Marsilya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Marsilya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Ekim 2013 Çarşamba

Kurtuluş ve Dibe İtiş

Şampiyonlar Ligi'nin açık ara en denk güçlerini içinde barındıran grubunun mücadelesinde Westfalenstadion'da Borussia Dortmund, Marsilya'yı ağırladı. Sırası ile Napoli ve Arsenal'a bir önceki maç haftası mağlup olup puansız biçimde mücadeleye çıkan taraflar için zorlu bir mücadele olacağı aşikardı. Özellikle Dortmund cephesinde bir de Jürgen Klopp'un kenarda olamayacağını düşününce ters bir sonucun işlerin iyice sarpa sarılması anlamına gelecekti. 

İki tarafın sahaya çıkış biçimleri aşağıdaki görseldeki gibi olacaktı. Dortmund'un kalecisi ve kanat savunucuları ideal düzendeki gibi değildi. Burada Kevin Grosskreutz'a bir parantez açmazsam içim içimi yiyecek. Herhalde kale hariç oynamadığı mevkii kalmadı. Joker tabirinin futbol sözlüğünde karşılığında bundan sonra adı yazabilir. Marsilya cephesinde ise sol bekte Benjamin Mendy ve santraforda da Saber Khalifa farklılıkları dikkat çekecekti. İki farklılık da zorunluluk sonucu oluşmuştu. Jeremy Morel ve Andre-Pierre Gignac sakatlıkları sebebi ile kadroda bulunmuyorlardı. 

Maça Borussia Dortmund'un başında Zeljko Buvac çıktı. Dortmund ilk dakikalardan itibaren özellikle Aubameyang'ın karşısında bulunan 19'luk Mendy'nin kenarını zorlama peşindeydi. Burada istenilen delik açılamayıp Marsilya'da topu yere indirince işler biraz bozulmaya başladı. Dortmund'un tempo oyununu dikte ettirmek istemesi ve buna karşılık tipik "gegenpressing" örneklerini sunmasına karşılık Marsilya kısa ayağa paslar ile hareketli olarak antitez üretme peşindeydi. Doğrusunu söylemek gerekirse bunu başaramadılar diyemeyiz. Buna karşın üçüncü bölgede bir türlük efektif olamamak onların belini bükecekti. Khalifa'nın ayağında topu tutamaması Marsilya'ya da ket vuran en büyük unsur olacaktı. Denge oyunu sürerken Marsilya orta mesafe sol çaprazdan  kazandığı serbest vuruşu "kullanamayınca" Dortmund derslik bir direkt hücum ile Lewandowski'nin ayağından golü buldu. Golden sonra tempo arttı. Bu tempo Grosskreutz - Lewandowski iş birliği neticesinde golle sonuçlanabilirdi. Mandanda Lewandowski'nin kale sahası içinden vurduğu topu kornere çelmeseydi tabii. Bu pozisyonun ardından yine topa sahip olmayı başarabilen Marsilya oyunun merkezini zannımca hata ederek Durm'un kanadı yerine Grosskreutz'un kanadına kaydıracaktı. Bu dakikalarda maçın başından beri Valbuena'ya adım attırmayan Bender'in oyunu daha da değerlenecekti. Valbuena sahada hayalet moduna girecekti. Nitekim ilk yarı da böyle sona erdi: 1-0...

İkinci yarının başında, ilk yarının ve hatta Marsilya adına maçın ayakta kalan tek ismi diyebileceğimiz Mandanda'nın Reus'un orta sahanın ortalarından kullandığı serbest vuruşu tabiri caizse elle kaleye sokması neticesinde durum 2-0'a gelecekti. Marsilya iyice çöktü. Zihinsel olarak da istenileni verememenin stresi oyuncular üzerine binince bireysel hatalar yapılmaya başlandı. Özellikle orta sahadaki top kayıpları ve seken bütün topların Dortmund orta sahası tarafından toparlanması neticesinde Marsilya hızlı hücumları yemeye mahkum oluyordu. Nitekim Aubameyang ile art arda pozisyonlar yakalandı ancak golle sonuçlandırılamadı. 70'de gelen Auba-Kuba değişikliği ise o bölgeden işi bitirmek amaçlıydı. Elie Baup da Payet'i çıkarıp Lemina'yı orta sahaya yerleştirecekti. Bu dakikadan itibaren biraz daha 4-3-1-2'ye yatkın bir oyun oynandı diyebiliriz. Andre Ayew "inside forward" rolünü üstlenen isim olacaktı. Nitekim etki etmedi. Penaltıdan gelen Lewandowski'nin golü skoru belirleyecekti. Thauvin - Khalifa ve Jordan Ayew - Valbuena değişiklikleri ile Hoffman - Reus ve Sokritis - Mkhitaryan değişiklikleri de maçın basit unsurları haline gelecekti. 

