8 Mart 2013 Cuma

Çek oradan bir Çek birası


Nereden başlasam bilemiyorum. Neyse klişe cümlelerle başlayayım. Tarihimizin en kritik maçlarından birini oynadık,burada hemfikirsek devam edelim.Maç öncesinde kadroları gördüğümüzde başta ben olmak üzere, Aykut Kocaman'ı sözlerimizle bıçakladık. Selçuk - Topal merkezini gördüğümde, oluşacağına inandığım tüm kara senaryoları daha maç öncesinden tüketmiştik bile. Ama öyle olmadı,atladığımız birşey vardı. Plzen gibi, hızlı hücuma çıkışın masterını yapmış (ne yedüğü belirsiz, çünkü kimse bilmiyor ), iyi saha parselizasyonu olan bir takıma karşı mevcut şartlarda sürülebilecek en iyi kadroyu, en maksimal şekilde kullandı Aykut Hoca,utandırdı da bizi.Varsın utandırsın,her gün yapsın,razıyız.
İlk 20 dakika
Mücadelenin ilk dakikalarında, Plzen oyunu 1ve 3.bölgelerde oynamamıza izin verdi. Selçuk -Topal ikilisine önde basmaları dahilinde biz felaket senaryoları hayal ederken, beklemediğimiz bir şekilde, Çek'ler bizi yarı sahalarında karşıladılar. Karşıladılar diyorum çünkü,neredeyse hiç sert baskı uygulamadılar ilk dakikalar içerisinde. Fenerbahçe, 3.bölgeye kadar basit yan paslarla, Cris'i buluşturma ya da, direk yoldan Sow ve Webo'nun duvar olması üzerinden oynamaya çalıştık. Sow-Webo ikilisinin topu alıp, çevre kontrolü yaptıkları esnada, Cris ve Selçuk-Topal merkezinin desteğinin az olması, önde topla buluştuklarında yalnız kalmaları nedeniyle, giden toplar geri gelmek zorunda kaldı. Plzen'in de topla ve pasla çıkışına ilk bölgede Sow -Webo ve Kuyt 3'lüsü ile çok iyi baskı uygulayınca, ilk 20 dakika sonrasında oyun üstünlüğü bize geçti. 20 dakika içerisinde topla çıkmamıza rakip izin verirlerken, kaptırılacak toplarda da kontra kovaladılar.

