Bu zamana kadar taraftarlara değinmediğim için çok eleştiri aldım. Bunları hem negatif hem de pozitif olarak kategorize edebiliriz. Bu bağlamda aslında içimde olan bir şeyi ilk kez buraya taşıyayım istedim. Çıkış noktam ise yalın biçimiyle kahvehane istişaresidir. Özellikle batak masasında oturanların sigara molası esnasında beyin fırtınası yaparak oluşturduğu bir olgu da diyebiliriz.
Son zamanlarda tezahüratlara dadanmış vaziyetteyim. Akranlara da bu konuyu açtığım zaman hem onların önerileri hem de kendi kafamda olanlar ile birlikte bir TOP 3 oluşturmuş oldum. Fazla uzatmadan üçten geri sayalım:
3. Yanılmıyorsam Vamos Bien'in tribünlere kazandırdığı "Haklıyız Kazanacağız" bestesi. Sıkı bir Grup Yorum dinleyicisi olarak, aynı zamanda Fenerbahçe tribünlerinde sol temalı bir bestenin dillenmesi benim açımdan çok önemlidir. Hepsini bir kenara bırakayım, sözler güzel abicim:
2. Bunun üzerine değil kelimeler uzunca bir makale bile yazarım. Her dinlediğimde gözlerim dolar."Sen bana babamdan kalan miras değil, oğluma olan borcumsun":
1.Bu ikiliyi geride bırakan ve bu postun gelmesine sebep olan beste. Göztepe'ye sempati duymamı da sağladılar diyeyim."Issız kuytu köşelerden ant olsun ki döneceğiz":
1461 Trabzon maçı yine gösterdi ki Fenerbahçe'de değişen hiçbir şey yok. Geleceğe dair umudumuzu sürdürmemizi sağlayan Salih dışındaki tüm oyuncular orta sahada pas yapmaktan,topu öne taşımaktan, pres yapmaktan çok ama çok uzak. Sezon başından beri dile getiriyorum Topal gibi, daha çok merkezde karşılayan, oyunun hücum tarafını oynama sıkıntıları olan bir orta saha oyuncusu ile oynayan pek takım kalmadı.
Günümüz futbolunda Mehmet Topal'ın pek çok takımın tercih etmeye başladığı 3'lü savunma anlayışında kullanıldığı takdirde daha yararlı olabileceğini düşünüyorum.
Defans 3'lüsü Yobo - Topal - Transfer ( Hızlı ayağı iyi önde baskı uyguladığında topu öne oynayabilecek Beria olabilir )
3'lü savunmada kenarlara doğru açılacak stoperler arası yerleşik oynamayı bilen ( Valencia'da benzer rolde oynadı ) Mehmet Topal ile pas dağıtımını savunmadan başlatabilir, orta alanın önde uyguladığı baskıya destek sağlayabilir, bloklar arası mesafeyi de daraltabiliriz. Orta alan Salih - Meireles - Topuz/ Transfer ( Belhanda ) 3'lü savunma anlayışını düşünmeme sebebiyet veren 'takımın alan savunma zaafiyetleri' ve pres sorunun Mehmet Topallı orta saha ve birlikte oynadığı oyunculardan kaynaklı olduğunu düşünüyorum. Kariyerinde en iyi oyununu Valencia'da savunmayı 3'lediği ve Euro 2008'de stoper oynadığı dönemde oynadığını düşünürsek Mehmet'in ben stoper arasında oynarsa daha yararlı olacağını düşünüyorum. Savunma ve orta alan arasındaki kopukluğu gidereceği, alan presini de daha iyi uygulamamıza da yardımcı olacağı kanaatindeyim.. Oyunun iki yönünü de oynayabilen, topu iyi yönlendiren Raul ve Salih'ten oluşacak orta sahamızın yanına bir transfer ( Belhanda ) edildiği takdirde orta alanın bu oyunu çok iyi yönlendireceği kanaatindeyim. Forvet Kuyt - Sow - Krasic/Stoch ( ilerleyen yıllarda Recep ) Geriden oyun kurmaya yatkın, orta alan baskısına eşlik edebilecek bir stoper ( Mbiwa - Beria ) transferi ile bu oyuna uygun beklerimiz, oyunun iki yönünü de oynayabilen Meireles-Salih'in yanına olası Belhanda transferi ile 2.yarıda formunu yukarılara çekmesini umduğum Krasic, Kuyt ve Sow'lu kadromuzun 3'li savunmaya oldukça yatkın olduğunu düşünüyorum.
