Wesley Sneijder etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Wesley Sneijder etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Mart 2013 Cuma

G.Saray - G.Birliği= Atana mı,atamayana mı?


Daha önceki yazdığım yazılarda da değindiğim, sıklıkla Galatasaray'ın mevcut sorununun temeli olarak dayanak sunduğum, lüks tüketimi transferleri bir arada oynatma çabası Galatasaray'ı 3 puandan daha etti.
Kısaca maç özelinde konuşacak olursak, Drogba'nın yokluğunda, 4-4-1 ve 4-2-3-1 arası değişkenlikte bir dizilişle sahaya çıkan sarı kırmızılılar, Gençlerbirliği'nin de 2.bölgeden pas servislerine müdahale etmemesi,rahatsız edici hamlelerde bulunmaması nedeniyle, özellikle ilk 20 dakikada, savunma arkasına koşularla çok etkili oldu. Mevcut orta saha profillerinin, topla hareket yetisinin düşük, pasör oyuncular olması, mobilizasyon yada, duvar olucak bir forvetle yay civarı konuşlanabilen profillerde olması nedeniyle, oyunun özellikle ilk yarısı savunma arası, hedef oyuncunun önüne atılacak paslarla geçti. Galatasaray'ın bu paslarda oldukça da başarılı olduğunu belirtmek lazım. Kaçırılan onca golden biri gol olsa,şu anda başka şeyler de konuşuyor olabilirdik,mümkündür.Ama bu yakalanan pozisyonları,kolaylıkla sağlamak biraz da misafir ekibin, önde basmaması ve yay civarı Selçuk ve Sneijder'in servislerine izin vermemesinden kaynaklanıyordu. Gençler adına da, tempolu ve sezonun belki de en istekli mücadelesini gösteren sarı kırmızılıaları hızlı hücumlarda yakalayarak gol fırsatları aramak ana hedefti. Hızlı hücumlarda, forveti besleyecek ön orta saha oyuncusunu topla buluşturmada başarılı olsalar, Dany'nin de yokluğunda giderek ağırlaşan G.Saray'ın önde kurulan savunmasını cezalandırabilirlerdi.Nitekim 60.dakikada gelen gol haricinde bu taktiği iyi değerlendirdiklerini söylemek çok ama çok iyimser olur. Maç boyunca çok kötü oynadıkları şu karşılaşmadan 3 puanla ayrılmaları bir futbol mucizesi olarak da söylenilebilir.
Golden hemen 3 dakika önce Sneijder - Umut ve Emre - Amrabat değişikliği yapan Terim-Davala artık her kimse, çift forvete dönüş yaparak,pek de kimsenin yorumlayamadığı bir hamle yaptı. Emre'nin iç-merkez oyuncu profili itibariyle, orta alana da desteğinin olması ( Sneijder de dahil ), yerine Amrabat gibi çizgiye mahkum bir ismin girmesi, G.Saray'ın merkez baskısının azalmasına sebep verdi.
Gole kadarki hızlı hücum denemeleri hemen yay civarında karşılanan G.Birliği, hızlı hücumda, sağ kanatta Vleminckx'in duvar-servisiyle topla buluştu. İçeriyle çok başarılı bir orta gönderen, ( adını unuttum şimdi ) eleman, Belçikalı'ya orta değil pas verdi. Aynı güzellikte topa kafayı vuran,Vleminckx tek pozisyonda gol nasıl atılırın dersini verdi.Golün hemen sonrasında 65.dakika Hamit'i çıkarıp Drogba'yı alan, G.Saray o dakika sonrası, doldur boşalta dönerek,2 yıldır pas oyununun güzel bir örneğini sunduğu Süper Lig'de, amatör futbol havası estirdi. O tartışmalı penaltıya kadar suni tehlikeler dışında atak dahi bulamayan G.Saray, hakemin eyyamcılığıyla bir lütüf yakaladı. Tanrı inancı olan biri değilim ama takdir-i ilahi midir,nedir anlayamadım,Beckham vari dağlara vurdu.O topu dağlara vurur,zemine küfreder,biz ağlardık..Maçın öyküsü bu kadar.Sonrası kabulleniş ve F.Bahçe-Beşiktaş'a bu sezon bilmem kaçıncı kez sunulan fırsatın başlangıcıydı.
Ha bir de unutmadan,Hamit kardeşim,hamama mı gidiyorsun,ne yapıyorsan yap artık;Böyle cenabetlik olmaz,yazık insanları verem ettin.