MESAJ Onlar bizden, biz onlardan korktuk
 20 dakika
 20 ile 25.dakikalarda artan baskımız sonrasında, oyun tempomoz düşerken, Plzen, kendi 3.bölgelerinde çoğalmalar gösterdi. Plzen'in, savunmadan direk paslarla hızlı hücuma çıktığı ve sahamıza daha çok yayılmaya gayret gösterdiği dakikalarda, ön alan hareketlilerine, savunmadan ya da Cris aracılığıyla pas servislerinde bulunduk. 35.dakika sonrasında, oyun üstünlüğünü tekrardan eline alan Fenerbahçe, Sow ve Webo'yu topla buluşturduğu ataklarda, geri kalan dakikalara nazaran, orta saha desteğiyle, kanatları da daha etkili kullanmaya başladı ve rakip savunmasını rahatsız etmeye başladı.
İLK 35 DAKİKA İSTATİSTİK Plzen hücum pas hatası = 25 / 47 F.Bahçe = 24 / 35
Bu dakikaya kadar oyun tamamen istediğimiz gibi giderken, ev sahibi ekip, takım kimliğini ortaya koyan bir akınla yürekleri ağızlara getirdi. Sosyal medya ve maçı izleyen çoğu kesim, '' lan bu takımın neyinden korktuk ya'' demelere başlarken, Yobo'ya yapılan baskı,Volkan'a geri pas, Volkan'ın hatalı pası sonrası Selçuk'un kaptırdığı topta, en etkili kanat oyuncular Rajtoral'le pozisyon yakaladılar. Rajtoral'in şutu direkten dönerken, bir kontra atakta, bir anda 6 oyuncunun ceza sahamız ve civarında olmasını, o rakibi küçümseyen güruh bir zamet anlatsın lütfen. Direkten dönen topu hemen altı pas içerisinde, başka bir Plzen'li oyuncu karşılarken, şutunu G.Bönül çizgiden çevirdi. Akabinde gelişen sıralı ataklarda da yay civarı Plzen'li oyuncuların olması, takım kimliklerinin kontra oyunundan fazlasına sahip olduklarının kanıtı gibiydi.
ŞUT DENEMELERİ
İlk yarının ilk 30 dakikalık diliminde, 4.bölgede oyunu tutmakta zorlandığımız dakikalarda, öne hareketlenen Selçuk-Topal ve Cris merkeziyle yay civarında gol fırsatları kovaladık.
35 SONRASI
Kaçan net gol sonrasında, bu kez F.Bahçe, tekrardan oyunu önde oynayan ekip oldu. İlk yarının son 8 dakikası içerisinde Yobo-Bekir tandemi Volkan'ın 35 metre önünde konuşlanırken, Ziegler ve Gökhan ile ön-çizgide iyi karşıladık. Sow - Webo ikilisinin ceza sahasına daha sık girmesi, Kuyt'ın da Gökhan'ın ileride basmasına paralel olarak, iç-forvete yakın pozisyon almasıyla, karşılaşmadaki en net fırsatımızı yakaladık. 43.dakikada Sow ile pozisyon değiştiren Kuyt, Senegallinin sol iç çizgiden çıkardığı pasta, kale önünde ağları bulamadı.
2.yarı
2.yarıya her iki takım da, birbirlerine oyun üstünlüğünü kabullendirmek amaçlı, tempolu başladı. İlk dakikalarda orta sahada etkili gözüken taraf Plzen gibi gözükse de, F.Bahçe bu tempoya çok çabuk karşılık verdi. Orta alana daha hareketli, tempolu bir oyuncu süren Çek ekibi, klasik bir kontra takımından daha fazlası olduğunu, oyun oynama isteği ve oyuna müdahaleleriyle ispatladı benim görüşümce.
En anahtar hamle geldi
Orta alan üstünlüğünü kazanmak için, Bekir ve Yobo tandemini daha öne çeken, Gökhan'ın ileri çıkışlarıyla Kuyt'ı da içe kaydıran Kocaman'ın, maç içerisindeki en anahtar hamlesini yaptı.Bu dakikadan sonra topla oynama yüzdesi %65'leri görürken, rakibe atak şansı tanımadık, topla oynamalarına, yakınlaşmalarına izin vermedik. 60-75 arasında Selçuk - Topal merkezinin kestiği toplarda, sahaya kısa paslaşmalarla yayılan sarı - lacivertliler, Cris'in topla buluştuğu pozisyonlarda, ağır hareketlerle ön alana iyi yerleşim gösterdi. Cris'in paslarına duvar olan Sow ve Webo, çevre kontrol becerileriyle oyunu kanatlara açtılar. Kanatlardan gelişen her topta, ceza sahası içerisinde tehlikeler aradık.
75 SONRASI
Kocaman'ın oyuna müdahale etmesi beklendiği dakikalarda, saha içerisinde oynama yapmaması, maçı getiren hamlelerden biri oldu. 74.dakika civarında Caner-Sow değişikliğine hazırlanan Aykut Hoca, maç sonu yaptığı açıklamada, biraz daha beklemek istediğini belirtti. Sow - Webo-Kuyt 3'lüsüyle rakip stoperleri kilitleyen sarı lacivertlilerde, Caner'in oyuna dahil olması, Sow'un kenara gelmesi, oyuna şöyle dezavantaj sunardı: O dakikaya kadar rakip stoperlerin rahat pas yapmasını bozan, ileri 3'lümüzden bir oyuncunun çıkması, ve kompakt bir halde rakibi ilk toplarda karşılayan merkezimizden bir ismin kenarlara yayılcak olması, oyunu baştan sona domino ettiğimiz dakikalarda, merkez baskının azalmasına sebebiyet verirdi. Nitekim Aykut Hoca da, maç sonu yaptığı açıklamada, bunu gözlemlediğinden ötürü değişikliği beklettiğini söyledi. 65.dakika sonrasında, 3.bölgeye yakın konuşlanan tandemimiz ve Topal-Selçuk ikilisiyle rakibi yarı sahasına hapseden ve önde basan F.Bahçe, Cris'le Webo'nun duvar olduğu pozisyonda, Gökhan'ın bulunduğu sağ çizgiye oyunu açtı. Pas sonrası hemen penaltı noktasına hareketlenen Webo-Sow rakip stoperleri baskı altına aldı. Gökhan'ın ortasında, kafaya iyi yükselen Sow'un şutu kaleciden döndü, geldiğinden beri kafa golleriyle F.Bahçe'ye adeta hayat veren Webo, belki de turu getiren golü attı.
Kocaman'ın hakkını vermek lazım
Bu maçın baştan sona, Kocaman'ın taktiksel ürünü olduğunu düşünüyorum. Oyunu iyi okuma, rakibi iyi analiz etme ve yerinde saha içi müdahaleleriyle, maçın güç gösterisi haline geldiği anlarda, oyunu koparan F.Bahçe'de, kazanılan gol sonrasında, rakibin üstüme gelmesine şans tanımamız da bir gelişim gösteren noktaydı.
Golün hemen sonrasında 10 dakikadır kenarda bekleyen Caner'i Sow'un, Topuz'u da Webo'yla değiştiren Kocaman, Kuyt'ı merkez santrafora çekerek, 4-5-1'e dönüş yaptı. Gol sonrası moralmen bir çöküş halinde olduğu gözlemlenen V.Plzen, kalan dakikalarda ceza sahamıza dahi giremezken, taraftarın en büyük tartışma konusu olan Aykut Kocaman, bu maçı ve umarımki de turu bizlere hediye etti.