Volkan Yobo Serdar/ Transfer Mehmet Topal Salih Meireles Baroni/ Transfer Kuyt Krasic / Stoch Sow
Normalde devre arasında pek iyi oyuncular transfer edemezsiniz malumunuzdur.10 -15 milyon Euro bonservis bedellerinin konuşulduğu bu senede, geçen senelerin aksine farklı bir durum var.Avrupa transfer piyasasında hatırı sayılır oyuncular bedeva alınabilir durumda. Kendimce uzun süredir takip ettiğim ve şözleşmesi bitmek üzere olan oyunculardan bir takım derledim. Kaleci: Sinan Bolat. Geçtiğimiz sezon diz bağlarından yaşadığı sakatlık sonrası, ilk 11'deki yerini kaybeden 24 yaşındaki Sinan, takımı Standard Liege ile sözleşme imzalamayı reddetti. 6 ay sonra sözleşmesi bitecek olan Bolat, Fulham ile anlaşmanın kapısından son anda döndü.500 bin Avro gibi bir bedelle alınabilir. Sağ Bek: Fm oynayanlar hemen bileceklerdir. Aaa Van Den Borre.Evet ya ne sandın .Genoa sonrası Genk'te forma giyen, sonrası akıbetini iyi bilmediğim Belçika'nın o meşhur olimpiyat kadrosundan çıkan Van Den Borre,henüz 25 yaşında. Ve bedava.. Sağ ve sol bek'in yanı sıra ,stoper ve ön liberoda rahatlıkla oynayabilen Borre, her takımda oynayabilecek bir potansiyel.Pas oyununa yatkınlığı ve hızı ile uygun bir sistem oyuncusu olan Borre'un hiç transfer gündemine gelmemesi üzücü. Sol Bek: Açıkçası en çok zorlandığımbölge burası oldu.Dünyanın sadece yüzde 3'ünün solak olduğunu düşünürsek pek de haksız sayılmam sanırım. Ben kendimce mütevazi ve genç bir takım kurmak istediğim için, PSG yada Madrid'e gidecek olan Ashley Cole'u gündem bile yapmadım.Benim adamım Tiene. PSG'nin UEFa fair-play kriterlerinin devreye girecek olmasıyla tuttuşması, bizlere Tiene'nin daha rahatlıkla boşa çıkmasını, daha ucuza kapatmamızı sağladı. 6 ay içinde sözleşmesi bitecek olan 28 yaşındaki hücumcu bek, ofansif bek anlayışımda hızı ve kademesiyle önemli bir rol oynayacak. Stoper: Malaga yada Sao Paolo ile anlaşabileceği söyleniyor ama uygun şart sunduğun anda her takımın savunmasına ilaç olabilecek adamdır Diego Lugano. Yıllarca Fenerbahçe'de yaptıkları ortada olan bu adamı anlatacak halim yok,PSG tarafından boşa çıkarılan Lugano stoperlerimden birinde aradığım sertlik özelliğini fazlasıyla karşılayacak bir isim. Stoper 2: Gojko Kacar: Hertha Berlin'in 25 yaşındaki sakatlık silsilesini üzerinden atamamış stoperi. Tekniği ile orta alanda da rahatlıkla oynayabilen oyuncunun sözleşmesi 2014 yılında bitiyor. Geçtiğimiz günlere Hamburg yönetiminden yapılan açıklamada, oyuncunun sözleşme yenilemeye yanaşmaması nedeniyle tekliflerin değerlendireleceği belirtildi. 