3 Mart 2013 Pazar

Bir Galatasaray hikayesi ve daha fazlası

Daha önce ''Rotasyonun ucunu kaçırmak'' adında bir yazı sıçıntısında bulunmuştum.O yazımda Real Madrid'in gereksiz transferinin de katmış olduğu durumlara, taslak bile olmayacak düzeyde saçma bir analiz yazısıydı. Daha önce yazmıştım diyince de havalı oluyor,sanki seri üretim halinde yazılar yazan biriymişim gibi.Neyse..Bu içsel muhabbeti keselim..
Bu düşündüğüm sorunun Galatasaray güncellemesi,ben çıktım beni de yazın diye bağırıyor. Malum ülkemizde sağlam giden tekeri patlatmak büyük başarıdır. Galatasaray'ın pas trafiğine dayalı, futbolun doğrularını nispeten ( geliştirelebilir ) de olsa yerine getirdiği oyun düzeni vardı. Geçtiğimiz sezonun ilk yarısında, Terim içsel düzeye varacak arayışların ardından,Forlan mı geldi,Reyes mi gitti derken, Necati'yi kadroye monte edip,bana göre bu oyuncuyla şampiyonluğa gitmişti. Bu sezon başında Necati'nin takımdan ayrılması, sarı kırmızılıların mevcut sistem sorunsalında kritik husus.
Hatırlayalım kısaca..Ujfalusi, geriden oyun çıkarır mı,çıkarır. Semih'e abi olur mu? Baba bile olabilir. Tecrübesiyle kademelerde başarılı mı? Alası..Hakan Balta,yüksek formdaydı,ki bu tarz defansif,ayağı iyi bekleri severim .Tempolu oyunda,savunmayı üçler,hücuma katılışlarda merkeze kolaylık sağlar. Eboue üst düzeyin bir tık aldı.Savunma da hücum da dengeli yapar.
Tek tek saymayalım. Geçtiğimiz sezonki yüksek pas trafiğine dayalı  iştahlı oyun, doğru oyuncu karakterlerinin yanı sıra,mükemllikler üzerinden ilerler bence. Melo ve Selçuk'un hayatı boyunca o performansı bir daha yakalamayacağı gerçeği gibi. Şampiyonluğa giden yolda, takımın paslaşmalar oluşturulan set hücümlarında, Elmander'in pivotluğu ve savunma katkısının yanında, önde baskı yediğinde bozulan trafiğe köprü olacak isim Necati oluyordu. Necati, sonradan o göreve evrilmiş olsa da, teknik kapasitesi ve tecrübesi,orta düzeydeki sprint yeteneği ile hücum ile merkez arasında taşıyıcı servis görevini çok iyi görüyordu. Ve takımın orta sahasının da iç kanatlardan kurulu olduğunu hatırlatalım. Emre Çolak ve Engin Baytar'ın gerektiğinde Selçuk ve Melo'nun yanında pasör oyuncu olmaları, yetenekli ayaklardan kurulu GS düzeninde iç alan baskısının artmasına da katkı sağlıyordu. Pas isabeti arttıkça takım savunmasındaki zaaflar halı altına süpürülüyor, savunmanın oyuna katkısı da artıyordu böylece. Basit de olsa anlatmaya çalıştım,dilim döndüğünce.
Bu sezonki temel fark. Sezonun ilk yarısını ele alacak olursak, oyun tıkandığında bir transit ( Necati ) olmayışı ve kenar oyuncularının ( Amrabat ) merkezden uzak olması, sorunsalların bir maddesi olabilir.Burak ve Umut'un da önüne atıldığında oynayabilen adamlar olması ( Elmander sakat ) takımın pasla öne taşınmasın da bir diğer kritik durum bence. Açıkçası Galatasaray'ın oynadığı güzel oyun,hayatının temeline Fenerbahçe'yi oturtmuş biri olarak korkutuyordu. Zira geliştirelebilir,çağdaş bir oyun tercihleri vardı. Futbolun yetenekli,oyunu her yönüyle oynayabilen adamlarla oynanmasının altını çiziyorlardı. Özellikle Fenerbahçe maçlarında, Kocaman'ın da tercihsel hatalarıyla, sahaya hapsolmuş Fenerbahçe'ye bu anlamda ders verdiklerini düşünüyorum.
Pek çoğu Dany'ye laf atar. Açıkçası üst düzey bir oyuncu asla değil ama G.saray'ın mevcut oyun yapısı,ve kadro dizilişinde kim olsa bu sorunları yaşardı. Geçtiğimiz sezon doğru diziliş,önde iyi basan oyuncular,pas trafiğini sağlayacak kanat oyuncuları olması, savunmayı da rahatlatıyordu. Bu kadar sorunlar ön plana çıkmıyor,herkes ''Ya bu Dany ne yeaa'' demiyordu. 40 metre önde basan oyun düzeninde,Melo'nun kalıcı,Selçuk'un dönemsel,Hamit'in cenabetliği,Amrabat'ın da zekasızlığı eklenince işin Dany değil Cannavaro olsa ne yapar,emin değilim.Yani ben burada isimlerden çok dizilişlerin,tercihlerin, kişileri etkilediğine inanıyorum. Ve bahsettiğim gibi, doğru tercihlerin yanında, yüksek form grafiğinde olması şart olan oyunculardan oluşan bir yapı...
