8 Şubat 2013 Cuma

Onlar Şimdi Nerede? #3



Hollanda'nın Enschede kentinde doğup büyüyen Sander Westerveld, Enschede kulübü olan Twente'de profesyonel futbol kariyerine başladı. Burada yedek kaleci olarak kalıp daha sonra 1996-1997 sezonunda Vitesse'nin yolunu tutar. İlk on bir oyuncusu olup dikkatleri üzerine çeker. Belki de bu spora başlayan her çocuğun hayalinde olan kulüplerden birine, Liverpool'a yolu düşer. 1999-2000, 2000-2001 yıllarında as olarak giydiği formayı 2001-2002 yılının ilk maçı olan Bolton Wanderers deplasmanında yediği gol, biletinin kesilmesi anlamına gelir. Gerard Houllier tarafından yollanır. Yerine Liverpool tarihinde önemli yeri olan Jerzy Dudek ve Cris Kirkland alınır.

Bu olaydan sonra daha sezonun başında kendisi için belki de en önemli kulüp olan Real Sociedad'a transfer olur. Benim için önem arz eden kısım da tabii ki bu. Özellikle Nihat Kahveci'nin takımı diye mercek altına aldığımız dönemlerde Sociedad'da gösterdiği performans ve saçlarından ötürü dikkat çeken tipi o dönem benim gibi çocuk olan herkesin aklına kazınmıştır. Sokaklara döküldüğümüzde kaleye geçen herkesin istisnasız bir kez cümle içinde kullandığı bir isimdi. O dönem Sociedad'ın Real Madrid'in ardından kıl payı kaçırdığı şampiyonlukta gösterilen başarının en önemli yapı taşlarındandı.

2004-2005 sezonuna kadar Sociedad'da barınan Westerveld, bu sezon Mallorca'ya kiralanır. Yalnızca altı müsabakada boy gösterdikten sonra Portsmouth'a geçer. Orada da altı kez forma giyip ikinci yarı Everton'ın yolunu tutar. İngiltere'ye yaptığı ikinci çıkarmasında da başarılı olamayıp İspanya'ya bu kez Almeira için döner. Kalenin tapusunu alır. İdare eder diye nitelenebilecek sezonun ardından artık anavatana dönme zamanı gelmiştir. Sparta Rotterdam ile tekrar Hollanda'ya dönen file bekçisi(mecaz-ı mürseller içinde en beğendiğim),  burada da tutunamaz. Clarence Seedorf'un İtalya'da ekonomik olarak sahip olduğu Monza adlı Serie C takımına Seedorf'un kardeşi ile birlikte transfer olur. 2 yıl boyunca burada oynayıp şuanda da Ajax'ın Güney Afrika'daki takımı olan Ajax Cape Town'a transfer olmuştur. Hala daha Ajax CT formasını terletmekte olan otuz sekizlik kalecinin son durağı Güney Afrika mı olacak? Hep birlikte göreceğiz.

Ufuk Tolga Aldırmaz

7 Şubat 2013 Perşembe

Caretaker Etkisi Mi?



Kalan haftalar ne getirir ne götürür belli olmaz ama bu yıl sezonun fotoğrafı hangisi diye soracak olursanız ben şimdiden bu gördüğünü fotoğrafı birinci sıraya koyarım. Bursaspor'un tarihini çok aman aman bildiğimi iddia etmeyeceğim fakat iki isim var ki su götürmeyen cinsten birer efsane. Birincisi Nejat Biyediç ikincisi ise Ertuğrul Sağlam. Rahmetli Biyediç'in vefatından sonra Özlüce Tesisleri'nin adı da Nejat Biyediç Tesisleri olarak değiştirilmişti. Belki de ülkemizin insaniyet açısından en önemli sorunlarından biri olan yaşayan insana değer vermeyip onore etmeyi becerememe durumu Ertuğrul Sağlam açısından da tezahür edecek. Adamcağız Bursaspor'u bana kalırsa bir daha göremeyeceği noktalara getirip halen daha inanılması güç başarılara imza atmış olsa da değil bir tesise isim verilmesi şusu busu, doğru dürüst kıymeti dahi bilinmiyor. Yerel medya başta olmak üzere Bursaspor camiası Ertuğrul Sağlam'ın tabiri caizse başını yedi. Fotoğraftaki kardeşimiz de şu an ağladığı gibi bir on yıl sonra da ağlayacak. Hatta belki daha fazla. Onu ağlatanlar, ağlatacaklar şu günleri hazmetsin. Çünkü işleri çok zor olacak. 