Napoli mağlubiyetinin ardından Dortmund kendini üste çekerken Marsilya'yı da dibe itiyordu. Bu galibiyet kuvvetle muhtemel Marsilya'nın da Şampiyonlar Ligi üst turu için fişini çeken hamle olacaktı. 

Ufuk Tolga Aldırmaz

11 Ağustos 2013 Pazar

Monaco Neden Şampiyon Olamaz?

Transfer sezonunun ultra zengini Monaco adeta kafası koparılmış tavuklar gibi bir halet-i ruhiyeye bürünmüştü (Öyle ki kaleye Victor Valdes takviyesini bile düşündüler!). Yaz döneminin sonunun da gelmesi ile birlikte durulmaya başladılar. Yapılan Radamel Falcao, James Rodriguez, Joao Moutinho, Ricardo Carvalho, Eric Abidal, Jeremy Toulalan, Nicolas Isimat-Mirin, Fabinho, Borja Lopez, Anthony Martial transferlerine yaklaşık olarak 150 milyon Euro ödendi. Claudio Ranieri'nin eline hiç de fena sayılmayacak bir malzeme verildi. Buna karşın ligdeki ast üst ilişkisi bakımından ağabeyleri konumundaki Paris Saint-Germain de boş durmadı. PSG'nin "Serie A'nın Yıldızlar Karması" adlı programının ikinci bölümünü de içinde bulunduğumuz yaz döneminde izlemiş olduk. Kadrolarına büyük güç kattıkları aşikar. Şampiyonluğun en güçlü adayı olduklarını kabul edip başlıktaki soruyu soracağız.

Monaco Neden Şampiyon Olamaz? 

Birçok yıldızın katıldığı kadronun bir üst lige çıkan geçtiğimiz sezonki takım ile uzaktan yakından alakası olmayacağı aşikar. Sırf bu sebepten ötürü yeni kurulmuş bir takımın yaşayabileceği her türlü sıkıntıyı yaşayacaklar. "İyi futbol iyi futbolcu ile oynanır!" mottosu her ne kadar doğruluk payı taşısa da ince nüansların getireceği o sıkıntıları görmemek pek mümkün değil. Ekstra, yıldızlar için Ligue 1'e ısınma payı bırakmalıyız. 

Monaco Neden Şampiyon Olamaz? 

Olağanüstü harcamaya rağmen mevcut kadronun hala birçok defosu var. Önemli mevkiilerin çoğunda alternatiflerin yeteri kalitede olmadığı açıkça görülüyor. As oyuncular kadar alternatiflerin o denli kaliteli olmasını beklemek ilk etapta hayalcilik olabilir lakin rakibiniz(hatta Marsilya'nın daha dengeli bir takım olduğunu düşünürsek rakipleriniz demek daha doğru) bu lükse sahip. Somutlaştıracak olursak Monaco'nun stoper rotasyonunda Ricardo Carvalho, Nicolas Isimat-Mirin, Andrea Raggi, Andreas Wolf varken PSG'de Thiago Silva, Alex, Marquinhos ve Mamadou Sakho mevcut. Çoğu mevkiide durum bu iken aksi yorum yapmak güç olmakta. 

Monaco Neden Şampiyon Olamaz? 

