Hugo Almeida etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hugo Almeida etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Kasım 2013 Pazartesi

Rahmetli Vedat Okyar



Beşiktaş'ın dörtte dört ile giriş yaptığı ligde, Galatasaray derbisi ve neticesinde malumunuz olan olaylardan sonra bıçakla kesilmişçesine parçalanan oyunu hakikaten hayretler uyandıran cinsten. İlk etapta bu genç ve tecrübesiz diye basit bir biçimde nitelendirebileceğimiz kadronun birkaç tokat yiyeceği, hatta yemesi gerektiğini dillendirmiştim. Buna karşın iş çok farklı boyutlara gitti. Slaven Bilic'in takımı her geçen gün daha farklı şekillerde rakibine teslim oluyor.

Maça hatları sıkışık, dominant biçimde başlayan ve sürekli olarak topa hükmeden takım bir türlü golü bulamıyordu. Daha doğrusu golü yaratamıyordu. Samet Aybaba döneminden gelen o kısa ve hızlı harika paslaşmaların odağı olan Oğuzhan Özyakup sahada olduğu her dilimdeki gibi yine bir nevi maestro görevini icraa ediyordu. Oğuzhan'ın parlayan oyununa ayak uyduramayan Manuel Fernandes, hücumdaki tıkanmanın ana sebeplerinden yalnızca biri haline gelecekti. Bu sebepleri biraz daha açacak olursak Hugo Almeida'nın gün geçtikçe daha da tembel bir santrafor oyunu oynamaya başlamasını, Olcay Şahan'ın anlam veremediğim bir şekilde geçen seneden aşina olduğu o tamamlayıcı rolündeki yerini sorgular cinsten garip işler yapması, Gökhan Töre'nin ise klasik devam sorununun baş göstermesini sıralayabiliriz. Bu saydıklarım bir kenara kadroda Hugo Almeida'ya denk biçimde hedef santrafor görevini icraa edebilecek bir diğer isim olmaması ise paradoksu yaratan durum olarak baş göstermekte. Almeida'nın kafasını veremediği düzende Beşiktaş'ın o bölgede geçici çözümler dışında ikinci bir alternatifi daha gözükmemekte. İkinci yarıda oyuna giren Michael Eneramo'nun kötü bir Almeida kadar verim sağlayamaması ise bu tezimi doğrular nitelikte. Beşiktaş'ın hücum tarafında ise esas dikkat çekici olan Kerim Frei'ın oyuna girdikten sonra yaptıkları. Kanat forvetlerinden maç özelinde bir türlü verim alamayan Bilic'in Frei'ı oyuna sürdükten sonra oluşturduğu pozisyonları net biçimde irdelemesi gerektiği kanaatindeyim. Haftalar geçtikçe oyun anlamında düşen bu ikiliden birinin -özellikle Gökhan Töre'nin- yerini Frei'a bırakması sanırım hem takımın sağlığı hem de adalet açısından daha yararlı olacaktır. Frei'ın lig standartlarına göre üst düzey hızı ve top tekniği ile birlikte mevcut düzende dikine giden ikinci bir oyuncu -ilki Oğuzhan- olarak fark yaratması pek de zor görünmemekte. 

Gelelim işin savunma kısmına. Belki de en can alıcı nokta burası. Gol yemeyen bir savunma anlayışı kağıt üstünde kusursuz olarak nitelendirilebilir. Buna karşın karşınızdaki rakip ligin en az gol atan takımı ve en önemli hücum silahının kontra ataklar olduğunu düşünecek olursak pek de önemli bir aksiyon olarak göze çarpmayacaktır. Kilit nokta ise takım savunması. Beşiktaş'ın özellikle Bursa deplasmanında uyguladığı o boğucu, Almeida'dan başlayan pres yerini yellere bırakmış durumda. Ligde üç büyükler dahil herhangi bir takıma ön alanda baskı yaptığınızda nasıl geri dönüşler aldığınız malumunuz. Sırf bu sebepten ötürü yapılabilecek olan baskının bir türlü gelmemesi belki de gelememesi sıkıntının ana unsuru olmakta. Bilic'in Beşiktaş'ı için yapılmış en güzel tabir sanırım "oynatmayarak oynayan" bir takım olunuşudur. Bu baskının gelmeyişi neticesinde top kazanma süresinin uzaması, Beşiktaş'ın bir türlü rakip kaleye oyunu yıkamaması anlamına gelecekti. Nitekim öyle de oldu. Mutlaka dikkatleri çekmiştir, Beşiktaş bu noktada vitesi bir tık dahi olsa yükselttiği anda pozisyonları bulmayı becerdi. 

