22 Ocak 2013 Salı

Belhanda ne yapar ne eder?

Fenerbahçe'nin Montpellier Takımından transfer etmek üzere olduğu Younnes Belhanda'yı yakından tanıyalım.
Alt yapısından yetiştiği Montpellier Kulubünde 4 yıldır istikrarlı bir şekilde görev yapan Belhanda, U-21 ve U-18 Milli Takımı seviyelerinde Fransa adına forma giyse de, 2010 yılında tercihini Fas Milli Takımı'ndan yana kullandı.
Bu sezon çıktığı 17'si lig, 1'i kupa, 6'sı Şampiyonlar Ligi müsabakaları olmak üzere 24 maçta takımın formasını giyen 8 gol 4  asistlik performans gösteren Faslı yıldız,  Fransa'da 2011 - 2012 sezonun en iyi oyuncusu seçilmişti.
Fas'ın İniesta'sı
Top sürme yeteneği, hareketliyken atabildiği derinlemesine pasları ve agresif oyun tarzıyla Barcelona'nın dünyaca ünlü orta sahası Andreas İniesta'ya benzetilen Belhanda, orta sahanın ortasında takımını bir maestro gibi yönetebiliyor. Topla hareketliyken ayağından çıkarabildiği paslarla müthiş bir dripling yeteneğine sahip olan 23 yaşındaki futbolcu, Fransa'nın Cezayir asıllı efsane oyuncusu Zinedine Zidane tarafından 'Veliaht' ilan edilmişti.
İki Nasri Üç Ben Arfa
Montpellier'in en önemli oyuncusu konumunda bulunan Belhanda'ya hayranlığını dile getiren Fransız ekibi başkanı Louis Nicollin, yetenekli oyuncuyu Fransa'nın Belhanda ile aynı jenerasyondan yıldız oyuncuları Ben Arfa ve Samir Nasri ile kıyaslayarak ; ' Her bir ayağında iki Nasri üç Ben Arfa ' var diyip oyuncusunu övmüştü.
Fenerbahçe'nin ihtiyacı olan isim
Brezilyalı yıldızı Alex ile yolların ayrılması sonrası yaratıcı oyuncu eksikliği çeken Fenerbahçe'nin, hücum aksiyonlarındaki kreatiflik sorunlarına ilaç olabilecek bir isim Belhanda. Orta saha ve forvet arasında pas yeteneği ve topla yaptığı driplinglerle Fenerbahçe'nin hücum hatları arasındaki mesafe sorununa çözüm olabilecek bir futbolcu. Hareket halindeyken oyunu yönlendirmedeki kabiliyetleri ile, ön alandaki Kuyt, Krasic gibi hareketli kenar oyuncularını besleyebilecek olan 22 yaşındaki oyuncu, Kocaman'ın oyun anlayışı için biçilmiş kaftan.
Tek başına Çare olur mu?

Bu sezon Fenerbahçe'nin en büyük sorunu, oyun hatları arasındaki mesafe sorunu. Yobo'nun libero orjinli bir futbolcu olmasından da doğan oyunu geride kabul etme isteği, yanındaki partnerlerin de hız ve teknik beceri anlamında yetersiz olması, ön orta alan oyuncularının kat etmeyen ve savunma arası oynayan oyuncular olması nedeniyle öndeki  Sow,Kuyt,,Krasic gibi statik hareketli oyuncuları topla buluşturmada ve oyunu oraya yığmada sorun yaşadığı malumunuz. Alex sonrası tek adamın hareketliliği izerinden ilerleyen 10 numara sisteminden vazgeçmeyen Kocaman, oyuncu profillerinden de doğan bu sıkıntıları, dripling yeteneği yüksek,bloklar arası mesafeyi kat ederek geçebilecek bir ismi ' Belhanda' yı transfer etmek istiyor. Çözüm olur mu? 
Belhanda'nın kumaşı A sınıf oyuncu. Emsalleri Hazard, Nasri 'den de iyi olduğunu düşünüyorum.Ama  Türkiye'deki oturmamış futbol anlayışında ne derece gelişim gösterir, Alex etkisi yapar mı bence zor.Ülkede futbolun ne kadar sert oynandığını düşünürsek, en yakın oyuncunun 20 metre uzaklıkta olduğu Fenerbahçe yerleşim düzeninde, Belhanda'nın topu alıp giderken yediği tekmeler sonucu yerde yatışını izlemekten, '' nerdeyim ben,ah kafama sıçayım '' haykırışını görüp,diğer kaybeden genç oyuncuların arasına katılışını gün be gün izlemek herhalde en son isteyeceğim şey olurdu.

