocaman, sezonun genelinde bu konuda ben dahil hemen herkesi duman ediyordu. Buna karşın ilk maçta alınan skor avantajı neticesinde Viktoria Plzen'in nasıl oynayacağı uzağa gitmeden daha önceki turlardan ve  uzağa giderek geçtiğimiz yılın Avrupa arenasındaki karşılaşmalarından çıkarılabilecek sonuçlar ile gayet netti: Defanstan bekler ile top çıkar. Dinamik ol. Horvath'a gereken yardımı götür. Ters koşular yap. Pas aralarına gir. Rakibin en zayıf noktası olan defanstan top çıkaramama aksiyonunu değerlendir; orta saha ile bağlantılarını kes. Nitekim bu sabah bahis oynamadan önce kendi kafamda maçı bu şekilde oynayıp ona göre kendi çapımda bir taktik belirlemiştim. Bunları benim düşünebildiğim noktada Aykut Kocaman'ın tepkisiz kalabilmesi akıl karı kaçmıyor.

Mehmet Topal-Selçuk ikilisinin top yapmada sınırlı olan becerisi ve Cristian'ın hakikaten bugün Fenerbahçe taraftarına hak verecek kadar vurdumduymaz oynayışı neticesinde genel bir aksaklık yaşanıyordu. İlk maçtaki gibi bir senaryo ile oynanamayacağı belirli olan karşılaşma bu açıdan Viktoria'nın lehine gitmeye başlıyordu ki Allah yukarıdan Zeus misali yıldırımını yolladı. Tabii ki bu işin goy goyu ama mecburi değişiklik haline gelen Topal-Salih değişikliği aslında Fenerbahçe'nin saha içinde arayıp da bulamadığı bir oyuncu tiplemesinin sahaya atlamasına neden oluyordu. İlk olarak Horvath'ın etkinliğini genel baskı odağını düzelterek kırdılar. Bunun yanında Salih'in bağlasan durmaz özelliği olan dikine gitmeleri neticesinde muazzam devam koşusu ve Horvath'ın yaşının getirdiği handikaplardan birini yaşaması neticesinde Fenerbahçe adına gol geldi. Hem de çok güzel bir dakikada geldi. 

İkinci yarıda yaşanan rahatlık ve bazı futbolcuların -Sow gibi- günlük performansının kendi vasatının altında kalması ile Fenerbahçe gevşek bir oyun göstermeye başladı. Bunun yanı sıra Viktoria'nın önde baskı dozajını arttırması ve Fenerbahçe orta sahasının gerekli reaksiyonu gösterememesi neticesinde tehlikeli anlar yaşanmaya başladı. Volkan'ın da "Oğlum çok da hata yapasım var nasıl yapsak?" diye düşünmeye başladığı(!) dakikalarda Darida'nın golü işi çok daha yokuşa sürüyordu. Dakikalar geçtikçe Aykut Kocaman'ın farklı oyun planı ve tercihlerine kapalı olması neticesinde "gelemeyen" hamle belki de turun gitmesine sebep olacaktı. Yakaladığı şansları değerlendiremeyen Viktoria çok önemli tecrübeler ile veda ederken temsilcimiz Fenerbahçe yarın çekilecek kurada rakibini bekleyecek.

Nasıl ve nerede olursa olsun futbolun doğruları belirli kalıplarda gizlidir. En azından naçizane fikrim bu yönde. Johann Cruijff'un da dediği gibi "Futbol basit oyundur; ancak zor olan futbolu basit oynayabilmektir.". Aykut Kocaman'ın gözüne artık batması hatta deşmesi gereken Salih gecenin yıldızı oldu. Misalen Salih futbolun net "doğrularından biridir".  Beşiktaş ile adı anıldığı günden beri incelediğim, takip ettiğim hatta büyük bir ilgi ve beğeni ile izlediğim Salih bir kez daha beni yanıltmadı. Fenerbahçe ve Türk futbolu çok büyük bir değere sahip. Farkında olmak lazım. Bir de onu sahaya sürecek "kocaman" bir yürek lazım. 

NOT: Oynadığım bahis yine tutmadı.

