Oğuzhan Özyakup etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Oğuzhan Özyakup etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
12 Aralık 2013 Perşembe
Repetitif Kader
Oğuzhan Özyakup'un yokluğuna bir de Atiba Hutchinson'ınki eklenince Beşiktaş taraftarından haklı olarak "Eyvah!" nidaları yükselmeye başlayacaktı. Orta sahada "yerli Yaya Toure" performansı ile göz dolduran Veli Kavlak'ın partnerinin Necip Uysal olması birçok şeyin sarpa sarmasına tekabül edecekti. Takım içi pas yüzdesi ile dikkat çeken Atiba'nın yokluğunda Necip'in o kontenjanı dolduruşu neticesinde sadece ilk yarıda 55 adet pas hatası yapılması demek zaten Beşiktaş'ın Çaykur Rizespor karşısında çıkardığı mücadelenin bir özeti de olacaktı. Topun hakimiyetini bir türlü ele alamayan Beşiktaş'a dair ne net done işte bu iki asil eksiklik sebebi ile elde edilecekti.
Oğuzhan ve Atiba'nın yokluğunun üstüne bir de ısınma esnasında sakatlık geçiren Tomas Sivok'un da yerini Ersan Gülüm'e devretmesi "Eyvah!" nidalarının daha da gürleşmesi anlamına gelecekti. Benim uzun yıllardır en -azından Beşiktaş'ın- ilk on birde iki solak stoperle oynama durumu saha içinde vücut bulacaktı. Sivok'un yokluğunda hem alçak hem de yüksek toplara karşı agresyonu düşük olan bu ikilinin nasıl bir geri dönüş vereceği merak konusuydu. Oyun içinde fazla zorlanmamaları hata yapma risklerini de en aza indirdi. Buna karşı hamlesiz ve ağır oluşları sebebi ile takımı sık sık görünmez bir iple çekiyormuşçasına geride tutacaktı. İşte bu noktada yine Oğuzhan ve Atiba'nın eksikliği hissedildi. Takımın dikine boyu uzadı ve hatlar arası mesafe git gide açıldı. Bu da Beşiktaş'ı kısırlaştıracaktı. Manuel Fernandes, Gökhan Töre ve Olcay Şahan'ın hücum melekelerini sahaya kesik kesik yansıtışları da takımın klasikleşen temposunu yapamamasına sebep oldu. Zaman zaman Rizespor kendi sahasına itilip tempo yapılsa da bireysel hamlelerdeki sıkıntılar golün gelmesine engel olacaktı.
Takım genel itibari ile eksikler ve de sakatlık mereti yüzünden şanssız bir evreden geçiyor olsa da golün gelmesi çok da zor olmayabilirdi. Öncelikle Ömer Şişmanoğlu'nun da oyun alanına atılmasının ve Hugo Almeida ile çift santrafora dönülmesi neticesinde baskının dozajı bir tık da olsa artıyordu. Bu durum defalarca şu şekilde tezahür etti:
1.Savunmada kapılan top
2.Kapılan topun Fernandes'e aktarılışı
3.Fernandes'in Almeida'yı bulması
4.Almeida'nın topu tutarak gerekli servisleri yapması ve pozisyonlara ön ayak oluşu
İşte bu dört maddenin en kritik ayağı sayabileceğimiz Almeida'nın yerine oyuna alınan Mustafa Pektemek'in tipleme olarak son derece farklı bir oyuncu olması ve topu bir türlü o bölgede tutamayışı Beşiktaş'a ket vuruyordu. Bu değişikliğin bir sonraki durumdan daha etkili olduğunu, bu sebepten öncelik aldığını da bir ara not olarak vereyim. İkincil sorun ise Dentinho. Rizespor'un en büyük defosu olan o geri dönüş zaafiyeti sebebi ile dakikalar geçtikçe geride daha büyük boşluklar verdiğini hep birlikte gözlemledik. İşte bu noktada Kerim Frei yerine mevcut grafiği ile sadece Brezilya Serie B'de forma giyebilecek kapasitede olan Dentinho'nun oyuna girmesi skandal olarak göze çarpmakta. Şeytanın avukatlığına soyunayım, Slaven Bilic'in tam bir kaos ortamında ayağının tozu ile gelen Kerim'i Galatasaray'a karşı oyuna sokması ne kadar yanlış ise bugün de oyuna sokulmaması onun kadar yanlıştır. Michael Eneramo'nun da niçin kadroda olmadığını sorgulamak sanırım ekstra olarak doğru olacak.
Beşiktaş hala kırılma maçlarını oynayamıyor. Hala baskıya cevap vermiş değil. Son şampiyonluktan itibaren bu durum tekrar etmekte. Bunun en büyük sebebi de "Samanyolu Galaksisi" damgası vurulan Manuel Fernandes başta olmak üzere oyuncu grubunun bu duruma cevap verememesidir. Belki ben çok fazla anlam yüklüyorum, bilemiyorum lakin bu durumda da sahada lider karakter olabilecek tek isim sakatlıktan hala dönemedi: Oğuzhan Özyakup...
Ufuk Tolga Aldırmaz
9 Kasım 2013 Cumartesi
Reaktif Teknik Direktör:Slaven Bilic!
Kötü gidişata dur demenin vakti gelmiş de geçiyordu Beşiktaş adına. Bunun için sanırım en doğru takımlardan biri de ligin dibine demirlemiş olan Kayserispor olacaktı.
Slaven Bilic, Hırvatistan Milli Takımı'nda yardımcısı olan ve sezon başında Beşiktaş'ın ilgisinin malum olduğu Robert Prosinecki karşısında geçtiğimiz haftaki kadroyu karbon kağıdı ile eşleştirerek sahaya sürmüştü. Prosinecki de vatandaşına karşı farklı bir uygulamaya gitmemişti.
