Manuel Fernandes etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Manuel Fernandes etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Kasım 2013 Pazartesi

Rahmetli Vedat Okyar



Beşiktaş'ın dörtte dört ile giriş yaptığı ligde, Galatasaray derbisi ve neticesinde malumunuz olan olaylardan sonra bıçakla kesilmişçesine parçalanan oyunu hakikaten hayretler uyandıran cinsten. İlk etapta bu genç ve tecrübesiz diye basit bir biçimde nitelendirebileceğimiz kadronun birkaç tokat yiyeceği, hatta yemesi gerektiğini dillendirmiştim. Buna karşın iş çok farklı boyutlara gitti. Slaven Bilic'in takımı her geçen gün daha farklı şekillerde rakibine teslim oluyor.

Maça hatları sıkışık, dominant biçimde başlayan ve sürekli olarak topa hükmeden takım bir türlü golü bulamıyordu. Daha doğrusu golü yaratamıyordu. Samet Aybaba döneminden gelen o kısa ve hızlı harika paslaşmaların odağı olan Oğuzhan Özyakup sahada olduğu her dilimdeki gibi yine bir nevi maestro görevini icraa ediyordu. Oğuzhan'ın parlayan oyununa ayak uyduramayan Manuel Fernandes, hücumdaki tıkanmanın ana sebeplerinden yalnızca biri haline gelecekti. Bu sebepleri biraz daha açacak olursak Hugo Almeida'nın gün geçtikçe daha da tembel bir santrafor oyunu oynamaya başlamasını, Olcay Şahan'ın anlam veremediğim bir şekilde geçen seneden aşina olduğu o tamamlayıcı rolündeki yerini sorgular cinsten garip işler yapması, Gökhan Töre'nin ise klasik devam sorununun baş göstermesini sıralayabiliriz. Bu saydıklarım bir kenara kadroda Hugo Almeida'ya denk biçimde hedef santrafor görevini icraa edebilecek bir diğer isim olmaması ise paradoksu yaratan durum olarak baş göstermekte. Almeida'nın kafasını veremediği düzende Beşiktaş'ın o bölgede geçici çözümler dışında ikinci bir alternatifi daha gözükmemekte. İkinci yarıda oyuna giren Michael Eneramo'nun kötü bir Almeida kadar verim sağlayamaması ise bu tezimi doğrular nitelikte. Beşiktaş'ın hücum tarafında ise esas dikkat çekici olan Kerim Frei'ın oyuna girdikten sonra yaptıkları. Kanat forvetlerinden maç özelinde bir türlü verim alamayan Bilic'in Frei'ı oyuna sürdükten sonra oluşturduğu pozisyonları net biçimde irdelemesi gerektiği kanaatindeyim. Haftalar geçtikçe oyun anlamında düşen bu ikiliden birinin -özellikle Gökhan Töre'nin- yerini Frei'a bırakması sanırım hem takımın sağlığı hem de adalet açısından daha yararlı olacaktır. Frei'ın lig standartlarına göre üst düzey hızı ve top tekniği ile birlikte mevcut düzende dikine giden ikinci bir oyuncu -ilki Oğuzhan- olarak fark yaratması pek de zor görünmemekte. 

Gelelim işin savunma kısmına. Belki de en can alıcı nokta burası. Gol yemeyen bir savunma anlayışı kağıt üstünde kusursuz olarak nitelendirilebilir. Buna karşın karşınızdaki rakip ligin en az gol atan takımı ve en önemli hücum silahının kontra ataklar olduğunu düşünecek olursak pek de önemli bir aksiyon olarak göze çarpmayacaktır. Kilit nokta ise takım savunması. Beşiktaş'ın özellikle Bursa deplasmanında uyguladığı o boğucu, Almeida'dan başlayan pres yerini yellere bırakmış durumda. Ligde üç büyükler dahil herhangi bir takıma ön alanda baskı yaptığınızda nasıl geri dönüşler aldığınız malumunuz. Sırf bu sebepten ötürü yapılabilecek olan baskının bir türlü gelmemesi belki de gelememesi sıkıntının ana unsuru olmakta. Bilic'in Beşiktaş'ı için yapılmış en güzel tabir sanırım "oynatmayarak oynayan" bir takım olunuşudur. Bu baskının gelmeyişi neticesinde top kazanma süresinin uzaması, Beşiktaş'ın bir türlü rakip kaleye oyunu yıkamaması anlamına gelecekti. Nitekim öyle de oldu. Mutlaka dikkatleri çekmiştir, Beşiktaş bu noktada vitesi bir tık dahi olsa yükselttiği anda pozisyonları bulmayı becerdi. 

Velhasıl kelam, benim yazı yazmaya heves etmemi sağlayan kişilerin başında geldiğini söyleyebileceğim insanlardan olan rahmetli Vedat Okyar'ın bir sözü vardı; "Eğer şampiyon olmak istiyorsan atanın da tutanın da iyi olacak." minvalinde. Beşiktaş'ı ilgilendiren kısmı ise ilk nokta. Beşiktaş'ın atanı son yıllarda hiç iyi olmadı. Şu son periyotta da bunun sıkıntısı net biçimde gözüküyor. Bu takım üzerine yazılacak belki milyon tane şey daha var lakin şimdilik bununla yetinmeli ve beklemeliyiz. O zamana kadar sanırım en doğru şey Ercan Taner'in son yazısına atıfta bulunmak olacak: "Hayat zor, Beşiktaşlı olmak daha zor."

Ufuk Tolga Aldırmaz

5 Ekim 2013 Cumartesi

Soru - Cevap



Edin Terzic ve Nikola Jurcevic yönetiminin ikinci haftasındaki Beşiktaş Eskişehir'de, Spor Toto Süper Lig'in en zor deplasmanlarından birine çıktı. Geçtiğimiz hafta Antalyaspor'dan alınan şok mağlubiyet ve bir önceki haftada yaşanan olaylar neticesinde düşüşe geçen siyah-beyazlıların kara bulutları dağıtması için bundan daha güzel bir gece olamazdı.