Selçuk sorunsalı
Selçuk'a bireysel olarak, laf atanları ciddiye almamak gerekli.Zira bu adamların, saha içerisindeki işçi,emekçi konumunda bulunan Selçuk Şahin'e bakış açılarıyla, hayattaki çalışanlara bakışı arasında pek de bir fark olduğunu düşünmüyorum. Kendi açımdan, Selçuk'un Topal'ın yedeği olduğunu düşünüyorum.Selçuk/Topal ikilisini oyun ne olursa olsun, F.Bahçe orta sahasında tercih etmem o ayrı. Topal'ın sistemsel varyasyonlar içerisinde, stoper yada 3'leyici libero şeklinde oynadığı takdirde çok daha verimli olacağına inandığım için, Topal/Selçuk tarzı bir oyuncu illa tercih edilecekse bu ismin Selçuk olduğuna inanıyorum. Mehmet'e göre, daha öne oynamaya niyetli, rakibe daha önde basan bir isim olan Selçuk'un doğru oyuncu kombinasyonlarıyla birleştirildiği takdirde, maçına ve taktiğine göre verimli olucağına inanıyorum.Tekrarlayalım, bazı insanların emeğe bakış açısıyla Selçuk'a bakış açısı pek de değişmez.

7 Mart 2013 Perşembe

"Kocaman" Biralar



Ne olduğundan fazla büyüteceksin ne de yerin dibine sokacaksın. Maçtan önce deli gibi korkulan Viktoria'dan maç sonrası neredeyse bir Tromsö gibi bahsedilmesi ciddi anlamda büyük bir sıkıntı. Toplasak iki-üç pozisyonun olduğu mücadeleden herhangi bir tarafın nasıl bir "takım" olduğunu anlamlandırmaya çalışmak fazla zoraki olur. Bu seviyeye gelmiş tarafların bundan sonra kupa yolunda rakiplerine göre akil oyun oynamaları beklenir ki olması gereken de zaten budur. Bu gece özelinde Fenerbahçe'nin de galibiyeti almasını sağlayan işte bu durumdu.