1 - 2 milyon'a alınabilir. Savunmadan başlayan oyunda etkili bir isim olan Sırp savunmacının, sakatlıkları atlattığını düşünürsek, bir şans verilmeli derim. Orta saha:McDonald Mariga. İnter'in yıllardır sürgün/kiralık gönderilen oyuncusu Mariga.Ortasahada ısıran,top alan ve öne oynayabilecek bir adama ihtiyaç mı var?Ta kendisi. 25 yaşındaki Kenyalı'nın sözleşmesi bu Haziran'da sona eriyor. İngiltere'den teklifler olduğu söyleniyor.Değerlendirilmeli, bitmek tükenmeyen enerjisi ve dinamizimiyle çok şey katar.Beleş de daha ne olsun. Orta saha:( Sol ) Juan Manuel Vargas. Fiorentina'dan Genoa'ya kiralanan Perulu oyuncu, sol kanat ve orta alanın ortasında rahatlıkla oynayabilmesi, kadro derinliğine yaptığı katkı itibari ile çok önemli bir oyuncu. Kanat bindirmeleri, şut becerisi ve isabetli ortalarıyla her takımın sol kanadını canlandırabilecek bir isim. Orta saha: Cigarini: Napoli'den Atlantaya kiralanan Luka Cigari'ni ye orta sahanın ortası emanet. Oyunun iki yönünü de oynayabilen, isabetli paslarıyla orta alanda oyunu yönlendirebilecek isim olan 26 yaşındaki Luka'nın sözleşmesi bu yaz sona eriyor.1 - 2 milyon Euro'ya transfer edilinebilir. İtalya'nın başaltı takımları devrede. Orta Saha Leto: Yaşadığı sakatlıklar sonrası Panathianikos'un sözleşmesinde indirim teklifini kabul etmeyen Leto, kulübüyle alacaklarına karşılık, sözleşmesini fesh etti. Bir dönem Liverpool'da da oynayan Arjantinli oyuncu, her iki kanatta da rahatlık oynayabilir. Henüz 26 yaşında.
Forvet : Nene: Beşiktaş'ın transfer gündeminde olan Brezilyalı solak, benim uzun süredir hayranlıkla izlediğim oyunculardandır. Geçtiğimiz sezon yapılan flaş transferlere rağmen şampiyon olamayan PSG'de kritik maçlarda sırtlayan yıldız oyuncu,uzun süredir gazetelerimizin transfer haberlerini süsler. Sarkık 4 - 4 -2'li oynayacak şekilde kurduğumuz kadroda anahtar rol Nene'nin.
Santrafor: Llorente: A.Bilbao'dan 6 ay içinde ayrılması kesin olan İspanyol yıldız, havadan ve yerden affetmeyecek bir isim. Her Teknik adamın kadrosunda görmek isteyeceği 27 yaşındaki yıldız oyuncui devleri peşinden koşturuyor.
Taktik : 4 - 2 - 3 -1 Sinan Van Den Borre - Kacar - Lugano - Tiene - Mariga - Cigarini - Vargas - Nene - Llorente - Leto
Güzel insanlar Ali Ece ve Kaan Kavuşan ile klasik takımları yad ettiğimiz günlerden birinde belki de 4 sene sonra 'vay be ne takımdı onlar be' listesine eklenecek Belçika'yı bir anlatayım istedim.
Büyük turnuvalara en son katılma başarısını 2002 yılında gösteren Belçika, 2008 yılına kadar Uluslararası alanda yeniden yapılanmaya gitmiş ve bunun meyvelerini 2008 Olimpiyatlarında yarı final oynayarak almıştı. 2008 Olimpiyat Kadrosu'nun neredeyse tamamını A Takım seviyesinde kullanan bu genç takım ilerleyen yıllarda Dünya futbolunu sallayacak gibi gözüküyor.