Slaven Bilic, Ramon Motta ve Hugo Almeida'nın sakatlıkları neticesinde ezberlettirdiği on birinde üç hamle ile değişim yapacaktı. Motta'nın yerine çekilen Atiba Hutchinson, Hutchinson'ın yerine sürülen Necip Uysal ve santraforda da Almeida yerine Michael Eneramo... Bu değişim neticesinde de kafalarda iki soru işareti oluşacaktı:

1. Sistem için hayati öneme sahip olan Almeida'nın ikamesi Eneramo olabilecek mi?
2. Geçtiğimiz sezon Necip ve Veli Kavlak ikilisi ile çıkılan mücadelelerde o bölgede har daim sıkıntı yaşayan Beşiktaş bunu aşabilecek mi?

Eskişehirspor maça etkili başladı. Dakikalar ilerledikçe Beşiktaş bu etkiyi özellikle Bursaspor karşısında gösterdiği o ön alan baskısını Eskişehir ekibine de uygulayarak kırmayı başardı. Yüksek konsantrasyonda yapılan baskının yanında bir önceki haftaya oranla çok daha disiplinli bir savunma kurgusuna oturan düzen, oyuncuların saha içi parselizasyonu ve yardımlaşmayı da iyi seviyeye taşıması ile daha işlevsel hale geliyordu. Bu dakikalarda topa hükmeden taraf olmayı başaran Beşiktaş adına sıkıntı ise aslında uzun zamandır sorduğumuz o sorudan ibaret olacaktı: Gol pasını kim verecek ve golü kim atacak? Bu soruya muhattap olacak ilk kişi ve sahadaki en etkisiz kişi aynı olunca işler sarpa saracaktı. O isim elbette Manuel Fernandes.

Beşiktaş baskı dozajını azalttığı dakikalarda Eskişehirspor daha rahat hareket edecekti. Eskişehirli oyuncuların özellikle Beşiktaş'ın savunma bekleri ve merkez ikilisine yaptığı baskı sonuç verdikçe uzaktan kaleyi yoklama yolu ile pozisyonlara girdiler. Özellikle Aytaç'ın direkten dönen şutu buna direkt olarak örnek gösterilebilir.

İkinci yarı da ilk yarıya hiç ara verilmemiş denilecek kadar benzer biçimde başladı/devam etti. Dakikalar ilerledikçe Beşiktaş ligin başındaki o süre uzadıkça üzerine koyarak giden haline dönmüş gibi görünecekti. Baskı şiddeti artıp rakibin rahatsız edileceği aralıklar daha da sıklaşacaktı. Buna karşın golün gelmemesi tesadüf olarak açıklanamazdı. Eneramo'nun edilgen kalışı ve ardından gelen Ömer Şişmanoğlu değişikliği tam isabetti. 70. dakikada Fernandes'in sol çizgideki "ayak oyunları", güzel ortası ve Eskişehirspor savunmasının Ömer'i o bölgede unutuşu neticesinde Beşiktaş golü buluyordu. Bu dakikadan sonra Eskişehirspor can havli ile saldırmaya başladı. Necati ve Kamara'nın pozisyonları aslında zor olanı yapmanın resmi olacaktı. Uzatmalara girilirken Ertuğrul Sağlam'ın Bursaspor günlerinde Ömer Erdoğan hamlesine benzer biçimde gelen Servet Çetin rötuşu ve buna karşı Edin Terzic hamlesi olduğuna yemin edebileceğim Ersan Gülüm'ün oyuna sokulması, es geçemeyeceğim bir diğer unsur olacaktı. Beşiktaş önemli bir deplasmandan yine önemli bir galibiyet aldı ve verilecek araya nefes alarak girdi. Bu önemliydi peki yukarıda sorduğum sorular?

Cevap 1: Hugo Almeida'nın sistem içinde bir ikamesi yok. Michael Eneramo, Ömer Şişmanoğlu ve Mustafa Pektemek'in toplamı -altını çiziyorum- sistem açısından Almeida'dan daha değersiz.

Cevap 2:  Necip ve Veli'nin ortada olması Beşiktaş adına "akıl yoksunluğu" doğuruyor. Bunun bir zorunluluk olduğu doğrudur lakin Oğuzhan Özyakup, Muhammed Demirci ve hatta Sezer Öztürk'ün rotasyonda olması el rahatlatıcı cinsten olacaktır.

Ekstra Cevap: Gol pasını verecek ve golü atacak kişi de aslında tek. O da Oğuzhan Özyakup. Oz Büyücüsü bir an evvel sahalara döndürülmeli.

Ufuk Tolga Aldırmaz

29 Ağustos 2013 Perşembe

Oz Büyücüsü




Fenerbahçe'nin CAS'tan aldığı ceza ve kulüp kaynaklı gelen haberlerin olumsuz nitelik taşıması aslında bugünkü karşılaşmanın formaliteye döneceğinin de göstergesiydi. Buna karşın tur atlayacak skoru elde edip cezanın içinde bulunduğumuz sezonda çekilmesini sağlamak ise önümüzdeki sezonun planlaması için de son derece elzemdi. Slaven Bilic önderliğinde futbolcular da zannımca bunun farkında olarak sahaya çıktılar.

Kısa sürede klasik diye nitelendirebileceğimiz on birini oturtan Beşiktaş, aslında bu yapı ve düzende beklenmeyeni yapıp maça agresif başladı. Olabildiğince, alanı rakip yarı sahada daraltmanın da birincil plan olduğu görüldü. Skor avantajını almak için bu tip riskler gayet makul göründü. Tıpkı Kayseri Erciyesspor mücadelesinin başında olduğu gibi kanat forvetlerin yaptığı baskı ve sürekli hareket halinde olma çabaları da oldukça önem arz ediyordu. Buna karşın, merkezde partner olan Atiba Hutchinson-Veli Kavlak ikilisinin Hugo Almeida'nın açtığı/açmaya çalıştığı kulvarlara genellikle yapmadıkları koşular ise Beşiktaş'ın hücumda kısır kalmasının en büyük nedeni olarak göze çarpıyordu. Bu durumu çözmek için bolca diyagonal pas girişiminde bulunan takım, kanat forvetlerin(özellikle Olcay Şahan) topla efektif olamaması sebebi ile daha da fazla sıkıntıya giriyordu. İlk yarı sıfır sıfır geçilirken ikinci yarının hemen başında Bilic'den ilginç diye nitelendirebileceğimiz bir hamle geldi. Doğru teşhisi yapıp Oğuzhan Özyakup'a yer açmak adına Ersan Gülüm'ü çıkarıp, Hutchinson'u sol bek mevkiisine çekiyordu.