Taktik
Beşiktaş'ın oyun felsefesi zaman zaman sekteye uğramış olsa da hepinizin malumu. Pratik üzerinden gidelim. Hatlar yine mümkün olduğu kadar sıkışık tutulmaya çalışıldı. Rakip topa sahip olduğu zaman genel itibari ile kompakt bekleyiş düzeninden şaşılmadı. Belirli pozisyonlarda rakip stoperlere ve beklere basarak top yapılması engellenmeyen çalışıldı. Topa sahip olunup, mümkün olduğunca hızlı -tabii ki Gökhan Töre ve Manuel Fernandes ikilisinin topla olan seviyeli beraberliğine rağmen- çıkılmaya çalışıldı. Sıkıntıların baş gösterdiği noktalar da yine belirliydi. Atiba Hutchinson'ın göbekte olmadığı her karşılaşmada olduğu gibi pas oranı düştü. Ribaundların toparlanma süreci sadece Veli Kavlak'ın omuzlarında yük haline geldi. Bekleyiş düzeninde ve daha da önemlisi hücuma çıkışlarda orta sahada oluşan alan boşlukları doldurulamadı. Zaman zaman Kayserispor'un oyunu eline almasının birincil sebebi görebildiğim kadarı ile bu oldu. Üstüne bir de Veli'nin sarı kartı görmesi, işin tuzu biberi olacaktı.
Geçtiğimiz haftalarda yaşanılan puan kayıplarını bir sebebi olarak da hücum hattını göstermiştik. O sıkıntılar belirli biçimde devam etmekte. Öncelikle Hugo Almeida'nın heyecanlı davranarak harcadığı net karşı karşıya fırsatları bir kenara bırakalım. Asli görevinin gol atmak olduğunun da farkındayım lakin oyunda kaldığı süre içerisinde -çıkışına sebep olan düşüş hariç- hücumdaki akışkanlığı bir nebze olsun sağladı. Yerine giren Michael Eneramo ise gole rağmen oyun bilgisi "kıtlığı" ile başa daha çok bela olabilecek gibi duruyor. Olcay Şahan, bir gol bir asistlik performans çizerken savunmadaki görevini de neredeyse eksiksiz yerine getirdi. İstatistiklere bakmadım lakin top çalmada takımda ilk üç içerisinde olması işten değil. Gökhan Töre ise durağanlık periyodundan henüz çıkabilmiş değil. Sallantıda gitmesi son derece normal fakat kenarda Kerim Frei'ın varlığını unutmamak gerek, yineliyorum. Kaldı ki son iki haftadır oyuna girişleri neticesinde özellikle hızı ile son derece fark yarattı. Kritik süreçte onu kullanma hakkı saklı kalmaktan çıkmalı.
Oyun
Beşiktaş'ın Bursa deplasmanındaki üç gollü muazzam galibiyetinden sonra başlayan puan kayıplarından daha can sıkıcı olan bir şey varsa o da rakiplerine kendisini teslim etmesiydi. Sürekli olarak rakibin kabına göre şekil alan ve edilgen yapısından çıkamayan Beşiktaş için bu hafta da öyle oldu. Geçen hafta oynanan Karabükspor karşılaşmasından tek farkı sanırım Olcay Şahan'dan gelen gol oldu. Dengede giden karşılaşmada Kayserispor'un özellikle kanatları ve duran topları kullanarak bulduğu pozisyonlar Tolga Zengin tarafından savuşturuldu. İkinci yarıya geçilirken Kayserispor baskılı başladı. Orta alanda Veli'nin sarı kartlı oluşu, Oğuzhan ve Fernandes'in yeteri kadar "koşmayışı" neticesinde bir türlü ayakta tutulamayan top, pozisyon olarak kalede görülüyordu. Bilic'in bunu görerek oyuna Gökhan Töre yerine Necip Uysal'ı sokarak verdiği tepki fazlasıyla yerindeydi. Fernandes ve Oğuzhan'ın bu dakikadan sonra kanatta dönüşümlü olarak oynaması da radikal bir hamle oldu. Dengeyi bulan ve hatta oyun üstünlüğünü tekrar alan Beşiktaş rakip sahada son vuruşları yapamadığı dakikalarda Michael Eneramo hamlesi geldi. Dakikalar ilerledikçe delici oyuncu eksikliği hissedilirken Kerim Frei hamlesinin de gelişi ile fiş çekildi. Önce Ramon Motta'nın bilardo oynayışı ve ardından Eneramo'nun takla atmasını sağlayan golü geldi. Skor: 0-3...
Sonuç
Beşiktaş'ın edilgen yapıdan çıkması için belki de bir galibiyet ile moralini toparlaması gerekiyordu, bunu göreceğiz. Gecenin siyah - beyazlılar adına karı sadece üç puan ile sınırlı kalmayacak. Yarın akşamki derbinin sonucunu bekleyecek olan Beşiktaş, haftayı fazlasıyla karlı kapatabilir. Açıkçası ihtiyaçları da var.
Ufuk Tolga Aldırmaz
Slaven Bilic, Hırvatistan Milli Takımı'nda yardımcısı olan ve sezon başında Beşiktaş'ın ilgisinin malum olduğu Robert Prosinecki karşısında geçtiğimiz haftaki kadroyu karbon kağıdı ile eşleştirerek sahaya sürmüştü. Prosinecki de vatandaşına karşı farklı bir uygulamaya gitmemişti.
Taktik
Beşiktaş'ın oyun felsefesi zaman zaman sekteye uğramış olsa da hepinizin malumu. Pratik üzerinden gidelim. Hatlar yine mümkün olduğu kadar sıkışık tutulmaya çalışıldı. Rakip topa sahip olduğu zaman genel itibari ile kompakt bekleyiş düzeninden şaşılmadı. Belirli pozisyonlarda rakip stoperlere ve beklere basarak top yapılması engellenmeyen çalışıldı. Topa sahip olunup, mümkün olduğunca hızlı -tabii ki Gökhan Töre ve Manuel Fernandes ikilisinin topla olan seviyeli beraberliğine rağmen- çıkılmaya çalışıldı. Sıkıntıların baş gösterdiği noktalar da yine belirliydi. Atiba Hutchinson'ın göbekte olmadığı her karşılaşmada olduğu gibi pas oranı düştü. Ribaundların toparlanma süreci sadece Veli Kavlak'ın omuzlarında yük haline geldi. Bekleyiş düzeninde ve daha da önemlisi hücuma çıkışlarda orta sahada oluşan alan boşlukları doldurulamadı. Zaman zaman Kayserispor'un oyunu eline almasının birincil sebebi görebildiğim kadarı ile bu oldu. Üstüne bir de Veli'nin sarı kartı görmesi, işin tuzu biberi olacaktı.