Sezonun 2..yarısında ise Balta'nın formsuzluğu/yokluğunda mecburiyetten sol beke yapışan Riera'nın 'ben buraya ait değilim'' diye bağırması üzerine savunmaya takviye beklenirken, lüks tüketiminin Demirören şubesini Galatasaray'da açmak isteyen Aysal'ın transferleriyle yalancı bir bahar yaşadı sarı kırmızılılar.Sneijder'in gelişiyle herkes ne oynar,ne yer,nasıl pas verir,nasıl dripling atar mı? bilmeden kadro saymaya başladı.Savunmaya yine oyuncu alınır diye beklenirken, Drogba geldi. bir korku da olmadı değil elbet.Sonuçta Drogba,Sneijder ve Burak..
İyi giden,ve daha da ileri seviyelere çıkarabilinecek 4-2-2 düzeni Sneijder'in gelişiyle,Terim'in arayış düzenine bıraktı. Drogba merkez,Burak yanında sarkık,Sneijder solda denendi. Fizik olarak da hiç hazır olmayan Drogba ve Sneijder haliyle kaliteleriyle 30 dakika etki etseler de,uzun vadede yanılgıdan öteye gitmeziz abi biz dediler.Son 3 maçtır da Sneijder önde Burak 2010-11 sezonundaki gibi sağ iç-forvette oynuyor.Sneijder, Selçuk, Melo/Yekta/Hamit seleksiyonuyla oluşan orta sahada,kritik nokta sol kanatta kimin olacağı oluyor. Amrabat 2 haftadır benden bir yol olmazın tiyatrosunu oynuyor.Yeni katılımlar ardından esameleri okunmayan Emre ve Engin henüz denenmedi de ciddi anlamda. Bu arayış nereye varır bilmem ama uzun vadede baş ağrıtacağı kesin.
Belirleyici unsur Sneijder
Açıkçası ülkenin çoğu W.Sneijder ne oynar,nasıl hareket tercihleri vardır? bilmiyor.Dilim döndüğünce nacizane belirteyim. Sneijder,pasla çıkan bir adam.Öyle adam eksiltin,dripling yapsın beklenmemeli,yapamaz da. Pas trafiği yaratıp, şut mevzisinde kaleye bomba atar ki,Ordu maçındaki imza golü akıllara gelsin hemen.
Sneijder'i öne atıp,forvet arkası oynatmak verimini yüzde 20 azaltmaktır bence. Wesley'nin önde basmasını bekler, sekenleri tamamlamasını beklemek,ve en büyük silahının bu olmasını ummak,iyimserlik. Yakalanan set hücumlarıyla,duvar olucak bir santrfora ihtiyacı var.. Burak bunu yapmaya müsait değil. Sneijder'in forvet arkasında oynadığı takdirde,önde basmamasına yardımcı olacak,presi yapmadığı için de yedek kaldığını tekrarlayalım. Yani forvetin basmazsa o yük,ön ve geri merkeze kalır ki,bu da zaten iyi olmayan savunmanın anasının kulaklarını çınlatmak olur. Konuya dönecek olursak, Akhisar maçında Drogba'nın oyuna girişiyle aslında Wesley de oyuna yeniden girdi. O dakikaya kadar solda zay edilen Hollandalı, ön merkeze geçmiş,önüne pas servisi ettiğinde istop edip Wesley'i kaleye yaklaştıracak bir pivota kavuşmuştu. Bu durumu ele aldığımda, Wesley'nin muhakkak ki Drogba ile oynaması gerektiğini düşünüyorum.Sneijder'in oyun karakterinin kullanımının bana göre zor olmasından da kaynaklı olarak Gs dizilişlerinde, 3 yıldızı bir arada oynatma ihtiyacından ötürü Terim'in kadro arayışları sürecektir. Açıkçası ne kadar uzun sürerse bizim için iyi.Ha tutturamayacaklarına inanıyorum,o ayrı.
Vur tekmeyi at aşağı ama nerede?
Bundan birkaç ay önde '' Nereden geliyor bu paranın kaynağı'' adında bir haber yazmıştım,genç medya kariyerimde henüz çıkarmış olduğum en iyi iş diyorum ona. O haberimin ilk kısmında,GS'nin store gelirlerinden,kombine parasından,Şl ve Lig kazancından bahsedip,Aysal yönetiminin,başarıya endeksli olarak ( politik torpiller de var ama girmeyek oraya ) borcu erittiğinden bahsetmiştim.Öyleydi de. Ama sonrasında yapılan lüks tüketimi transferler, gelecek olası başarıları hesap ederek yapılmıştı. Yani garantisi yok.. Lig şampiyonluğu ve bir üst tura çıkma dahilinde gelecek olan o gelirleri, alınacak 2-3 başarısız sonuçla rüyanda görmek ne kadar mümkün biliniyor.Takımın rotasyon ve diziliş sorunu ortada. Burada iş bize düşüyor. Sen bu sezon kazanılacak bir şampiyonlukla, ezeli rakibini Şl'den gelecek net 35 trilyondan ve ligden gelecek yaklaşık 60 trilyondan men etmiş oluyorsun. Ki bu da borcunu 0'lamak dururken nasıl olsa şampiyonuz ego pişkinliğinde hareket eden Aysal yönetiminin de mezarını kazmak oluyorsun. Gereksiz lüks tüketimlerinden ötürü henüz oturmamış,kadro çalkantılarıyla boğuşan G.saray'ı ''uçurumdan denizi gören,ecel teri dökerken parmağıyla yukarı çıkmak isteyen o garip adamın'' , parmağına basıp aşağı geri atmak çok mu zor?