Takım içinde yıldızlar ve diğerleri diye Kızıldeniz'deki tuzluluk oranı farklı iki deniz suyunun arasındaki engel misali görünmez fakat hissedilir bir perde mevcut. Açıkçası bu konuda diğer oyuncuların tepkisi ne olacak bilinmez ama ister istemez sıkıntı yaratacaktır. 

Monaco Neden Şampiyon Olamaz? 

PSG'nin Leonardo'yu bir "futbol aklı" olarak kulübün içine sokuşlarının bir benzerinin Monaco'da görülmemesi; böyle bir "futbol aklı" ile yönetilmemiş olmalarından ötürü kadro planlamalarındaki defolar ortaya çıkmakta güçlük çekmeyecektir. Leonardo'nun yaptığı işi küçümseyenleri açıkçası esefle kınıyorum.

Monaco Neden Şampiyon Olamaz? 

Alt ligler harici şampiyonluk tecrübesi bulunmayan Claudio Ranieri'nin bu iş için yanlış seçim olduğunu düşünmekteyim. Hatta bir adım öteye götüreyim, bu tarz kulüpler için Ranieri'nin fazlasıyla "küçük" bir teknik direktör olduğu savını desteklemekteyim. 

Monaco Neden Şampiyon Olamaz? 

Hiçbir zaman büyük bir "winner" olmamalarına rağmen tarihlerindeki karakteri ortaya koyacak mentaliteye henüz sahip değiller. 

Monaco Neden Şampiyon Olamaz? 

Taraftar desteği diğer kulüplerinki kadar efektif olmayacak.

Bu saydığım sebepler dışında eklemede bulunmak isteyen beri gelsin. Monaco için 2013-2014 sezonu iyi geçecektir. Buna karşın LFP'de ilk kovulacak teknik direktörün Claudio Ranieri olduğunu düşünmeye devam edeceğim. 

Önümüzdeki sezonlar? Neden olmasın? 


Ufuk Tolga Aldırmaz


9 Ağustos 2013 Cuma

Fark Gittikçe Açılırken - 2

Geriye doğru sayarken 10. sıraya geldik. Diğer 10 nerede diye soranlar ilk part için tık. 

10. OGC Nice 

Claude Puel yönetimindeki Cote d'Azur temsilcisi geçen yıl başlayan "fairytale"i devam ettirebilecek mi sorusu çoğu Fransız romantiğin kafasındaki başlıca sorulardan birisidir sanırım. Tecrübesiz kadro, Avrupa'da tutunmakta zorlanan ve buna karşın harika bir performans gösteren Dario Cvitanich... Fransa'nın haşarı oğlanlarından Renato Civelli ve orta sahadaki lider Didier Digard... Çıkarılan müthiş iş, yanında Renato Civelli'nin ayrılığını da beraberinde getirince buruk bir sevinç yaşattı. Yerini transferle değil, kadro içinden bir isimle doldurmayı tercih eden Puel'in en önemli sınavı Cvitanich'i kadroda tutmak olacaktı ki başardı. Onun ve Digard'ın önderliğinde ilerleyecek takım kalede David Ospina ile özellikle sol bekleri Timothee Kolo'nun etkili oyunları ile fark yaratacaktır. Üstüne bir de Monaco günlerinde ağızda boğazı yakmayan şerbeti ile hoş bir tat bırakan baklava tadındaki Nampalys Mendy de takıma katılınca Puel'in eli daha da güçlendi. Bu sezon yeni stadlarına da geçecekler. Avrupa'da oynayacak olmaları cabası. Taraftarları şu an mutlu lakin sezon içinde dar kadronun ceremesini çekeceklerdir. İşler yolunda giderse 10. sıra onlara az bile gelebilir. 