KALECİLER
Belçika'nın sahip olduğu kalecilere bir bakalım. Milli Takımın kalesinde Courtois'yi görüyoruz. A.Madrid'e Chelsea'den kiralanan .20 yaşındaki kalecinin Avrupa'nın en büyük gelecek vaad eden kalecilerinden biri olduğunu, yakında Chelsea'ye geri dönüp Cech'in saltanatına son vereceğini belirtirsek, yanılmış olmayız herhalde. 2.kaleci olarak da Sunderland'in 24 yaşındaki yetenekli kalecisi Mignolet'i gördüğümüz bu kadroda uzun yıllar kaleci sıkıntısı yaşanmayacak gibi görünüyor. DEFANSLAR
İlk etapta M.City'nin değişmez ismi Vincent Kompany'yi gördüğümüz güçlü savunmada, Ajax'tan savunmanın tüm bölgelerini oynayabilen Alderweireld'i, Zenit'ten 25 yaşındaki Lombaerts'i, sol bek'te mi, stoper'de mi yoksa orta saha'da mı daha iyi oynadığı tartışılan Arsenal'li Vermaelen'i,Tottenham'dan Vertonghen'i de görmek mümkün..
Standart Liege'den Ciman, Genoa sonrası akıbetini bilemediğim ama klasından emin olduğum Van Den Borre ve Fulham'lı ofansif sol bek Pocognoli, Anderlecht'ten tecrübeli sol bek Van Damme, genç yetenek Boyata da diğer dikkat çeken isimler.
Savunma bölgesinde oynayan tüm oyuncuların birden çok mevkide oynayabilmesi,hem kademe hem de topu oyuna sokmadaki becerileriyle takımın en güçlü bölgesinin savunma olduğunu düşünüyorum.. ORTA SAHA
An itibariyle United'a yada Chelsea'ye 25 milyon Avro'luk bir bedelle transfer olacağı konuşulan Fellaini, sezon başı Hulk ile birlikte Zenit'e astronomik ücretle transfer olan Axel Witsel, Porto'dan orta alanın tüm bölgelerinde rahatlıkla oynayabilen Defour orta alandaki üst düzey oyuncular. İnter'e transfer olması beklenen Naingolan ve Mudingayi gibi kaliteli oyuncuları da kadrosunda bulunduran Belçika'nın fizikli ve pas oyununa yatkın bir orta sahası var.
Belirtmek şart Fellaini ve Witsel'e aynı anda sahip olmak ne büyük bir nimettir. Kadroda yer alan tüm isimlerin oyunun her iki yönünü oynayabilmesi,birden çok farklı mevkide görev bulabilmesi büyük şans. Orta alanda oynayan oyuncuların yaş ortalamasının 23 olduğunu, bu oyuncuların 2008 Olimpiyatlarında Altın Madalya alan kadrodan beri beraber oynadığını hesaba katarsak, takım uyumunun üst seviyede olduğunu söylemekte yanılmış olmayız. FORVET
Galatasaray'ın transfer gündeminde olduğu söylenen hücum hattının tüm bölgelerinde oynayabilen Nacer Chadli,Chelsea'de Lille'den 40 milyon Avro karşılığında transfer olan ve günden güne takım dengelerinde söz sahibi bir konuma gelen Hazard, ( Lille'de 20 gol - 22 asist ), PSV'nin golcü kanat oyuncusu Mertens ( 21 gol - 16 asist ) Fulham'dan Tottenham'a transfer olan Dembele, Chelsea'nin 17 yaşındayken kadrosuna kattığı Lukaku, Everton'ın Olympiakos'tan 8 milyon Pound'a transfer ettiği 'Fm Star' Mirallas, Chelsea'nin Bremen'e kiraladığı genç yıldızı Kevin De Bruyne, Genk'in gol kralı Jelle Vossen ve genç yetenek Benteke'li bir hücum hattının ne kadar ölümcül olabileceğini anlatacak kelimeler bulmakta sıkıntı çektiğim doğrudur.
Zayıflıklar
Sağ ve sol bek bölgelerinde oynayan/oynayabilecek oyuncuların stoper orjinli olması hücum anlamında sıkıntıya yol açabilir. Oyun akışkanlığı açısından farklılık sunması beklenen isimlere ihtiyaç duyulduğu anlarda daha dikine oynayabilen ,kanat bindirmeleri gerçekleştirebilecek isimlere ihtiyaç duyulacaktır.