Aykut Kocaman'ın bu tarz karşılaşma ve turnuvalarda takımını nasıl oynatması gerektiğini öğrendiğini "tur öncesi" yazımda belirtmiştim. Fenerbahçe'nin hemen hemen tur biletini garantilemesinin de birincil sebebi budur. Rakibi iyi analiz ettikleri aşikar. Bunun yanında rakibin şanssız gününde olması ve evdeki hesabın da çarşıya uyması neticesinde istenilen doğal olarak alındı. Daha zor geçmesini beklediğim karşılaşma Fenerbahçe adına ekstra efor sarf edilmeden geçildi ki en önemli detay fikrimce budur.

Rakibin maç öncesi planını bozan durum David Limbersky'nin yokluğuydu. Takım için Radim Reznik ile birlikte planlar dahilinde önem arz eden oyuncunun yokluğunda sağ bek Reznik sola çekiliyor ve neticesinde bekten bozma ön oyuncusu Rajtoral da sağ beke tekrar kaydırılıyordu. Bu durumun neticesinde taşlarla fazlaca oynanması tıpkı TT Arena deplasmanında Samet Aybaba'nın yaptığı hataya benzer bir hata oluyordu. Teşbihte hata olmaz. Bunun yanı sıra Horvath'ın geçirdiği hafif sakatlık da zannımca rakibi bozan bir diğer unsur oldu. Oyun bağlantısını ve hızlı çıkışlarda doğru oyuncuyu bulamamaları bunun bir tezahürüydü. Dakikalar geçtikçe Fenerbahçe'nin istediği hale gelen oyun neticesinde gol yavaş yavaş geliyorum demeye başladı. Burada kilit nokta golden saniyeler öncesine kadar Rajtoral'ın önüne çekilen Kuyt'ın takımın büyük bir açığını kapatmasıydı. Sow ile tekrar yer değişimi yaşadıkları dakikada da Gökhan'ın ortası neticesinde Webo'nun golü geliyordu. O dakikadan sonra da rölantide giden karşılaşma ballı kaymaklı ekmek kadayıfı tadını alıyordu.

Her şey Fenerbahçe lehine işledi diyebiliriz. Bunu şansla bağdaştırıp ahmakça bir yorum yapmam. Doğru planlama ve doğru analizin getirisidir. Aykut Kocaman'ı Beşiktaşlılık kimliğimle dahi olsa da en çok eleştiren "taraf" olsam da bu gece hatta bu sezon Avrupa'da potansiyelinden fazlasını başarmaya doğru gidiyor. Spartak'a elenerek yatırımların karşılığını verememenin baş sorumlusu olan Kocaman çeyrek final biletini alırsa bu borcunu da ödemiş olur. İstanbul'daki karşılaşmada seyircisiz oynanacak olmasına rağmen galibiyetin gelmesi bu geceden sonra hiç şaşırtıcı olmayacaktır.

NOT: Maçın adamı kesinkes Moussa Sow. Hatta Fenerbahçe adına sezonun adamı da diyebiliriz.

NOT-2: Selçuk Şahin'in üzerine çok oynanıyor. Ülkede yaygın olan itin götüne futbolcu sokma adeti maçtan önce de tezahür etti.

DİP NOT: Rakibin göze batmayı geçtim resmen giren oyuncusu Darrida. İlerleyen yıllarda çok farklı yerlerde görebiliriz kendisini.