Geçtiğimiz haftalarda yaşanılan puan kayıplarını bir sebebi olarak da hücum hattını göstermiştik. O sıkıntılar belirli biçimde devam etmekte. Öncelikle Hugo Almeida'nın heyecanlı davranarak harcadığı net karşı karşıya fırsatları bir kenara bırakalım. Asli görevinin gol atmak olduğunun da farkındayım lakin oyunda kaldığı süre içerisinde -çıkışına sebep olan düşüş hariç- hücumdaki akışkanlığı bir nebze olsun sağladı. Yerine giren Michael Eneramo ise gole rağmen oyun bilgisi "kıtlığı" ile başa daha çok bela olabilecek gibi duruyor. Olcay Şahan, bir gol bir asistlik performans çizerken savunmadaki görevini de neredeyse eksiksiz yerine getirdi. İstatistiklere bakmadım lakin top çalmada takımda ilk üç içerisinde olması işten değil. Gökhan Töre ise durağanlık periyodundan henüz çıkabilmiş değil. Sallantıda gitmesi son derece normal fakat kenarda Kerim Frei'ın varlığını unutmamak gerek, yineliyorum. Kaldı ki son iki haftadır oyuna girişleri neticesinde özellikle hızı ile son derece fark yarattı. Kritik süreçte onu kullanma hakkı saklı kalmaktan çıkmalı.
Oyun
Beşiktaş'ın Bursa deplasmanındaki üç gollü muazzam galibiyetinden sonra başlayan puan kayıplarından daha can sıkıcı olan bir şey varsa o da rakiplerine kendisini teslim etmesiydi. Sürekli olarak rakibin kabına göre şekil alan ve edilgen yapısından çıkamayan Beşiktaş için bu hafta da öyle oldu. Geçen hafta oynanan Karabükspor karşılaşmasından tek farkı sanırım Olcay Şahan'dan gelen gol oldu. Dengede giden karşılaşmada Kayserispor'un özellikle kanatları ve duran topları kullanarak bulduğu pozisyonlar Tolga Zengin tarafından savuşturuldu. İkinci yarıya geçilirken Kayserispor baskılı başladı. Orta alanda Veli'nin sarı kartlı oluşu, Oğuzhan ve Fernandes'in yeteri kadar "koşmayışı" neticesinde bir türlü ayakta tutulamayan top, pozisyon olarak kalede görülüyordu. Bilic'in bunu görerek oyuna Gökhan Töre yerine Necip Uysal'ı sokarak verdiği tepki fazlasıyla yerindeydi. Fernandes ve Oğuzhan'ın bu dakikadan sonra kanatta dönüşümlü olarak oynaması da radikal bir hamle oldu. Dengeyi bulan ve hatta oyun üstünlüğünü tekrar alan Beşiktaş rakip sahada son vuruşları yapamadığı dakikalarda Michael Eneramo hamlesi geldi. Dakikalar ilerledikçe delici oyuncu eksikliği hissedilirken Kerim Frei hamlesinin de gelişi ile fiş çekildi. Önce Ramon Motta'nın bilardo oynayışı ve ardından Eneramo'nun takla atmasını sağlayan golü geldi. Skor: 0-3...
Sonuç
Beşiktaş'ın edilgen yapıdan çıkması için belki de bir galibiyet ile moralini toparlaması gerekiyordu, bunu göreceğiz. Gecenin siyah - beyazlılar adına karı sadece üç puan ile sınırlı kalmayacak. Yarın akşamki derbinin sonucunu bekleyecek olan Beşiktaş, haftayı fazlasıyla karlı kapatabilir. Açıkçası ihtiyaçları da var.
Ufuk Tolga Aldırmaz
4 Kasım 2013 Pazartesi
Rahmetli Vedat Okyar
Maça hatları sıkışık, dominant biçimde başlayan ve sürekli olarak topa hükmeden takım bir türlü golü bulamıyordu. Daha doğrusu golü yaratamıyordu. Samet Aybaba döneminden gelen o kısa ve hızlı harika paslaşmaların odağı olan Oğuzhan Özyakup sahada olduğu her dilimdeki gibi yine bir nevi maestro görevini icraa ediyordu. Oğuzhan'ın parlayan oyununa ayak uyduramayan Manuel Fernandes, hücumdaki tıkanmanın ana sebeplerinden yalnızca biri haline gelecekti. Bu sebepleri biraz daha açacak olursak Hugo Almeida'nın gün geçtikçe daha da tembel bir santrafor oyunu oynamaya başlamasını, Olcay Şahan'ın anlam veremediğim bir şekilde geçen seneden aşina olduğu o tamamlayıcı rolündeki yerini sorgular cinsten garip işler yapması, Gökhan Töre'nin ise klasik devam sorununun baş göstermesini sıralayabiliriz. Bu saydıklarım bir kenara kadroda Hugo Almeida'ya denk biçimde hedef santrafor görevini icraa edebilecek bir diğer isim olmaması ise paradoksu yaratan durum olarak baş göstermekte. Almeida'nın kafasını veremediği düzende Beşiktaş'ın o bölgede geçici çözümler dışında ikinci bir alternatifi daha gözükmemekte. İkinci yarıda oyuna giren Michael Eneramo'nun kötü bir Almeida kadar verim sağlayamaması ise bu tezimi doğrular nitelikte. Beşiktaş'ın hücum tarafında ise esas dikkat çekici olan Kerim Frei'ın oyuna girdikten sonra yaptıkları. Kanat forvetlerinden maç özelinde bir türlü verim alamayan Bilic'in Frei'ı oyuna sürdükten sonra oluşturduğu pozisyonları net biçimde irdelemesi gerektiği kanaatindeyim. Haftalar geçtikçe oyun anlamında düşen bu ikiliden birinin -özellikle Gökhan Töre'nin- yerini Frei'a bırakması sanırım hem takımın sağlığı hem de adalet açısından daha yararlı olacaktır. Frei'ın lig standartlarına göre üst düzey hızı ve top tekniği ile birlikte mevcut düzende dikine giden ikinci bir oyuncu -ilki Oğuzhan- olarak fark yaratması pek de zor görünmemekte.