Doğum tarihi: 25.02.1990
Ülkesi: Fas
Mevkii: Orta saha
Takımı: Montpellier
Boy: 1.77
Bu haber 21 Ocak 2013 'te YeniŞafak gazetesinde yayımlanmıştır.

20 Ocak 2013 Pazar

Vesli Sınaydır

Eğer o zamanlardaki gibi oynarsa kepenkleri şimdiden kapatalım. Galatasaray Avrupa serüvenine devam etsin.

                                   

Yok eğer ki Fatih Terim-Ünal Aysal arasındaki ego çatışmasına kurban giderse bu sefer ortada ne Ünal Aysal kalır ne de Fatih Terim. Buna karşın yararlı bir "eleman" olan Fatih Terim'in bu noktada takımın çıkarlarını düşünüp kan kussa kızılcık şerbeti içtim diyeceğine eminim. Şu anda Galatasaray TV'ye açıklamalar yapıyor. Derbi olduğunu biliyormuş. Kondüsyon eksiğim yok diye de altını çizdi. Oynar mı oynamaz mı bilemiyorum ama Sneijder'lı Galatasaray'a konuk olacak olmak her konudan daha ilginç bir hal aldı. Herkes için ayrı ayrı hayırlı olsun diyelim.

Ufuk Tolga Aldırmaz




19 Ocak 2013 Cumartesi

Umudun şarkısını yazan güzel çocuk : Salih Uçan

Futbol gönüllerimiz yeni yükselen bir genç oyuncunun yarattığı heyecana o kadar aç ki.. 24 yıllık ömrümde şimdiye kadar 3 oyuncu beni heyecanlandırmıştır.Yıll 2008. PSV maçı,. Perulu yıldız Farfan var eyvah diyoruz Önder yakacak takımı..Kadrolar açıklanır Gökhan Gönül diye bir çocuk var.Kim ulan bu diye sorduğunda, ''hea bu çocuk Oftaş'tan almadık mı? '' sorularını hatırlıyorum. O Gökhan umut verdi bize,futbol fakiri gönüllerimizi doyurdu.
Yıl 2007. Kronolojik sıralama olmadı ama olsun. Galatasaray - Mleda Boleslav maçı.2 gol atan ve maçı tek başına alan sol kanattaki çocuk.Arda Turan..
Başka da aklıma gelmiyor,beni öyle heyecanlandıran bir genç oyuncu.Tabi 2000'ler Emre'yi saymıyorum, küçüktüm de.
Bir çocuk gelmiş Buca'dan geçen sene Buca'da muazzam top oynamış,görenleri 'olummm Buca'da bir çocuk var bonus kafalı aynı Fellaini'' dedirtmiş. Kupa maçlarında oynamış, görenleri vay ne kadar iyi oynuyor kaç yaşında bu çocuk dedirtmiş?
Yazının buraya kadar olan kısmını anlayamadığım bir şekilde 3.ağızdan yazma gereksinimi duydum.
Salih umudun şarkısını okuyor Fenerbahçelilere. Sağ bekten bindirmesi için topun yönünü gösterdiği halde hareketlenmeyen Orhan Şam'ı azarlayan Salih 'Olacak bu çocuk' dedirtiyor...

Ney peki Salih'i özel kılan.Topu alışı, oyuna sokuşu,üstün tekniği, boyu fiziği değil bana göre.. Salih'i özel kılan,Fenerbahçe'de  harcanan diğer yetenekli gençlerden farklı kılan mental özellikleri.
Düşünün ülkenin en zor formasını giyiyorsun,2.ligden gelmişsin, her hafta ne olursa olsun pazar akşamlarının en çok konuşulan takımının formasını 17 yaşında giyiyorsun. ( 18' e yeni bastı ). Sahaya çıkıyorsun,ruhlar ordusunun arasında göze batan,karar almaktan çekinmeyen bonus kafalı bir çocuk var. Abilerine bağırıyor,koşu yolu gösteriyor,'hareketlensene' diyor kendinden 7 yaş büyük Orhan'a futbolu nasıl oynaması gerektiğini gösteriyor..

Karabükspor maçı..Ömrü hayatımda o kadar üzüldüğümü hatırlamadığım, 3 Temmuz'un bölemediği bu büyük takımın paramparça olduğu maçta 2.yarı oyuna giren, tribünlerin isyan bayrağı çektiği,birbirine saldırdığı bir maçta dikine oynayan,topu alan, pas dağıtan bir karar alma mekanizması... 
Rusya'dan Rubin Kazan'ı soğuk, Beşiktaş'ı 'durumlar karışık' diye reddeden, Fenerbahçe'yi Kocaman için seçen bu güzel çocuğun Meireles'in dönüşü, olası bir transfer ile takımdaki durumu ne olur bilinmez henüz ama Salih bizlere umudun şarkısını söylüyor,devam et güzel çocuk.Sen bizim Kocaman umudumuzsun.