Ufuk TOLGA Aldırmaz


Değişen statülerin gölgesinde: Ötekiler


Biraz absürd gelebilir, şu yazıyı yazmam, yada bunu denemem. Bence hiç de tuhaf değil,baştan belirteyim. Dünyanın en güzel 5 besin kaynağı arasındadır midye dolma,burası tartışmaya kapalı bir kere. Kırmızı çizgilerimizi baştan belirtelim. Tanesi ortalama çoğu tezgahta 30 kuruş ile 2 TL arasında değişen dolmacıklar, ''cebindeki bozuk paralarımla yerim ya'' bahanesiyle yanaştığın tezgahta, seni öylesine bir çeker ki, limon suyu çenenden akarken, kolunla bir yandan siler, bir yandan da yemeye devam edersin. Bozukluklarımı vereyim diye yanaştığın o tezgahtan varsa nakitlerini de vererek ayrılırsın.Böyle bir bağımlılıktır midye dolma,bilen bilir,bilmeyen hiç yaşamamıştır,geri kalan ömrünü de saksı olarak geçirebilir.
Bu güzel dolmacıklarımız, her güzel şeye atılan yaftalardan nasibini almıştır. Neymiş efendim, zararlıymış da,denizdeki tüm demirleri çekiyormuş da,geçiniz azizim bunları.
Midye dolmanın, işlevselliğini,lezzetini tartıştırcak değilim,zira hayatımdaki en büyük keyiflerden biridir. Bu yasaklı elma tadındaki o küçük içi bulgur dolu dünya harikasını, seyyarda yiyeceksin. Öyle Şampiyon Kokoreçmiş,restaurantmış falan hikaye,yeme daha iyi. Gidicen yanaşıcaksın bir tezgaha, tırnaklarının içi siyahlıklar dolu pis elleriyle açıcak sana dolmanı,başlıcan yutmaya,güzelliği hiç de o elleri umarsamadan.
Neyse buraya kadar zorlama bir methiye oldu,aslında yazmak istediğim bu değildi. Her gün yolum üzerinde gördüğüm 3 midye dolma hattı var. Her birine muhakkak uğrar,borcum varmış gibi alırım,yerim giderim. Bağımlık n'apayım?
Bu kadar midye dolma alışkanlığım varken, midyeci profilleri üzerine de bilgim mevcut doğal olarak. Şu ana kadar gördüğüm ve sosyo-ekonomik zeminini çokça merak ettiğim bir durum var. Neden midyecilerin çoğu Mardinli?
Elbette bunun, gettolaşmayla da bir bağlantısı vardır. Köyden kente göç esnasında, yakınlarının yanlarına taşınan insanlar, meslek sahibi olmadan, bir umut yola koyuluyorlar. Geldikleri yerdeki akrabalarının onlara iş sağlamada kolaylık sağladığını düşünür, ötekileştirilmiş bireylerin kendi içerisindeki birlik duygusundan yola çıkarsak, bu soruya kendimce bir cevap verebilirim sanırım.
Buraya kadar olan kısmı aslında çok basit ve saçma başarısız bir yazının tüm gerekliliklerini yerine getiriyor gibi. Son 4 aydır gözlemlediğim bir durum var . Seyyar satıcı profilleri çoğunlukla, hep toplumun yüz karası, ötekileştirilmiş, yaratılan toplum normlarının altında kalmakla beraber ''kro' da denen sosyal tipolojilerdeydi.
Ama son 4 aya baktığımda, biraz değişiklikler var gibi. Örneğin, tezgah başında eli yüzü düzgün, yaratılan toplum standartlarında proto tipler görüyorum. Hatta üniversite mezunu olanlarına, konuşması,diksiyonu,giyimi oldukça iyi olanlarına da rastladım. Buna cevap arıyorum, pek de işin içinden çıktığım söylenemez. Mesela Maslak Atatürk Oto Sanayi metrosunun orada bir nohut-pilavcı var. Adam çift tezgah-araba çalışıyor. Kazancı Allah artırsın gayet yerinde, genel seyyar satıcı profillerinin çok uzağında. Ona biraz da utanarak, nedenini inceden sorduğumda, ''ne vergim var, ne patron kaygım.. 10 gibi kuruyorum tezgahımı sabahtan, akşam iş çıkışı paramı basıyor,çıkıyorum '' cevabını vermişti bana. Bundan öncesinde kırtasiye işlettiğini söyleyen ve geçinemediğini belirten abimiz, '' esnaf olduğun takdirde, devletin sırtımıza yüklediği vergiyi,eşek olsam taşıyamam'' diyerek sosyal bir göndermede de bulunmaktan kaçınmıyor.
Son zamanlarda toparlayacak olursak,gözlemlediğim bu. Seyyar satıcı profilleri,ötekileştirilmiş,varoş olarak tabir edilen tipolojilerden uzaklaşıyor gibi. Bunun nedenini de aslında, Maslak'taki abimiz açıkladı. Yasal esnaf olmak çok zor. '' Devletin sırtıma yüklediği vergi''.. Öte yandan, kazandığın paranın da neredeyse aynı oranda olması ve başında hiç birşey yapmadığı halde sürekli sana saran bir müdürün olmaması da cabası olsa gerek. Çalışma şartları diyeceksiniz elbet. Masa başı iş,kravatlı soytarılar,seksi bir sekreter falan,tabi güzel fantaziler bunlar. Ama, kapitalist sistemde insanların statülerini koruma ve geliştirme kaygıları içerisinde birbirlerinin bokunu yüzlerine sürme savaşı verdiği, idealize edilen işlerde çalışmak yada esnaf olmak pek de kolay ve çekice gözükemeyebiliyor artık. Seyyar satıcı profillerine bakıp da ,'' ay yazık,bu soğukta bak gariban ''diyen,belki de 1000 liraya call center'da çalışan,o 1000 lirasının 300'ünü de makyaja veren asalak tüketim çılgınlarından daha sakin ve daha kazançlı bir iş yapıyor. Malum kokuşmuş dünya düzeninin en dışlanmış konumunda çalışmak, o sosyal seçilim savaşında yer almaktan daha kolay geliyordur belki de,kim bilir?