Gelelim işin savunma kısmına. Belki de en can alıcı nokta burası. Gol yemeyen bir savunma anlayışı kağıt üstünde kusursuz olarak nitelendirilebilir. Buna karşın karşınızdaki rakip ligin en az gol atan takımı ve en önemli hücum silahının kontra ataklar olduğunu düşünecek olursak pek de önemli bir aksiyon olarak göze çarpmayacaktır. Kilit nokta ise takım savunması. Beşiktaş'ın özellikle Bursa deplasmanında uyguladığı o boğucu, Almeida'dan başlayan pres yerini yellere bırakmış durumda. Ligde üç büyükler dahil herhangi bir takıma ön alanda baskı yaptığınızda nasıl geri dönüşler aldığınız malumunuz. Sırf bu sebepten ötürü yapılabilecek olan baskının bir türlü gelmemesi belki de gelememesi sıkıntının ana unsuru olmakta. Bilic'in Beşiktaş'ı için yapılmış en güzel tabir sanırım "oynatmayarak oynayan" bir takım olunuşudur. Bu baskının gelmeyişi neticesinde top kazanma süresinin uzaması, Beşiktaş'ın bir türlü rakip kaleye oyunu yıkamaması anlamına gelecekti. Nitekim öyle de oldu. Mutlaka dikkatleri çekmiştir, Beşiktaş bu noktada vitesi bir tık dahi olsa yükselttiği anda pozisyonları bulmayı becerdi.
Velhasıl kelam, benim yazı yazmaya heves etmemi sağlayan kişilerin başında geldiğini söyleyebileceğim insanlardan olan rahmetli Vedat Okyar'ın bir sözü vardı; "Eğer şampiyon olmak istiyorsan atanın da tutanın da iyi olacak." minvalinde. Beşiktaş'ı ilgilendiren kısmı ise ilk nokta. Beşiktaş'ın atanı son yıllarda hiç iyi olmadı. Şu son periyotta da bunun sıkıntısı net biçimde gözüküyor. Bu takım üzerine yazılacak belki milyon tane şey daha var lakin şimdilik bununla yetinmeli ve beklemeliyiz. O zamana kadar sanırım en doğru şey Ercan Taner'in son yazısına atıfta bulunmak olacak: "Hayat zor, Beşiktaşlı olmak daha zor."
Ufuk Tolga Aldırmaz
27 Ekim 2013 Pazar
Sahte Okey
Beşiktaş adına Comandante Slaven Bilic'in saha kenarına dönüşünden daha önemli olan bir şey varsa o da Oğuzhan Özyakup'un sakatlıktan çıkıp takımdaki yerini almasıydı. Bilic'in -beğenin beğenmeyin- teknik direktörlük yetilerinin yanı sıra insani ilişkilerinin ne denli kuvvetli olduğunu son üç-dört aylık periyodda görmüş olduğumuzdan ötürü, onun yerini almasının olumlu bir etki yaratması işten bile olmayacaktı. Aynı şekilde Oğuzhan'ın saha içinde yerini alması da Beşiktaş'ı hücum anlamında bitkisel hayattan uyandırma anlamına gelecekti.
Bilic'in ilk on biri tıpkı geçen hafta olduğu gibi stoperlerden ötürü belirli sıkıntılar yaşamaya açık haldeydi. Takım boyunun ister istemez uzaması, Ersan Gülüm'ün Alaçatı sahillerine taş çıkaran cinsten dalgalı performansı ve oyuncu tiplemelerinin rakip forvetlere göre uygun olmaları ilk akla gelenler. Son iki haftadaki yokluğu neticesinde takım içindeki defoları nasıl kapadığına ayan beyan şahit olduğumuz Atiba Hutchinson'ın kulübede oturacak olması da kafalarda maça dair soru işaretleri yaratan cinstendi.
Oğuzhan'ın bir önceki geceye damga vuran arkadaşı Salih Uçan'a nazire yaparcasına var ettiği gol ile Beşiktaş rahat bir nefes alıyordu. Ardından sağanak etkisi yaratan Akhisar Belediyespor golleri de o nefesin uzun soluklu olmasına engel teşkil ediyordu. Avrupa ve Türkiye'de belirli başlı takımları gezen mikro seyyah Bruno'nun patlayış gecesi olarak da bu geceyi seçmesi Beşiktaş'ın bir diğer şanssızlığı olacaktı. Hakkında Türk Pirlo yakıştırmaları yapılan ve bunda gayet de haklı olunan Bilal Kısa'nın golünün yanı sıra oynadığı oyun da hakikaten etkileyiciydi. Beşiktaş'ın eskilerinden olan Kenan Özer'in de ziyadesiyle iyi olan performansının altını da yeri gelmişken çizmeliyim. Dördüncü gol şansını tepmelerine rağmen oynadıkları rasyonel oyun onlara yeterli olabilirdi, eğer Oğuzhan tekrar sahneye çıkmasaydı. Tabelayı yapan net vuruşu da gecesini iyice perçinleyecekti. İkinci yarıda baskıyı kuran Beşiktaş gol dakikasına kadar ilk haftalardaki performansından esintiler sunacaktı. Gelen gol ve takımın dikine uzayan boyu işin devamını getiremeyecekti. İki takım da hak edilmiş birer puanı hanesine yazdıracaktı.