Velhasıl kelam, benim yazı yazmaya heves etmemi sağlayan kişilerin başında geldiğini söyleyebileceğim insanlardan olan rahmetli Vedat Okyar'ın bir sözü vardı; "Eğer şampiyon olmak istiyorsan atanın da tutanın da iyi olacak." minvalinde. Beşiktaş'ı ilgilendiren kısmı ise ilk nokta. Beşiktaş'ın atanı son yıllarda hiç iyi olmadı. Şu son periyotta da bunun sıkıntısı net biçimde gözüküyor. Bu takım üzerine yazılacak belki milyon tane şey daha var lakin şimdilik bununla yetinmeli ve beklemeliyiz. O zamana kadar sanırım en doğru şey Ercan Taner'in son yazısına atıfta bulunmak olacak: "Hayat zor, Beşiktaşlı olmak daha zor."

Ufuk Tolga Aldırmaz

5 Ekim 2013 Cumartesi

Soru - Cevap



Edin Terzic ve Nikola Jurcevic yönetiminin ikinci haftasındaki Beşiktaş Eskişehir'de, Spor Toto Süper Lig'in en zor deplasmanlarından birine çıktı. Geçtiğimiz hafta Antalyaspor'dan alınan şok mağlubiyet ve bir önceki haftada yaşanan olaylar neticesinde düşüşe geçen siyah-beyazlıların kara bulutları dağıtması için bundan daha güzel bir gece olamazdı.

Slaven Bilic, Ramon Motta ve Hugo Almeida'nın sakatlıkları neticesinde ezberlettirdiği on birinde üç hamle ile değişim yapacaktı. Motta'nın yerine çekilen Atiba Hutchinson, Hutchinson'ın yerine sürülen Necip Uysal ve santraforda da Almeida yerine Michael Eneramo... Bu değişim neticesinde de kafalarda iki soru işareti oluşacaktı:

1. Sistem için hayati öneme sahip olan Almeida'nın ikamesi Eneramo olabilecek mi?
2. Geçtiğimiz sezon Necip ve Veli Kavlak ikilisi ile çıkılan mücadelelerde o bölgede har daim sıkıntı yaşayan Beşiktaş bunu aşabilecek mi?

Eskişehirspor maça etkili başladı. Dakikalar ilerledikçe Beşiktaş bu etkiyi özellikle Bursaspor karşısında gösterdiği o ön alan baskısını Eskişehir ekibine de uygulayarak kırmayı başardı. Yüksek konsantrasyonda yapılan baskının yanında bir önceki haftaya oranla çok daha disiplinli bir savunma kurgusuna oturan düzen, oyuncuların saha içi parselizasyonu ve yardımlaşmayı da iyi seviyeye taşıması ile daha işlevsel hale geliyordu. Bu dakikalarda topa hükmeden taraf olmayı başaran Beşiktaş adına sıkıntı ise aslında uzun zamandır sorduğumuz o sorudan ibaret olacaktı: Gol pasını kim verecek ve golü kim atacak? Bu soruya muhattap olacak ilk kişi ve sahadaki en etkisiz kişi aynı olunca işler sarpa saracaktı. O isim elbette Manuel Fernandes.

Beşiktaş baskı dozajını azalttığı dakikalarda Eskişehirspor daha rahat hareket edecekti. Eskişehirli oyuncuların özellikle Beşiktaş'ın savunma bekleri ve merkez ikilisine yaptığı baskı sonuç verdikçe uzaktan kaleyi yoklama yolu ile pozisyonlara girdiler. Özellikle Aytaç'ın direkten dönen şutu buna direkt olarak örnek gösterilebilir.

İkinci yarı da ilk yarıya hiç ara verilmemiş denilecek kadar benzer biçimde başladı/devam etti. Dakikalar ilerledikçe Beşiktaş ligin başındaki o süre uzadıkça üzerine koyarak giden haline dönmüş gibi görünecekti. Baskı şiddeti artıp rakibin rahatsız edileceği aralıklar daha da sıklaşacaktı. Buna karşın golün gelmemesi tesadüf olarak açıklanamazdı. Eneramo'nun edilgen kalışı ve ardından gelen Ömer Şişmanoğlu değişikliği tam isabetti. 70. dakikada Fernandes'in sol çizgideki "ayak oyunları", güzel ortası ve Eskişehirspor savunmasının Ömer'i o bölgede unutuşu neticesinde Beşiktaş golü buluyordu. Bu dakikadan sonra Eskişehirspor can havli ile saldırmaya başladı. Necati ve Kamara'nın pozisyonları aslında zor olanı yapmanın resmi olacaktı. Uzatmalara girilirken Ertuğrul Sağlam'ın Bursaspor günlerinde Ömer Erdoğan hamlesine benzer biçimde gelen Servet Çetin rötuşu ve buna karşı Edin Terzic hamlesi olduğuna yemin edebileceğim Ersan Gülüm'ün oyuna sokulması, es geçemeyeceğim bir diğer unsur olacaktı. Beşiktaş önemli bir deplasmandan yine önemli bir galibiyet aldı ve verilecek araya nefes alarak girdi. Bu önemliydi peki yukarıda sorduğum sorular?

