PSG etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
PSG etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ağustos 2013 Pazar

Monaco Neden Şampiyon Olamaz?

Transfer sezonunun ultra zengini Monaco adeta kafası koparılmış tavuklar gibi bir halet-i ruhiyeye bürünmüştü (Öyle ki kaleye Victor Valdes takviyesini bile düşündüler!). Yaz döneminin sonunun da gelmesi ile birlikte durulmaya başladılar. Yapılan Radamel Falcao, James Rodriguez, Joao Moutinho, Ricardo Carvalho, Eric Abidal, Jeremy Toulalan, Nicolas Isimat-Mirin, Fabinho, Borja Lopez, Anthony Martial transferlerine yaklaşık olarak 150 milyon Euro ödendi. Claudio Ranieri'nin eline hiç de fena sayılmayacak bir malzeme verildi. Buna karşın ligdeki ast üst ilişkisi bakımından ağabeyleri konumundaki Paris Saint-Germain de boş durmadı. PSG'nin "Serie A'nın Yıldızlar Karması" adlı programının ikinci bölümünü de içinde bulunduğumuz yaz döneminde izlemiş olduk. Kadrolarına büyük güç kattıkları aşikar. Şampiyonluğun en güçlü adayı olduklarını kabul edip başlıktaki soruyu soracağız.

Monaco Neden Şampiyon Olamaz? 

Birçok yıldızın katıldığı kadronun bir üst lige çıkan geçtiğimiz sezonki takım ile uzaktan yakından alakası olmayacağı aşikar. Sırf bu sebepten ötürü yeni kurulmuş bir takımın yaşayabileceği her türlü sıkıntıyı yaşayacaklar. "İyi futbol iyi futbolcu ile oynanır!" mottosu her ne kadar doğruluk payı taşısa da ince nüansların getireceği o sıkıntıları görmemek pek mümkün değil. Ekstra, yıldızlar için Ligue 1'e ısınma payı bırakmalıyız. 

Monaco Neden Şampiyon Olamaz? 

Olağanüstü harcamaya rağmen mevcut kadronun hala birçok defosu var. Önemli mevkiilerin çoğunda alternatiflerin yeteri kalitede olmadığı açıkça görülüyor. As oyuncular kadar alternatiflerin o denli kaliteli olmasını beklemek ilk etapta hayalcilik olabilir lakin rakibiniz(hatta Marsilya'nın daha dengeli bir takım olduğunu düşünürsek rakipleriniz demek daha doğru) bu lükse sahip. Somutlaştıracak olursak Monaco'nun stoper rotasyonunda Ricardo Carvalho, Nicolas Isimat-Mirin, Andrea Raggi, Andreas Wolf varken PSG'de Thiago Silva, Alex, Marquinhos ve Mamadou Sakho mevcut. Çoğu mevkiide durum bu iken aksi yorum yapmak güç olmakta. 

Monaco Neden Şampiyon Olamaz? 

Takım içinde yıldızlar ve diğerleri diye Kızıldeniz'deki tuzluluk oranı farklı iki deniz suyunun arasındaki engel misali görünmez fakat hissedilir bir perde mevcut. Açıkçası bu konuda diğer oyuncuların tepkisi ne olacak bilinmez ama ister istemez sıkıntı yaratacaktır. 

Monaco Neden Şampiyon Olamaz? 

PSG'nin Leonardo'yu bir "futbol aklı" olarak kulübün içine sokuşlarının bir benzerinin Monaco'da görülmemesi; böyle bir "futbol aklı" ile yönetilmemiş olmalarından ötürü kadro planlamalarındaki defolar ortaya çıkmakta güçlük çekmeyecektir. Leonardo'nun yaptığı işi küçümseyenleri açıkçası esefle kınıyorum.

Monaco Neden Şampiyon Olamaz? 

Alt ligler harici şampiyonluk tecrübesi bulunmayan Claudio Ranieri'nin bu iş için yanlış seçim olduğunu düşünmekteyim. Hatta bir adım öteye götüreyim, bu tarz kulüpler için Ranieri'nin fazlasıyla "küçük" bir teknik direktör olduğu savını desteklemekteyim. 

Monaco Neden Şampiyon Olamaz? 

Hiçbir zaman büyük bir "winner" olmamalarına rağmen tarihlerindeki karakteri ortaya koyacak mentaliteye henüz sahip değiller. 

Monaco Neden Şampiyon Olamaz? 