Ufuk Tolga Aldırmaz

7 Mart 2013 Perşembe

"Kocaman" Biralar



Ne olduğundan fazla büyüteceksin ne de yerin dibine sokacaksın. Maçtan önce deli gibi korkulan Viktoria'dan maç sonrası neredeyse bir Tromsö gibi bahsedilmesi ciddi anlamda büyük bir sıkıntı. Toplasak iki-üç pozisyonun olduğu mücadeleden herhangi bir tarafın nasıl bir "takım" olduğunu anlamlandırmaya çalışmak fazla zoraki olur. Bu seviyeye gelmiş tarafların bundan sonra kupa yolunda rakiplerine göre akil oyun oynamaları beklenir ki olması gereken de zaten budur. Bu gece özelinde Fenerbahçe'nin de galibiyeti almasını sağlayan işte bu durumdu.

Aykut Kocaman'ın bu tarz karşılaşma ve turnuvalarda takımını nasıl oynatması gerektiğini öğrendiğini "tur öncesi" yazımda belirtmiştim. Fenerbahçe'nin hemen hemen tur biletini garantilemesinin de birincil sebebi budur. Rakibi iyi analiz ettikleri aşikar. Bunun yanında rakibin şanssız gününde olması ve evdeki hesabın da çarşıya uyması neticesinde istenilen doğal olarak alındı. Daha zor geçmesini beklediğim karşılaşma Fenerbahçe adına ekstra efor sarf edilmeden geçildi ki en önemli detay fikrimce budur.

Rakibin maç öncesi planını bozan durum David Limbersky'nin yokluğuydu. Takım için Radim Reznik ile birlikte planlar dahilinde önem arz eden oyuncunun yokluğunda sağ bek Reznik sola çekiliyor ve neticesinde bekten bozma ön oyuncusu Rajtoral da sağ beke tekrar kaydırılıyordu. Bu durumun neticesinde taşlarla fazlaca oynanması tıpkı TT Arena deplasmanında Samet Aybaba'nın yaptığı hataya benzer bir hata oluyordu. Teşbihte hata olmaz. Bunun yanı sıra Horvath'ın geçirdiği hafif sakatlık da zannımca rakibi bozan bir diğer unsur oldu. Oyun bağlantısını ve hızlı çıkışlarda doğru oyuncuyu bulamamaları bunun bir tezahürüydü. Dakikalar geçtikçe Fenerbahçe'nin istediği hale gelen oyun neticesinde gol yavaş yavaş geliyorum demeye başladı. Burada kilit nokta golden saniyeler öncesine kadar Rajtoral'ın önüne çekilen Kuyt'ın takımın büyük bir açığını kapatmasıydı. Sow ile tekrar yer değişimi yaşadıkları dakikada da Gökhan'ın ortası neticesinde Webo'nun golü geliyordu. O dakikadan sonra da rölantide giden karşılaşma ballı kaymaklı ekmek kadayıfı tadını alıyordu.

Her şey Fenerbahçe lehine işledi diyebiliriz. Bunu şansla bağdaştırıp ahmakça bir yorum yapmam. Doğru planlama ve doğru analizin getirisidir. Aykut Kocaman'ı Beşiktaşlılık kimliğimle dahi olsa da en çok eleştiren "taraf" olsam da bu gece hatta bu sezon Avrupa'da potansiyelinden fazlasını başarmaya doğru gidiyor. Spartak'a elenerek yatırımların karşılığını verememenin baş sorumlusu olan Kocaman çeyrek final biletini alırsa bu borcunu da ödemiş olur. İstanbul'daki karşılaşmada seyircisiz oynanacak olmasına rağmen galibiyetin gelmesi bu geceden sonra hiç şaşırtıcı olmayacaktır.

NOT: Maçın adamı kesinkes Moussa Sow. Hatta Fenerbahçe adına sezonun adamı da diyebiliriz.

NOT-2: Selçuk Şahin'in üzerine çok oynanıyor. Ülkede yaygın olan itin götüne futbolcu sokma adeti maçtan önce de tezahür etti.

DİP NOT: Rakibin göze batmayı geçtim resmen giren oyuncusu Darrida. İlerleyen yıllarda çok farklı yerlerde görebiliriz kendisini.

Ufuk TOLGA Aldırmaz


5 Mart 2013 Salı

"Hasretinden" Prangalar Eskittim

Sanıyorum bu derbiyi Beşiktaş nasıl kazanabilirdi sorusunun tek cevabı Olcay'ın golü ile biten maçta cevabını buldu. Hızlı ve direkt hücumlar, duran toplar...