9. FC Lorient

Fransa değil de Almanya, İspanya ayarında bir ligde olsa "kült hoca" klasmanına girecek olan Christian Gourcuff'un öğrencileri St.Etienne'e giden Benjamin Corgnet haricinde kayıpsız biçimde kadrodaki yerlerini koruyorlar. Caen'de göz doldurucu performanslar sergileyen sol bek Raphael Guerreiro ve Valenciennes'den Bosman Kanunu sonucu transfer edilen Vincent Aboubakar ise az ama öz transferlere örnek olarak gösterilebilir. Geçtiğimiz sezonun Lorient adına en etkili ismi Jeremie Aliadiere'i ise şu ana kadar kadroda tutmakta zorlanmadılar. Savunmada Ecuele Manga, orta alandaki Alain Traore ve U20 Dünya Şampiyonu apoletini taşıyan Mario Lemina ise takımın eldeki diğer mihenk taşları olacaktır. Onların da en büyük silahları Gourcuff'un yanı sıra istikrar.Sanırım en zayıf noktaları ise kale. İyi bir sezon geçirmelerini arzuluyorum.

8. Girondins de Bordeaux

Benoit Tremoulinas Dinamo Kiev'e, Anthony Modeste Hoffenheim'a gönderildi. Tremoulinas'ın yeri Lucas Orban ile güzelce dolduruldu. Dolduruldu evet ama direkt 11'e eklenecek transferlerin bu kadar ile sınırlı kalmasını kimse beklemiyordu. Hakikaten çok iyi bir kalecileri ve lig için fazlası ile yeterli savunma hatları mevcut. Buna karşın hücum hattının dişlilerinin giderek formdan düşmesi ise bir o kadar tezat durum oluşturuyor kadro içerisinde. Direkt olarak skor yükünü çekecek bir ismin eksikliği mevcut ve bunu bir türlü gideremiyorlar. Cheick Diabate'nin bu sezon bu sorumluluğu üstlenip üstlenemeyeceği ise yine bir soru işareti. Diego Rolan ve Henri Saivet'in aşama kaydedip katkı sağlayacağını düşünsem de Bordeaux'nun işi hiç de kolay değil. Savunma hatları onları bu seviyede tutacaktır diye düşünüyorum, göreceğiz.

7. St.Etienne

Pierre-Emerick Aubameyang, Mathieu Bodmer ve Yohan Mollo direkt olarak takımın artı hanesinden silinen isimler oldu. Daha da büyük sıkıntı, bir türlü yerleri doldurulamadı. Toulouse'dan alınan Franck Tabanou biraz olsun Mollo'nun acısını dindirebilir. Benjamin Corgnet transferi St.Etienne açısından beklentileri karşılayacaktır. Yaratıcılık ve skor yükünü de karşılayan Auba'nın yerinin Carlton Cole ile doldurulacağı yönünde çıkan haberler ise taraftarı çıldırtmıştı. Bu noktadan bakacak olursak hala yapılacak transferlerin varlığından emin olabiliriz. Stephane Ruffier, Kurt Zouma, Josuha Guilavogui ve Romain Hamouma gibi isimlerden oluşan çekirdek kadro ise Christophe Galtier'in elinde şekillenecektir. İyi bir forvet transferi ile bir tık daha öteye gidebilirler. 

6. FC Rennes

Kötü geçirilen sezonun ardından yolların ayrıldığı "şapkalı adam" Frederic Antonetti'nin yerine Real Sociedad ile harikalar yaratan Philippe Montanier'in getirilmesi fazlası ile güzel bir hamle olarak kendini gösterdi. Tıpkı Real Sociedad gibi potansiyelli bir ekibin başına geçecek Montanier. Akademisinden çıkardığı birçok genç ile yoluna devam eden Rennes ile kanın uyuşmaması için hiçbir sebep yok. Chris Mavinga'yı 5 milyona Rubin'e yollarken yerini PSG'den Sylvian Armand ile dolduracaklar. Ha patladı ha patlayacak denilen Nelson Oliviera ise forvet rotasyonuna eklendi. Jean Makoun da Aston Villa'dan transfer edilen son ağır top olarak göze çarpıyor. Tek sorunları Romain Alessandrini'nin Marsilya'ya gitmek istemesi gibi göze çarpıyor. Aşı tutacak, tutması gerekiyor. Bu yıl kalbimiz Rennes ile. Umarım daha da üst sıraları görürler. 