Benim ısrarla dile getirdiğim Oğuzhan Özyakup gerçeği ve bu gece sonunda oluşan Oğuzhanlı-Oğuzhansız Beşiktaş'a dair veriler ile son derece açık biçimde ortaya konmuş oldu. Bunun yanında Olcay Şahan'ın Kerim Frei ile değişmesinin ardından gerekli mesajı aldığını düşünmekteyim. Son olarak da Atiba Hutchinson'ın tanıdık, bildik "işçiliğinin" bu takım için mevcut düzende elzem olduğu aşikar. Veli Kavlak'ın da çok daha fazla övgü alması gereken performansının devam ettiğini düşünecek olursak Oğuzhanlı düzen adına tek bir realite göze çarpıyor. O da Manuel Fernandes'i "sahte okey" olmaktan azad etmek...
Ekstra: Bunları konuşmak için son derece erken lakin Beşiktaş'ın standartlara göre birinci sınıf bir stoper eksikliği ve bunun yanında kanat forvet verimsizliği dikkat çekici. Bu noktalara teknik ekip birer hamle düşünmek zorunda kalacaktır.
Ufuk Tolga Aldırmaz
16 Nisan 2013 Salı
"Oğuzhan Oyuna Girdikten Sonra"
Sezon başı kapı kapı dolaşılıp teknik direktör arandığı vakit açıkça her yerde Samet Aybaba'nın konuşulan isimler içinde en ideali olduğunu ve onun Beşiktaş'ın mevcut durumu içerisinde beklentiler çerçevesinde iyi işler yapabileceğini düşünüyordum. Allah'ın bildiği kuldan saklanmaz. Bunun yanı sıra yiğidi öldürüp hakkını vereceğiz. İnönü'de oynanan Trabzonspor karşılaşmasının ikinci yarısı da dahil olmak üzere ikinci yarı yine İnönü'de oynana İBB karşılaşmasına kadar takım hakikaten Türkiye standartlarının bir tık üst seviyesinde bir direkt hücum prensibi ile sahada mücadele ediyordu. Dikkat mücadele ediyordu diyorum çünkü puan kayıpları ve her türlü saha içi olumsuzluklara (sakatlık vs) oyuncular tarafından bir direnç gösteriliyordu. Ne olduysa ondan sonra oldu. Samet Aybaba'nın özellikle Oğuzhan Özyakup hakkındaki olumsuz açıklamaları ve bir takım mesnetsiz saha dışı iddialar neticesinde oluşan transfer bilançosu ile takıma iyiden iyiye kendisi tarafından ket vurulmaya başlandı. Yaşanan süreç bu güne kadar geldi. Hepimiz biliyoruz.
Takıldığım nokta yek. Oğuzhan Özyakup üzerinde oynanan ya da oynanmaya çalışılan oyun. Net biçimde bu oyunun baş rolü Samet Aybaba. Birbiri ardına gelip haftada bir olmak kaydı ile Oğuzhan Samet Aybaba nezdinde yerin dibine sokulmakta. Gece hayatından başlayıp, genç ve toy olmasına kadar daha da kötüsü sezon başı alınamayan ve Oğuzhan'ın tatlı rekabette olduğu Salih Uçan'ın üzerinden bu adamın eleştirilmesinin en ufak izahı yoktur; tıpkı bugün gelinen noktada Oğuzhan'ın garip biçimde on birden kesilmesi sorunununda izah olmaması gibi. Samet Aybaba'nın Oğuzhan'a karşı yürüttüğü bu soğuk savaş mentalitesinin takıma zarar verdiği de malum. Maç sonu açıklamaları yapan her oyuncunun ağzından düşmeyen laf da birdi:"Oğuzhan oyuna girdikten sonra."
Beşiktaş'ın mevcut kadrosunun yamalı bir kadro olduğunu kabul etmeyen yoktur. Buna karşın bu yamalı kadronun içinde parlayabilecek ve bu geçiş sezonunun kazancı sayılabilecek potansiyel isimler de yok değildi. Nitekim başta Oğuzhan olmak üzere Olcay ve hatta Holosko dahi bu kategoriye girecekti. Buna karşın elinizdeki en kıymetli parçayı parlatmak varken tam tersi yönde hareket etmenin ardında art niyet aranmasını yadırgamamak gerekiyor. Basite indirgersek, maça başlayan on birde yer alan Veli-Necip ikilisi ile Beşiktaş'ın kazandığı maç sayısı ikiyi geçmez. Sezon başından beri defalarca denenen bu on bir varyasyonu hiçbir şekilde tutmadı. Bugün de tutmadığını bir kez daha gördük. Oğuzhan'ın Veli ile yer değişimi oyunun kaderini değiştirdi. Önder Özen'in tabiri ile Fernandes'in atak organizatörü olduğu ortamda onu topla buluşturabilecek bir oyun organizatörüne ihtiyaç duyuluyor. Bu oyun organizatörü olarak iş görebilecek isim ne Veli ne Necip ne de Toraman olabilir. İstatistiksel olarak Beşiktaş'ın Oğuzhan sahada iken kazandığı ortalama puan 2.2; buna karşın Oğuzhan çeşitli sebeplerle oyunun dışında olduğunda bu ortalama 1.1'e düşüyor. Son şampiyonluğun geldiği zaman Mustafa Denizli kehanetlerini yaparken kilit bir şey söylemişti: "Türkiye Ligi'nde şampiyonluk için gereken puan ortalaması 2.3,2.4-2.5 seviyesindedir." Oğuzhan'ın sebepsiz takımdan kesilmesi net biçimde Beşiktaş'ın puan ortalamasını düşürüp, şampiyonluk yoluna en büyük taşı koymuştur.
Oğuzhan şu "kara" sezonun en büyük kazancıdır. Samet Aybaba bunun aksini (en azından) bana gösteremeyecek. Görece rahatlıkla alınabilecek sezon, ufak ayrıntılar ile çöpe gidiyor. Şampiyonluğu dillendirirken gereksiz yere "Acaba Avrupa Ligi'ne gidilebilecek mi? diye kendi kendime sormak sezon özelinde bana en çok koyan şey olmuştur, sizleri bilemem.
NOT: Puan ortalaması ile ilgili Oğuzhan'lı-Oğuzhan'sız kısmı Ali Ece'nin yorumlarından derlenen Akşam gazetesinin web sayfasındaki ilgili haberinden alınmıştır.