Fenerbahçe çok üstün başladı. Fenerbahçe net biçimde ligde bu noktaya gelene kadar oynadığı en iyi oyundan daha iyi bir oyun oynayarak ilk yirmi beş dakikayı geçirdi. Net biçimde "gol" olan top açıkçası yardımcı hakem tarafından bir nevi yeniliyordu. Dakikalar sonra gelen Sow'un golü ise aslında adaleti de beraberinde getiriyordu. Fenerbahçe'nin ilk yirmi beş dakikayı üstün oynamasında etken olan faktörler:

1.Tempoyu Beşiktaş'a bırakmayıp olayı akışına bırakmamaları.
2. Gökhan Süzen-Olcay Şahan ikilisinin bulunduğu sol kanadın adeta bir kulvar gibi kullanılması. Bunda etken Olcay olarak gösterilse de Gökhan'ın arkasına çok top kaçırması birincil sebeptir.

Maçın ikinci bölümü ise yirmi beşinci dakikadan ilk yarının bitimine kadar olan süre olarak göze çarpıyor. Yenilen gol Beşiktaş'ı uyandırdı. Samet Aybaba'nın bu yılki derbilerde "korkak" oyuna iten oyun anlayışının neden olduğu prangalar Fernandes önderliğinde kırılıyordu. Bu prangalar artık eskimiş ve kurtulunması gereken bir hal aldığı Galatasaray'ın on kişi kaldığı dakikadan beri aşikardı. Nitekim en son söyleyeceğimi başta söylerim mantığıyla ilk paragrafta belirttiğim o gol atabilme olasılıklarından duran top organizasyonu gerçekleşiyordu.

Üçüncü bölüm ise denge oyunu şeklinde geçen ve değişikliklere kadar süren bölümdü. Bu bölümde Fenerbahçe sağ kanattan "Gol geliyor!" diye haykırırken gelen Gökhan-Emre Özkan değişikliği ve Emre'nin maç içinde "taraftarın bile kademesine girmesi" ile belki de maç dönüyordu. Nitekim Niang'ın golünden önce yapılan ortanın ismi de Emre oluyordu. Ardından Sivok'un izleyenleri afallatan top arama merasimi neticesinde Kuyt-Sow iş birliği ile gelen gol oyundaki dengenin skora yansıması haline geliyordu.

Son bölüm ise taktik değişimlerin yapıldığı dakika olan yetmiş üçüncü dakikadan başlıyor. Caner ve Mehmet Topal'ı oyun alanına atan Kocaman'a karşı hamlenin Oğuzhan ile gelmesi önem arz ediyor. İki teknik direktör de direkt olarak kağıt üstünde kazanmaya yönelik hamle yapıyordu lakin Oğuzhan direkt olarak etki edemese de doğru yerlerde bulunması ve yaptığı koşular ile rakip savunmanın çözülmesini de sağlıyordu. Beşiktaş'ın temposuna kapılan Fenerbahçe Olcay'ın 92 metrelik koşusuna ve muazzam bir direkt hücuma yeniliyordu.

Maç içinde dikkatimi çeken birkaç maddeyi de sıralarsam:
1. Fenerbahçe orta sahası eş kenar üçgen misali yerleşirken Meireles'in top çıkarmak için sarkık oynaması önemli bir hamleydi.
2.Yobo ve Mehmet Topal'ın yokluğunda hava toplarında zaaf göstermeye meyilli hale gelen takım Topal'ın oyuna girişi ile bunu tölere etmeyi bir nebze olsun becerdi.
3. Golden sonra kompakt biçimde geride beklemek isteyen Fenerbahçe bunu net biçimde aslında beceremediğini bir kez daha gösterdi.
4. Holosko'nun haddinden fazla içeri girmesi ve Sow'un da önceki karşılaşmalara nazaran biraz daha dışarıda konuşlanması dikkat çekici unsurlardandı.
5. Kayserispor karşılaşmasından sonra bu karşılaşma direkt olarak Samet Aybaba'nın pozitif yönde yaptığı hamleler ile kazanılmış puanlar olarak farklı bir önem arz ediyordu.
6. Uzun bir süreden sonra Aykut Kocaman'ın bu denli az eleştirilecek performans göstermesi de önemlidir.