Hikmet Karaman ile 2.5 yıllık anlaşma haberlerini görünce aklımdan geçen en hafif eleştiriler sanırım bunlar oldu. Hikmet Karaman bana kalırsa Yılmaz Vural ile birlikte ligin en iyi iki "caretaker menager"ından birisi. Kadro planlama özellikleri neredeyse sıfır. Yarım sezonluk bir anlaşma ile ufak "çapta" bir Roberto Di Matteo(!) etkisi yaratabilirdi belki lakin şu durumda Bursaspor'un ne kadar daha kötüye gidebileceğini düşünüyorum. Camiaya müstahak, şu ağlayan kardeşim ve benzeri abileri, ablaları, kardeşleri, amcaları vs hariç.

Ufuk Tolga Aldırmaz

5 Şubat 2013 Salı

Onlar Şimdi Nerede? #2



Politechinca Iaşi ile profesyonelliğe adım, Rapid Bükreş ile Mircea Lucescu birlikteliği ve Serie B takımı olan Cesena ile ilk yurt dışı deneyimi. Romanya Ligi gol krallığını ele geçirip Beşiktaş'a yolu düşen Daniel Gabriel Pancu...

Vatandaşı Radu Niculescu ile birlikte bir dönem kiralık olarak siyah beyazlı formayı giyen Pancu, 100. Yıl şampiyonluğu ve UEFA Kupası'nda gelen tarihi çeyrek final başarısının önemli isimlerinden biri olmuştu. Ertesi sezon bonservisi alındı. Nispeten daha az forma şansı bulsa da takımı özellikle Avrupa'da sırtlayan isimlerden biri olup önemli bir gol silahı haline geldi. Malum olaylar silsilesi ardından görevinden ayrılan Lucescu ile birlikte takımdan gideceği konuşulsa da o takımda kaldı. 2004'te Kadıköy'deki 3-4'lük maçta kaleye geçmesi ve Alex'in kullandığı penaltıyı neredeyse kurtaracak konumda olması hafızalardan silinmeyen enstantanelerden birisi. Hangi Beşiktaşlı'ya sorsak sanırım ilk olarak bu olay gelecektir(Valencia maçında 30 metre top sürüşünü düşünün abilerimin ellerinden öptüğümü belirteyim). Daha sonraki sezon 1 numaralı formayı da alıp sezona başlayan Pancu, devre arası yine Rapid Bükreş'e döner. Sezonun bitiminde tekrar Türkiye'ye fakat bu kez Bursa'ya yolu düşecekti. Pek iyi hatıralarla anılmayacak bir buçuk sezonun ardından tekrar tilki-kürkçü dükkanı misali Rapid Bükreş'e döner. Sezon bitiminde yine bir "Türk" takımı olan Terek'e transfer olur. Burada da bir türlü tutunamayan -telaffuzu güzel- Daniel Gabriel Pancu, Bulgar CSKA'sına geçer. Pek başarılı geçmeyen dönemin ardından ülkesinie dönüp bu kez Vaslui'ye transfer olur. Orada da bir sezonu doldurmadan döneceği yegane yere döner. Taş yerinde ağırdır dercesine hem de: Rapid Bükreş...

2010-2011 devre arası geldiği kulübünde hala top koşturan Pancu bu yıl çıktığı 13 maçta 5 gol attı. Daha da atmaya devam edecek sanıyorum ki. Beşiktaşlılar'ın aklında o efsane 100.Yıl kadrosundaki yeri ile hatırlanmaya devam edecektir. Rapidliler'in yanı sıra Türkiye'de de çok dostu olduğu kesin. Çocukluk dönemim hemen hemen o bir buçuk sezonun hatıraları ile dolu. O kadronun bir parçası olan Pancu'nun önemini sanırım anlatmak benim açımdan kolay olmaz. O yüzden bununla idare edelim. Bükreş semalarında bir futbolcumuz hala var, bilelim yeter.