18 Ocak 2013 Cuma

Onlar Şimdi Nerede? #1


Daha önce tanıdığımız, bildiğimiz yüzlerin şu an nerede oldukları zaman zaman kafama takılmıyor değil. Geçen gün Beşiktaş’ın 100.Yıl kadrosunu düşünürken birden aklıma Zago düştü. Temiz kalbimden midir bilemem, internette dolaşırken Zdenek Zeman’ın Roma’daki yardımcılarından biri olduğunu okudum. Ben de bu tarz oyuncuları, antrenörleri bulup yazayım dedim. Buna paralel, malum FIFA U-20 Dünya Kupası bu yıl ülkemizde organize edilecek. Biraz araştırma yapayım dedim. Önceki turnuvalarda en iyi oyuncu ödülünü alan isimlere baktım. İlginç isimleri görünce bunu FIFA ve UEFA’nın genel turnuvalarına yayayım dedim. Aşağıda önce sezon sonra kazanan ülke ve hemen ilişiğinde de turnuvanın oyuncusu seçilen futbolcuyu göreceksiniz.

Önce UEFA U-19. Daha önce U-18 olarak organize edilen organizasyon için düzenleme yapılmış ve 2001-2002 sezonundan itibaren de U-19 olarak düzenlenmişti.

2001-2002/İspanya/Fernando Torres: Oslo’da seyirci rekorunun sahibi olan finalin belirleyici adamıydı. O zamandan beri neler becerdiğini benden daha iyi biliyorsunuz El Nino’nun. Efsaneler arasına adını şimdiden yazdırdı.

2002-2003/İtalya/Alberto Aquilani: Aquilani hem eleme turu hem elit turda hem de turnuvada İtalya’nın bir numaralı ismi olur. Roma’daki kariyerini Avrupa’nın elit takımlarında devam ettirme başarısını gösterdi. Sakatlık mereti onu bulmasa belki de daha fazla ismini duyabileceğimiz bir isimdi.

2003-2004/İspanya/Juanfran: Real Madrid alt yapısından yetişen Juanfran’ı aslında hepimiz yakinen tanıyoruz. Şu an Atletico Madrid’in kadrosunda yer alıyor. Atleti’den önce Espanyol ve Osasuna’nın da formasını giydi. İstikrarı göze çarpmasına rağmen bana kalırsa istenilen seviyeye gelemedi. Geçtiğimiz yaz yapılan Avrupa Şampiyonası’nda şampiyon olan kadronun da bir parçasıydı.

2004-2005/Fransa/Abdoulaye Balde: İkinci lig futbolcusu olmaktan öteye gidemedi.  Bir dönem Birleşik Arap Emirlikleri’ne de yolu düştü. En düşük profilli “en iyi oyuncu” o sanırım. O yıl kadroda Yoann Gourcuff gibi isimler de bulunuyordu.

2005-2006/İspanya/Alberto Bueno: Madridistalar’dan biri daha. Alt kategorilerde muazzam bir gol yüzdesi ile oynayan Bueno’yu FM’den de tanıyanlarınız illa ki vardır. Buna karşı beklenen sıçrayışı yapamadı. Madrid alt yapısındaki genel sıkıntıyı o da çekti. Turnuvanın gol kralı Real’de 3 maça çıktıktan sonra Valladolid’in yolunu tutar. Bir dönem Derby County’e kiralansa da şu an hala Valladolid’in kadrosunda şans bekleyen isimlerden bir tanesi.

2006-2007/İspanya/Sotiris Ninis: Arnavut asıllı Yunan futbolcu aslında klasik olmayan bir durumun altına imza atar. İspanya şampiyon kadrosundan bir isim değil de gümüş madalyalı takımdan birisinin yani Ninis’in turnuvanın en iyi oyuncusu olması önemli bir ayrıntı.  Panathinaikos formasını  100 kez terlettikten sonra bu yaz Parma’ya transfer oldu. Hala potansiyelli bir alt kategori oyuncusu olarak göze çarpıyor. Şahsen FM’deki vazgeçilmez isimlerimdendi. Ayrı bir sempatim var.

2007-2008/Almanya/Lars&Sven Bender: İkizler… Lars Bayer Leverkusen’da, Seven ise Borussia Dortmund’da. İkisi de gelişimlerini devam ettirip önemlerini arttırıyor. Güzel iki seçim.