Plzen'de Bira



Fenerbahçe makro düzeyde Türk futbolu adına son derece önemli bir tura çıkacak. Galatasaray-Schalke 04 eşleşmesinde de altını çizdiğim gibi yakın dönem futbol tarihimizin en önemli sınavlarından birisi. Tur itibari ile var olan önem aslında görünenden daha fazla. Belki de bu turları biraz bu yüzden kendi içimde abartıyorumdur fakat buna karşın içinde bulunduğumuz koşullarda Fenerbahçe'nin bir tur daha gitmesi an itibari ile büyük başarı sayılacaktır hatta sayılmak zorundadır.

Mikro düzeyde önem ise Fenerbahçe'nin 3 Temmuz ile başlayan süreçten maddi zarar görmesinin yanında camianın psikolojisinde yaşanan travmanın büyüklüğünü yok edebilme unsuru olabilmenin ilk ayağı olmasından geçiyor. Kulüplerimizin Avrupa'da müzmin başarısız olması neticesinde bu turun geçilmesi ve daha da ileri gidebilme potansiyelinin -görece- varlığı travmatik semptomların üzerine toprak atabilecek nitelikte. Ligde çok yüksek ihtimalle şampiyon olunamayacak olması ve kupanın da tatmin edici değerde olmaması direkt olarak Avrupa Ligi'ne odaklanılması gerektiğinin de bir diğer göstergesi.

Peki Fenerbahçe finale kadar gidebilir mi? Mevcut düzen ve çalkantılar içerisinde imkansıza yakın bir hedef olur. Buna karşın Aykut Kocaman'ın Avrupa'da oynamayı "öğrenmesi" ve garantici futbol kimliğinin bu arenalarda daha işlevsel olma özelliğinden ötürü ufak çapta bir sürpriz neden olmasın diye biraz Polyannacılık da oynamıyor değilim. Sürekli olarak Braga ya da benzer düşüklükteki profile sahip takımların Avrupa Ligi finaline kadar çıkmasından dem vurulup Fenerbahçe (ya da herhangi bir temsilcimiz) neden yapamasın diye sorulan sorular hem sahada hem de yönetim bazında direkt olarak cevap buluyor, defalarca buldu da. Genel olarak belirli kilit çarklıları oturtamamak bu tip başarıların gelmesinin önünde en büyük engel. Uzağa gitmeyip yazıyı da esas konuya bağlayalım.