Taraftar desteği diğer kulüplerinki kadar efektif olmayacak.

Bu saydığım sebepler dışında eklemede bulunmak isteyen beri gelsin. Monaco için 2013-2014 sezonu iyi geçecektir. Buna karşın LFP'de ilk kovulacak teknik direktörün Claudio Ranieri olduğunu düşünmeye devam edeceğim. 

Önümüzdeki sezonlar? Neden olmasın? 


Ufuk Tolga Aldırmaz


9 Ağustos 2013 Cuma

Fark Gittikçe Açılırken - 2

Geriye doğru sayarken 10. sıraya geldik. Diğer 10 nerede diye soranlar ilk part için tık. 

10. OGC Nice 

Claude Puel yönetimindeki Cote d'Azur temsilcisi geçen yıl başlayan "fairytale"i devam ettirebilecek mi sorusu çoğu Fransız romantiğin kafasındaki başlıca sorulardan birisidir sanırım. Tecrübesiz kadro, Avrupa'da tutunmakta zorlanan ve buna karşın harika bir performans gösteren Dario Cvitanich... Fransa'nın haşarı oğlanlarından Renato Civelli ve orta sahadaki lider Didier Digard... Çıkarılan müthiş iş, yanında Renato Civelli'nin ayrılığını da beraberinde getirince buruk bir sevinç yaşattı. Yerini transferle değil, kadro içinden bir isimle doldurmayı tercih eden Puel'in en önemli sınavı Cvitanich'i kadroda tutmak olacaktı ki başardı. Onun ve Digard'ın önderliğinde ilerleyecek takım kalede David Ospina ile özellikle sol bekleri Timothee Kolo'nun etkili oyunları ile fark yaratacaktır. Üstüne bir de Monaco günlerinde ağızda boğazı yakmayan şerbeti ile hoş bir tat bırakan baklava tadındaki Nampalys Mendy de takıma katılınca Puel'in eli daha da güçlendi. Bu sezon yeni stadlarına da geçecekler. Avrupa'da oynayacak olmaları cabası. Taraftarları şu an mutlu lakin sezon içinde dar kadronun ceremesini çekeceklerdir. İşler yolunda giderse 10. sıra onlara az bile gelebilir. 

9. FC Lorient

Fransa değil de Almanya, İspanya ayarında bir ligde olsa "kült hoca" klasmanına girecek olan Christian Gourcuff'un öğrencileri St.Etienne'e giden Benjamin Corgnet haricinde kayıpsız biçimde kadrodaki yerlerini koruyorlar. Caen'de göz doldurucu performanslar sergileyen sol bek Raphael Guerreiro ve Valenciennes'den Bosman Kanunu sonucu transfer edilen Vincent Aboubakar ise az ama öz transferlere örnek olarak gösterilebilir. Geçtiğimiz sezonun Lorient adına en etkili ismi Jeremie Aliadiere'i ise şu ana kadar kadroda tutmakta zorlanmadılar. Savunmada Ecuele Manga, orta alandaki Alain Traore ve U20 Dünya Şampiyonu apoletini taşıyan Mario Lemina ise takımın eldeki diğer mihenk taşları olacaktır. Onların da en büyük silahları Gourcuff'un yanı sıra istikrar.Sanırım en zayıf noktaları ise kale. İyi bir sezon geçirmelerini arzuluyorum.

8. Girondins de Bordeaux

Benoit Tremoulinas Dinamo Kiev'e, Anthony Modeste Hoffenheim'a gönderildi. Tremoulinas'ın yeri Lucas Orban ile güzelce dolduruldu. Dolduruldu evet ama direkt 11'e eklenecek transferlerin bu kadar ile sınırlı kalmasını kimse beklemiyordu. Hakikaten çok iyi bir kalecileri ve lig için fazlası ile yeterli savunma hatları mevcut. Buna karşın hücum hattının dişlilerinin giderek formdan düşmesi ise bir o kadar tezat durum oluşturuyor kadro içerisinde. Direkt olarak skor yükünü çekecek bir ismin eksikliği mevcut ve bunu bir türlü gideremiyorlar. Cheick Diabate'nin bu sezon bu sorumluluğu üstlenip üstlenemeyeceği ise yine bir soru işareti. Diego Rolan ve Henri Saivet'in aşama kaydedip katkı sağlayacağını düşünsem de Bordeaux'nun işi hiç de kolay değil. Savunma hatları onları bu seviyede tutacaktır diye düşünüyorum, göreceğiz.