Cevap 1: Hugo Almeida'nın sistem içinde bir ikamesi yok. Michael Eneramo, Ömer Şişmanoğlu ve Mustafa Pektemek'in toplamı -altını çiziyorum- sistem açısından Almeida'dan daha değersiz.

Cevap 2:  Necip ve Veli'nin ortada olması Beşiktaş adına "akıl yoksunluğu" doğuruyor. Bunun bir zorunluluk olduğu doğrudur lakin Oğuzhan Özyakup, Muhammed Demirci ve hatta Sezer Öztürk'ün rotasyonda olması el rahatlatıcı cinsten olacaktır.

Ekstra Cevap: Gol pasını verecek ve golü atacak kişi de aslında tek. O da Oğuzhan Özyakup. Oz Büyücüsü bir an evvel sahalara döndürülmeli.

Ufuk Tolga Aldırmaz

2 Eylül 2013 Pazartesi

Sosyalist Beşiktaş



Uzun yıllar sonunda Beşiktaş bu akşam Gaziantepspor'a karşı ligde üçte üç yapabilme ihtimaliyle sahadaki yerini alacaktı. Gaziantepspor ise kısır kadrosu ve devirdaim şeklinde süre gelen sıkıntılar ile Beşiktaş ile karşı karşıya gelecekti.

Maçtan yaklaşık iki saat önce açıklanan Beşiktaş ilk on birinde dikkat çekici olan şey Atiba Hutchinson'un sol beke geçmesi ve bunun neticesinde Veli Kavlak ile tek savunmaya kırık orta saha oyunculu düzene geçilmesiydi. Tam olarak 4-1-4-1 diye nitelendirebileceğimiz bir düzen ile çıkan Beşiktaş'taki son değişiklik Tromsö maçında etkili oyunu ile formayı alan Oğuzhan Özyakup'tu. Gaziantepspor ise Daryvdas Sernas ve Turgut Doğan Şahin gibi iki önemli silahını kenarda oturtarak aslında emniyet sübabını sahada oluşturmaya çalıştı.

Maç başladığı andan itibaren Beşiktaş artık klasikleşen biçimde topu ayağına alıp, sakin düzende tempoyu kontrol etme çabasındaydı. Belirli bir süre boyunca bu tek savunmaya kırık oyuncu ile başlangıcı yadırgayan takım Oğuzhan'ın varlığına rağmen topu rakip birinci bölgede tutmakta zorlandı. Gaziantepspor ise orta sahada sert basma çabası ile birlikte kazanılan topları direkt olarak Cenk Tosun'un önüne atıp pozisyon yakalama amacındaydı. Beşiktaş'ta Tomas Sivok-Julien Escude stoper ikilisini de düşününce bu durumu teoride mantıklıydı. Beşiktaş'ın bu tabiri caizse "bocalama" döneminde bunu birkaç kez deneyip, verimi alamamaları oyundaki dengeleri de değiştirecekti. Beşiktaş topu ayağına alıp tempoyu bir tık arttırdığı anda zaten Hugo Almeida'nın birinci sınıf santrafor golü de gelecekti. Golde Hutchinson'un boş koşusu ve rakip savunmanın dengesini bozuşu, Slaven Bilic özelinde yönetime "Bunları yapan sol bek alın!" mesajı niteliğindeydi. Golden sonra rahatlayıp Gaziantepspor'un orta alandaki baskısını pasla kırmaya başlayan Beşiktaş, Gökhan Töre'nin mental anlamda gelişimini de gösteren bir penaltı kazandı. Gökhan ayağına gelen topu boş koşu yapan Manuel Fernandes'in önüne hiç bekletmeden atarken o bölgedeki rakiplerini işlevsiz bırakıp Gilles Binya'nın Fernandes'e kontrolsüz biçimde müdahelesine de sağlayacaktı. Almeida'nın penaltı golü ile gelen 2-0'lık skor takımın rahatlamasını sağlıyordu.

İkinci yarıya Sernas'ı oyuna atarak başlayan Gaziantepspor, Beşiktaş'ı doğal olarak zayıf olan bölgesinden vurmaya çalışacaktı. Sağ kenarda çabalayan Sernas birkaç pozisyona ön ayak olmasına rağmen başta Cenk ve sonradan oyuna dahil olacak Muhammed Demir'in savsaklaması neticesinde tabela yapılmasına vesile olamıyordu. Beşiktaş ise üstüne gelen rakibine karşı özellikle Oğuzhan ve Fernandes ile hızlı hareket etme çabasındaydı. Açıkçası defalarca pozisyon bulunmasına rağmen rakip santraforlarda olduğu gibi anlamsız hareketler fişi çekecek golün gelmesini engelleyecekti. Turgut Doğan Şahin'in de oyun sahasına girişi ile birlikte Gaziantepspor son hamlesini yaparken Bilic'ten gelecek olan Muhammed Demirci hamlesi de takıma net mesajdı: "Topu ayağınızda tutun.". Mesaj doğru algılandı ve Beşiktaş topun kıymetini de daha iyi bildi. Gökhan, Oğuzhan, Muhammed başta olmak üzere Beşiktaş, geçen sezona göz kırparcasına yaptığı paslar ve rahat hareketler neticesinde maçı koparmayı bildi.