21 Şubat 2013 Perşembe

Arafta Kalmak

Beklenenin çok dışında bir maç yaşadık mı? Ufacık diyelim. Medyanın ve "boş" taraftar kitlesinin yansıttığı o kanser(!) Schalke'nin aslında hasta adam statüsünde olduğunu gördük. Ne iyi, ne kötü. 

Maçtan önce girdiğim postta Schalke'den bahsederken kadro üzerinde net bir fikir üretemeyip, orada yazdığımın aksi olduğunda buraya özellikle belirteceğimi dillendirmiştim. Gelin, bakalım. Kalede Hildebrand beklediğimiz gibi yerini almıştı. Savunma dörtlüsü Höger-Höwedes-Matip ve Kolasinac'tan oluştu. Fuchs'un oynayacağını kesin gözüyle bakıyordum lakin sanırım son haftalarda düşüşe geçen savunma grafiği Jens Keller'i Kolasinac alternatifine yönlendirdi. Onun dışında ihtimal dahilinde olan Höger'in sağ bek oynaması da düşündüğümün aksine hücum açısından Schalke hanesine artı puan olarak yazıldı. Galatasaray'ın sol kanatta Sneijder ile farklı bir rota izlemesi de tabii ki bunun en büyük etkeniydi, değineceğiz. Orta saha ise beklenti ile bire bir örtüştü. Jones-Neustadter/Farfan-Draxler-Bastos beşlisi genel anlamda maçtaki oyun farkını da ortaya çıkaran dizilim oldu diyebiliriz. İleride ise sakat olduğu öne sürülen Huntelaar vardı. 

Savunmanın yaptığı birkaç kritik hata var ki yine beklentimiz dahilinde birbirine alışkın olmamanın getirileri idi. Özellikle çizgi halinde kalınan ve hamleler dışında adam paylaşımının doğru yapılmadığı durumlar vardı. Bunun dışına Höwedes-Drogba eşleşmesini yazabiliriz. Höwedes tercihi de Drogba "korkusu" üzerine doğru bir tercih haline geliyordu. Orta sahadaki akıcılık ise şahsen beni fazlası ile şaşırttı. Ligin belirleyici olmama ihtimali de bu noktada ortaya çıktı diyebiliriz. Schalke açıkça Şampiyonlar Ligi arenasında kendine daha güvenerek oyununu icra ediyor. Özellikle kanatlardaki Farfan ve Bastos, savunma açısından zayıf olan Galatasaray beklerini duman etti dersek yanlış olmayacaktır. Farfan'ın içe kat edişleri ile birlikte savunmanın fazlasıyla afallaması ve çözümsüz kalması da net biçimde kalitesizliği gösteriyor. Savunmayı "toparlayan" ise özellikle hakkını vermemiz gereken Semih Kaya oldu. Bunun dışında Huntelaar'ın antrenman eksikliğinin gözle görülmesi sanıyorum ki sadece benim gözüme batmamıştır. Özellikle altını çizdiğimiz o hızlı atak ile golün yenmesi de ayrı bir ironiydi, değinmeden geçmeyelim.