7. St.Etienne

Pierre-Emerick Aubameyang, Mathieu Bodmer ve Yohan Mollo direkt olarak takımın artı hanesinden silinen isimler oldu. Daha da büyük sıkıntı, bir türlü yerleri doldurulamadı. Toulouse'dan alınan Franck Tabanou biraz olsun Mollo'nun acısını dindirebilir. Benjamin Corgnet transferi St.Etienne açısından beklentileri karşılayacaktır. Yaratıcılık ve skor yükünü de karşılayan Auba'nın yerinin Carlton Cole ile doldurulacağı yönünde çıkan haberler ise taraftarı çıldırtmıştı. Bu noktadan bakacak olursak hala yapılacak transferlerin varlığından emin olabiliriz. Stephane Ruffier, Kurt Zouma, Josuha Guilavogui ve Romain Hamouma gibi isimlerden oluşan çekirdek kadro ise Christophe Galtier'in elinde şekillenecektir. İyi bir forvet transferi ile bir tık daha öteye gidebilirler. 

6. FC Rennes

Kötü geçirilen sezonun ardından yolların ayrıldığı "şapkalı adam" Frederic Antonetti'nin yerine Real Sociedad ile harikalar yaratan Philippe Montanier'in getirilmesi fazlası ile güzel bir hamle olarak kendini gösterdi. Tıpkı Real Sociedad gibi potansiyelli bir ekibin başına geçecek Montanier. Akademisinden çıkardığı birçok genç ile yoluna devam eden Rennes ile kanın uyuşmaması için hiçbir sebep yok. Chris Mavinga'yı 5 milyona Rubin'e yollarken yerini PSG'den Sylvian Armand ile dolduracaklar. Ha patladı ha patlayacak denilen Nelson Oliviera ise forvet rotasyonuna eklendi. Jean Makoun da Aston Villa'dan transfer edilen son ağır top olarak göze çarpıyor. Tek sorunları Romain Alessandrini'nin Marsilya'ya gitmek istemesi gibi göze çarpıyor. Aşı tutacak, tutması gerekiyor. Bu yıl kalbimiz Rennes ile. Umarım daha da üst sıraları görürler. 

5. Olympique Lyon

Aslında onların durumu apayrı bir yazının konusu olabilecek büyüklükte. Jean-Michel Aulas'ın politikası Fransa'da çok konuşuluyor. Bu sabah Lisandro Lopez'i Katar'a sattığı haberi geldi. Bafetimbi Gomis'i de ekonomik sebeplerden elden çıkarmak istiyor. Dejan Lovren'i muhteşem bir fiyata İngilizler'e yolladı. Michel Bastos ile yollar zaten ayrılmıştı. Henri Bedimo, Miguel Lopes, Gael Danic ise yapılan transferler. Geri dörtlü neredeyse tamamı ile değişti. Orta sahada bir sıkıntı gözükmüyor ama forvet hattı merak konusu. Sanırım onların bu yılki performansını Clemen Grenier belirleyecek. Birçok belirsizliğe gebe olan Lyon'un işi benzer kategorideki rakiplerine oranla çok zor.

4. Lille OSC 

Teknik direktör Rudi Garcia, Dimitri Payet, Aurelien Chedjou ve Lucas Digne kayıpları malum. İyi gelir elde ettiler. Buna karşın dişe dokunur tek transfer Simon Kjaer ve transferi önceki dönem bitmiş olan Florian Thauvin.Yeni teknik direktör Rene Girard'ın yapıyı oturtması için yeteri kadar süreyi bulması gerekiyor. Bu süreyi bulduğu ve takımı oturttuğu takdirde önü açık. Bu kayıplara rağmen rahatlıkla bunu söyleyebiliyorum. Özellikle Salomon Kalou elde tutulursa şans daha da artacaktır. Thauvin ise süper star olmak için basamakları bir bir çıkıyor. Aslında beşinciliğe aday gördüğüm Lille, Lyon'un yazdığım durumunda faydalanıp kendine burada yer buldu. Onlara Thauvin özelinde ayrı bir sempati duyduğum da doğrudur.

3. AS Monaco

Geldik tepeye. Dmitry Rybolovlev'in satın aldığı ve başına da Claudio Ranieri'yi getirdiği Monaco daha bu yıl Ligue 1'e yükseldi. Buna karşın yaptığı bir birinden bomba transferler ile futbolun magazin sayfalarında boy boy haberler şeklinde yerini almayı başardı. Federasyon onları almayacak, eksi puanla lige başlanacak derken açılış yapılıyor. 