DİP NOT: Fenerbahçe forması ile harikalar yaratan Pierre Webo'nun alınmasına engel olan isim de hatırladığım kadarıyla Samet Aybaba. He, yanlış hatırlıyorsam özür dilerim. Hoş kendisinin de Oğuzhan'ın olmadığı her maç için bizlere bir özür borcu da yok değil.
Ufuk Tolga Aldırmaz
30 Aralık 2012 Pazar
Menemen Kanunları ve Triloji
Domateslerin kabukları soyulup küp küp doğranır. Sivri biberler tohumları çıkarılarak halka şeklinde bıçak darbelerine yenik düşer. Daha sonra kullandığınız yağı tavanıza döküp biberler kavrulur. Ardından domatesler de aynı işlemden geçirilir. Domates, biber ikilisi "yenilecek" kıvama geldikten sonra yenilecek miktarda yumurta çırpılır ve tavaya dökülür. Karıştırma işlemiyle birlikte tuz ilavesi de yapılır. Yumurta ile harmanlanmış malzeme de piştikten sonra ekmek "banmak" suretiyle menemen yemeye hazır hale getirilir.
Samet Aybaba'nın olay yaratan "menemen" açıklamasından sonra benim böyle başlamam da farz oldu. Zira Beşiktaş'ın geneli itibari ile ilk yarı performansı da tam menemen pişirme aşamaları gibiydi. Yavaş yavaş ve adım adım gidildi.
En azılı dilonun bile beklentisini alt seviyeye indirdiği sezon başı tabiri caizse kabus gibiydi. Cevapsız soruların ardı arkası kesilmiyordu. Kaotik bir takım vardı. Buna karşın her geçen gün Beşiktaşlılar'ın yüreğine su serpilip, suratına da tebessüm oturtuluyordu. Bunu beceren ise Samet Aybaba'nın ta kendisiydi. Samet Aybaba, her şeyden öte oyuncularla muhteşem bir bağ kurdu. Öyle ki kızını bahane ederek gemiyi terk etmek isteyen Hugo Almeida bile takıma döndü. Dönmekle kalmayıp istenilen performansına yaklaştı. Buna paralel yüzü gülmeyen takım lideri Manuel Fernandes kahkaha atmaya başladı. Rakip oyuncuların içinden geçip peygamberliğini ilan etmeye çabalayan ve takımdan gönderilmesi an meselesi olan Filip Holosko anka kuşu efsanesinin var olabileceğini düşündürtmeye başladı. Yılların durağanı Necip Uysal bir anda umut bağlanmış ikinci kaptan statüsüne yükseldi. Bunlar ve bunlara benzeyen örnekleri git gide arttırabiliriz. Hepsinden önemlisi, aile arasında "menemene ekmek banabilecek" kıvama gelmiş bir takım oluşturulmuş durumda. Takım ciddi anlamda takım, takım ciddi anlamda makro-aile. İlk etapta bunu oluşturabilmek eldeki kısıtlı kadronun birçok defosunu örtmek anlamına geliyordu. Nitekim oldu da. Sekizinci haftada (altta göreceğini ve muhtemelen okuyan herkesin bileceği kare) Trabzonspor'a karşı Olcay Şahan'ın son dakikada kaçırdığı yüzde yüzlük pozisyonun ardından yere yığılan takım... Söyleyeceklerim bu kadar.
Basınımızdan tutun da Twitter mikro-bloglarımızda bizlere kadar herkes kırılma anı goy goyunu sever. İşte Beşiktaş'ın da sezon içindeki kırılma anı ilk yarı( ve büyük ihtimalle ikinci yarıda da) itibari ile bu sahneydi. Öncesine set çekilip ciddi anlamda taraftarın takıma olan inancının tekrar sağlanması da tam anlamıyla bu karşılaşmadan sonra oluyordu. Ardından gelen kırmızı formalı seri galibiyetler ve mağlubiyetsiz geçilen haftalar umutları da bir bir yeşertiyordu. Bu noktada rakiplerin Avrupa Kupaları'nda Beşiktaş'ın son iki sezondur çektiği acıyı çekerek darbe almaları da önemli oldu. Şans Beşiktaş'tan yana işlemişti. İşte bu noktadan sonra bendeniz devreye giriyorum. Naçizane...
Öncelikle hakkı yeteri kadar teslim edilmeyen bir isimi şiddetle telaffuz etmek istiyorum: Ersan Gülüm... Takıma girişi rastlantısal olarak Oğuzhan Özyakup ile aynı döneme denk gelse de Oğuzhan'ın varlığı, Ersan'ın takıma katkılarının göz ardı edilmesine sebep olmuş durumda. İlk olarak Ersan'ın takıma girişi bu sezon nerede oynarsa oynasın muazzam katkı sağladığını fakat stoperde artık vasatın üstüne çıkamadığını düşündüğüm İbrahim'i stoperlerin önünde kesici rolüyle oynamaya itti. Bu, takıma Veli Kavlak'ın performans düşüklüğü dönemine denk gelen ve Necip'in de pozisyon bilgisi zaafiyetinden istenileni veremediği noktada kaliteli bir alternatif yarattığı için önemlidir. Bir diğer nokta ise Ersan'ın ortalama bir Türk stoperin çok üstünde oyun bilgisi olması ve de Tomas Sivok ile söz konusu olan uyumu neticesinde defansif kurgunun daha sağlıklı olarak uygulamaya geçirilmesini sağlamasında. Dikkatle incelediğini vakit stoper ikilisinde Ersan olmadığı vakit savunma çizgisinin kendisini ister istemez geriye attığını görüyoruz. Nitekim bu da hatlar arası boşluk oluşmasına sebebiyet veriyor. Ersan ile hem daha rasyonel bir savunma hattı hem de kümülatif biçimde giderek daha efektif bir pres gücü oluşumunu sağlamakta. Her ne kadar son hafta Kayserispor maçında felaketi oynasa da bu takımın Ersan'a ihtiyacı vardır. Oğuzhan'dan uzun uzun bahsetmeyi düşündüm, tıpkı Ersan gibi lakin hiç gerek yok. Ozzie zaten her şeyi sahadayken gözler önüne seriyor. Bu noktada Samet Hoca'ya bir sitemimiz olabilir: "Koşu kalitesi diyerek böyle bir opsiyonu kenarda tutmak kime fayda sağladı?"