5. Olympique Lyon

Aslında onların durumu apayrı bir yazının konusu olabilecek büyüklükte. Jean-Michel Aulas'ın politikası Fransa'da çok konuşuluyor. Bu sabah Lisandro Lopez'i Katar'a sattığı haberi geldi. Bafetimbi Gomis'i de ekonomik sebeplerden elden çıkarmak istiyor. Dejan Lovren'i muhteşem bir fiyata İngilizler'e yolladı. Michel Bastos ile yollar zaten ayrılmıştı. Henri Bedimo, Miguel Lopes, Gael Danic ise yapılan transferler. Geri dörtlü neredeyse tamamı ile değişti. Orta sahada bir sıkıntı gözükmüyor ama forvet hattı merak konusu. Sanırım onların bu yılki performansını Clemen Grenier belirleyecek. Birçok belirsizliğe gebe olan Lyon'un işi benzer kategorideki rakiplerine oranla çok zor.

4. Lille OSC 

Teknik direktör Rudi Garcia, Dimitri Payet, Aurelien Chedjou ve Lucas Digne kayıpları malum. İyi gelir elde ettiler. Buna karşın dişe dokunur tek transfer Simon Kjaer ve transferi önceki dönem bitmiş olan Florian Thauvin.Yeni teknik direktör Rene Girard'ın yapıyı oturtması için yeteri kadar süreyi bulması gerekiyor. Bu süreyi bulduğu ve takımı oturttuğu takdirde önü açık. Bu kayıplara rağmen rahatlıkla bunu söyleyebiliyorum. Özellikle Salomon Kalou elde tutulursa şans daha da artacaktır. Thauvin ise süper star olmak için basamakları bir bir çıkıyor. Aslında beşinciliğe aday gördüğüm Lille, Lyon'un yazdığım durumunda faydalanıp kendine burada yer buldu. Onlara Thauvin özelinde ayrı bir sempati duyduğum da doğrudur.

3. AS Monaco

Geldik tepeye. Dmitry Rybolovlev'in satın aldığı ve başına da Claudio Ranieri'yi getirdiği Monaco daha bu yıl Ligue 1'e yükseldi. Buna karşın yaptığı bir birinden bomba transferler ile futbolun magazin sayfalarında boy boy haberler şeklinde yerini almayı başardı. Federasyon onları almayacak, eksi puanla lige başlanacak derken açılış yapılıyor. 

Futbolcular için vergi cenneti haline gelen Monaco'nun Radamel Falcao, James Rodriguez, Joao Moutinho gibi lüks transferlerin yanında Jeremy Toulalan, Nicolas Isimat-Mirin, Ricardo Carvalho, Eric Abidal ve Fabinho gibi kadronun niteliğini arttırıcı boyuttaki transferleri büyük önem arz ediyor. Elde bulunan Lucas Ocampos ve Yannick Ferreira-Carrasco gibi isimlerle de çevresini süsleyen Monaco'nun henüz zamana ihtiyacı var. Kişisel fikrim Ligue 1'in ilk kovulan teknik direktörlerinden birinin Claudio Ranieri olacağı yönünde. Sekteye uğramasını beklediğim takım ilerleyen haftalarda çıkışı yakalayacaktır. İlk iki benim için açıkçası büyük sürpriz olur. 

2. Marsilya

İştah kabartan Dimitri Payet, Gianelli Imbula ve Benjamin Mendy transferleri ile Marsilya bir basamak daha atladı. Özellikle Dimitri Payet'nin geçtiğimiz sezon net biçimde kısırlık yaşayan hücum hattındaki sorunları çözebilecek kapasitede olduğunu öngörmek kahinlik olmaz. Imbula'nın direkt olarak etki edeceğini düşündüğüm orta saha hattı ise ayrı bir "şeker" oldu. Mendy'nin de şu an sakatlık yaşamasına rağmen ilerleyen haftalarda göze batacak bir genç yetenek olduğunu söylemek mümkün. Üstüne bir de Romain Alessandrini'nin katılması durumunda Marsilya PSG'ye ciddi ciddi, "ciddi" bir rakip olacaktır.