Birden fazla pozisyonda kolaylıkla oynayabilen bu oyunculara sahip Belçika kadrosunun, üst seviyede oynayabilecek bir santrfor ihtiyacına da çözüm bulduğu takdirde, önümüzdeki 10 yıla damga vuracağını düşünüyorum.21 yaşındaki Benteke ve Chelsea'den W.Bromwich'e kiralanan Lukaku'nun ilerleyen yıllarda futbollarını üst seviyeye taşımaları ihtimalinde, Belçika'nın önü çok açık. İlk 11 Courtois - Alderweireld - Vermaelen - Vertonghen - Kompany - Fellaini - Defour - Witsel - Dembele - Chadli - Hazard Taktik 4 - 3 - 3
Bu bilgiler güzel insan Ali Ece ile geçen bir diyalogdan alıntıdır. Ali Abimize sonsuz teşekkürler.
Houllier'i pek de sevdiğim söylenemezdi, Liverpool'da yediği haltları sağlam Liverpool taraftarlığıyla bilinen Ali Ece'den öğrendikten sonra kendisine olan nefretim tavan yaptı. Derlemek toplamak istedim Houller ile ilgili yazdıklarını ama çok uzun bir sohbet oldu. Direk Ali Abi'nin güzel betimlemlerinden alıntılarla sunacağım. İşte Ali Ece'nin gözünden Liverpool'a ve Fransa'ya tarihin en kötü futbolunu oynatan, güzel oyun düşmanı Gerard Houlier 1- Houllier'den nefret etme sebeplerim tek tek sayacağım 1 - Ginola'ya yaptığı öküzlük 2- Fowler-Le Tallec 2- Cantona-Papin-Ginola-Deschamps'lı bir Fransa'nın İsrail'e bile Dünya Kupası'na götürememesi. 3- MacManaman giderken "Olsun Yeni Zidane Cheyrou'yu alacağım ben" deyip dünyanın parasına kazık yedirmesi. 4- Ince, McAteer, Matteo gibi takımı sırtlayan ruhlu işçileri yollayıp yerine kalas kazma ruhsuzlar alması. 5-Litmanen gibi bir mücevheri kullanamayacak kadar muhafazakar olması. 6- Djimi Traoré denen kalası transfer etmesi. 7- Bernard Diomede'in Ginola'dan çok daha iyi olduğunu söyleyerek kazığın kralını çakması . 8- Ligde sadece %50'lik galibiyet oranı 9-Diouf, Salif Diao gibi adamlara milyonlarca Avro ödemesi. 10- Liverpool'a tarihin en çirkin,en iğrenç oyunu oynatması. 11- İstanbulspor'da bile forma şansı bulamayan Ferri'yi transfer etmesi. 12- Liverpool'a gelmeden önce Avrupa'nın en iyi 5 ön liberosundan biri olan Biscan'ı stoper oynatarak harcadı adamı.(öküz aleyisselam - Houllier ) 13-İlk sezonlarındaki gerzek denemelerinden birinde Rigobert Song'u 3-5-2'nin orta 5'lisinin solunda oynatmak. 14-Anelka'ya "Bundan bir şey olmaz diyip opsiyonunu kullanmadan göndermesi. 15-Liverpool'un efsane oyuncusu Robbie Fowler'ı takımdan gönderip yerine 20 yaşındaki genç yetenek Le Tallec'i oynatıp,onun da kariyerini bitirmesi. 16-Gerrard'ı sağ bek oynatıp orta sahanın ortasına Hyppia koymak gibi uçuk tercihte bulunması. 17-Yunanistan Euro 2004'ü kazanması üzerine Houllier'in :"Bıraksalar ben de Liverpool'da aynısını yapacaktım'' demesi. 18-Charisteas'la Owen'ı bir tutması. Rehaegel'in başka şansı vardı da o yüzden mi defansif oynattı? 19- Moran'In yerine gelip hemen Roy Evans'ın ayağını kaydırcak kadar çirkin bir karakter olması. 20- Kör bir adamın bile yeteneğinin farkında olacak Gerrard için 'Onu ben keşfettim' demesi. 21- Alou Diarra gibi bir adamı hiç beğenmeyip oynatmaması. Kaleci Arphexad gibi Zapata'dan bile kötü bir adamı transfer etmesi. 22- Riedle'yi 250 bin pound'a satıp 10 milyona Hadji Diouf'u alması. Ve karşılığında ' 0' futbol oynatması. 23- 126,000,000 milyon pound harcayıp 56,225,000 milyonluk satış yapması ve karşılığında 0 lig ve 0 ŞL Şampiyonlar Ligi başarısı. 24- Ginola, Cantona, Papin , Desailly, Blanc, Petit, Le Guen, Deschamps gibi tarihin en iyi kadrolarından birine sahip Fransa'yla rezil futbol oynaması ve İsrail'e bile yenilmesi.