2008-2009/Ukrayna/Kyrylo Petrov: O yıl Ukrayna milli takımının kaptanı olan Petrov, Dinamo Kiev’in sözleşmeli futbolcusu. Buna karşın Ukrayna Ligi’nin en kötü takımlarından olan Goverla-Zakarpattia’da kiralık olarak 13 maça çıkmış bir stoper. Gelişim göstermesi çok zor gözüküyor. Adını fazla duyacağımızı sanmam.

2009-2010/Fransa/Gael Kakuta: Chelsea’nın transfer skandalından hatırlanan futbolcu yine FM serilerinin de vazgeçilmezlerinden. Wonderkid olarak lanse edilen Kakuta, henüz beklenen patlamayı yapamadı. Sakatlıkların da etkisini görmezden gelmeyelim. Şu an Chelsea’nin dost kulüplerinden olan Vitesse’de kendine gelmesi bekleniyor. İşi zor derim.

2010-2011/İspanya/Alex Fernandes: Alejandro Fernandes İglesias… İspanyollar’a karşı bir zaafım olduğunu kabulleniyorum fakat isme bakın yahu. Muazzam değil mi? Fazla dağıtmadan Real Madrid alt yapısından yetişme bir isime daha dikkat çektiğimizi belirteyim.  Bir kez de A takım ile maça çıkan Alex, hala Castilla şubesinde top koşturmakta. Bueno ve Juanfran’dan çok daha iyi bir kariyer geçirmeyeceğinin garantisini verebilirim.

2011-2012/İspanya/Gerard Deulofeu. La Masia’nın yeni çiçeklerinden biri. Az çok bu işle haşır neşir olan herkes adını, sanını duymuştur. Barcelona A takımı ile de karşılaşmalara çıkan Deulofeu hala B takımda bulunuyor. Katalanlar ona güveniyor.

1980-1981’den beri düzenlenen bu organizasyonu bir kez kazanan İspanya’nın son dönem grafiği dikkat çekici. Bunu da not düşelim.

Gelelim U-17 şampiyonasına. Daha önce yine U-16 olarak düzenlenen organizasyon 2001-2002 ile yeni formatına geçti.

2001-2002/İsviçre/Wayne Rooney: Şimdiden ciddi bir İngiliz efsanesine dönüşmüş durumda. Kariyerini benden daha iyi biliyorsunuz.

2002-2003/Portekiz/David Rodriguez:Atleti’nin alt yapısından yetişen Rodriguez için işler pek iyi gitmez. Muadilleri çok daha iyi yerlere gelecekken kendisi şu an ancak Sporting Gijon’da top koşturabiliyor.

2003-2004/Fransa/Cesc Fabregas: Bir dönem Arsenal’de kiralık oynamış olan Katalan futbolcu-Xavi Hernandez

2004-2005/Türkiye/Nuri Şahin: Daha şimdiden Real Madrid-Liverpool ve beraber yeniden doğmayı başardıkları Borussia Dortmund. Ülkece sanırım ona çok güveniyoruz.

2005-2006/Rusya/Toni Kroos: Bayern München  sabretti, istediğini alıyor. Pep Guardiola’nın da çok seveceği tarzda bir oyuncu.

2006-2007/İspanya/Bojan: Barcelona’dan gitmesine rağmen önce Roma sonra da Milan gibi elit kulüplerde boy gösterdi. Kendisini babasına olan tip benzerliğinden ötürü sever sayarım. Adını biraz daha duyurması lazım derim.

2007-2008/İspanya/Danijel Aleksic: Yirmi birlik Sırp futbolcu St.Etienne’de top koşturuyor. Rooney, Fabregas, Nuri gibi isimlerden sonra pek etkileyici bir isim gibi gelmese de bu seride UEFA’nın “tutturma şansını” görmezden gelmemelisiniz derim.  Sırp futbolcuların o son adımı atamadıklarını da düşünürsek kaybolma şansı var mıdır? Tutunma şansından daha fazladır derim.

2008-2009/Almanya/Benjamin Siegrist: Aston Villa’nın İsviçreli kalecisi. Bu yıl olimpiyatlarda da boy gösterdi. İlk defa bu tarz bir organizasyonda en iyi oyuncu ödülünün bir kaleciye verildiğini görüyorum. 2009 yılında U-17 Dünya Kupası’nın da en iyi kalecisi seçildi. Bu kadar üzerinde durulan bir kaleciden nasıl bir sonuç çıkacak hakikaten merakla beklemekteyim.

2009-2010/İngiltere/Connor Wickham: Sunderland forması giyen forvet. O yıl finalde galibiyet golünü getiren isim. Premier Lig’de hiç denk gelmedim lakin biri ilk on bir olmak üzere altı maça çıkmış. U-21 Ligi’nde de beş maçta beş golü var. İngilizler’in üzerinde durdukları bir isim. İleride milli formayla da çok izleyeceğiz gibi görünüyor.