Beşiktaş oyunu tutmayı öğrenirken gelişiyordu. Zaman geçtikçe bu konuda da üzerine koyacak olan takım aslında en net mesajı da ligin üçüncü haftasında "Biz takım olduk." diye bağırırcasına verecekti. Sanıyorum bundaki en büyük etken "Sosyalist" teknik direktör Bilic'in adalet dağıtması oldu. Adalet duygusu ile hareket eden oyuncular Bilic'in dünyevi görüşünü de sahaya yansıtan cinsten bir yoğunluk ile yardımlaşıyordu. Ekstra olarak, taktik disipline bağlı kalarak oyun içi kaymaları iyi yaptığı görülen Beşiktaş'ın oyun anlamında şu an için eksik görülen noktası öyle zannediyorum ki geçiş oyunlarını hala oturtamamış olması ki takım savunmasını düşünecek olursak bunun da zamanla gelişeceğini söyleyebiliriz. Sol bek eksikliği aşikar. Artık söylemeye bile gerek duymuyorum. Bunun yanında Almeida'nın sakatlığı, süreye bağlı olarak Beşiktaş'ın başına iş açabilir. Sistem açısından ne kadar değerli olduğunu oyunda kaldığı her dakika ispatlamaya devam ediyor. Bir sonraki maç haftasında Bursaspor deplasmanına gidecek olan Beşiktaş onun yokluğunu hissedecektir. Michael Eneramo'nun sırası geldi. Beşiktaş'ın ligi hangi noktada bitirebileceğini de sanırım bu deplasman ve içeride oynanacak olan Galatasaray maçı ile tespit edebileceğiz. Şiddet içermeyen bir merakla bekliyorum.

Ufuk Tolga Aldırmaz

29 Ağustos 2013 Perşembe

Oz Büyücüsü




Fenerbahçe'nin CAS'tan aldığı ceza ve kulüp kaynaklı gelen haberlerin olumsuz nitelik taşıması aslında bugünkü karşılaşmanın formaliteye döneceğinin de göstergesiydi. Buna karşın tur atlayacak skoru elde edip cezanın içinde bulunduğumuz sezonda çekilmesini sağlamak ise önümüzdeki sezonun planlaması için de son derece elzemdi. Slaven Bilic önderliğinde futbolcular da zannımca bunun farkında olarak sahaya çıktılar.

Kısa sürede klasik diye nitelendirebileceğimiz on birini oturtan Beşiktaş, aslında bu yapı ve düzende beklenmeyeni yapıp maça agresif başladı. Olabildiğince, alanı rakip yarı sahada daraltmanın da birincil plan olduğu görüldü. Skor avantajını almak için bu tip riskler gayet makul göründü. Tıpkı Kayseri Erciyesspor mücadelesinin başında olduğu gibi kanat forvetlerin yaptığı baskı ve sürekli hareket halinde olma çabaları da oldukça önem arz ediyordu. Buna karşın, merkezde partner olan Atiba Hutchinson-Veli Kavlak ikilisinin Hugo Almeida'nın açtığı/açmaya çalıştığı kulvarlara genellikle yapmadıkları koşular ise Beşiktaş'ın hücumda kısır kalmasının en büyük nedeni olarak göze çarpıyordu. Bu durumu çözmek için bolca diyagonal pas girişiminde bulunan takım, kanat forvetlerin(özellikle Olcay Şahan) topla efektif olamaması sebebi ile daha da fazla sıkıntıya giriyordu. İlk yarı sıfır sıfır geçilirken ikinci yarının hemen başında Bilic'den ilginç diye nitelendirebileceğimiz bir hamle geldi. Doğru teşhisi yapıp Oğuzhan Özyakup'a yer açmak adına Ersan Gülüm'ü çıkarıp, Hutchinson'u sol bek mevkiisine çekiyordu.

Bilic'in ilerleyen haftalarda sanırım "klasikleşen" diye tabir edeceğimiz devre arası rot-balans ayarı ile takım amiyane tabirle rakibi ısırmaya çıkıyordu. Nitekim Manuel Fernandes'in sağ çaprazdan kullandığı duran top neticesinde Hugo Almeida'nın güzel kafa dokunuşu golü getirdi. Kilit açılmıştı. Ozzie'nin yaptığı rakibi savuran koşular ve akıcı hücumlar da meyvesini verecekti. En çok eleştiri aldığı özelliği uzaktan attığı şutlar olan Ozzie, ters ayakla yaptığı mükemmel bir vuruşla rakip kaleciyi avlıyordu. Skor avantajı alındıktan sonra Almeida-Micheal Eneramo değişikliği ise teoride doğru pratikte yanlış olacaktı. Eneramo'nun alışkın olduğumuz o fit halinden uzak oluşu ve yeterince top tutamaması atılan topları geri sekmesine sebep oldu. Buna rağmen paniklenmeyip akıllıca tercihler yapılsa üçüncü golün gelmesi iş bile değildi. İlerleyen dakikalarda maç boyu yokları oynayan Olcay  yerine Gökhan Töre'yi çıkarıp Muhammed Demirci'yi alan Bilic, Töre'nin direkt olarak kattığı fizik gücü ve agresiflikten de vazgeçmiş oluyordu. Fernandes'in iki maçta düşen fizik gücünü de düşününce onun da çıkması mantıklı bir hamle olarak nitelendirilebilirdi. Sağ kanattan defalarca akın geliştiren Tromsö, Serdar Kurtuluş'u zor durumlara soktu. Hutchinson'ın ortada olmayışı da oyunu tutmakta zorlanılmasının bir diğer sebebiydi. Tromsö bulduğu fırsatlara rağmen topu kaleye sokamayınca tur Beşiktaş'ın oluyordu.