Tüm bunlara müteakip bir de oyun içinde Olcay Şahan'ın varlığı denen bir durum söz konusu. Son vuruşları ile özellikle Eskişehirspor mücadelesinde saç baş yoldurtsa da takımın demirbaşlarından birisidir. Tartışmasız, hücum hattı için methiyeler düzülen takımın "X-Faktörü"dür dersem yanılmış olmayacağım. Yetenekleri kısıtlı olsa da alt yapıdan gelen bilgi ve mayadan gelen azim ile birlikte oyun görüşü de birleşince lig için önemli bir koz haline geliyor. Hiçbir şey olmazsa bir maç boyunca sadece boş koşularını izlerken dahi yorulabilirsiniz. Muadili olarak alınan Uğur Boral'ın ise bekteki performansı tam anlamıyla facia. Net biçimde benim sayabildiğim yenilen yedi(evet rakamla da 7) golün baş aktörü. Bundan sebeptir ki zaten sol bek arayışları var. Direkt olarak söyleyebileceğim şey Gökhan Süzen'in takım için Uğur Boral'dan daha iyi olsa da verecek fazla bir şeyinin olmaması. O noktada direkt olarak yabancıya yönelmek çok daha akıl karıdır. Önde Olcay'ın bahsettiğim performansı orası için yabancı olmasa da olur dedirtebilecek lükse sahiptir. O noktada her iki kanadı da yedekleyebilecek/forma savaşı yaşanmasını sağlayacak bir kanat oyuncusunun alınması ideal olur.
Transferlerin ligin kaderini belirleyecek önemde olduğunu arz edebilirim. Bilhakis bekin kalitesi çok önemli olacaktır. Transferlerden sonra ise düşünülecek konu belirli olacak: Kompakt oyun, önde baskı ve inanç faktörlerinin nasıl korunup, geliştirileceği. Netice itibari ile Beşiktaş'ta bu trilojiden herhangi biri olmadığı taktirde takım kafası kesilmiş tavuk misali dağılıyor. Yapılacak olan transferlerin "menemen kanunlarına" uyması ve bu felsefe anlayışının devam etmesi neticesinde ben neden olmasın diyorum. Yine de sezon başındaki gibi beklentiyi alt seviyede tutmak gerek. E abicim bu takım ister istemez heyecan yaptırıyor, haklısınız. Beşiktaş'ın olduğu yerde umut vardır. Bu umudun realist bir raya oturabilmesi için de net biçimde söyleyebiliriz ki rakiplerin Avrupa'da en az bir tur daha oynamaları gerekmekte.
NOT-1: Şampiyonluğu telaffuz etmek için gerçekten çok erken. Her takım adına. Bunun yanında ilk hedef TT Arena olmalıdır. Oradan gelecek üç puan kapı tokmağına el koymak demektir.
NOT-2: Muhtemel gelebilecek yabancının Fernandes'in liderlik rolünü çalması facia olur.
NOT-3: Hugo Almeida, Filip Holosko, Necip Uysal gibi isimlere teker teker değineceğim lakin nazar değmesinden korkuyorum. Bekleyelim.
SON NOT: Menemeni soğanlı da seven varmış. Saygı duyarım. Herkesin keyfi kendine. Goy goy için Samet Aybaba'ya da ayrıca teşekkürler.
Ufuk Tolga Aldırmaz
Samet Aybaba'nın olay yaratan "menemen" açıklamasından sonra benim böyle başlamam da farz oldu. Zira Beşiktaş'ın geneli itibari ile ilk yarı performansı da tam menemen pişirme aşamaları gibiydi. Yavaş yavaş ve adım adım gidildi.
En azılı dilonun bile beklentisini alt seviyeye indirdiği sezon başı tabiri caizse kabus gibiydi. Cevapsız soruların ardı arkası kesilmiyordu. Kaotik bir takım vardı. Buna karşın her geçen gün Beşiktaşlılar'ın yüreğine su serpilip, suratına da tebessüm oturtuluyordu. Bunu beceren ise Samet Aybaba'nın ta kendisiydi. Samet Aybaba, her şeyden öte oyuncularla muhteşem bir bağ kurdu. Öyle ki kızını bahane ederek gemiyi terk etmek isteyen Hugo Almeida bile takıma döndü. Dönmekle kalmayıp istenilen performansına yaklaştı. Buna paralel yüzü gülmeyen takım lideri Manuel Fernandes kahkaha atmaya başladı. Rakip oyuncuların içinden geçip peygamberliğini ilan etmeye çabalayan ve takımdan gönderilmesi an meselesi olan Filip Holosko anka kuşu efsanesinin var olabileceğini düşündürtmeye başladı. Yılların durağanı Necip Uysal bir anda umut bağlanmış ikinci kaptan statüsüne yükseldi. Bunlar ve bunlara benzeyen örnekleri git gide arttırabiliriz. Hepsinden önemlisi, aile arasında "menemene ekmek banabilecek" kıvama gelmiş bir takım oluşturulmuş durumda. Takım ciddi anlamda takım, takım ciddi anlamda makro-aile. İlk etapta bunu oluşturabilmek eldeki kısıtlı kadronun birçok defosunu örtmek anlamına geliyordu. Nitekim oldu da. Sekizinci haftada (altta göreceğini ve muhtemelen okuyan herkesin bileceği kare) Trabzonspor'a karşı Olcay Şahan'ın son dakikada kaçırdığı yüzde yüzlük pozisyonun ardından yere yığılan takım... Söyleyeceklerim bu kadar.