Futbolcular için vergi cenneti haline gelen Monaco'nun Radamel Falcao, James Rodriguez, Joao Moutinho gibi lüks transferlerin yanında Jeremy Toulalan, Nicolas Isimat-Mirin, Ricardo Carvalho, Eric Abidal ve Fabinho gibi kadronun niteliğini arttırıcı boyuttaki transferleri büyük önem arz ediyor. Elde bulunan Lucas Ocampos ve Yannick Ferreira-Carrasco gibi isimlerle de çevresini süsleyen Monaco'nun henüz zamana ihtiyacı var. Kişisel fikrim Ligue 1'in ilk kovulan teknik direktörlerinden birinin Claudio Ranieri olacağı yönünde. Sekteye uğramasını beklediğim takım ilerleyen haftalarda çıkışı yakalayacaktır. İlk iki benim için açıkçası büyük sürpriz olur. 

2. Marsilya

İştah kabartan Dimitri Payet, Gianelli Imbula ve Benjamin Mendy transferleri ile Marsilya bir basamak daha atladı. Özellikle Dimitri Payet'nin geçtiğimiz sezon net biçimde kısırlık yaşayan hücum hattındaki sorunları çözebilecek kapasitede olduğunu öngörmek kahinlik olmaz. Imbula'nın direkt olarak etki edeceğini düşündüğüm orta saha hattı ise ayrı bir "şeker" oldu. Mendy'nin de şu an sakatlık yaşamasına rağmen ilerleyen haftalarda göze batacak bir genç yetenek olduğunu söylemek mümkün. Üstüne bir de Romain Alessandrini'nin katılması durumunda Marsilya PSG'ye ciddi ciddi, "ciddi" bir rakip olacaktır.

Elie Baup'un özellikle Mathieu Valbuena, Nicolas Nkoulou ve Ayew kardeşler eksenine oturttuğu takım doğru planlama neticesinde yürüyecektir. Buradaki sıkıntı sezon ilerledikçe alternatif yaratmakta sıkıntı yaşanıp yaşanmayacağı yönünde. Marsilya özelinde not; Alessandrini alınsın! 

1. Paris Saint-Germain

Carlo Ancelotti ve Leonardo gitti; Laurent Blanc geldi derken aslında pek de büyük bir değişim yaşanmadı dersek yanlış olmaz. Bütçesi ile dağları deviren Paris ekibi, bu transfer döneminde de aktif rol üstlenip Arap sermayesini Avrupa'ya akıttı. Edinson Cavani hatırlayamadığım(o kadar uçuk!) bir bonservis bedeli ile transfer edildi. Blanc'a aba altından sopa gösterilerek onu nasıl oynatması gerektiği işaret edildi. David Luiz istendi fakat bir boy küçüğü Marquinhos yine uçuk bir bonservis bedeli ile transfer edildi, muhtemelen onun da yeri vatandaşının yanı olacak. Bu ikilinin baya arkasında kalan Lucas Digne ise Maxwell'in tahtını sallayacaktır. Paris Saint-Germain zaten farklıydı, arayı daha da açmış oldu. Bu yılı da şampiyon bitirmeleri iş değil. Kardeşcikleri Monaco gelene kadar ligi domine edeceklerdir. 

Asıl hedef Şampiyonlar Ligi... Buna karşın o noktaya ulaşabilecekler mi? İlk etapta imkansız görünüyor. Akıllı planlamacılar ise yarı finali işaret ediyor. Neden olmasın? 

Ufuk Tolga Aldırmaz

17 Mayıs 2013 Cuma

Direction Nationale du Contrôle de Gestion




Direction Nationale du Contrôle de Gestion yani dilimize Ulusal Yönetim Kontrolü Müdürlüğü şeklinde garip bir biçimde çevirebileceğimiz olan kurum Fransız futbolunda büyük önem arz etmekte. 1984’te kurulan bu organizasyon Ligue de Football Professionnel (LFP)’e bağlı bir kurumdur. Kabaca, ülkedeki profesyonel futbol kulüplerinin hesaplarını inceleme ve denetleme hakkına sahip olan kuruluştur diye açıklamak yanlış olmayacaktır. Kulüplerin kaynaklarını verimli kullanmasını sağlayan, belirli sınırlar çerçevesinde gerekli olan düzeni sağlayan, kural ihlali yapan kulüplere yaptırım uygulama hakkı gibi görevleri ve sorumlulukları olan kurumun en büyük amacı Fransız futbolunda “ahlaki” bir düzen oluşturup bunu korumak.