Atatürk Olimpiyat Stadı'na giden binlerce Beşiktaşlı adeta bile bile lades dedi. Hakikaten özellikle o stadda böyle bir kalabalığı oluşturmak kolay iş değildi. Tebrik etmek lazım. Beşiktaş'ın da turu almasının yanında sanırım tek faydası hazırlık dönemlerinde rastlanamayacak kalitede bir hazırlık maçı yapılmış olmasıydı. Sakatlık olmaması da tek teselli... Beşiktaş'ta işler yolunda gitmeye devam ediyor. Fizik olarak yıpranmaların başladığı da gözle görülürken hafta sonu oynanacak Gaziantepspor mücadelesi içinde bir rotasyon kokusu almak gerek diye düşünmekteyim.

Ufuk Tolga Aldırmaz

27 Ağustos 2013 Salı

Dizginler Elde Devam



Trabzonspor'a karşı alınan net galibiyet ile lige muhteşem bir şekilde başlayan Beşiktaş, Norveç'in soğuğunda hayırlı bir tokat yemişti. Camia olarak havaya uçmak için hazır kıta bekleyen Beşiktaş, ligde alabileceği darbelere karşı daha dikkatli olmak mecburiyetinde olduğunu görmüştü. Nitekim Kayseri deplasmanında Erciyesspor'a karşı hırslı, istekli ve ısırarak başlayan takım bu duruma mental olarak hazırlıklı olduğunu da gösterdi.

Tempolu, pozisyonlu kısacası zevkli biçimde başlayan karşılaşmada gollerin gelmesi de uzun sürmeyecekti. Avrupa'nın belki de birçok liginde verilmeyecek olan penaltı -hakeme kesinlikle herhangi bir serzenişte bulunmuyorum, gayet haklı bir sebebi vardı- ile öne geçen Kayseri Erciyesspor, aslında golden daha değerli bir şeyi sahada uyguluyordu: Beşiktaş orta sahasına basmak... Beşiktaş bu baskıya reaksiyon göstermekte son derece zorlandı. Atiba Hutchinson ve Veli Kavlak ikilisinin zorlandığı bu noktada imdada yine sakin ve bilinçli oyun yetişecekti. Beraberlik çok geçmeden sağlandı. Yenilen golde her ne kadar Kayseri Erciyesspor savunmasının hatası olsa da iş "al gülüm ver gülüm" noktasına gitti ve Ersan Gülüm'den amatör seviyede yapılmayacak bir hata geldi. Yenilen iki golden sonra da dikkat çekici olan şey mental olarak düşüşün yaşanmamasıydı. Sanırım Slaven Bilic, geçen sezondan kalma o gol atabilmenin getirdiği rahatlığı takımında tutmayı başardı. İkinci yarıda Kayseri Erciyesspor'un yaptığı baskıya biraz olsun hareketli hale gelerek cevap veren Beşiktaş, Gökhan Töre'nin ekstra golü ve klasik duran top gollerinden birini de Julien Escude ile atıp öne geçiyordu. 

Öne geçişin ardından taraftarın tırnak yeme seansı başladı. Malumunuz, yine geçen sezondan kalan skoru tutamama alışkanlığının devam edebilme ihtimali sıkıntının ana sebebiydi.  Biraz tesadüfi olsa da golden önce gelen Muhammed Demirci-Olcay Şahan ve sakatlık sebebi ile gerçekleşen Oğuzhan Özyakup-Gökhan Töre değişiklikleri takımı Bilic dönemi Hırvatistan'ına özellikle topu ayağında tutma sevdasından ötürü benzeyecekti. Fernandes, Oğuzhan, Hutchinson, Muhammed ve Veli gibi soğukkanlı pasa yatkın isimler ile iş daha kolaylaşıyordu. Topun Beşiktaş'ın ayağında kaldığı her saniye takımın bu yöndeki güveni de kesinlikle yerine geliyordu. Ersan'ın gelişi güzel biçimde topu savunmadan yollamasına Bilic'in sert biçimde kızması aslında takımın geri kalan çakralarını da açmasını sağladı. Nitekim gelen galibiyet ile uzun yıllar sonra Beşiktaş lige ikide iki ile başlayıp daha da rahatlayacaktı. 