Galatasaray'a baktığımızda ise sahada 4-4-2 ile 4-3-1-2 arasında değişkenlik göstermeye zorlanan; ancak futbolcular tarafından sadece çabada kalan bir sistem icrası vardı. Sneijder'in sol kanattan içeri kat etme çabası da benim açımdan bunun açık göstergesidir. Bunun dışında yukarıda belirttiğim o savunma kalitesizliği ile Sneijder'in arafta kalması ilk yarıda Schalke'nin o kanadı otobana çevirişi anlamına geliyordu. Ekstra olarak Schalke'nin zaten sorunlu olan geriden oyun kuruşunun nasıl oluyor da Fatih Terim'in Galatasaray'ında etken hale getiriliyor anlamak mümkün değil. Bununla birlikte Drogba'nın fiziksel olarak istenilen seviyede olmamasını da göz önünde bulundurunca acaba bu önde daha agresif olabilecek Umut Bulut'un tercih edilmesi daha iyi olur muydu diye düşünmedim değil. 

Bunlar dışında maç hakkında söylenebilecek üç şey kalıyor. İlki Fatih Terim'in Amrabat hamlesi ile takımını ipten aldığı, ikincisi zemin bozukluğunun net biçimde Schalke aleyhine olduğu. Sonuncusu ve belki de en önemlisi, bu kadar küçümsediğimiz(!) Bundesliga ekibinin her atağının belirli bir organizasyon içinde olduğu ve ligimizin açık ara en iyi takımı olduğu düşünülen Galatasaray'ın ise hatırladığım tek bir organize atağının olmaması ülke futbolumuzun minimize tabanda ne kadar "küçük" olduğunun bir göstergesi. İkinci maçta şansların eşit olduğunu düşünmek ise ahmaklık olacak. %51 Schalke 04 önde.

MAÇIN ADAMI: Jermaine Jones

NOT: Ülkemizin yetiştirdiği faal en iyi futbolcu net biçimde Selçuk İnan. Bu gece fikirlerim biraz daha pekişti.

Ufuk Tolga Aldırmaz

19 Şubat 2013 Salı

Almanlar Kazanınca Biz de Kazanacak Mıyız?

Çarşamba günü yakın dönem futbol tarihimizin en önemli maçlarından birine çıkacak Galatasaray. TT Arena'da Schalke 04'ü ağarlayacak olan Galatasaray adına mental anlamda "her şeyin" iyi gittiğini söyleyebiliriz. Özellikle Akhisar Gençlik karşısında Drogba'nın oyuna girip maçın kopmasını sağlaması ile psikolojik bir eşik atlandı. Bunun avantajı da bir sonraki karşılaşma olacak olan Schalke karşısında ortaya çıkacaktır. Genel itibari ile işlerin yolunda gideceğini düşünüyorum lakin bir de şeytanın avukatlığını yapayım.


Psikolojik Eşik

2010-2011 sezonu Beşiktaş'ını akıllarımıza şöyle hızlıca bir getirelim. Devre arası yapılan transfer şov ile minimize bir eşik atlatan Beşiktaş o dönem ligin en kötü takımı diyebileceğimiz Bucaspor'u sürklase etmişti. Takım coştukça taraftar, taraftar coştukça takım oynuyordu. Buna karşın 17'de 17 parolası ile girilen yarı sezonun ikinci karşılaşması olan İBB karşısında alınan 2-1'lik şok yenilgi, Beşiktaş'ı o eşiğin de dışına itiyordu. Burada kilit nokta takım kimyasının oturmamış olması ve transferler ile birlikte takımın biraz da medyanın gazıyla fazlasıyla şişirilmesi sonucu ilk ciddi sınavda patlamış olması idi. O dönemki Beşiktaş ile şu anki Galatasaray'ın ortak noktası takım içi savunmanın oturmaması ve savunma elemanlarının kalite düşüklüğü olarak net biçimde göze çarpıyor. Buna görecelik payı da eklemeyi unutmamalıyız. Karşı taraftan ise günümüz Galatasaray'ın yaptığı transferlerin daha doyurucu ve işlevsel olduğu gerçeği ortada. Misalen Didier Drogba gibi gözden "düştüğü" varsayılan bir futbolcunun bile ne denli pozitif katkı yaptığı gözler önünde. Ekstradan, şu an için kesinlikle performansını kafamda oturtamadığım Wesley Sneijder'ın vasatın altı oyununda dahi önemli bir organizasyon adamı olduğu gerçeği de su götürmüyor.