Basınımızdan tutun da Twitter mikro-bloglarımızda bizlere kadar herkes kırılma anı goy goyunu sever. İşte Beşiktaş'ın da sezon içindeki kırılma anı ilk yarı( ve büyük ihtimalle ikinci yarıda da) itibari ile bu sahneydi. Öncesine set çekilip ciddi anlamda taraftarın takıma olan inancının tekrar sağlanması da tam anlamıyla bu karşılaşmadan sonra oluyordu. Ardından gelen kırmızı formalı seri galibiyetler ve mağlubiyetsiz geçilen haftalar umutları da bir bir yeşertiyordu. Bu noktada rakiplerin Avrupa Kupaları'nda Beşiktaş'ın son iki sezondur çektiği acıyı çekerek darbe almaları da önemli oldu. Şans Beşiktaş'tan yana işlemişti. İşte bu noktadan sonra bendeniz devreye giriyorum. Naçizane...
Öncelikle hakkı yeteri kadar teslim edilmeyen bir isimi şiddetle telaffuz etmek istiyorum: Ersan Gülüm... Takıma girişi rastlantısal olarak Oğuzhan Özyakup ile aynı döneme denk gelse de Oğuzhan'ın varlığı, Ersan'ın takıma katkılarının göz ardı edilmesine sebep olmuş durumda. İlk olarak Ersan'ın takıma girişi bu sezon nerede oynarsa oynasın muazzam katkı sağladığını fakat stoperde artık vasatın üstüne çıkamadığını düşündüğüm İbrahim'i stoperlerin önünde kesici rolüyle oynamaya itti. Bu, takıma Veli Kavlak'ın performans düşüklüğü dönemine denk gelen ve Necip'in de pozisyon bilgisi zaafiyetinden istenileni veremediği noktada kaliteli bir alternatif yarattığı için önemlidir. Bir diğer nokta ise Ersan'ın ortalama bir Türk stoperin çok üstünde oyun bilgisi olması ve de Tomas Sivok ile söz konusu olan uyumu neticesinde defansif kurgunun daha sağlıklı olarak uygulamaya geçirilmesini sağlamasında. Dikkatle incelediğini vakit stoper ikilisinde Ersan olmadığı vakit savunma çizgisinin kendisini ister istemez geriye attığını görüyoruz. Nitekim bu da hatlar arası boşluk oluşmasına sebebiyet veriyor. Ersan ile hem daha rasyonel bir savunma hattı hem de kümülatif biçimde giderek daha efektif bir pres gücü oluşumunu sağlamakta. Her ne kadar son hafta Kayserispor maçında felaketi oynasa da bu takımın Ersan'a ihtiyacı vardır. Oğuzhan'dan uzun uzun bahsetmeyi düşündüm, tıpkı Ersan gibi lakin hiç gerek yok. Ozzie zaten her şeyi sahadayken gözler önüne seriyor. Bu noktada Samet Hoca'ya bir sitemimiz olabilir: "Koşu kalitesi diyerek böyle bir opsiyonu kenarda tutmak kime fayda sağladı?"
Tüm bunlara müteakip bir de oyun içinde Olcay Şahan'ın varlığı denen bir durum söz konusu. Son vuruşları ile özellikle Eskişehirspor mücadelesinde saç baş yoldurtsa da takımın demirbaşlarından birisidir. Tartışmasız, hücum hattı için methiyeler düzülen takımın "X-Faktörü"dür dersem yanılmış olmayacağım. Yetenekleri kısıtlı olsa da alt yapıdan gelen bilgi ve mayadan gelen azim ile birlikte oyun görüşü de birleşince lig için önemli bir koz haline geliyor. Hiçbir şey olmazsa bir maç boyunca sadece boş koşularını izlerken dahi yorulabilirsiniz. Muadili olarak alınan Uğur Boral'ın ise bekteki performansı tam anlamıyla facia. Net biçimde benim sayabildiğim yenilen yedi(evet rakamla da 7) golün baş aktörü. Bundan sebeptir ki zaten sol bek arayışları var. Direkt olarak söyleyebileceğim şey Gökhan Süzen'in takım için Uğur Boral'dan daha iyi olsa da verecek fazla bir şeyinin olmaması. O noktada direkt olarak yabancıya yönelmek çok daha akıl karıdır. Önde Olcay'ın bahsettiğim performansı orası için yabancı olmasa da olur dedirtebilecek lükse sahiptir. O noktada her iki kanadı da yedekleyebilecek/forma savaşı yaşanmasını sağlayacak bir kanat oyuncusunun alınması ideal olur.
Transferlerin ligin kaderini belirleyecek önemde olduğunu arz edebilirim. Bilhakis bekin kalitesi çok önemli olacaktır. Transferlerden sonra ise düşünülecek konu belirli olacak: Kompakt oyun, önde baskı ve inanç faktörlerinin nasıl korunup, geliştirileceği. Netice itibari ile Beşiktaş'ta bu trilojiden herhangi biri olmadığı taktirde takım kafası kesilmiş tavuk misali dağılıyor. Yapılacak olan transferlerin "menemen kanunlarına" uyması ve bu felsefe anlayışının devam etmesi neticesinde ben neden olmasın diyorum. Yine de sezon başındaki gibi beklentiyi alt seviyede tutmak gerek. E abicim bu takım ister istemez heyecan yaptırıyor, haklısınız. Beşiktaş'ın olduğu yerde umut vardır. Bu umudun realist bir raya oturabilmesi için de net biçimde söyleyebiliriz ki rakiplerin Avrupa'da en az bir tur daha oynamaları gerekmekte.
NOT-1: Şampiyonluğu telaffuz etmek için gerçekten çok erken. Her takım adına. Bunun yanında ilk hedef TT Arena olmalıdır. Oradan gelecek üç puan kapı tokmağına el koymak demektir.
NOT-2: Muhtemel gelebilecek yabancının Fernandes'in liderlik rolünü çalması facia olur.
NOT-3: Hugo Almeida, Filip Holosko, Necip Uysal gibi isimlere teker teker değineceğim lakin nazar değmesinden korkuyorum. Bekleyelim.
SON NOT: Menemeni soğanlı da seven varmış. Saygı duyarım. Herkesin keyfi kendine. Goy goy için Samet Aybaba'ya da ayrıca teşekkürler.
Ufuk Tolga Aldırmaz
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