Geride kalan iki hafta ve dün geceki galibiyetin anlattıkları ise net mesajlar vermeye devam etti. Transfer döneminde derinden hareket eden Beşiktaş, kadro derinliğini nitelikli biçimde arttırmış. Kenar yönetimindeki sağlamcı, bilinçli mentalite takıma da sirayet etmiş vaziyette. Gökhan Töre'ye Serdar Kurtuluş'un kademesine girip Yasin Öztekin'in etkinliğini kovuşturması ise takım bilincinin ne denli enjekte edildiğinin de aslında bir göstergesi. Bu örneğim ne kadar tezimin altını doldursa da Hugo Almeida gibi bir sorunun da varlığını inkar etmek ahmaklık olur. Maç sonunda Önder Özen'in de sol bek transferini müjdelemiş olması sanıyorum ki o problemin de çözüldüğünün işaretidir. 

Beşiktaş iyi yolda. Dizginleri elde tutarak iyi işleri devam ettirecek gibi gözüküyorlar. Geçen haftaki yazımda da belirttiğim gibi önce ayaklar yere basmalı ve bu takımın mütevazı bir ekip olduğunu unutmamalı. Sonrası bir şekilde gelecektir.

Ufuk Tolga Aldırmaz




23 Ağustos 2013 Cuma

Zaman



Taraftar açısından her zaman için iyi başlangıçlar, zaten meyilli olunan bulutların üzerine çıkma konusunda kolaylık sağlar. Olimpiyat Stadı'nda yapılan sezon açılışında Trabzonspor'u 2-0'lık net sonuç ile devirmek bir kesimde zafer sarhoşluğu yarattı. Takım o gece şampiyon ilan edilmişti bile. Ekstra olarak takım için İstanbul'u bırakıp Norveç'e, Kuzey Kutbu'na 300 küsur kilometrelik yakınlıkta bulunan Tromsö şehrine geçiş oryantasyon açısından da pek kolay olmayacaktı ki bu doğal olan şeydi.

Slaven Bilic Trabzonspor karşısında galip gelen takımındaki tek değişikliği Mustafa Pektemek'in yerine Hugo Almeida'yı oynatarak yapıyordu ki maç aslında Almeida'nın baş rolünde geçecekti. Rakibin yaptığı fahiş hata neticesinde attığı gol, karşı karşıya yapamadığı pozisyon akabinde rakibine attığı dirsek, rakip savunmaya hava topları açısından kurduğu dominasyon... Aslında bu saydığım aksiyonların içinde sürekli olarak yer alması Almeida'nın, Trabzonspor galibiyetinin ardından altını çizmeye çalıştığım gibi, sistemin devamlılığı ve verimi açısından ne kadar önemli bir profil olduğunun altını çizer nitelikteydi. Almeida'nın yanı sıra hücumda akışkanlığı sağlayacak tek bir opsiyon üretememek pozisyon açısından kısır bir döngü oluşmasına neden oldu. bu tip deplasmanlarda Beşiktaş gibi bir takımın sık sık karşılaşacağı katı savunma anlayışını çözebilmesi için statik anlayıştan kurtulması gerekmekte. Bunu sağlamak için daha agresif hücum organizasyonlarına başvurulması elzem. Aklıma Oğuzhan Özyakup'suz Samet Aybaba'nın Beşiktaş'ı da geliyor. O takımın da çektiği ceremelerden biri hücumda statik kalınmasıydı. Oğuzhan bunu çözmek için bir silah olabilir. İlerleyen haftalarda Sezer Öztürk de iyi bir alternatif olabilme potansiyeli taşıyor. Velhasıl kelam hücum atraksiyonları için zamana ihtiyaç var.

Gelelim savunmaya. Yenilen iki gol de ekstrem goller olmasına rağmen ilk etapta göze batan durum net bir sol bek eksikliği oldu. Ersan Gülüm'ün desteksiz hücum çıkışlarının yaratamadığı tehlikeler de işin cabasıydı. Zannımca bu maçtan sonra o bölge için transfer çalışmaları hızlanacaktır. Sol bek sıkıntısının yanında bu maçta yaptığı kabul edilemez hata ile eleştiri oklarının hedefi olan Julien Escude, tandemin zayıf halkası olmaya devam ediyor. Bilic'in henüz Pedro Franco'ya şans tanımaması ise kafalarda soru işareti oluşturmuyor değil. İlerleyen haftalarda oluşumu daha sağlıklı olarak inceleme fırsatı kuvvetle muhtemel buluruz. O güne kadar zaman tanımak zorundayız.