2010-2011/Hollanda/Kyle Ebecilio: Arsene Wenger’in çoktan kadrosuna kattığı bir isim desem yeterli olur mu acaba?

2011-2012/Hollanda/Max Meyer: Schalke 04’ün alt yapısında forvet arkası olarak oynuyor. Almanlar’ın üzerinde durduğu bir isim. Her yaş kategorisinde milli oldu. Kendi kategorisinde harikalar yaratıyor. Recep Niyaz Ve Muhammed Demirci ile aynı yaşta. Bakalım hangi isimleri daha çok duyacağız.

Bu kez de İspanya’nın U-16 döneminde ezici üstünlüğünü görüyoruz. 

Geldik FIFA organizasyonlarına. U-20 Dünya Şampiyonası’nın mazisi aslında çok daha eskiye dayanıyor. Zaman parametresini biraz daraltmayı tercih ettim diyelim.

2011/Brezilya/Henrique: Hem altın ayakkabı hem de altın topu kazandı. Botafogo’ya bu yıl bonservis bedelinin yarısı karşılığında transfer oldu. Geçen yıl Sao Paolo’nun kadrosundaydı.

2009/Gana/Dominic Adiyah:Milan’ın sözleşmeli futbolcusu lakin Karşıyaka’ya dahi kiralandı. Şu an Arsenal Kiev’de. Umut yok.

2007/Arjantin/Sergio Aguero: Malum. Son EPL'nin şampiyonunun en önemli parçası.

2005/Arjantin/Messi: Über Alles.

2003/Brezilya/İsmael Matar: 29’luk Birleşik Arap Emirlikleri vatandaşı Matar, ülkesinde top koşturuyor. Yanıltıcı seçimlerden biri daha. 

FIFA’nın gençler için uyguladığı Dünya Kupası organizasyonu olan U-17 Dünya Kupası’nda da zaman parametresini daraltıyorum.

2011/Meksika/Julio Gomez:  1994 doğumlu kanat oyuncusu ülkesi Toluca’da top koşturmakta. Transferi olası.

2009/İsviçre/Sani Emmanuel: İtalya’da Salernitana formasını terletiyor. O yaş için kötü bir yer diyemeyiz.

2007/Nijerya/Toni Kroos: Bir önceki Avrupa Şampiyonası’ndan sonra Dünya Kupası’nın da ismi.

2005/Meksika/Anderson: Manchester United’ın Anderson’u. Beklenen etkiyi yarattı mı? Bence hayır.

2003/Brezilya/Cesc Fabregas: Avrupa Şampiyonası’ndan sonra Dünya Kupası’nda da turnuvanın en iyisi seçilmiş. Hakkını veriyor.

Ufuk Tolga Aldırmaz






17 Ocak 2013 Perşembe

Stakhanovets Ekseninde Dnipro


Stakhanovets Stalno, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği sınırları içinde kurulan Ukrayna eyaletinin bir takımıdır. Takıma adını veren Stakhanovets, Rus Devrimi’nin kahramanlarından birisi olma özelliğini taşır. Stakhanovets ilk resmi maçına 1936 yılında SSCB Ligi’nde çıkar. Gruplara ayrılmış ligde vasat bir takım olarak boy gösterir. Buna rağmen ivmeli bir gelişim içinde olduklarını da söyleyebiliriz.

İvmeli gelişime SSCB’nin de katıldığı 2.Dünya Savaşı darbe vurur. Savaş esnasında birçok sporcusunu askeri hizmete yollayan kulüp için işler pek yolunda gitmez. Kanlı savaş Stakhanovets’i de vurur. Bazı sporcuların vefat haberi kulübe gelir. Düşüşe geçen kulüp adını 1946 yılında değiştirerek yeni bir sayfa açar. Kulübün adı artık Shakhtar Stalino’dur. Stalino bugünkü Donetsk’in eski adıdır. Yeni adı ile alt ligden çıkan Shakhtar, ikinci senesinde SSCB Ligi üçüncülüğünü elde eder.  Eskisinde de daha iyi bir dönüşü yapıp, istedikleri noktaya geleceklerdir. 1962-63 sezonunda SSCB Kupası’nı elde ederek Birlik çapında en büyük başarılarını el etmiş olurlar ancak bu günler fazla uzun sürmez. Özellikle yanlış yönetim seçimleri paralelinde gelen tartışmalı teknik direktör atamaları neticesinde kulüp kendini yine bir alt ligde bulur.