Rakip Viktoria Plzen'in kadro kalitesi kupadaki diğer takımlara kıyasla daha alt seviye olarak göze çarpıyor. Buna karşın isim yapmamış "kahramanların" varlığı takımı taşıyan ve son birkaç yıldır ufak çapta sükse yapmalarını sağlayan en büyük etmen. Bu kahramanların başında bir dönem Galatasaray'da top koşturmuş Pavel Horvath var. Horvath takımın genel anlamda her şeyi. Yaşının getirdiği fiziksel eksikliği oyun içindeki kumandanlığı ile kapatıyor. Mesafe tanımaksızın adrese teslim yolladığı toplar önemli. Bunun yanında duran toplarda ufak çapta bir Manuel Fernandes havası yaratıyor. Yıllanmış kariyerine rağmen bu takımın en önemli parçası olmasının sebebi de bu saydığım özellikler. Horvath'a eşlik eden Vladimir Darida ise Çekler'in yeni göz bebeği. Orta sahanın ortasında oynayan Darida yandaşı Horvath'ın açıklarını kapayacak dinamizme sahip. Bunun yanı sıra takımın hızlı ataklarının bir numaralı destekleyicisi ve takım içindeki "inceleri" yapan bir diğer isim. Bu ikilinin yanında takımın tamamlayıcı ve en önemli parçaları ise milli takımından tanıdığımız sol bek David Limbersky ve sağ bek Radim Reznik. Geçiş oyununu iyi oynayan ekipte kompakt kapanma esnasında top çıkarmanın işlemini bu ikili gerçekleştiriyor ki Viktoria'nın bu turdaki önemli silahlarının başında bu tip aksiyonlar yer alacaktır.

Birincil isimlerin yanı sıra bir de forvet Bakos ve kalecileri Kozacik gibi işini görünmeden fazlasıyla iyi yapan isimler mevcut. Bakos ile presine başlayıp sahadaki pas kanallarını kontrol eden takım Kozacik'e kadar son derece konsantre bir yapıda sahadaki yerini alıyor. Çekler'in o alışıldık "ısırma" durumu da yerlilerinin varlığı ile takımda vuku bulmuş.

Fenerbahçe'nin en büyük handikapı bu orta sahaya karşı Emre'nin yokluğu. Meireles'in de cezalı olması ile eli daralan Aykut Kocaman'ın rakip orta sahaya nasıl bir reaksiyon göstereceğini merak ediyorum. Turun kaderi de sanırım buradan geçecek. Her ne kadar ufak çapta bir Salih Uçan fanboy'u(!) olsam da bu tur için naçizane bir önerim olacak. O da Mehmet Topuz'un orta üçlüde yer alması. Topal-Topuz-Cristian üçlüsü rakip için zorlu bir dinamizme sahip olabilir. Hele ki Horvath'ın üstüne oynanırsa avantajlı bir skor neden olmasın?

Zor mu? Çok. Tur Çekler'e yakın. Su götürmeyen tek şey var, o da Aykut Kocaman'ın kariyerinin en önemli iki maçına çıkacak olduğu. Biraz daha açık konuşayım. Bir bok bildiğini sanıp sözüm ona duayen medyanın ne küçümsediği kadar küçük ne de Fenerbahçeli olmayan tarafların görmek istediği gibi çok büyük bir takım var karşıda fakat Fenerbahçe'den çok daha komplike ve oturmuş bir takım oldukları kesin.

NOT: Beşiktaş'ın adı sanı duyulmamış Plzen deplasmanında zorlanışı hala aklımda

NOT-2: Rakip teknik direktör Pavel Vrba bu takımın on üçüncü oyuncusu. Saha içine etkisi çok yüksek. Hamle ve karşı hamleleri Aykut Kocaman'ın iyi lanse edebilmesi gerekecek, göreceğiz.

DİP NOT: Plzen(Pilsen)'in biraları ünlüymüş. Cahilliğim tutmuş. İleride uğranması gereken şehirler listesine ekledim. Daha ne şehirler var bende. Yazın buralar durulunca onları da yazalım.