Bu tahammül edilemez mağlubiyete rağmen iyi mesajlar var mıydı diye sormadan edilemediğinin farkındayım. Eksiklerin ortaya çıkması ve erken bir tokat niteliği taşımasından ötürü bu maç fikrimce çok yararlı oldu. Bunun yanı sıra maç boyunca disiplinden kopulmaması, bilinçli bir biçimde hareket edilmesi çok büyük artılardır. Bilic'in hamleleri maçı çevirmeye yetmese de teoride doğru hamleler olarak göze çarptı. Yine de önceki iki paragrafı bağladığım gibi bunda da aynı yola başvuracağım: Bu takıma zaman şart. Ezberci bir teknik direktör olmayan Bilic'in bu dersleri takımına iyi dikte ettireceğinden de şüphem açıkçası yok.

30 Aralık 2012 Pazar

Menemen Kanunları ve Triloji

Domateslerin kabukları soyulup küp küp doğranır. Sivri biberler tohumları çıkarılarak halka şeklinde bıçak darbelerine yenik düşer. Daha sonra kullandığınız yağı tavanıza döküp biberler kavrulur. Ardından domatesler de aynı işlemden geçirilir. Domates, biber ikilisi "yenilecek" kıvama geldikten sonra yenilecek miktarda yumurta çırpılır ve tavaya dökülür. Karıştırma işlemiyle birlikte tuz ilavesi de yapılır. Yumurta ile harmanlanmış malzeme de piştikten sonra ekmek "banmak" suretiyle menemen yemeye hazır hale getirilir.

Samet Aybaba'nın olay yaratan "menemen" açıklamasından sonra benim böyle başlamam da farz oldu. Zira Beşiktaş'ın geneli itibari ile ilk yarı performansı da tam menemen pişirme aşamaları gibiydi. Yavaş yavaş ve adım adım gidildi.

En azılı dilonun bile beklentisini alt seviyeye indirdiği sezon başı tabiri caizse kabus gibiydi. Cevapsız soruların ardı arkası kesilmiyordu. Kaotik bir takım vardı. Buna karşın her geçen gün Beşiktaşlılar'ın yüreğine su serpilip, suratına da tebessüm oturtuluyordu. Bunu beceren ise Samet Aybaba'nın ta kendisiydi. Samet Aybaba, her şeyden öte oyuncularla muhteşem bir bağ kurdu. Öyle ki kızını bahane ederek gemiyi terk etmek isteyen Hugo Almeida bile takıma döndü. Dönmekle kalmayıp istenilen performansına yaklaştı. Buna paralel yüzü gülmeyen takım lideri Manuel Fernandes kahkaha atmaya başladı. Rakip oyuncuların içinden geçip peygamberliğini ilan etmeye çabalayan ve takımdan gönderilmesi an meselesi olan Filip Holosko anka kuşu efsanesinin var olabileceğini düşündürtmeye başladı. Yılların durağanı Necip Uysal bir anda umut bağlanmış ikinci kaptan statüsüne yükseldi. Bunlar ve bunlara benzeyen örnekleri git gide arttırabiliriz. Hepsinden önemlisi, aile arasında "menemene ekmek banabilecek" kıvama gelmiş bir takım oluşturulmuş durumda. Takım ciddi anlamda takım, takım ciddi anlamda makro-aile. İlk etapta bunu oluşturabilmek eldeki kısıtlı kadronun birçok defosunu örtmek anlamına geliyordu. Nitekim oldu da. Sekizinci haftada (altta göreceğini ve muhtemelen okuyan herkesin bileceği kare) Trabzonspor'a karşı Olcay Şahan'ın son dakikada kaçırdığı yüzde yüzlük pozisyonun ardından yere yığılan takım... Söyleyeceklerim bu kadar.

Basınımızdan tutun da Twitter mikro-bloglarımızda bizlere kadar herkes kırılma anı goy goyunu sever. İşte Beşiktaş'ın da sezon içindeki kırılma anı ilk yarı( ve büyük ihtimalle ikinci yarıda da) itibari ile bu sahneydi. Öncesine set çekilip ciddi anlamda taraftarın takıma olan inancının tekrar sağlanması da tam anlamıyla bu karşılaşmadan sonra oluyordu. Ardından gelen kırmızı formalı seri galibiyetler ve mağlubiyetsiz  geçilen haftalar umutları da bir bir yeşertiyordu. Bu noktada rakiplerin Avrupa Kupaları'nda Beşiktaş'ın son iki sezondur çektiği acıyı çekerek darbe almaları da önemli oldu. Şans Beşiktaş'tan yana işlemişti. İşte bu noktadan sonra bendeniz devreye giriyorum. Naçizane...