Fm oynayanlar hemen empatinin gözüne vuracaktır.Sezona dar bir kadroyla başlarsın sakatlıklar can sıkabilir ama takım oturur,birbirini daha çok tanır.Hatta oyuncularının profillerine baktığında favori adamı yani''kankası'' olmuşsun. Bu çok iyi gelişmedir.Sezon sonu kazanılmadık başarı kalmamış,heyecanla beklediğin oyunu ,çoğumuzun oynama sebebi olan transfer dönemi gelir.Başarılısındır da para gani yönetim açmış büyük anne kesesini.Kadroyu genişleteceğiz derken bakmışsın yalan olmuş kadro.Herkes maaşta geliştirme istiyor,arkadaşlık yalan olmuş düzen bozulmuş yetiş ya Ali yetiş ya Muhammed.
Bana Mourinho takımları hep yukarıda anlattığım fuzuli empati kurdurtma isteğindeki gibi gelir.Büyük transferlere, pahalı isimlere sürekli nedensiz ihtiyaçlar duyan dev bütçeli takımları çalıştırmasından olsa gerek, iyi giden takımları ikince senesinde gerek kendi kararı gerek Başkan zoruyla yapılmış bir transferle bozduğunu düşünüyorum. Örneğin; Chelsea'deyken muazzam giden, rakiplerin önlem alamadığı 4 - 3 -3 sistemini Shevcenko transferi bozmuştu.
Popülaritesi yüksek takımları çalıştırmak zordur, forma satış dengesi,taraftar çekme gibi endüstriyel futbol terimleriyle anlatılacak durumları göz önünde bulundurmak zorundasındır. Velhasıl saat de 7'ye geliyor konu uzamadan günümüze hızlı bir geçiş yapmalıyım. Abraham'ın çok isteyip,milyonlarca Euro bayıldığı Sheva'yı oynatma zorunluluğu ile 4 - 4 - 2'ye geçiş yapan Chelsea, tutunamayanları oynadıktan kısa bir süre sonra, tekrar 4-3-3 deneyip Sheva'yı 3'lünün sağında deneyecek kadar uçuk taktiksel sıçıntılarının bedelini güzel bir tazminatla Mou'ya yüklemişti. Ayrıntılar da var elbet ama uykum var,kısa kesiyorum.Hem zaten biliyorsunuzdur siz,benim lise Matematik hocam derdi bu lafı.
Kadroya eklenen yıldız oyuncuya yer açma sorununu yaşamadığı tek yer İnter oldu Jose'nin. Bana göre de kariyerinin en iyi dönemini burada geçirdi. Elbetteki şike sürecinden yenik çıkmış Juve ve yorgun savaşçı Milan'ın da durumunu da hatırlamakta fayda var ama bana göre zirve orasıydı,anlatırım ama uykum var,ayrıntıya giremiyorum.
Gelelim Real Madrid zamanına.Geçen sene şampiyon olan kadro ile bu seneki takım arasındaki farkı yaratan temel husus bence orta alanda Xabi'nin partneri olan isim. Geçtiğimiz sezon Khedira, Diarra, Granero gibi kesici,topu kapan,öne oynama konusunda eh işte'nin bir tık üstü diyebileceğimiz,32 yaşına yaklaşan Xabi'yi defansif açıdan da rahatlatıp Xabi Alonso'nun ilerideki hareketlilere top servisini sağlamasına yardımcı olan oyuncularla oynayan oyuncuların yerine bu sezon Modric oynar oldu.