Sonuç nedir peki? Beşiktaş ikincilik iddiasını sürdürdü. Zorlu maçlar ve her şeye gebe bir lig mevcut. Şampiyonluk çok büyük oranda Galatasaray'da kalacak. Beşiktaş'ın bunu mental anlamda kaldırabilmesi çok zor. Fenerbahçe ise Türkiye Kupası ile teselli bulup ikincilik için oynamaya devam edecek gibi gözüküyor.

NOT: Olcay'ın attığı o gol aslında bir derbi galibiyetinden fazlasını getirdi, anlayana.

Ufuk Tolga Aldırmaz

27 Şubat 2013 Çarşamba

Alışkın Olunmayan:Sol Forvet Sow


Forvet-Santrafor ayırımını yapmak sanırım giriş için iyi bir adım olacaktır. Forvet(Forward), ileri uç oyuncusu anlamına gelir. En kaba tabirimiz budur. Misalen Beşiktaş’ta Olcay Şahan mevcut oyun düzeninde bir forvet oyuncusudur. Santrafor ise Centre Forward’ın Türkçe karşılığıdır. Yine Beşiktaş’ın mevcut taktik düzeninden örneği verecek olursak, Hugo Almeida bir santrafordur. Kısacası forvet ile santrafor neredeyse bek ile stoper kadar farklı iki kavramdır.

Sorunsalımız ise Moussa Sow… Sow ligdeki rakip takımlar içinde en çok beğendiğim ve imrendiğim belli başlı isimlerin en tepesinde. Bu noktada size temin ederim ki tam bir Sow “dilosuyum”. Bu postta  son dönemde Fenerbahçe taraftarı arasında da sıklıkla tartışma konusu olan “sol forvet mi yoksa santrafor mu oynamalı?” sorusunun cevabını arayacağız. Direkt olarak başlamadan önce Fenerbahçe’nin net biçimde 4-2-3-1 ya da 4-3-3 oynamadığını ve sahada esneklik gösterdiğini belirtmeliyim.

Sow’un genel özelliklerine şöyle kabaca bir bakacak olursak neler diyebiliriz bir düşünelim. Sanırım hepimiz mutabık olacağız. Onu tanımlayacak kelimeler: Kuvvetli, dayanıklı, mücadeleci, bitirici, sprinter… Bunlar iyi bir santraforun kesinlikle olmazsa olmazları olarak karşımıza çıkıyor, çıkacaktır da. Bunun yanında yine iyi bir santraforun olmazsa olmazları olarak, son şampiyonluklarında Mamadou Niang’da vuku bulan üst düzey duvar olma özelliği ve uzağa gitmeden Pierre Webo’da görebileceğimiz –en az rakip stoperler kadar iyi- hava toplarında etkinliği saymamız gerekir. O zaman hemen kendimize şunları soracağız: 1.Sow’un duvar olma özelliği yeterli seviyede mi? 2.Sow’un hava etkinliği yeterli seviyede mi? İki sorunun cevabı da su götürmeyen cinsten birer hayır olacak. Dikkat, bu özellikleri yok demiyorum. Sadece yeterli seviyede olmadığını belirtiyorum.

Eldeki bir diğer santrafor Webo’nun hava etkinliğinden bahsetmişken –Niang kadar olmasa da- arkadaşlarına duvar olup servis yapma özelliğinin de var olduğunu belirtmeliyiz. Bilakis gelmek istediğim nokta da tam olarak buydu. Fenerbahçe’nin ileri ucunda istenilen özellikleri verebilecek en iyi isim Webo olarak göze çarpıyor. Bunun yanında o servislerin bolluğundan ötürü Aykut Kocaman da “sol forvet” Sow’a yönelecekti. Sow’un o bölgede oynaması – özellikle geçtiğimiz haftasonu Paşa ile oynana maçta Stoch’un verimsizliğini gördükten sonra- Webo’ya doğal bir tamamlayıcı da kazandırmış oluyor. Ekstra olarak Sow’un ligin ilk yarısında bolca gördüğümüz o tek başına savaşma işini Webo’ya devredip daha rahat hareket alanı bulması da sağlanmış oldu. Artı hanesine yazılacak son değer olarak bakabileceğimiz nokta ise Sow’un sürekli olarak içe kat etme bilincinde olması.