Her futbol sezonu sonunda kurum, kulüplerin hesaplarını inceler. Kulüplere belirlenen ölçütlerin dışına çıkıldığı takdirde transfer ambargosundan tutun da küme düşürülmeye kadar çeşitli cezaları verme yetkisi mevcuttur. Liglerdeki takım sayısını belirleme gücüne dahi sahip olan bir kurumdan bahsettiğimizin altını çizelim.

2007 yılında Fransız Spor Bakanı Bernard Laporte’un eşit koşullarda yarışılması için tüm kıtaya bu programın uygulanması gerektiğini iddia etti.  Kamusal yükümlülükleri olan bu kurumun aslında bir nevi UEFA’nın Finansal Fair-Play düzenini yürürlüğe sokmasına rol model olduğunu söylememiz yanlış olmayacaktır.

Yıllardır Fransız kulüplerini Avrupa’nın üst düzey arenasında göremiyoruz. Bu yıl Paris Saint-Germain’in Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek final oynaması Fransızlar tarafından önemli bir başarı olarak sayılmakta. Belki böylesine bir yatırım için pek büyütülecek bir başarı değil lakin Fransızlar’ın uzun yıllar boyunca süreklilik kazanmış bir başarı serileri olmadığını göz önünde bulundurmamız gerekmekte. Yukarıda bahsini geçirdiğim Direction Nationale du Contrôle de Gestion kulüplerin para harcama eğilimlerine ket vurmakta. Araplar’a satılan PSG’nin harcadığı para neticesinde bu başarının gelmesi tesadüf değil. Bu aşikar.

Uzun yıllardır Avrupa transfer piyasasında büyük meblağlar harcamayan Fransızlar aslında çok güzel bir bütçe dengesi örneğini teşkil ediyor. Bunun yanı sıra Marsilya’nın Lucho Gonzalez’e, Olympique Lyon’un da Lisandro Lopez’e harcadığı yüksek bonservis bedellerinin acısı şu an çıkmakta. İki kulübün ortak noktasının stadyumlarını yenilemek olduğunu da unutmayalım, önemli ayrıntıdır.

Direction Nationale du Contrôle de Gestion’un direktifleri doğrultusunda genç yetenekleri sürekli olarak ihraç etmek durumunda kalan kulüplerin Avrupa’da pek tutunamaması ve liglerin de cezbedici olmamasının aslında başat unsuru kurum oluyor dersek yanılmayız. PSG’in arkasından Monaco’nun da Rus patronlarının yatırımları neticesinde Ligue 1’e yükselmesi ve yapılacak yatırımı düşününce yavaş yavaş ilgi odağı olunması iş değil. Bunun yanında Falcao gibi yıldızların da Monaco safına katılacağı kulislerde konuşuluyor. Bunun anlamı daha çok yıldız demek. Prenslik yasaları ile yönetilen Monaco için Fransızlar zaten kazan kaldırmış durumda. Federasyon 200 milyon Eurolar’ı bulan vergiyi istedi. Bu iş sürekli hale gelir mi bilinmez lakin ucu Direction Nationale du Contrôle de Gestion’un yok edilmesine ya da kurallarının daha elastik hale gelmesine kadar dayanırsa da hiç şaşırmam.

Elbette ki ben de her “endüstriyel futbol” karşıtı romantik gibi Arap ya da Rus sermayesinin futbolun içine fazlaca girmesine karşıyım. Buna karşın kendi ölçütleri ve markalaşma değerini yükseltecek olan bir Ligue 1’e hayır demeyeceğimi de peşinen belirteyim.  O yüzden şu an keyifli bir biçimde Ligue 1’in alacağı hali beklemekteyim. He, unutmadan belirteyim, Avrupa’nın en fazla borca sahip olan takımlarına bir göz atın isterim. Tık lütfen. Bunun yanında bir de Bayern örneği var ki Fransızlar’ın bunu uygulamasını yeğlerim pek tabii.

NOT: Lyon'un Avrupa başarılarını görmezden gelmedim. Olaya büyük fotoğraftan bakıyoruz.