Yanlış olmasın Modric ofansif orta saha oyuncusu olarak dünyada en sevdiğim oyunculardan biri.Ama elinde Kaka,Mesut varken oraya bir oyuncu alınması şart mıydı? Emin değilim.Nitekim benim tezim burada devreye giriyor.İyi giden sistem bir oyuncu tercihiyle bozuldu kanımca...
Defansif özellikleri pek gelişmemiş Luka Modric'le oynayan Real orta sahasında hala dünyanın en iyi orta sahalarından biri olsa da, 32 yaşını geçtiğini kabullenmemiz gereken Xabi'nin üstüne daha da yük biniyor,ilerideki hareketlilere oyun servisi konusunda sıkıntılar baş gösteriyor.. Rakibin topla oynama ve dikine oyun oynama başarısının artmasıyla oyun ritmi, dolayısıyla savunma da etkileniyor. Sheva transferiyle her fırsatta özlediğini belirttiği İngiltere'den ayrılma süreci başlayan Mou, Modric'i kendi transfer ettiği için,Real'deki sıkıntıların başladığı sıkıntılı süreçleri kendisinin hazırlamış olduğunu düşünüyorum. Ronaldo'nun,Mesut'un mutsuzluk / transfer olacak haberlerinin kaynağı aslında rotasyonun ucunu kaçırmaya dayanıyor. Başarıya ve Barcelona'yı geçmeye endeksli bir kulüp anlayışında haliyle ağzınla kuş tutsa yaranamayacak olan Ronaldo'nun da kaybedilen puanlar sonrası yuhalanması çok geç olmayacaktı. Barcelona'nın gerisinde kalmayı kabullenemeyen kazanma odaklı kulübün felsefesini içselleştirmiş taraftarların, 'bu nasıl süper yıldız lan' eleştirilerinden rahatsız olduğu malum olan, Messi'nin gerisinde kaldığı her güne lanet okuyan Ronaldo'da sezon sonu Mou ile birlikte Ada sahilleri yolunu tutmasını kuvvetle muhtemel görüyorum.
Hiçbir yorumum bulunmadığı halde altına gururla imzamı attığım transfer ( yalan ) haberleri yazmaktan bıkmıştım. Sağ olsun Ufuk beni Blog'una yancı olarak aldı.Ona öncelikle teşekkür etmeliyim.
Ben yazı yazarken çok dallandırıp budaklandıran birisiyim,okurken de anlaşılıyordur. Bir eyleme başladığım anda aklıma aynı anda birden fazla şey geliyor,ne tesadüftür ki, hiçbirini yapamıyorum. O yüzden bir an önce konuya girmeliyim. Dürüst olayım,bu 5.yazıp silişim,neyse yarın devam ederim,yine ilham perimle aram iyi değil.
Ha ilham perim dedim,Nick Cave'in onu var eden ilham perisini kaybetmeme adına sömürü toplumuna, Acun Ilıcalı vari yargılayıcılara, tüm inceliğiyle söylediği sözleri hatırlamakta fayda var.
Sevgili MTV Ekibi,
Öncelikle sizlere teşekkür etmekle başlamalıyım. Yıllardır bana verdiğiniz desteğe minnettarım ve en iyi erkek sanatçı dalında aday olmayı da bir iltifat olarak görüyorum. Kylie Minogue ve P.J. Harvey ile son albümümüzde yer alan parçaları canlı çalmamız için bize ayırdığınız zamanı da gözden kaçırmadığımı, çok mutlu olduğumu belirtmek isterim. Bu yüzden tekrar en samimi duygularımla sizlere minnettar olduğumu hatırlatmama izin verin.
Bu mektubu en iyi erkek sanatçı için adaylığımın geri çekilmesini istemek için yazıyorum. Bunu istemenin benim için gerekli olduğunu hissediyor, bu ve bunun gibi ödül törenlerinin rekabetçi doğası içinde bugünde ileride de yer almak istemediğimi dile getirmem gerektiğini düşünüyorum. Bu adaylığı daha rahat düşünen biri almalı. Her zaman müziğimin eşsiz ve ender olduğunu düşündüm. Ben kimseyle rekabet etmem.