Ufuk Tolga Aldırmaz


Çok sıkıldık be abi


Kendimce bir gözlem
Biz F.Bahçelilerin sıklıkla rastladığı tarzda bir oyuncu değişikliğiyle, farka gidecek maçın, korkaklığıyla 2-1 olmasına sebep olan Ancelotti, Zlatan'ın yokluğunda, 4-3-2-1'den bozma bir 4-3-3 dizilişi kullandı. Lavezzi'yi ön forvete koyan, arkasında sol içe yakın bölgede Pastore'yi, sağ içe de Moura'yı monte eden İtalyan teknik adam, oyunu kendi yarı sahasında kabullenerek, iki kesici ve orta düzeyde pasör özellikleri olan merkez oyuncunun ( T.Mottave Matuidi ) biraz ilerisine Chantome'u koyarak, ön alandaki hareketlilere kontra servisleri yapmayı planladı.
Zlatan'ın yokluğunda ileride topu tutacak, takım arkadaşlarını atağa kaldıracak bir oyuncusu olmayan P.S.G'nin deplasmanda alınan 2-1'in rövanşında, Lavezzi ve Moura gibi hızlı hücumcularla kontra düşünmesi çok da yargılanılmaması gerek bir husus bence.
İzlediğim en zevksiz mücadelelerden biri olduğunu tekrar etmekle beraber, Zlatan'ın yokluğunda mevcut kadro yapısını da göz önüne aldığımızda sahaya sürülebilecek en uygun dizilişle yerleşildiğini düşünüyorum. İlk yarıda Soldado'nun kaçırdığı pozisyon dışında, Thiago Silva ve Alex gibi stoperleri geçmeyi başaramayan Valencia, daha çok hücum eden taraf gibi gözükmesine rağmen, bir türlü istediği fırsatları yakalayamadı.
İkinci yarıya sarı kartı bulunan tecrübeli oyuncu Albelda'nın yerine Banega'yı orta sahaya alarak başlayan Valencia, merkezdeki etkinliğini artırarak, rakip kaleye daha etkili gelmeye başladı. 55. dakikada Valencia aradığı golü buldu. Matuidi'nin hatasında topu Costa önünde buldu. Pasında Jonas ceza sahası dışından harika vurdu ve takımını öne geçirdi.
Gol sonrasında Motta'nın yerine Gameiro'yu alan, Chantome'u merkeze monte eden ve Pastore'yi ofansif orta saha pozisyonuna çeken Ancelotti, taktik değişikliğin meyvesini çok erken aldı. Gameiro, adeta kendi yarattığı pozisyonda, şık çalımlarla rakip ceza sahasına girdi ve Lavezzi'yi buldu. Kaleci Higuaita'dan dönen topu tamamlayan Arjantinli skoru dengeledi ve Valencia'nın gol sevinci kısa kesti. 
Gol sonrasında bocalama yaşayan misafir ekip, 75-80 arası bir toparlama göstererek, P.S.G orta sahasını daha rahat geçmeye başladı. Rakip kaleye daha sık gelen taraf olsa da, bir türlü dilediği pozisyonları yakalayaman Valencia, Ancelotti'nin Moura'nın yerine Sakho'yu çekip 3 stopere dönmesiyle, 6 pas içerisine dahi girmekte zorlandı. Soldado, Alex ve T.Silva arasında adeta kaybolurken, geri kalan dakikalarda başka gol fırsatı yakalayamadı.
2-1'in rövanşında, 1-1 berabere kalarak çeyrek finale yükselen, kapitalizmin Paris şubesi Katar Saint Germain, oyunu tuttuğum halde,ben yetenekli adamlarla golü atarım zihniyetinin devamına da şans tanımış oldu.
Tekrardan not: Ömrümde izlediğim en sıkıcı maçlardan biriydi.

6 Mart 2013 Çarşamba

Les Miserables


Hak ettiği değeri görmeye başlayacak olan Cüneyt Çakır'ın başarılarının devamını dilerim. 

Maçın ikinci yarısı epikti. Arşivlere tez eklenile. 

Real Madrid ters bir eşleşme ile karşılaşmaz veyahut Bayern ile daha önceki turlarda eşleşmez ise finalin adı belli: Real Madrid-Bayern München...

NOT:Fotoğraf Getty'den alınmıştır. 

Ufuk Tolga Aldırmaz

5 Mart 2013 Salı

Futbol Her Yerde:Vatikan'da Bir Turnuva

Andy Mitten'ın futbol temalı kısa filmleri bir bir piyasaya düşmeye başlıyor. En çok ilgimi çekenlerden birisi de bu: Vatikan'ın Laik Kupası.

Keyifli seyirler, üç dakikacık.


Ufuk Tolga Aldırmaz

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...