Ufuk Tolga Aldırmaz

7 Mart 2013 Perşembe

Çok sıkıldık be abi


Kendimce bir gözlem
Biz F.Bahçelilerin sıklıkla rastladığı tarzda bir oyuncu değişikliğiyle, farka gidecek maçın, korkaklığıyla 2-1 olmasına sebep olan Ancelotti, Zlatan'ın yokluğunda, 4-3-2-1'den bozma bir 4-3-3 dizilişi kullandı. Lavezzi'yi ön forvete koyan, arkasında sol içe yakın bölgede Pastore'yi, sağ içe de Moura'yı monte eden İtalyan teknik adam, oyunu kendi yarı sahasında kabullenerek, iki kesici ve orta düzeyde pasör özellikleri olan merkez oyuncunun ( T.Mottave Matuidi ) biraz ilerisine Chantome'u koyarak, ön alandaki hareketlilere kontra servisleri yapmayı planladı.
Zlatan'ın yokluğunda ileride topu tutacak, takım arkadaşlarını atağa kaldıracak bir oyuncusu olmayan P.S.G'nin deplasmanda alınan 2-1'in rövanşında, Lavezzi ve Moura gibi hızlı hücumcularla kontra düşünmesi çok da yargılanılmaması gerek bir husus bence.
İzlediğim en zevksiz mücadelelerden biri olduğunu tekrar etmekle beraber, Zlatan'ın yokluğunda mevcut kadro yapısını da göz önüne aldığımızda sahaya sürülebilecek en uygun dizilişle yerleşildiğini düşünüyorum. İlk yarıda Soldado'nun kaçırdığı pozisyon dışında, Thiago Silva ve Alex gibi stoperleri geçmeyi başaramayan Valencia, daha çok hücum eden taraf gibi gözükmesine rağmen, bir türlü istediği fırsatları yakalayamadı.
İkinci yarıya sarı kartı bulunan tecrübeli oyuncu Albelda'nın yerine Banega'yı orta sahaya alarak başlayan Valencia, merkezdeki etkinliğini artırarak, rakip kaleye daha etkili gelmeye başladı. 55. dakikada Valencia aradığı golü buldu. Matuidi'nin hatasında topu Costa önünde buldu. Pasında Jonas ceza sahası dışından harika vurdu ve takımını öne geçirdi.
Gol sonrasında Motta'nın yerine Gameiro'yu alan, Chantome'u merkeze monte eden ve Pastore'yi ofansif orta saha pozisyonuna çeken Ancelotti, taktik değişikliğin meyvesini çok erken aldı. Gameiro, adeta kendi yarattığı pozisyonda, şık çalımlarla rakip ceza sahasına girdi ve Lavezzi'yi buldu. Kaleci Higuaita'dan dönen topu tamamlayan Arjantinli skoru dengeledi ve Valencia'nın gol sevinci kısa kesti. 
Gol sonrasında bocalama yaşayan misafir ekip, 75-80 arası bir toparlama göstererek, P.S.G orta sahasını daha rahat geçmeye başladı. Rakip kaleye daha sık gelen taraf olsa da, bir türlü dilediği pozisyonları yakalayaman Valencia, Ancelotti'nin Moura'nın yerine Sakho'yu çekip 3 stopere dönmesiyle, 6 pas içerisine dahi girmekte zorlandı. Soldado, Alex ve T.Silva arasında adeta kaybolurken, geri kalan dakikalarda başka gol fırsatı yakalayamadı.
2-1'in rövanşında, 1-1 berabere kalarak çeyrek finale yükselen, kapitalizmin Paris şubesi Katar Saint Germain, oyunu tuttuğum halde,ben yetenekli adamlarla golü atarım zihniyetinin devamına da şans tanımış oldu.
Tekrardan not: Ömrümde izlediğim en sıkıcı maçlardan biriydi.

13 Şubat 2013 Çarşamba

Tarihte Bugün

"19 yaşında bir futbolcuyu bu denli bir para ile transfer etmek çılgınlıktır!" Sir Alex Ferguson. Haklılık payı üzerine sayfalarca şey yazabilirim lakin Paris Saint-Germain'in "altın çocuğu" Lucas Moura bu lafı söylediği için Fergi'yi pişman edecek gibi görülüyor.

Tarih: 12.02.2013
Önem: Lucas Moura bu piyasada ben de varım, hazırlıklı olsun; dedi.


NOT: Tam aradığım fotoğraf buydu. Sıcağı sıcağına aradığımdan ötürü de Getty'nin haklı teliflerine göre Lucas'ın üzerinde "reklam" var. Özür...

Ufuk Tolga Aldırmaz
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...