Bilic'in ilerleyen haftalarda sanırım "klasikleşen" diye tabir edeceğimiz devre arası rot-balans ayarı ile takım amiyane tabirle rakibi ısırmaya çıkıyordu. Nitekim Manuel Fernandes'in sağ çaprazdan kullandığı duran top neticesinde Hugo Almeida'nın güzel kafa dokunuşu golü getirdi. Kilit açılmıştı. Ozzie'nin yaptığı rakibi savuran koşular ve akıcı hücumlar da meyvesini verecekti. En çok eleştiri aldığı özelliği uzaktan attığı şutlar olan Ozzie, ters ayakla yaptığı mükemmel bir vuruşla rakip kaleciyi avlıyordu. Skor avantajı alındıktan sonra Almeida-Micheal Eneramo değişikliği ise teoride doğru pratikte yanlış olacaktı. Eneramo'nun alışkın olduğumuz o fit halinden uzak oluşu ve yeterince top tutamaması atılan topları geri sekmesine sebep oldu. Buna rağmen paniklenmeyip akıllıca tercihler yapılsa üçüncü golün gelmesi iş bile değildi. İlerleyen dakikalarda maç boyu yokları oynayan Olcay  yerine Gökhan Töre'yi çıkarıp Muhammed Demirci'yi alan Bilic, Töre'nin direkt olarak kattığı fizik gücü ve agresiflikten de vazgeçmiş oluyordu. Fernandes'in iki maçta düşen fizik gücünü de düşününce onun da çıkması mantıklı bir hamle olarak nitelendirilebilirdi. Sağ kanattan defalarca akın geliştiren Tromsö, Serdar Kurtuluş'u zor durumlara soktu. Hutchinson'ın ortada olmayışı da oyunu tutmakta zorlanılmasının bir diğer sebebiydi. Tromsö bulduğu fırsatlara rağmen topu kaleye sokamayınca tur Beşiktaş'ın oluyordu.

Atatürk Olimpiyat Stadı'na giden binlerce Beşiktaşlı adeta bile bile lades dedi. Hakikaten özellikle o stadda böyle bir kalabalığı oluşturmak kolay iş değildi. Tebrik etmek lazım. Beşiktaş'ın da turu almasının yanında sanırım tek faydası hazırlık dönemlerinde rastlanamayacak kalitede bir hazırlık maçı yapılmış olmasıydı. Sakatlık olmaması da tek teselli... Beşiktaş'ta işler yolunda gitmeye devam ediyor. Fizik olarak yıpranmaların başladığı da gözle görülürken hafta sonu oynanacak Gaziantepspor mücadelesi içinde bir rotasyon kokusu almak gerek diye düşünmekteyim.

Ufuk Tolga Aldırmaz

27 Ağustos 2013 Salı

Dizginler Elde Devam



Trabzonspor'a karşı alınan net galibiyet ile lige muhteşem bir şekilde başlayan Beşiktaş, Norveç'in soğuğunda hayırlı bir tokat yemişti. Camia olarak havaya uçmak için hazır kıta bekleyen Beşiktaş, ligde alabileceği darbelere karşı daha dikkatli olmak mecburiyetinde olduğunu görmüştü. Nitekim Kayseri deplasmanında Erciyesspor'a karşı hırslı, istekli ve ısırarak başlayan takım bu duruma mental olarak hazırlıklı olduğunu da gösterdi.

Tempolu, pozisyonlu kısacası zevkli biçimde başlayan karşılaşmada gollerin gelmesi de uzun sürmeyecekti. Avrupa'nın belki de birçok liginde verilmeyecek olan penaltı -hakeme kesinlikle herhangi bir serzenişte bulunmuyorum, gayet haklı bir sebebi vardı- ile öne geçen Kayseri Erciyesspor, aslında golden daha değerli bir şeyi sahada uyguluyordu: Beşiktaş orta sahasına basmak... Beşiktaş bu baskıya reaksiyon göstermekte son derece zorlandı. Atiba Hutchinson ve Veli Kavlak ikilisinin zorlandığı bu noktada imdada yine sakin ve bilinçli oyun yetişecekti. Beraberlik çok geçmeden sağlandı. Yenilen golde her ne kadar Kayseri Erciyesspor savunmasının hatası olsa da iş "al gülüm ver gülüm" noktasına gitti ve Ersan Gülüm'den amatör seviyede yapılmayacak bir hata geldi. Yenilen iki golden sonra da dikkat çekici olan şey mental olarak düşüşün yaşanmamasıydı. Sanırım Slaven Bilic, geçen sezondan kalma o gol atabilmenin getirdiği rahatlığı takımında tutmayı başardı. İkinci yarıda Kayseri Erciyesspor'un yaptığı baskıya biraz olsun hareketli hale gelerek cevap veren Beşiktaş, Gökhan Töre'nin ekstra golü ve klasik duran top gollerinden birini de Julien Escude ile atıp öne geçiyordu. 

Öne geçişin ardından taraftarın tırnak yeme seansı başladı. Malumunuz, yine geçen sezondan kalan skoru tutamama alışkanlığının devam edebilme ihtimali sıkıntının ana sebebiydi.  Biraz tesadüfi olsa da golden önce gelen Muhammed Demirci-Olcay Şahan ve sakatlık sebebi ile gerçekleşen Oğuzhan Özyakup-Gökhan Töre değişiklikleri takımı Bilic dönemi Hırvatistan'ına özellikle topu ayağında tutma sevdasından ötürü benzeyecekti. Fernandes, Oğuzhan, Hutchinson, Muhammed ve Veli gibi soğukkanlı pasa yatkın isimler ile iş daha kolaylaşıyordu. Topun Beşiktaş'ın ayağında kaldığı her saniye takımın bu yöndeki güveni de kesinlikle yerine geliyordu. Ersan'ın gelişi güzel biçimde topu savunmadan yollamasına Bilic'in sert biçimde kızması aslında takımın geri kalan çakralarını da açmasını sağladı. Nitekim gelen galibiyet ile uzun yıllar sonra Beşiktaş lige ikide iki ile başlayıp daha da rahatlayacaktı. 