Bu getirilerin yanında bir de götürü hanesine bakmamız gerekiyor. Akla ilk gelen, kalburun “baya” üstü bir santraforu –evet yukarıda saydığım artılara rağmen- neden ve niçin efektif olduğu bölgeden uzaklaştırasınız? İstenilen özellikleri taşıyan Webo’nun yanında Sow’un ikinci forvet görevini layıkıyla yerine getirebilecek iken solda değerlendirmeye çalışmak tam anlamıyla kolaycılıktır. Üstelik elinizde 4-4-2’ye çok uygun bir oyuncu portföyü de mevcut iken. Bunun yanı sıra Trabzonspor maçı gibi zorluk derecesi daha üstte olan karşılaşmalarda –bkz alttaki şablon- beki kovalamak gibi bir yükümlülüğü de bu oyuncunun omuzuna bindirmek ekstra efor harcamasını istemek oluyor. Doğal mevkiisine yapacağı kaymalar da takım savunmasını baltalayabilecek bir durum olarak göze batıyor. Kilit nokta ise özellikle o kanattan rakip sizi kontra ile vurma çabasına girerse herhangi bir denemesinden gol çıkarma olasılığı artma eğilimi gösterecek olması.
Moussa Sow'un Trabzonspor karşısındaki defansif hareketlerinin ağırlık merkezi

Velhasıl kelam resme büyük planda baktığımızda tek bir şey görüyoruz: Garanticiliği ile nam salmış Aykut Kocaman neyin ne olduğunun farkında. Özellikle basın toplantılarında yaptığı açıklamalar da bunu gösteriyor. Buna karşın kadro planlamasında yapılan hatalar, oyuncuların formsuzlukları ve şablon değiştirme korkusu Sow’u sol forvete itiyor. Bu kumar tutabilir mi? Tutma olasılığı azımsanamaz. Peki bu kumara gerek var mıydı? Hayatta en az Aykut Kocaman kadar garantici ve risk almayı sevmeyen bir yapım var lakin benim aklım bu kumarı açıklayamıyor.

NOT: Lille öncesi kariyerinde sol forvet oynaması ve düşük performans göstermiş olması da dikkate değer.

DİP NOT: Şablon Match Study'den alınmıştır. Sağ olsunlar bilgi ve istatistiklerini kullanmamıza izin verdiler. 

Ufuk Tolga Aldırmaz





2 Şubat 2013 Cumartesi

Damga Vuran Devre Arası Transferleri Top10

Devre arası transferi denince aklımıza uç örnekler gelir. Ya hiç etki etmeyen -ki buna Beşiktaş'ın Tomas Jun transferini örnek verebiliriz- ya da direkt olarak katkı sağlayan ve takımını başarıya sürükleyen transferlerdir. Konumuz ikincisi. Yakın döneme damga vuran ve ligin kaderini değiştiren devre arası transferlere bakacağız. Geriden saymaya başlayalım.



10. Cenk Tosun:

Gaziantepspor'un 2010-2011 sezonu devre arasında Almanya'nın Eintracht Frankfurt takımından transfer ettiği Cenk, kısa sürede muazzam işler yaparak Gaziantepspor'u sırtlayan isim oldu. O dönem takımının attığı gollerin çoğunda imzası vardı. Ligde çıktığı 14 maçta 10 gol 6 asist yapıp Anadolu'nun parlayan yıldızı haline geldi. Devam eden süreçte büyük işlere imza atamasa da hala potansiyeline güvendiğimiz isimlerden birisi.

9.Bobo:

2005-2006 sezonunun ortasında körpecik delikanlı iken bu topraklara ayak basan Bobo, daha ilk çıktığı maçta golünü atmayı başardı. Türkiye Kupası'nı o sezon müzesine götüren genç takımın en önemli silahlarından birisi haline geliyordu. Gol yüzdesi çok yüksek olmasa da ilerleyen sezonlarda Beşiktaş'ın tarihine geçecek bir yabancı futbolcu olmayı da başaracaktı.

8.Manuel Fernandes:

Hugo Almeida ve Simao ile birlikte havaalanına ayak basan Fernandes'e kimse iyi transfer gözüyle bakmıyordu. Aksine alternatif oluşturacak vasat bir yabancı olduğunu iddia eden kesim çoğunluktaydı. Kötü giden takımda kendini gösteremeyen Fernandes kupa finalinde kendini gösteriyor ve bonservisinin de sezon sonunda alınmasını sağlıyordu. O günden bugüne birçok badire atlatılmış da olsa ligin en değerli yabancı oyuncusu olma özelliğini Didier Drogba ve Wesley Sneijder gelmeden önce elinde bulunduruyordu.