Transferlerin yanında beğenin beğenmeyin Galatasaray'ın oturmuş bir düzeni mevcut. Bu über-yıldız ikiliyi takımdan çıkardığınız takdirde belirli ezber oyununu oynamaya devam edecek bir sistemin varlığı gözler önünde. İşte bu sistem sayesinde henüz hazır olmayan yıldızların mevcut defoları silinmeye başlıyor. Bu açıdan Fatih Terim'in takımı Drogba-Sneijder ikilisinden bağımsız oynadığı oyununu yine bu ikili ile süsleme eğiliminde. Lig eksenini bir kenara bırakacak olursak Şampiyonlar Ligi'nde bu süslemeleri yapacak isim ihtiyacı üst turları hedefleyen bir Galatasaray için elzemdi. Bırakın Galatasaray'ı bu seviyede her takımın ekstra işleri yapacak isimlere ihtiyacı vardır. Yine misalen rakip Schalke'nin ekstrası olan Klaas-Jan Huntelaar'ın yokluğu veyahut Lewis Holtby'nin takımdan ayrılışı hatta ve hatta defans hattında Kyriakos Papadopoulos'un oynayacak durumda olmaması birer birer Galatasaray'ın hanesine yazılacak olan etkenlerdir. İşte bu bağlamda Şampiyonlar Ligi'nin yakın dönem yüzleri olan Drogba ve Sneijder hamlesinin gelmesi yine -en azından bu tur için- bir psikolojik eşiğin atlanması demektir. Hatırlayınız aynı durum Roberto Carlos ile Fenerbahçe için yaşanmıştı.

Taktik Düzen

Yukarıda çıtlattığım o kadro yapısının biraz derinine indiğimizde rakipte Huntelaar, Papadopoulos, Afellay, Uchida, Marica gibi isimlerin yokluğu Schalke'nin her anlamda elini zayıflatıyor. Buna karşın temsilcimizde dişe dokunur bir eksiklik bulunmayacak. Bu da Schalke adına farklı bir kadro yapısı belki de sistem anlamına gelecek. Schalke adına taktik anlamda konuşmak birkaç faktörü yüzünden zor. Henüz çiçeği burnunda diyebileceğimiz teknik direktörleri Jens Keller'in 4-4-2'yi denediği günler sakatlıklar(özellikle Marica) sebebiyle geride kaldı. Önceki dönem taktiği olarak bakabileceğimiz 4-2-3-1/4-3-2-1 ile sahaya çıkmaları pek muhtemel.

Timo Hildebrand'ın kaledeki yeri banko. Uchida'nın yokluğunda sağ bek pozisyonunda ya Höwedes ya da son Mainz maçında da denendiği gibi Höger oynayacaktır. Höger'in tercih edilmesi Galatasaray adına avantaj olur, sebebi de Höger'in orta saha aksiyonlarının -özellikle grup maçlarında- önemli olmasıdır. Oraya gelmeden evvel savunmadaki diğer üçlü Metzelder-Matip-Fuchs şeklinde dizilecektir. Orta ikili kuvvetle muhtemel Jones-Neustadter ikilisinden oluşacak. Bu ikilinin yanına gelebilmesi yine muhtemel olan Höger tamamlayıcı parça olacaktır. Özellikle Neustadter ile olan uyumu ve oyun bilgisi Türk futbol severler için yeterli sayılabilecek seviyede. Bu da oyunun içinde yer alması açısından önem arz ediyor. Borges Orhan Abi'nin de altını çizdiği bir gizli golcü kimliği de var ki dikkat edilesi. Ön taraf ise tam bir muamma olacak. Solda Bastos'un yeri garanti. Holtby de gittikten sonra takımın hücum yükünü üstlenmiş durumda olan bir devre arası transferi diyebiliriz. Etkili olması kuvvetli ihtimal. Galatasaray'ın sol kanattaki defansif zaafiyetini de düşünecek olursak Keller o bölge için macera aramaz ve Farfan'ı o bölgeye çeker ki Farfan Riera'nın korkulu rüyası olur mu? Açık alanda yakalandığı takdirde kabusu bile olabilir. ön üçlünün ortasına gelmesi muhtemel olan isim Draxler. Draxler'i keseceğini düşünmüyorum bu yüzden az önceki Höger ihtimalini yan cebimize koyuyoruz. İleride ise eldeki tek alternatif olan Pukki oynayacaktır. Tüm bunları belirttikten sonra Schalke'nin şu yazdığım dengelerinin pamuk ipliğine bağlı olduğunu ve farklı varyasyonların da uygulanabileceğini söylersem umarım bana küfür etmezsiniz. Üç aşağı beş yukarı bu tarz bir kadro çıkacaktır. Aksi halde maç sonrası uzun uzun çıkan düzeni konuşuruz.

Nasıl Gol Yerim/Atarım? 