Geride kalan iki hafta ve dün geceki galibiyetin anlattıkları ise net mesajlar vermeye devam etti. Transfer döneminde derinden hareket eden Beşiktaş, kadro derinliğini nitelikli biçimde arttırmış. Kenar yönetimindeki sağlamcı, bilinçli mentalite takıma da sirayet etmiş vaziyette. Gökhan Töre'ye Serdar Kurtuluş'un kademesine girip Yasin Öztekin'in etkinliğini kovuşturması ise takım bilincinin ne denli enjekte edildiğinin de aslında bir göstergesi. Bu örneğim ne kadar tezimin altını doldursa da Hugo Almeida gibi bir sorunun da varlığını inkar etmek ahmaklık olur. Maç sonunda Önder Özen'in de sol bek transferini müjdelemiş olması sanıyorum ki o problemin de çözüldüğünün işaretidir. 

Beşiktaş iyi yolda. Dizginleri elde tutarak iyi işleri devam ettirecek gibi gözüküyorlar. Geçen haftaki yazımda da belirttiğim gibi önce ayaklar yere basmalı ve bu takımın mütevazı bir ekip olduğunu unutmamalı. Sonrası bir şekilde gelecektir.

Ufuk Tolga Aldırmaz




2 Mart 2013 Cumartesi

X-Faktör: Sağ Kanat

Zannediyorum ki İnönü Stadı'nın son derbisi yarın akşam oynanacak. Fikret Orman ve yönetimine bu yöndeki inancım tam. Şu ana kadar taraftarı kandırmak için herhangi bir icraatte bulunmamaları ve diğer kulüplerimize nazaran azami seviyede şeffaf olmaları da işin cabası. Yaklaşık iki yüz bin kadar bilet talebi olduğu konuşulan bu karşılaşma için herkes koltuğunun değerini ekstra olarak bilse yeridir. Otuz beş bin dolayında taraftarın -özellikle belirtiyorum- kendi standardında performans sergilemesi önemli. Genel olarak şehir dışından gelenler ve atmosfere alışkın olmayan kesim ile birlikte bu topluluğu kontrol etmek daha da zorlaşıyor. E bu da normaldir diyelim.

Derbilerin genelinde söylenen o klasik "Bu maçların sonucu belli olmaz." cümlesini duyduğunuz yerden uzaklaşmanız sağlığınız açısından önemli olabilir. Öyle dengeler var ki net favori olan tarafı belirleyemeseniz bile bir şeyleri ön görebiliyorsunuz. Misalen TT Arena'da Samet Aybaba'nın taşları yerinden oynatıp takımına ket vurması. Bunun dışında özellikle son dönemde "derbi kabızı" görüntüsünü çizen Beşiktaş'ın içinde bulunduğu derbiler daha bir tahmin edilebilir hal alıyor ki bu Feda sezonunda daha da bir belirgin hal alıyor. 
Takımlara genel olarak değinmek istiyorum. Tahmin yapmam gereksiz olacak zaten bu işi becerebilen biri değilim lakin biraz olsun "neler olabilir?", "hangi noktalar önemli?" sorularının kendimce cevaplarını arayacağım. 

Kağıt üzerini incelediğimiz zaman Fenerbahçe'nin kafadan "zenginlik" açısından birkaç adım önde olduğunu görüyoruz. Bu zenginliğin ne kadar işlevsel olduğu veyahut ne kadar işlevsel kullanıldığı tartışmaya açık. Bu zenginlik kadronun geneline "yaratıcılık" olarak yansımış durumda. Bu derbinin daha yaratıcı tarafı ya da daha doğru tabirle bir şeyleri değiştirmeye yatkın olan tarafı Fenerbahçe olacaktır. Buna karşın Beşiktaş elindeki kısıtlı kadroya rağmen, Önder Özen'in lügatımıza soktuğu tabirle tabela yapmaya daha yatkın olan taraf. Genel olarak durumu bu şekilde ifade edebiliriz lakin muhtemel kadrolara göre bir detaya inme yapsak fena olmayacak gibi gözüküyor. 

Karşılaştırmalı olarak gidecek olursak Beşiktaş'ın Allan McGregor, Fenerbahçe'nin de Volkan Demirel ile çıkması aksilik yaşanmadığı takdirde garanti. Volkan'ın sezon başından beri bir saniyesi bir saniyesini tutmuyor. Adının yarattığı haklı bir heybet var ki onu kotaran biraz da bu heybet oluyor. Maç içindeki anlık formu çok önemli. Özellikle Beşiktaş maçlarında iyi de performans gösterdiğini es geçmeyelim. McGregor ise kimi kesim tarafından tam anlamıyla "itin götüne sokulurken" bana göre çok üst düzey olmasa da iyi bir performans sergilemekte. Hele ki son yıllarda istikrarlı bir kaleciye hasretken McGregor'u beğenmemek böyle bir sezonda lüks kaçar. Bunun yanında son haftalarda form grafiğinin yükseldiğini söylemek de yanlış kaçmayacak. Bu ikiliye bakıp maç içinde absürt şeyler olur mu diye düşünmüyor değilim ama böyle maçlarda "Atanın da tutanın da iyi olacak" diyen rahmetli Vedat Okyar'ı da anmadan geçemeyeceğim. 

Defans hattına geldiğimizde Beşiktaş Hilbert-Sivok-Ersan-Gökhan; Fenerbahçe de Gökhan-Yobo-Egemen-Hasan Ali(Ziegler hafta içi kupa maçında sahada olduğu için Hasan Ali tercihi gelecek gibi) ideal sayılabilecek dörtlüleri ile çıkacak gibi gözülüyor. Bu noktada Beşiktaş adına handikap Ersan'ın dalgalı performansı ve Gökhan'ın önündeki Olcay'ın sebep olduğu açık verme potansiyeli olarak baş gösteriyor. Sol tarafa tekabül eden Dirk Kuyt ve Gökhan Gönül ikilisinin o bölgeyi delmesi işten değil. Son haftalarda bu ikilinin artan hırsı ve maç içindeki etkinliği göz korkutan cinsten. Buna karşın sol forvet oynayacak Sow sayesinde de sağ bek Hilbert'in performansını süsleyecek etkinliği sağlayabilmesi de hayalcilik olarak görülmemeli. Bu nokta da tam Fenerbahçe'nin tıpkı Beşiktaş gibi handikap sayılacak noktasına tekabül ediyor. Muhtemel Hasan Ali tercihi Holosko-Hilbert ikilisi ile dikine gitmeyi seven Beşiktaş'ın ekmeğine yağ sürebilecek bir seçim olacaktır. Hele ki Sow'un dublajına girecek bir orta saha elemanı olmazsa sıkıntı daha da büyür. Ekstra olarak Fenerbahçe'nin değişken savunma hattı ve Yobo'nun bu yıl performansından uzak olması Fenerbahçe'nin başına çorap örebilecek değerde sorunlar olarak baş gösteriyor. Gittikçe kuvvetlenen ve kendisinden istenilen şeyleri gol harici yerine getirebilen Niang'ın Beşiktaş forması ile ilk golünü Fenerbahçe'ye karşı bulması kuvvetle muhtemel. 