7.Moussa Sow:

Ligue 1 şampiyonluğunu elde eden Lille'in en değerli oyuncularından olan Sow, o yıl gol krallığına da ulaşmıştı. Geçen yıl devre arasında Fenerbahçe'ye transfer olan Sow, lig ve kupa dahil 14 maça çıktı ve 8 gol 3 asistlik performansı Fenerbahçe'nin son hafta kaybettiği şampiyonluk ve kazandığı kupanın yolunda önemli bir "doping" unsuru haline geldi.

6.Nicolas Anelka:

Avrupa'nın devlerini teker teker gezdikten sonra Manchester City'den Fenerbahçe'ye 2004-2005'in devre arası yolu düşen Anelka, çok ses getirir. İnönü'de Beşiktaş'a attığı o malum gol hala aklımda diye de ekleyeyim. O devre 14 maça çıkıp 4 gol 3 asist yapan Anelka şampiyonlukta pay sahibi olsa da esas etkisini bir sonraki sezonda gösterecektir.

5.Necati Ateş:

Galatasaray'ın eski göz bebeği Necati, geçtiğimiz sezon devre arasında Antalyaspor'dan Galatasaray'a gelerek camiaya kendini tekrar ispat edecekti. Necati Galatasaray'ın gol yollarında çektiği sıkıntıya tam anlamıyla ilaç oldu. 14 maçta 8 gol atıp 6 da asist yapan Necati, takımının şampiyonluğa uzanmasını sağlayan faktörlerin belki de başında geliyordu. Xherdan Shaqiri'ye yönelip en sonunda Necati'yi alan yönetim, belki de bu hamlesine şükrediyordur.

4.Emre Güngör:

2007-2008 sezonunun devre arasında savunmasının direği Rigobert Song'u milli takımı ile Afrika Uluslar Kupası'na göndermek zorunda kalıyordu. Sezon başında alınan ve istenilen performansı vermeyen Ismael Bouzid'in Servet Çetin'in partneri olamayacağı anlaşılınca arayışa giren yöneticiler, Ankaragücü ile problem yaşayan Emre Güngör'ü takıma katar. Emre o dönem muazzam bir performans gösterip milli takımından dönen Song'u da kulübeye oturtup şampiyon kadronun en önemli parçalarından biri haline gelir. Sonrası malum: Euro 2008...

3.Franck Ribery:

Sessiz sedasız getirilen Ribery, aynı dönemde geldikleri Anelka'dan bile daha fazla etki bırakıp kısa sürede ülkesine dönse de ülkemizde çok iyi izlenimler bıraktı. Çok büyük bir gol ve asist yüzdesine sahip olmamasına rağmen oynadığı futbol ve aldıkları tarihi Türkiye Kupası galibiyeti ile benim için sıralamadaki yerini hak ediyor. Daha sonraki Marsilya ve Münih kariyerinin de etkisi yok desem yalan olacak. Haydi mazur görün beni.

2.Marcio Nobre:

Cüzzi rakamlara Cruzeiro'dan alınan Nobre, arkasında oynayan Alex de Souza'nın da yardımıyla 18 maça çıkıp 12 gol atarak ligi "süpürdü". 2003-2004 sezonunun kırılma anı şüphesiz ki Nobre'nin gelişi olacaktı. Ardından takip eden sezonlarda da takımın önemli bir parçası haline gelen Nobre, Beşiktaş ile de bir şampiyonluk kazanarak Türkiye'ye yolu düşmüş en önemli yabancı futbolculardan biri olarak hatırlanacak. İroniyi bulunuz.

1.Fabian Ernst-Yusuf Şimşek:

Mustafa Denizli'nin jokeri haline gelen Ernst ve Trabzonspor'un elinden adeta kapılan "yaşlı" Yusuf, Beşiktaş'ın yıllar sonra gelen ve aynı zamanda son şampiyonluğu olan sezonun bayrak isimleri haline geldi. Transfer nasıl yapılır sorusunun Ernst ile uzun, Yusuf ile kısa vade cevabı da Mustafa Denizli ile verilmiş oluyor. Rakamları da aktaracaktım lakin hiç içimden gelmedi. Tüylerim diken diken oldu o sezonun hayatımdaki yeri büyüktür. Büyük Mustafa'ya bir kez daha can-ı gönülden teşekkür ederim.

Ufuk Tolga Aldırmaz


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...