Schalke taraftarının yüzyılın teknik direktörü seçtiği Huub Stevens döneminden miras kalan o hızlı ataklar özellikle TT Arena'da golün gelmediği her dakikada daha bilinçsiz oynayabilecek Galatasaray'a karşı etkili olur mu? Kuvvetle muhtemel. Galatasaray takım olarak bazen bu akıl tutulmalarına saplanması sıkıntı. Rövanşı da unutmayıp beraberlik halinde bile birer birer saydığımız o sebeplerden ötürü favorinin kendileri olarak kalacağını unutmamalılar. Bir diğer ihtimal ve bana kalırsa birincil olanı duran top. Özellikle Beşiktaş gibi duran toplarında bağıra bağıra gol geliyor diye bağırtan bir takıma karşı bile net biçimde çalışmadıklarını gördük. Farfan-Höwedes ya da Farfan-Jones ikilileri bu konuda bir nevi Fernandes-Sivok ya da Fernandes-Toraman olabilirler, dikkat. Son ihtimal ise kanat aksiyonları olur. Doksan dakikanın tümünde Galatasaray'ın agresif ve topla olan oyununu sürdürebileceğine inanmayanlardanım. Bu nedenle Schalke'nin elinde olan o azınlık dakikalarda Fuchs-Bastos ve Farfan-Riera(!) ikilileri sebebi ile Galatasaray kalesinde golü görebilir. Tüm bu ihtimallere karşın önemli bir ayrıntı var ki o da Schalke'nin gol atma ihtimalinden çok gol yeme ihtimalinin bulunuyor olması.

Savunma dörtlüsünün net biçimde sayılamıyor olması ve çeşitli varyasyonlara açık olması Schalke adına büyük handikap. Topu önde tutamayacak olmaları neticesinde Galatasaray'ın birçok kez set oyununa başvuracak olması ki Sneijder, Selçuk ve hatta Melo ile bu bir avantaj olabilir. Şampiyonlar Ligi'nin halihazırda en golcü oyuncularından biri olan Burak ve Drogba -olası- ikilisi her açıdan rakip stoperler için sıkıntılı bir maç anlamına gelir.

Farklı Bir Organizasyon

Her şey bir kenara, her Şampiyonlar Ligi temalı yazımda belirttiğim gibi o atmosfer bir farklı. Schalke'nin yakın dönem tecrübesi de bir hayli fazla. Galatasaray'ın yavaş yavaş organizasyona ısındığını da gördük. Önemli bir geri dönüş ile geldiler. Buna karşın Schalke'nin de Arsenal'ın önünde grubu YENİLGİSİZ lider tamamladığını da unutmayalım. Ligde bu kadar kötü giderlerken daha önce de yaptıkları gibi Şampiyonlar Ligi üzerinden kestirme bir biçimde eleştirileri savuşturmak istiyorlar. E bunlar bir de Alman takımı, o yüzden kolay lokma görmek son derece saçma. Şampiyonlar Ligi'nde TOP 16'da oynandığının farkına varılmalı.

Zor geçecektir lakin Galatasaray ilk kez bir Türk takımı olarak Schalke'yi mağlup etmeye çok ama çok yakın gibi görünüyor. Turun İstanbul'da gelmesi imkansız, ayaklar yere basmalı. Mümkün mertebede gol yememeye bakıp iki de gol sıkıştırılırsa ver elini çeyrek final deriz. Güzel eşleşme oldu. Galatasaray'ın ciddi anlamda test edileceği ilk karşılaşma da bu. Bakalım çarşamba gecesi ne göreceğiz?

NOT: Kilitlenen oyunu Fatih Terim'in hamleleri açar mı? Açar. Bekleyip görelim.

Ufuk Tolga Aldırmaz

22 Ocak 2013 Salı

Sneijder geldi ama kimse de demiyor ki ne oynayacak bu adamlar?

   