Elie Baup'un özellikle Mathieu Valbuena, Nicolas Nkoulou ve Ayew kardeşler eksenine oturttuğu takım doğru planlama neticesinde yürüyecektir. Buradaki sıkıntı sezon ilerledikçe alternatif yaratmakta sıkıntı yaşanıp yaşanmayacağı yönünde. Marsilya özelinde not; Alessandrini alınsın! 

1. Paris Saint-Germain

Carlo Ancelotti ve Leonardo gitti; Laurent Blanc geldi derken aslında pek de büyük bir değişim yaşanmadı dersek yanlış olmaz. Bütçesi ile dağları deviren Paris ekibi, bu transfer döneminde de aktif rol üstlenip Arap sermayesini Avrupa'ya akıttı. Edinson Cavani hatırlayamadığım(o kadar uçuk!) bir bonservis bedeli ile transfer edildi. Blanc'a aba altından sopa gösterilerek onu nasıl oynatması gerektiği işaret edildi. David Luiz istendi fakat bir boy küçüğü Marquinhos yine uçuk bir bonservis bedeli ile transfer edildi, muhtemelen onun da yeri vatandaşının yanı olacak. Bu ikilinin baya arkasında kalan Lucas Digne ise Maxwell'in tahtını sallayacaktır. Paris Saint-Germain zaten farklıydı, arayı daha da açmış oldu. Bu yılı da şampiyon bitirmeleri iş değil. Kardeşcikleri Monaco gelene kadar ligi domine edeceklerdir. 

Asıl hedef Şampiyonlar Ligi... Buna karşın o noktaya ulaşabilecekler mi? İlk etapta imkansız görünüyor. Akıllı planlamacılar ise yarı finali işaret ediyor. Neden olmasın? 

Ufuk Tolga Aldırmaz

1 Şubat 2013 Cuma

Chimera



Mamadou Niang... Neresinden başlayayım bilemedim ki şimdi. Onun gelişini şuraya not düşmezsem çok büyük pişmanlık duyardım diyeyim. Vehameti varın siz anlayın.

Tamer Kıran ve Semih Usta ikilisinin Dentinho'dan sonra bir gün içinde sonuca vardırdıkları ikinci transfer oldu Niang. Tam anlamıyla "Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer." durumu oluştu. Nene transferi bu ikiliye gerek dallanıp budaklanması açısından gerekse de iç mihraklardan transferin çomaklanması bakımından büyük ders oldu. Hatta Niang'ın dün gece attığı tweeti silmesi de bunun bir tezahürüdür diye düşünüyorum.

Niang'a karşı olan hislerim tam anlamıyla Djibril Cisse'nin Marsilya'dan ayrılması ile depreşiyordu. Takımı sırtlaması bir yana, doğal liderlik özellikleri ile saha içinde direkt olarak seçilebilen bir futbolcuydu o dönemlerde. 91-92 sezonundan sonra gelen son şampiyonluğun baş mimarlarından biri olması ve gol krallığına da ulaşması onu Marsilya tribünlerinin de sevgilisi haline getiriyordu. Daha sonra "tadında bırakma" ve açık açık dile getirdiği para kazanma isteği ile birlikte Fenerbahçe'nin yolunu tuttu. Benim de içinde olduğum bu transferi kıskanma evresi Niang'ın golleri sıralamaya başlaması ve dominant performansı ile yerini hayıflanmaya bırakıyordu. Şimdilerde -bu sabah Niang'ın geliş haberini alana kadar- yine Fenerbahçe'nin bana kalırsa dünya standartlarında olan golcüsü Moussa Sow için olan kıskançlığımın bir benzeri de o dönemde oluşmuştu. Fenerbahçe ile 33 karşılaşmaya çıkıp 15 gol ve 12 asistlik performansı ile hakikaten parmak ısırtacak bir performans sergiledikten sonra malumunuz olaylar neticesinde Al Sadd'ın yolunu tuttu. Bugüne kadar pek hoş anılarla hatırlamadığım Niang -özellikle İnönü'deki 4-2'lik maçta sergilediği performans- bugünden sonra adına sevinç naraları atmaya daha sahaya çıkmadan başladığım bir isim haline geldi. Kendisine bu denli güveniyorum. Getiri-götürü kısmını da birkaç ufak başlıkla açıklayayım diyorum.