Öncelikle hakkı yeteri kadar teslim edilmeyen bir isimi şiddetle telaffuz etmek istiyorum: Ersan Gülüm... Takıma girişi rastlantısal olarak Oğuzhan Özyakup ile aynı döneme denk gelse de Oğuzhan'ın varlığı, Ersan'ın takıma katkılarının göz ardı edilmesine sebep olmuş durumda. İlk olarak Ersan'ın takıma girişi bu sezon nerede oynarsa oynasın muazzam katkı sağladığını fakat stoperde artık vasatın üstüne çıkamadığını düşündüğüm İbrahim'i stoperlerin önünde kesici rolüyle oynamaya itti. Bu, takıma Veli Kavlak'ın performans düşüklüğü dönemine denk gelen ve Necip'in de pozisyon bilgisi zaafiyetinden istenileni veremediği noktada kaliteli bir alternatif yarattığı için önemlidir. Bir diğer nokta ise Ersan'ın ortalama bir Türk stoperin çok üstünde oyun bilgisi olması ve de Tomas Sivok ile söz konusu olan uyumu neticesinde defansif kurgunun daha sağlıklı olarak uygulamaya geçirilmesini sağlamasında. Dikkatle incelediğini vakit stoper ikilisinde Ersan olmadığı vakit savunma çizgisinin kendisini ister istemez geriye attığını görüyoruz. Nitekim bu da hatlar arası boşluk oluşmasına sebebiyet veriyor. Ersan ile hem daha rasyonel bir savunma hattı hem de kümülatif biçimde giderek daha efektif bir pres gücü oluşumunu sağlamakta. Her ne kadar son hafta Kayserispor maçında felaketi oynasa da bu takımın Ersan'a ihtiyacı vardır. Oğuzhan'dan uzun uzun bahsetmeyi düşündüm, tıpkı Ersan gibi lakin hiç gerek yok. Ozzie zaten her şeyi sahadayken gözler önüne seriyor. Bu noktada Samet Hoca'ya bir sitemimiz olabilir: "Koşu kalitesi diyerek böyle bir opsiyonu kenarda tutmak kime fayda sağladı?"

Tüm bunlara müteakip bir de oyun içinde Olcay Şahan'ın varlığı denen bir durum söz konusu. Son vuruşları ile özellikle Eskişehirspor mücadelesinde saç baş yoldurtsa da takımın demirbaşlarından birisidir. Tartışmasız, hücum hattı için methiyeler düzülen takımın "X-Faktörü"dür dersem yanılmış olmayacağım. Yetenekleri kısıtlı olsa da alt yapıdan gelen bilgi ve mayadan gelen azim ile birlikte oyun görüşü de birleşince lig için önemli bir koz haline geliyor. Hiçbir şey olmazsa bir maç boyunca sadece boş koşularını izlerken dahi yorulabilirsiniz. Muadili olarak alınan Uğur Boral'ın ise bekteki performansı tam anlamıyla facia. Net biçimde benim sayabildiğim yenilen yedi(evet rakamla da 7) golün baş aktörü. Bundan sebeptir ki zaten sol bek arayışları var. Direkt olarak söyleyebileceğim şey Gökhan Süzen'in takım için Uğur Boral'dan daha iyi olsa da verecek fazla bir şeyinin olmaması. O noktada direkt olarak yabancıya yönelmek çok daha akıl karıdır. Önde Olcay'ın bahsettiğim performansı orası için yabancı olmasa da olur dedirtebilecek lükse sahiptir. O noktada her iki kanadı da yedekleyebilecek/forma savaşı yaşanmasını sağlayacak bir kanat oyuncusunun alınması ideal olur.

Transferlerin ligin kaderini belirleyecek önemde olduğunu arz edebilirim. Bilhakis bekin kalitesi çok önemli olacaktır. Transferlerden sonra ise düşünülecek konu belirli olacak: Kompakt oyun, önde baskı ve inanç faktörlerinin nasıl korunup, geliştirileceği. Netice itibari ile Beşiktaş'ta bu trilojiden herhangi biri olmadığı taktirde takım kafası kesilmiş tavuk misali dağılıyor. Yapılacak olan transferlerin "menemen kanunlarına" uyması ve bu felsefe anlayışının devam etmesi neticesinde ben neden olmasın diyorum. Yine de sezon başındaki gibi beklentiyi alt seviyede tutmak gerek. E abicim bu takım ister istemez heyecan yaptırıyor, haklısınız. Beşiktaş'ın olduğu yerde umut vardır. Bu umudun realist bir raya oturabilmesi için de net biçimde söyleyebiliriz ki rakiplerin Avrupa'da en az bir tur daha oynamaları gerekmekte.

NOT-1: Şampiyonluğu telaffuz etmek için gerçekten çok erken. Her takım adına. Bunun yanında ilk hedef TT Arena olmalıdır. Oradan gelecek üç puan kapı tokmağına el koymak demektir.

NOT-2: Muhtemel gelebilecek yabancının Fernandes'in liderlik rolünü çalması facia olur.

NOT-3: Hugo Almeida, Filip Holosko, Necip Uysal gibi isimlere teker teker değineceğim lakin nazar değmesinden korkuyorum. Bekleyelim.

SON NOT: Menemeni soğanlı da seven varmış. Saygı duyarım. Herkesin keyfi kendine. Goy goy için Samet Aybaba'ya da ayrıca teşekkürler.

Ufuk Tolga Aldırmaz


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...