Malum Fenerbahçe'nin durumu içler acısı, üzerine kelam ederken bile yüreğim burkuluyor. Ben Galatasaray üzerine bir iki şey yazayım diyorum.
Transferde Sneijder'i aldı Galatasaray.Açıkçası bir Fenerbahçeliden öte,bir futbol sever olarak kıskanmadım desem yalan olur. Sneijder benim görüşümde hala dünyanın en iyi 10 orta sahasından biri. Öyle diğer elde patlayan yabancı transferler gibi olacağını da sanmıyorum. Disiplinli,iş ahlakıyla öne çıkan bir isim,herkesin de aklındadır Beethoven ( Doğru mu yazdım ) Senfonisi gibi çalışan Mourinho İnter'inde gösterdiği şef performansı.
       Neyse böyle bir dünya yıldızının yaptıklarını ve karakterini anlatmak abes-i iştigalden öteye gitmez. Burada kafamda soru işareti olan ve bu yazıyı yazmama da sebep olan şey Galatasaray'ın onu nasıl oynatacağı..
        Herkes ofansif karakterli bir oyuncu olarak bilir ama, bilinenin aksine Sneijder pozisyon alma yeteneği ve oyun azmi ile kariyerine defansif oyun kurucu olarak başlamıştı. Yıllar içerisinde üstün yeteneği ile forvet arkasına doğru kaymış olsa da, ben zorluk derecesi kasmayacak maçlarda Selçuk ile yan yana oynayabileceklerini düşünüyorum.
      Tabi ki iş oraya o iki adamı koymakla bitmiyor,Sneijder'in orada daha efektif oynabilmesi için Selçuk'un da geçen seneki performansına yakın oynaması gerekiyor. Fatih Hoca'nın geçen sene oynattığı paylaşıma dayalı hücumcu sisteminin örneklerine bakacak olursak bu sistemin mükemmellikler üzerinden gerçekleştiğini ve oynamanın zor olduğunu söyleyebiliriz.
     
         Geçen sene oynanan oyunu güzel kılan temel husus bence kanat oyuncularının içe dönük/göbekle pas alışverişinde bulunan oyuncu tiplemeleri olmasıydı. Bu sene transfer edilen Hamit de bu oyunun en iyi temsilcisi ilk etapta bakıldığında. Ama Hamit'in de kötü performansının yanına çizgi oynayan/ 8 milyonu hiç bir zaman karşılayamacak olan Amrabat'ın ( Amrabat çizgi adamıdır, böyle oyuncularla iç orta alan oyunu oynanmaz)  kötü formu da eklenince  kanatlardan iç orta alana yardım hiç gelmiyor ve bol miktarda SOS içeren defansın da sıkıntılarını katlanıyor.
       Tabi geçen sene ki takımda Elmander'in takım defansına yaptığı katkıyı ve Necati'nin pas trafiğinde nasıl köprü oluşturduğunu da belirmek şart. Bu iki oyuncu da bugün yok. Elmander ruhen,Necati fiziken..
Burak ve Umut'un kullanım alanları değiştirilebilinir, kenar hücumcuların iç orta saha ile alışverişi daha fonksiyonel kılınırsa, Sneijder'in 4-2- gerisini sen koy sisteminde de iş yapabileceğini düşünüyorum.
     Benim yazdığım ütopik/ uzun vadeli planlar sonucu uygulanacak bir oyun anlayışı.. Hayal kurma lan diyebilirsiniz doğrudur/ o zaman ben de 4-3-1-2 / 4-2-3-1 sistemini yazayım kısa kısa.
Geri dörtlü Chedjou adı geçiyor ona da bir sonraki yazıda değineceğim,sol bek ne olur bilemiyorum, Muslera,Semih,Eboue,Transfer,Transfer,.Selçuk,Melo,Hamit,Sneijder,Burak,Maalesef Umut..Neden maalesef yabancı kontenjanı sıkıntısı..
Bu oyunda klasik İnter düzeninde forvet arkası oynayacaktır Sneijder. Melo ve Selçuk ,10 metre çaprazında Hamit  destekli bir 4-3-1-2'imsi 4-2-2-2 oynayacaktır..İç kanat oyuncularından daha fazla destek alınır,orta alanda Melo toparlar,stopere de ayağı top yapan hızlı bir savunmacı alınırsa Beşiktaşlı ve Fenerbahçeli iki yazar Ufuk ve Ben olarak iflas bayrağını çekebiliriz korkusundayım.

20 Ocak 2013 Pazar

Vesli Sınaydır

Eğer o zamanlardaki gibi oynarsa kepenkleri şimdiden kapatalım. Galatasaray Avrupa serüvenine devam etsin.

                                   

Yok eğer ki Fatih Terim-Ünal Aysal arasındaki ego çatışmasına kurban giderse bu sefer ortada ne Ünal Aysal kalır ne de Fatih Terim. Buna karşın yararlı bir "eleman" olan Fatih Terim'in bu noktada takımın çıkarlarını düşünüp kan kussa kızılcık şerbeti içtim diyeceğine eminim. Şu anda Galatasaray TV'ye açıklamalar yapıyor. Derbi olduğunu biliyormuş. Kondüsyon eksiğim yok diye de altını çizdi. Oynar mı oynamaz mı bilemiyorum ama Sneijder'lı Galatasaray'a konuk olacak olmak her konudan daha ilginç bir hal aldı. Herkes için ayrı ayrı hayırlı olsun diyelim.

Ufuk Tolga Aldırmaz




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...