Orta saha ve hücum hattına geldiğimizde sürprizler olur sanki diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Buna karşın muhtemel olarak Beşiktaş Toraman-Veli/Holosko-Fernandes-Olcay/Niang; Fenerbahçe ise Mehmet-Emre-Meireles/Kuyt-Webo-Sow şeklinde dizilir gibi gözüküyor. İki takımın da aslında üçlü göbek ile oynadığı belirgin. Fernandes'in performansı ayağına bakan takımı için umut kaynağı olacak orası kesin. Fizik kalitesi henüz yerine gelmedi ama arkasında oynayacak Toraman-Veli ikilisinin hem o açığı kapaması hem de  rakip orta saha ile boğuşmasını beklemek realist bir yaklaşım olacaktır. Sakatlıktan yeni çıkmış Necip'in ikinci yarıya hamle şansı için bekletilmesi daha akıl karı kaçıyor. Sevindirici olan Oğuzhan'ın da yedek kulübesinde oturacak olması. Fenerbahçe'nin ise bu noktada Emre ile değeri arttı. Emre kendi getirisi olan performansının yanında bir de yanındaki partnerlerinin de form grafiğini yukarı çeken kilit bir isim. Onun getirdiği dinamizm ve yukarı çektiği pas kalitesi Beşiktaş'ın başını döndürebilir, dikkat. Çapa olarak konulacak Topal'ın asli görevi Fernandes'i "bitirmek" olur. Aykut Kocaman Cristian-Meireles ikilisinden hangisini tercih eder net kestiremiyorum. Bu noktada hafta içi oynayamayacak olan Meireles'i tercih etmesi ve bu açıdan mini rotasyona gitmesi muhtemel. Cristian'ın sonradan oyuna girdiği karşılaşmalar ve derbilerdeki ekstra performansı da es geçilmemeli. Fenerbahçe adına bir diğer önemi de sürekli olarak ceza sahasına girip takımı adına hücumda çoğalabilmek adına esnek bir isim olması. Bunu yapan diğer isim ise Sow. Webo'nun takıma katılmasından sonra sol forvet olarak oynamaya başlayan Sow sık sık içeriye girip o bölgeyi ikiliyor ve hedef adam Webo'nun yarattığı boşlukları değerlendirmeye çalışıyor. Ters bir adam olduğunu en az benim kadar biliyorsunuz. İşte bu noktada takımın Webo ile bağlantısını en aza indirmeye çalışmak hem Webo hem de Sow'un performansına ket vurmak anlamına gelecektir. Kuyt'ın bu ikiliye göre daha "mütevazi" bir tehdit oluşturduğunu belirteyim. Arkasındaki Gökhan ile birlikte yukarıda da belirttiğim gibi sıkıntı yaratmaması için Olcay'ın yapacağı aksiyonlar önem arz edecek. Aynı zamanda Olcay'ın Oğuzhan sonrası dönemde Beşiktaş'ın her atağının olgunlaşabilmesi için çaba sarf etmesi önemli. Sivasspor'a atılan golde ortayı yapanın "sağ" kanattaki Olcay olduğunu unutmayalım.

Tüm bunları topladığımız zaman Fenerbahçe'nin iki adım önde olduğunu düşünüyorum. Samet Aybaba'nın ilk maçta olduğu gibi sürpriz şeyler denemediği takdirde 3-0 gibi saçma bir skorun oluşabilmesi ise düşük ihtimal. Beşiktaş'ın kazanabilmesi için ekstra efor gerekecek. Fenerbahçe kazanırsa şampiyonluk için umutlanacak, Beşiktaş ise yarışta hala varım diyecek. Galatasaray'ın da puan kaybettiği bu hafta kazanan için kaymaklı künefe tadında geçecek. 

NOT1: Beşiktaş adına bir isim yıldızlaşacaksa o isim Holosko olacaktır.

NOT2: Şu son derbi özelinde Beşiktaş kazanırsa ayrı bir tadı olacak. Velev ki kazanamadılar, ilk maç gibi olmasın. Skor daha da beter olabilir. Yeter ki sahada savaşın.

DİP NOT: Beyaz forma-siyah şort...

Ufuk Tolga Aldırmaz

2 Şubat 2013 Cumartesi

Damga Vuran Devre Arası Transferleri Top10

Devre arası transferi denince aklımıza uç örnekler gelir. Ya hiç etki etmeyen -ki buna Beşiktaş'ın Tomas Jun transferini örnek verebiliriz- ya da direkt olarak katkı sağlayan ve takımını başarıya sürükleyen transferlerdir. Konumuz ikincisi. Yakın döneme damga vuran ve ligin kaderini değiştiren devre arası transferlere bakacağız. Geriden saymaya başlayalım.



10. Cenk Tosun:

Gaziantepspor'un 2010-2011 sezonu devre arasında Almanya'nın Eintracht Frankfurt takımından transfer ettiği Cenk, kısa sürede muazzam işler yaparak Gaziantepspor'u sırtlayan isim oldu. O dönem takımının attığı gollerin çoğunda imzası vardı. Ligde çıktığı 14 maçta 10 gol 6 asist yapıp Anadolu'nun parlayan yıldızı haline geldi. Devam eden süreçte büyük işlere imza atamasa da hala potansiyeline güvendiğimiz isimlerden birisi.

9.Bobo:

2005-2006 sezonunun ortasında körpecik delikanlı iken bu topraklara ayak basan Bobo, daha ilk çıktığı maçta golünü atmayı başardı. Türkiye Kupası'nı o sezon müzesine götüren genç takımın en önemli silahlarından birisi haline geliyordu. Gol yüzdesi çok yüksek olmasa da ilerleyen sezonlarda Beşiktaş'ın tarihine geçecek bir yabancı futbolcu olmayı da başaracaktı.