Maliyet:

Yarım sezonluk kiralama bedeline tek kuruş dahi verilmemesi çok hoş bir durum. Transfer haberinden sonra surata daha da büyük bir tebessüm oturmasını sağlayan haber işte bu oldu. Bunun yanı sıra oyuncuya ödenecek olan 800.000 Euro normal karşılanabilecek bir meblağ. Anlaşma içindeki 6.500.000 Euro'luk opsiyon hakkının sezon sonunda kullanılacağını pek düşünmüyorum. Niang'ın tadı damakta bırakacağını varsaydığım performansın yanında olaki bonservis alınmak istenirse bu kadar uçuk bir ödeme yapılacağını da pek zannetmiyorum, bu konuda yönetime olan güven ve inancım bazı kesimlerin "inadına" tam.

Artılar:

Her ne kadar Türkiye'den gidişi üzerinden hemen hemen 2 yıl geçmiş olsa da Niang'ın ülkemizdeki performansından çok bir şey kaybedeceğini zannetmiyorum. Genel itibari ile futbolcuların yaşının dert edilmesine son derece karşı bir birey olarak Niang'ın da yaşını dert edecek en son kişiyim. Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim. Beşiktaş'ın golcü kimliği ile Niang'ın yine iki maçta bir gol oranını rahatlıkla tutturacağını düşünmekteyim. Bu bakkal hesabı ile 7-10 gol arasına "normal" daha fazlasına da "baba büyüksün" der geçeriz. Aşağısı olmayacaktır. Asist sayısı için bir şey söylemek Mustafa Denizli kahinliğine kaçar. O kısım sürpriz olsun.

Tahmin kısmından saha içine geçelim. Geçtiğimiz pazar günü oynanan Galatasaray maçı ile de gördük ki Almeida yoksa Beşiktaş kafası kesilmiş tavuğa dönüyor. Almeida'nın oynayamayacağı karşılaşmalarda gerek kalitesi gerekse de oyun kimliği ile Beşiktaş'ı ayakta tutabilecek bir isim olacak. Bunun yanı sıra forvetin kanatlarında -özellikle sol- rahatlıkla oynayabilecek bir isim olması da ileri bölgede alternatif açısından Samet Aybaba'nın elini güçlendirecek. İlk yarıda örneğini bol gördüğümüz üzere oyun sıkıştığında hamle şansı olmayıp topu sadece Almeida'ya şişiren takım için Niang'ın top taşıma ve rakip savunmaları delme özelliği rahatlatıcı bir unsur olacaktır. Almeida'yı çok andık ama son vuruş özelliği ile saç baş yoldurması Niang ile biraz olsun hem onu hem de taraftarı rahatlatacaktır.

Oyun planından bağımsız saha içine geldiğimizde ise Niang şayet takıma çabuk adapte olursa saha içinde bazı durumlarda baş gösteren o tecrübe ve liderlik eksikliğini de kapatabilecek bir isim olarak göze çarpıyor. Tribünleri ateşleyebilecek -pozitif ayrımcılık geliyor yanlış anlaşılmasın- "ten rengine" sahip olması da taraftarın yıllardır arayıp bulamadığı o "siyahi golcü" açığını da kapatmasını sağlayacak.

Eksileri:

-ler çoğul ekini kullanmam yanlış oldu aslında. Eksik demem bile hatta. Yazılı basınımızın kullandığı "tatlı sıkıntı" kavramı girecek şimdi yazıya. O sıkıntı da aslında pek tatlı değil: Yabancı kontenjanı sıkıntısı...

Sonuç:

Her açıdan muazzam transfer. İlacın etken maddesi niteliğinde bir transfer. Yönetimi tebrik etmek lazım.

NOT: Chimera, Yunan Mitolojisi'nde ağzından ateş çıkaran ejderhavari bir yaratık.

DİP NOT: Tribün tarihinin en iyilerini yaparken şunu unutmuşum, özür dilerim. Videoyu çeken arkadaşın son cümlesi için ben özür dilerim :)


Ufuk Tolga Aldırmaz
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...