SSCB serüvenini iyi kötü bitiren kulüp, birliğin dağılması ile ayrılan ligler neticesinde kendisini Ukrayna Ulusal Ligi’nde bulur. Bu ayrılış aslında kulüpte de ayrılık rüzgarlarını estirir. Birçok futbolcu kulüpten ayrılmak ister ve bu isteklerini de gerçekleştirirler. Buna rağmen toparlanma süreci çok da uzun sürmez. Her ne kadar Dinamo Kiev’in damga vurduğu dönemler olsa da, kupada başarılı olup Avrupa anahtarlarını kazanıp o kapıyı açarlar.

Dişe dokunur en büyük başarıları SSCB Kupası olan kulübün kaderi Metinvest gibi dünya devi bir enerji firmasına sahip olan Ukrayna’nın en zengini Rinat Ahmedov’un kulübü alması ile değişir. 1996 yılında gerçekleşen satın alma işlemi neticesinde kulüp en baba mali desteği arkasına almış olur. İlk etapta başarı gelmese de yapılan Gençlik Akademisi ve modernize edilen antrenman sahaları ile futbolcular rahat ettirilir. Buna paralel, Kiev’den çıkan genç yetenekler için ikinci bir adres daha oluşmuş olur ki zaman içinde önemli Ukraynalı futbolcuların yetiştiğini de biliyoruz.

Kazanılan kupalara yenileri eklenirken daha önce elde edilmemiş olan Avrupa zaferleri kendini gösterir.  Sanıyorum zafer tanımına Şampiyonlar Ligi gruplarına kalmayı eklersek, o dönemki Shakhtar için pek de yanılmış olmayız. İlerleyen yıllarda ilk lig şampiyonluğu da gelir. 2002’de Beşiktaş’tan da tanıdığımız Nevio Scala ile ipi göğüslerler. Uzun sürmeyen birliktelik neticesinde yine Beşiktaş’ın eski çalıştırıcıları Bernd Schuster ve Mircea Lucescu ile anlaşmalar sağlanır. Schuster döneminde başarılı olamayan kulübün başına  geçen Lucescu adeta bir mihenk taşı olur. Sonrası zaten malum. Façası çizilen Dinamo Kiev, ambargo koyulan lig, UEFA Kupası ve Donbass Arena…

Öyle görünüyor ki Shakhtar bu başarılara devam da edecek. Özellikle genç Brezilyalılar’a yönelen Lucescu, kadroyu iyi harmanlayıp hepimizin ağzının suyunu akıtıyor. Shakhtar güzellememizi bir kenara bırakıp yazının esas amacına gelelim.  Dikkat çekmek istediğim kulüp Dnipro. İddaacılar bu takımı Dnjeper olarak da bilirler.

Shakhtar’dan daha “şanlı” bir geçmişse sahip olan Dnipro, ‘80’lerin sonunda özellikle Ruslar ve doğal olarak Ukraynalılar’ın başı çektiği SSCB futbolunun takipçileri tarafından bir “masal” olarak adlandırılmakta. Kazandıkları şampiyonluklar ve oynadıkları güzel futbolu -Translate’in el verdiği kadar- anan birçok kişi var. Ukrayna Ulusal Ligi’nin kurulması ile de kendilerini Dinamo, Shakhtar ve Metalist’ten sonraki takım olarak buldular. Takımı gençleştirmeye yöneldiklerini belirtmelerine rağmen veteranlardan oluşan bir gruba sahip oldukları aşikar. Neticesinde çok da başarılar kazanamamalarının sanıyorum ki sebebi budur. 1996’da kulübün genel müdürlüğüne getirilen Andriy Stetsenko  önceki görevlerinde bunlardan ders çıkarmış olacak ki Dnipro ve Sovyetler’in önemli oyuncularından biri olan Vadim Tischenko’yu takımının başına sportif direktör olarak getirdi.  Stetsenko için daha önemli olarak addedebileceğimiz şey ise Gençlik Akademisi’nin kurulmasına ön ayak olduğu gerçeğidir. Evgen Konoplyanka gibi somut bir örneğini gördüğümüz gençlerin alttan geldiği de yadsınamaz bir gerçek. Bunun yanı sıra Juande Ramos gibi bir ismi de takımın başına geçirerek önemli bir adım attılar. Uzun vadeli planlar için adlarını bana kalırsa şimdiden duyurmaya başladılar. UEFA Avrupa Ligi’nde bu yıl zorlu gruplarını lider bitirmeleri önemli bir köşe taşı olabilir.

Çok kısa sürede büyük başarılar elde edeceklerine inanmasam da Dinamo Kiev ve Shakhtar’dan sonra istenilen yere gelemeyen Metalist’in tahtına rahatlıkla oturacaklardır. İşleri zor lakin önemli adımlar atıyorlar. Dikkat diyelim.