8.Manuel Fernandes:

Hugo Almeida ve Simao ile birlikte havaalanına ayak basan Fernandes'e kimse iyi transfer gözüyle bakmıyordu. Aksine alternatif oluşturacak vasat bir yabancı olduğunu iddia eden kesim çoğunluktaydı. Kötü giden takımda kendini gösteremeyen Fernandes kupa finalinde kendini gösteriyor ve bonservisinin de sezon sonunda alınmasını sağlıyordu. O günden bugüne birçok badire atlatılmış da olsa ligin en değerli yabancı oyuncusu olma özelliğini Didier Drogba ve Wesley Sneijder gelmeden önce elinde bulunduruyordu.

7.Moussa Sow:

Ligue 1 şampiyonluğunu elde eden Lille'in en değerli oyuncularından olan Sow, o yıl gol krallığına da ulaşmıştı. Geçen yıl devre arasında Fenerbahçe'ye transfer olan Sow, lig ve kupa dahil 14 maça çıktı ve 8 gol 3 asistlik performansı Fenerbahçe'nin son hafta kaybettiği şampiyonluk ve kazandığı kupanın yolunda önemli bir "doping" unsuru haline geldi.

6.Nicolas Anelka:

Avrupa'nın devlerini teker teker gezdikten sonra Manchester City'den Fenerbahçe'ye 2004-2005'in devre arası yolu düşen Anelka, çok ses getirir. İnönü'de Beşiktaş'a attığı o malum gol hala aklımda diye de ekleyeyim. O devre 14 maça çıkıp 4 gol 3 asist yapan Anelka şampiyonlukta pay sahibi olsa da esas etkisini bir sonraki sezonda gösterecektir.

5.Necati Ateş:

Galatasaray'ın eski göz bebeği Necati, geçtiğimiz sezon devre arasında Antalyaspor'dan Galatasaray'a gelerek camiaya kendini tekrar ispat edecekti. Necati Galatasaray'ın gol yollarında çektiği sıkıntıya tam anlamıyla ilaç oldu. 14 maçta 8 gol atıp 6 da asist yapan Necati, takımının şampiyonluğa uzanmasını sağlayan faktörlerin belki de başında geliyordu. Xherdan Shaqiri'ye yönelip en sonunda Necati'yi alan yönetim, belki de bu hamlesine şükrediyordur.

4.Emre Güngör:

2007-2008 sezonunun devre arasında savunmasının direği Rigobert Song'u milli takımı ile Afrika Uluslar Kupası'na göndermek zorunda kalıyordu. Sezon başında alınan ve istenilen performansı vermeyen Ismael Bouzid'in Servet Çetin'in partneri olamayacağı anlaşılınca arayışa giren yöneticiler, Ankaragücü ile problem yaşayan Emre Güngör'ü takıma katar. Emre o dönem muazzam bir performans gösterip milli takımından dönen Song'u da kulübeye oturtup şampiyon kadronun en önemli parçalarından biri haline gelir. Sonrası malum: Euro 2008...

3.Franck Ribery:

Sessiz sedasız getirilen Ribery, aynı dönemde geldikleri Anelka'dan bile daha fazla etki bırakıp kısa sürede ülkesine dönse de ülkemizde çok iyi izlenimler bıraktı. Çok büyük bir gol ve asist yüzdesine sahip olmamasına rağmen oynadığı futbol ve aldıkları tarihi Türkiye Kupası galibiyeti ile benim için sıralamadaki yerini hak ediyor. Daha sonraki Marsilya ve Münih kariyerinin de etkisi yok desem yalan olacak. Haydi mazur görün beni.

2.Marcio Nobre:

Cüzzi rakamlara Cruzeiro'dan alınan Nobre, arkasında oynayan Alex de Souza'nın da yardımıyla 18 maça çıkıp 12 gol atarak ligi "süpürdü". 2003-2004 sezonunun kırılma anı şüphesiz ki Nobre'nin gelişi olacaktı. Ardından takip eden sezonlarda da takımın önemli bir parçası haline gelen Nobre, Beşiktaş ile de bir şampiyonluk kazanarak Türkiye'ye yolu düşmüş en önemli yabancı futbolculardan biri olarak hatırlanacak. İroniyi bulunuz.

1.Fabian Ernst-Yusuf Şimşek:

Mustafa Denizli'nin jokeri haline gelen Ernst ve Trabzonspor'un elinden adeta kapılan "yaşlı" Yusuf, Beşiktaş'ın yıllar sonra gelen ve aynı zamanda son şampiyonluğu olan sezonun bayrak isimleri haline geldi. Transfer nasıl yapılır sorusunun Ernst ile uzun, Yusuf ile kısa vade cevabı da Mustafa Denizli ile verilmiş oluyor. Rakamları da aktaracaktım lakin hiç içimden gelmedi. Tüylerim diken diken oldu o sezonun hayatımdaki yeri büyüktür. Büyük Mustafa'ya bir kez daha can-ı gönülden teşekkür ederim.

Ufuk Tolga Aldırmaz


30 Aralık 2012 Pazar

Menemen Kanunları ve Triloji

Domateslerin kabukları soyulup küp küp doğranır. Sivri biberler tohumları çıkarılarak halka şeklinde bıçak darbelerine yenik düşer. Daha sonra kullandığınız yağı tavanıza döküp biberler kavrulur. Ardından domatesler de aynı işlemden geçirilir. Domates, biber ikilisi "yenilecek" kıvama geldikten sonra yenilecek miktarda yumurta çırpılır ve tavaya dökülür. Karıştırma işlemiyle birlikte tuz ilavesi de yapılır. Yumurta ile harmanlanmış malzeme de piştikten sonra ekmek "banmak" suretiyle menemen yemeye hazır hale getirilir.

Samet Aybaba'nın olay yaratan "menemen" açıklamasından sonra benim böyle başlamam da farz oldu. Zira Beşiktaş'ın geneli itibari ile ilk yarı performansı da tam menemen pişirme aşamaları gibiydi. Yavaş yavaş ve adım adım gidildi.