Benim ilham perimle olan harika ilişkim çok narin. Ben, onun kırılgan doğasını rahatsız edebilecek, onu incitebileceğini düşündüğüm bu tip etkilerden korumakla görevli olduğuma inanıyorum.
Bana ödül olarak şarkılarla gelen ilham perime karşı tüm sorumluluklarımı saygı ile yerine getiriyorum. Bu durumda onu rekabete sürüklemek oldukça kırıcı olacaktır. Benim ilham perim bir at değil, bende at yarışçısı değilim. Dolayısıyla bu kesik kafalarla dolu salonda, ışıltılı ödüller için onu koşturmayacağım. İlham perim yok olabilir, beni tamamen terkedebilir!
Dolayısıyla sevgili MTV insanları, son albümümün arkasında durduğunuz, şevk ve enerjimi paylaştığınız için sizlere teşekkürederim. Çok teşekkür ederim ama hayır, bunu yapamayacağım.
Saygılarımla,
Nick Cave
Ne de güzel değil mi,ne zaman yazma ihtiyacı duysam,ama bir şey üretemeyip saçmalasam,bu güzel insanın mektubunu okurum.
Bunu yazdım ama ben hiç bir zaman Nick Cave sevicisi olmadım.Öyle sanılmasın, laf güzel. Benim aklım fikrim İnterpol / Paul Banks.
Kim mi Paul Banks?Sesinden çaresizlik akan adam,senin hikayeni besteleyen adam, tüm duygusuyla senin günlerini simsiyah edebilecek, 'I'm a scavenger' diyebilecek olan adam. Evet simsiyah,son 2 yılım cidden simsiyah. Karanlık odaya hapsolmuş, insanlarla konuşmaktan korkan bir ergen teenager kadar simsiyah.
Ne anlatır Paul Banks şarkılarında? Banks, yanlızlığı anlatır, lan ibne sen de yalnızsan biz n'apalım dedirtmeyecek bir şekilde anlatır,o ayatın pisliğini uyuşturucu ve müzikle yenemeyip, kaybettiğimiz Joy Division, Jim Morrison gibi anlatır.
Mesela bir NYC şarkısı vardır. Şehir hayatını, homurdalarımızı, yer altına ( metroya ) girdiğimizde üstüne üstüne gelen insanları anlatır. Turn On The Bright Lights der. Seni günden güne hiç eden,sömüren şehir hayatını, üstlendiğimiz sahte kimlikleri, o parlak ışıkları anlatır.
Ya Stella? Adı bile güzel.Stella was a diver and she was always down. Kamyoncu kızı Nebahat gibi,biraz öyle biraz değil. Stella,bir hayat kadını. Paul'un 18 yaşındayken aşık olduğu, tüm şarkılarına, hayatına yön vereceğini bilmeden sevdiği kadın. Stella bir hayat kadınıdır.Caddede yürüdüğünde, insanların 'vay be' diye iç geçirdiği,' sonra o var ya o' dedikleri kadın. Herkes mutlu sanır Stella'yı,ama değildir.Bir gün kendini denize bırakır ve bir daha hiç çıkmaz .. I love you 'Stella' der Banks her konserinde ağlayarak,sorulur yıllarca Banks'e 'Stella kim var mıydı öyle biri' diye, cevap vermez Paul abimiz Üzüntüsü Stella'ya mıdır? Ya da kafamızda büyüttüğümüz Stella'lara mıdır bilinmez.Kimileri gerçek hikaye der, kimileri hayali kahramanıdır der bilinmez.
Gerçek,efsane umursamıyorum açıkcası,Cesedi hiçbir zaman bulunamayan,akıbeti bilinmeyen ama etkisi uğruna yazılan şarkılarla milyonları etkileyen bir kadının varlığını sorgulamak ne derece mantıklı olur tartışılır zaten. Herkesin hayatındaki Stella'ları anlatan bu güzel insanı dinlemek varken neden varlık tartışması yürütelim ki?
İlk yazım giderek rutine başlayan ideal çarpışmaları yaşadığım şu günlerde pek de güzel, iç açıcı olmadı farkındayım. Biraz alkol,biraz yorgunluk insanı saçmalatabiliyor.