Ufuk Tolga Aldırmaz




16 Ocak 2013 Çarşamba

Katalonya'dan Bavyera'ya



Barcelona'nın -sanırım tam tabiri olur- efsanesi Pep Guardiola... Kimine göre modern futbolun en iyi teknik direktörü bizim kahvehanedeki Seçkin Ağabey'e göre ise "O kim ki biz de gitsek o kadar kupa kazanırdık!" dediği Katalan kimliğine sığınmış vasat bir çalıştırıcı. Bana göre iki uç örnek de değil. Muazzam bir vizyona sahip, çalışmayı seven, "işine gelen" oyuncuları ile en iyi biçimde anlaşan; ekstra olarak dünyanın en iyi taktisyenlerinden biri belki de birincisi ve hepsinden daha da önemlisi çok zeki bir teknik direktör.

Zekadan dem vurmuşken Opta'dan alıntılayacağım üç adet tweeti paylaşayım:

"Barcelona (69%) and Bayern Munich (63%) have the best possession % in the Top 5 European leagues this season. Philosophy."

" Only Barcelona (52) have scored goals from open play in Europe's top 5 leagues this season than Bayern Munich (35)"

"Bayern Munich: Only Barcelona (678) have completed, on average, more passes per game in Europe's top 5 leagues this season than Bayern (517)"

Barcelona'da oynattığı sisteme en yakın futbol mantığını içinde barındıran takım Bayern. Bunun yanında tıpkı Barcelona gibi winner ruhuna sahip olan bir kulüp Bayern. Hatta Barcelona'dan daha ekstra olarak istediği her oyuncuyu alabilecek güce ve maddiyata sahip olan bir kulüp de diyebiliriz. Aynı zamanda yöneticileri için de dünyanın en iyi yöneticileri dersek yanlış vurgu yapmış olmayız. Karl Heinz Rummenigge, Uli Höeness, Andreas Jung ve hatta Matthias Sammer'i de içine katabileceğimiz kalifiye isimlerden oluşan bir kafa yönetimleri var. Her biri ayrı ayrı işinin ehlileri. 

Louis van Gaal ve Jupp Hynckes'in iyice oturttuğu sistem de Pep'in ekmeğine yağ sürecektir. Kuvvetle muhtemel kura şansları da yaver gider ise bu kulübün Şampiyonlar Ligi'nde finali görmesi ciddi manada iş bile değil. Real Madrid ve Juventus dışında rakipleri var mı? Sanmıyorum (Barcelona kafa adayımız). Hynckes'in bırakacağı koltuk Pep'in "popo" ölçülerine uyuyor. 

E baya da heyecanlandık. Şimdiden bekliyoruz. Vira bismillah Pep, arkandayız!

NOT: Nasıl ki İspanya'da Katalanlar'a karşı pek sevgi beslenmez, geleneksel Alman kıyafetleri için sürekli bira içen ve rahatına düşkün Bavyeralılar'a karşı da pek sevgi gösterildiğini iddia edemeyiz. O açıdan da pek zorlanacağını sanmam.

Ufuk Tolga Aldırmaz



Kalbimde yer etmiş en iyi 5 Takım

Her gün bir şeyler yazma isteğiyle gelip, yazdığım üzerinde saatlerce oto-kontrol uyguluyorum.Sonucu yine beğenmeyip, alışverişte 'hiçbir şey beğenmeyen ama son baktığını alan adam' edasında, aman be diyerekten içime sinmeyen bir yazıyı yayınlıyorum. Bu durum hoşuma gitmiyor evet, nedenleri de vardır, doğrudur.
 Yorumumu içermeyen, sadece bilgimi içerdiği için imzamı taşıyan haberlerde kullandığım dilin, benim yazı yazma yetime bir darbe vurduğu kanısındayım.Bilemiyorum belki de kolayı bu.Vur Abalıya gitsin değil mi?
Neyse bu güzel savunma mekanizmasını senarize etmeme neden olan ufak bir karalamada daha bulunma arzusundayım.
Yaşımı saklayıp kendime 'kaç yaşında acaba la' bu lavuk' dedirtecek değilim. 24 yaşındayım.
Şimdiye kadar Euro 96 ve sonrasını sayarsak; yaklaşık 12 Avrupa Şampiyonası ve Dünya Kupası gördüm. Her futbol severin gönlünde ayrı bir yer tutar Uluslararası turnuvalar.
Ulusların nesillerini yarıştırdığı, birbirlerine genç kuşaklarının güçlerini, beden disiplinlerini yarıştırıp, güç benimsetme çabaları olduğu özel ve güzel zamanlardır turnuva ayları.
Benim de şüphesiz ki gönlümde önemli yer tutmuş Milli Takımlar var. Kendimce aklımdan ve kalbimden bir parçalar almış 5 ülkeyi gönül gözümün gördüğü derecede sıralayacağım.