En azılı dilonun bile beklentisini alt seviyeye indirdiği sezon başı tabiri caizse kabus gibiydi. Cevapsız soruların ardı arkası kesilmiyordu. Kaotik bir takım vardı. Buna karşın her geçen gün Beşiktaşlılar'ın yüreğine su serpilip, suratına da tebessüm oturtuluyordu. Bunu beceren ise Samet Aybaba'nın ta kendisiydi. Samet Aybaba, her şeyden öte oyuncularla muhteşem bir bağ kurdu. Öyle ki kızını bahane ederek gemiyi terk etmek isteyen Hugo Almeida bile takıma döndü. Dönmekle kalmayıp istenilen performansına yaklaştı. Buna paralel yüzü gülmeyen takım lideri Manuel Fernandes kahkaha atmaya başladı. Rakip oyuncuların içinden geçip peygamberliğini ilan etmeye çabalayan ve takımdan gönderilmesi an meselesi olan Filip Holosko anka kuşu efsanesinin var olabileceğini düşündürtmeye başladı. Yılların durağanı Necip Uysal bir anda umut bağlanmış ikinci kaptan statüsüne yükseldi. Bunlar ve bunlara benzeyen örnekleri git gide arttırabiliriz. Hepsinden önemlisi, aile arasında "menemene ekmek banabilecek" kıvama gelmiş bir takım oluşturulmuş durumda. Takım ciddi anlamda takım, takım ciddi anlamda makro-aile. İlk etapta bunu oluşturabilmek eldeki kısıtlı kadronun birçok defosunu örtmek anlamına geliyordu. Nitekim oldu da. Sekizinci haftada (altta göreceğini ve muhtemelen okuyan herkesin bileceği kare) Trabzonspor'a karşı Olcay Şahan'ın son dakikada kaçırdığı yüzde yüzlük pozisyonun ardından yere yığılan takım... Söyleyeceklerim bu kadar.

Basınımızdan tutun da Twitter mikro-bloglarımızda bizlere kadar herkes kırılma anı goy goyunu sever. İşte Beşiktaş'ın da sezon içindeki kırılma anı ilk yarı( ve büyük ihtimalle ikinci yarıda da) itibari ile bu sahneydi. Öncesine set çekilip ciddi anlamda taraftarın takıma olan inancının tekrar sağlanması da tam anlamıyla bu karşılaşmadan sonra oluyordu. Ardından gelen kırmızı formalı seri galibiyetler ve mağlubiyetsiz  geçilen haftalar umutları da bir bir yeşertiyordu. Bu noktada rakiplerin Avrupa Kupaları'nda Beşiktaş'ın son iki sezondur çektiği acıyı çekerek darbe almaları da önemli oldu. Şans Beşiktaş'tan yana işlemişti. İşte bu noktadan sonra bendeniz devreye giriyorum. Naçizane...

Öncelikle hakkı yeteri kadar teslim edilmeyen bir isimi şiddetle telaffuz etmek istiyorum: Ersan Gülüm... Takıma girişi rastlantısal olarak Oğuzhan Özyakup ile aynı döneme denk gelse de Oğuzhan'ın varlığı, Ersan'ın takıma katkılarının göz ardı edilmesine sebep olmuş durumda. İlk olarak Ersan'ın takıma girişi bu sezon nerede oynarsa oynasın muazzam katkı sağladığını fakat stoperde artık vasatın üstüne çıkamadığını düşündüğüm İbrahim'i stoperlerin önünde kesici rolüyle oynamaya itti. Bu, takıma Veli Kavlak'ın performans düşüklüğü dönemine denk gelen ve Necip'in de pozisyon bilgisi zaafiyetinden istenileni veremediği noktada kaliteli bir alternatif yarattığı için önemlidir. Bir diğer nokta ise Ersan'ın ortalama bir Türk stoperin çok üstünde oyun bilgisi olması ve de Tomas Sivok ile söz konusu olan uyumu neticesinde defansif kurgunun daha sağlıklı olarak uygulamaya geçirilmesini sağlamasında. Dikkatle incelediğini vakit stoper ikilisinde Ersan olmadığı vakit savunma çizgisinin kendisini ister istemez geriye attığını görüyoruz. Nitekim bu da hatlar arası boşluk oluşmasına sebebiyet veriyor. Ersan ile hem daha rasyonel bir savunma hattı hem de kümülatif biçimde giderek daha efektif bir pres gücü oluşumunu sağlamakta. Her ne kadar son hafta Kayserispor maçında felaketi oynasa da bu takımın Ersan'a ihtiyacı vardır. Oğuzhan'dan uzun uzun bahsetmeyi düşündüm, tıpkı Ersan gibi lakin hiç gerek yok. Ozzie zaten her şeyi sahadayken gözler önüne seriyor. Bu noktada Samet Hoca'ya bir sitemimiz olabilir: "Koşu kalitesi diyerek böyle bir opsiyonu kenarda tutmak kime fayda sağladı?"

Tüm bunlara müteakip bir de oyun içinde Olcay Şahan'ın varlığı denen bir durum söz konusu. Son vuruşları ile özellikle Eskişehirspor mücadelesinde saç baş yoldurtsa da takımın demirbaşlarından birisidir. Tartışmasız, hücum hattı için methiyeler düzülen takımın "X-Faktörü"dür dersem yanılmış olmayacağım. Yetenekleri kısıtlı olsa da alt yapıdan gelen bilgi ve mayadan gelen azim ile birlikte oyun görüşü de birleşince lig için önemli bir koz haline geliyor. Hiçbir şey olmazsa bir maç boyunca sadece boş koşularını izlerken dahi yorulabilirsiniz. Muadili olarak alınan Uğur Boral'ın ise bekteki performansı tam anlamıyla facia. Net biçimde benim sayabildiğim yenilen yedi(evet rakamla da 7) golün baş aktörü. Bundan sebeptir ki zaten sol bek arayışları var. Direkt olarak söyleyebileceğim şey Gökhan Süzen'in takım için Uğur Boral'dan daha iyi olsa da verecek fazla bir şeyinin olmaması. O noktada direkt olarak yabancıya yönelmek çok daha akıl karıdır. Önde Olcay'ın bahsettiğim performansı orası için yabancı olmasa da olur dedirtebilecek lükse sahiptir. O noktada her iki kanadı da yedekleyebilecek/forma savaşı yaşanmasını sağlayacak bir kanat oyuncusunun alınması ideal olur.