5- Biliyorum bu isimi duymaktan bıktınız ama -Sneijder-'li, Robbenli, 2 metre boyu ile her yere uzanan Engelaarlı 2008 Hollanda'sını sevmemek mümkün müdür? Her turnuvanın en iyi futbol oynayan takımı olup da kupa sevinci yaşayamayan nadide bir 'başarısızlık'hikayesidir 'Portakallar'. İtalya'ya 3 atıp da turnuvanın flaş takımlarından Hiddink'in çalıştırdığı benzer bir oyun anlayışını sahaya yansıtan  Rusya'ya elendiğinde soluksuz bırakmışlardı beni. Balgam gibi yapışmış,gitmemişti boğazımdan. Burada olmayı hak ediyorlar, ( 5.olsa bile )
4 - Açıkçası İspanya'nın hangi kadrosunu seçeceğimde karar vermekte zorlandım. Turnuvayı kazanmaları sonrası Aragones ve nam-ı diğer 'Okçu' Guiza'nın Zico ile taptığım Fenerbahçemin başına geleceğinden habersizce izledim İspanyayı. Her top çevirişlerinde 'vay lan' ne top oynuyorlar dedim ' vay anasını Gökmen neler oluyormuş haberimiz yokmuş'' diyen Kaya Çilingiroğu edasında..
 Oynadığı futbol itibari ile sıralayacak olsam , şüphesiz ki ilk sırayı alırdı ama Guiza ve Aragones'in kadroda bulunmasını da fırsat bilip, mazlumun yanında olmak lazım bahanesine sığınaraktan, Boğa'lara 4.sırada yer verdim.
3 - Adı güzel umutlara isim olmuş takım 'Kızılyıldız'a 90'ların başındaki o efsane yıllarını yaşatan kadronun son demlerinden oyuncular vardı Hırvatistan 98 takımında. Kadrosu formasından güzel bu takımda kimler yoktu ki .O dönemlerin efsane golcüsü Suker, Prosinecki, Boban'lar..  'Formasını koysan' şampiyonluğa oynar safsatasını haklı çıkaracak olan turnuva takımı Almanlara çeyrek finalde 3 atan, ev sahibi 'Lobici' Fransa'ya hakem desteği ile uzatmalarda elenen o güzel takım.. Benim aklı başında diyebileceğim yaşta izlediğim ilk turnuva olması itibariyle, bendeki yeri ayrıdır.
2- 'Zalım' Suarez'in son saniyede eliyle çıkarması, ( burada çirkinleşeceğim ) Allahsız Asamaoah Gyan'ın penaltıyı kaçırması ile penaltılarda giden yarı final, 'Afrika'yı gururlandır Gana' pankartını tutan o siyahi abimiz. Burada duygulanıyorum, fazla betimleme yapmaktan kaçınıyorum ama acı değil mi çekiyor insanı. Bendeki yeri apayrıdır Gana'nın. Yarı finale en çok yaklaşan Afrika ekibi, olimpiyat şampiyonu olan bir jenerasyon üzerine inşa edilmişti. . 2010 yılında o zamanlar Avrupa'nın en iyi 5 ön liberosundan biri olan Essiensiz çıktığı maçlarda 'Essien'e de gerek yokmuş be ya' rahatlığında top oynayan Gana'nın , o alçak penaltı ile eleneceğini nerden bilecektik. Umudun zeybeği gibiydi, güzel umutlar barındıran güzel bir şarkı gibiydi, o güzel kadro yazık oldu..
1 - Milliyetçi duygular kontenjanımdan yararlanarak ilk sıraya Türkiye'yi koymalıydım. 2008 Miracle Team'i mi alsam, Ronaldo'nun burun ucunun 70 milyonun rüyasına musallat olduğu 2002 kadrosunu mu diye çok düşündüm açıkçası. Ve Dünya Kupası olması ve ülkece gördüğümüz aklı başında ilk Dünya Kupası olması  neticesinde 2002'yi seçtim..Galatasaray'ın 2000 kuşağından Allah gani gani razı olsun ki, böyle bir başarıyı görme fırsatına eriştik.Kariyerinin zirvesinde olan Leverkusenli Yıldıray, Hasan Şaş, Hakan Şükür'lü o kadro. İnsan her bir isim hakkında ayrıntı girmek, güzel tasvirler kurmak istiyor ama, yıllarca Kupa yoksunu bu yüreklere itfaiye hortumuyla su serpen bu güzel takımı anlatmaya kelimeler ne hacet..
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...