Transferlerin ligin kaderini belirleyecek önemde olduğunu arz edebilirim. Bilhakis bekin kalitesi çok önemli olacaktır. Transferlerden sonra ise düşünülecek konu belirli olacak: Kompakt oyun, önde baskı ve inanç faktörlerinin nasıl korunup, geliştirileceği. Netice itibari ile Beşiktaş'ta bu trilojiden herhangi biri olmadığı taktirde takım kafası kesilmiş tavuk misali dağılıyor. Yapılacak olan transferlerin "menemen kanunlarına" uyması ve bu felsefe anlayışının devam etmesi neticesinde ben neden olmasın diyorum. Yine de sezon başındaki gibi beklentiyi alt seviyede tutmak gerek. E abicim bu takım ister istemez heyecan yaptırıyor, haklısınız. Beşiktaş'ın olduğu yerde umut vardır. Bu umudun realist bir raya oturabilmesi için de net biçimde söyleyebiliriz ki rakiplerin Avrupa'da en az bir tur daha oynamaları gerekmekte.

NOT-1: Şampiyonluğu telaffuz etmek için gerçekten çok erken. Her takım adına. Bunun yanında ilk hedef TT Arena olmalıdır. Oradan gelecek üç puan kapı tokmağına el koymak demektir.

NOT-2: Muhtemel gelebilecek yabancının Fernandes'in liderlik rolünü çalması facia olur.

NOT-3: Hugo Almeida, Filip Holosko, Necip Uysal gibi isimlere teker teker değineceğim lakin nazar değmesinden korkuyorum. Bekleyelim.

SON NOT: Menemeni soğanlı da seven varmış. Saygı duyarım. Herkesin keyfi kendine. Goy goy için Samet Aybaba'ya da ayrıca teşekkürler.

Ufuk Tolga Aldırmaz


2 Şubat 2011 Çarşamba

Manny,Ernst ve Hırs Küpleri...

           Haftasonu oynanan ve mağlubiyetle kapatılan bir maçın ardından 5’lik bir galibiyet takıma çok iyi gelir diye düşünüyorum.Muhtemelen yarı finalde Kartal.Yarı finaldeki rakip de yarınki maçtan sonra büyük ihtimalle şekillenir.
            Bu maçın skoru ne bizim için tur haricinde önemli ne de oynanan futbol bir anlam ifade ediyor.Ancak gözle görülen bazı şeyler var ki ben bunlara değinmek istiyorum.
            Öncelikle Cenk’in sakatlığından sonra yerine kale eğer sakatlığı yoksa Rüştü’ye bırakılmalı diye düşünüyorum.Eğer Schuster Hakan konusunda ısrarcı olursa yeni puan kayıpları dibimizde olur.Bir diğer nokta Hilbert-Ekrem uyumu.Bu uyumun nedeni mental anlamda değil.Pek doğal olarak iki futbolcunun da mental olarak futbolları birbirlerine uyuyor ancak daha önemlisi ikisinin de maraton koşucusundan hallice ciğere sahip olması ve buna ek olarak birer hırs küpü olmaları.Özellikle Hilbert tam anlamıyla bir kanat oyuncusu savunmasına nasıl yardım ediyor onu gösteren bir örnek.Zorlu Avrupa maçlarından Schuster bu ikiliyi kullanır mı? İşin doğrusu fena olmaz.
           
        Gelelim Manny’e…Fernandes gerçekten iyi bir oyuncu olduğunu gösteriyor.Eğer bir sakatlık yaşamazsa çok büyük ihtimalle tapusu alınacaktır.En önemli özelliği top saklaması.Topu ayağına yapıştırıp slaloma çıkıyor adeta.Tekniği ve oyun görüşü Guti kadar olmasada ortalamanın çok üstünde.Galiba bu transferin amacıda belli olmuş oldu.Guti’ye çok iyi bir alternatif kadroda bekliyor.Oyunun özellikle ofans yönü olmak üzere defans bölümünü de iyi bir şekilde götürüyor.Ancak anlam veremediğim tek nokta.İBB maçında Aurelio gibi savaşçı bir ortasaha oyuncusunun kırmızı kart yedikten sonra oyuna atılan ismin Ernst değil de Fernandes olması.Çünkü Aurelio FM taibiriyle ifade edersek DMC oyuncusu olarak görev yapıyor.Fernandes ise tam bir CM oyuncusu ve defansif atraksiyonlarda Ernst kadar iyi bir şekilde oyunu süzemiyor.Buradan yola çıkmak istediğim konu Ernst’tir.Ernst bu takımın olmazsa olmaz bir oyuncusudur.Özellikle Avrupa maçlarında Schuster onu kullanmak mecburiyetindedir.Bugün ilk golde Bobo’ya verdiği pas gibi çok pasını görebiliyoruz.Hem disiplini hem de gücü ile Ernst bu takımın emniyet sübabıdır.Onu kesmek açıkçası çılgınlıktır.
           

     Değinmek istediğim bir diğer nokta takımın dizilişi.Acaba Schuster ligin bir provası olarak mı bu taktiği uyguladı.Çünkü forvet arkası tarzı oynayan ve hedef santrafora yardım eden bir kişiden ziyade ortasahanın en gerisine yardım eden Fernandes’i kullandı.Görünüşte 4-2-3-1 olan oyun planı bundan dolayı 4-3-3’e döndü değişik bir stilde oyun oynandı.Bu “önlem” hem şok-presi güçlendirmek için hem de defansa daha çok yardım edilmesi için kullanılmış olabilir.
           
      Bobo’ya gelince yalandan Almeidavari birkaç şok-presi uyguladı.2 gol atmasına rağmen çok top ezdi.Belli ki yedek kalmak onu soğutmuş.Zaten o oynadıkça ve gol attıkça açılan bir santrafor.Bobo gibi bir değeri kaybetmek delilik olur.Umarım en yakın zamanda hem sözleşmesini imzalar hem de form tutmaya başlar.Yoksa o klasik “Bobo sevincini” başka formalar altında görmek zorunda kalabiliriz.


NOT:İsteksiz oynasa da yaptığı akıl dolu free-kick vuruşundan dolayı Quaresma'yı ayakta alkışlıyorum.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...