NOT: Pancu Beşiktaş formasıyla 100 maça çıkıp 25 gol atmış. Onun için efsane demek diğerlerine saygısızlık olur lakin kendisini severiz sayarız.

DİP NOT: Niculescu Beşiktaş'ta oynadı mı hatırlamıyorum bile lakin Liverpool'a Galatasaray forması ile attığı gol hala aklımda.

Ufuk Tolga Aldırmaz

2 Şubat 2013 Cumartesi

Damga Vuran Devre Arası Transferleri Top10

Devre arası transferi denince aklımıza uç örnekler gelir. Ya hiç etki etmeyen -ki buna Beşiktaş'ın Tomas Jun transferini örnek verebiliriz- ya da direkt olarak katkı sağlayan ve takımını başarıya sürükleyen transferlerdir. Konumuz ikincisi. Yakın döneme damga vuran ve ligin kaderini değiştiren devre arası transferlere bakacağız. Geriden saymaya başlayalım.



10. Cenk Tosun:

Gaziantepspor'un 2010-2011 sezonu devre arasında Almanya'nın Eintracht Frankfurt takımından transfer ettiği Cenk, kısa sürede muazzam işler yaparak Gaziantepspor'u sırtlayan isim oldu. O dönem takımının attığı gollerin çoğunda imzası vardı. Ligde çıktığı 14 maçta 10 gol 6 asist yapıp Anadolu'nun parlayan yıldızı haline geldi. Devam eden süreçte büyük işlere imza atamasa da hala potansiyeline güvendiğimiz isimlerden birisi.

9.Bobo:

2005-2006 sezonunun ortasında körpecik delikanlı iken bu topraklara ayak basan Bobo, daha ilk çıktığı maçta golünü atmayı başardı. Türkiye Kupası'nı o sezon müzesine götüren genç takımın en önemli silahlarından birisi haline geliyordu. Gol yüzdesi çok yüksek olmasa da ilerleyen sezonlarda Beşiktaş'ın tarihine geçecek bir yabancı futbolcu olmayı da başaracaktı.

8.Manuel Fernandes:

Hugo Almeida ve Simao ile birlikte havaalanına ayak basan Fernandes'e kimse iyi transfer gözüyle bakmıyordu. Aksine alternatif oluşturacak vasat bir yabancı olduğunu iddia eden kesim çoğunluktaydı. Kötü giden takımda kendini gösteremeyen Fernandes kupa finalinde kendini gösteriyor ve bonservisinin de sezon sonunda alınmasını sağlıyordu. O günden bugüne birçok badire atlatılmış da olsa ligin en değerli yabancı oyuncusu olma özelliğini Didier Drogba ve Wesley Sneijder gelmeden önce elinde bulunduruyordu.

7.Moussa Sow:

Ligue 1 şampiyonluğunu elde eden Lille'in en değerli oyuncularından olan Sow, o yıl gol krallığına da ulaşmıştı. Geçen yıl devre arasında Fenerbahçe'ye transfer olan Sow, lig ve kupa dahil 14 maça çıktı ve 8 gol 3 asistlik performansı Fenerbahçe'nin son hafta kaybettiği şampiyonluk ve kazandığı kupanın yolunda önemli bir "doping" unsuru haline geldi.

6.Nicolas Anelka:

Avrupa'nın devlerini teker teker gezdikten sonra Manchester City'den Fenerbahçe'ye 2004-2005'in devre arası yolu düşen Anelka, çok ses getirir. İnönü'de Beşiktaş'a attığı o malum gol hala aklımda diye de ekleyeyim. O devre 14 maça çıkıp 4 gol 3 asist yapan Anelka şampiyonlukta pay sahibi olsa da esas etkisini bir sonraki sezonda gösterecektir.

5.Necati Ateş:

Galatasaray'ın eski göz bebeği Necati, geçtiğimiz sezon devre arasında Antalyaspor'dan Galatasaray'a gelerek camiaya kendini tekrar ispat edecekti. Necati Galatasaray'ın gol yollarında çektiği sıkıntıya tam anlamıyla ilaç oldu. 14 maçta 8 gol atıp 6 da asist yapan Necati, takımının şampiyonluğa uzanmasını sağlayan faktörlerin belki de başında geliyordu. Xherdan Shaqiri'ye yönelip en sonunda Necati'yi alan yönetim, belki de bu hamlesine şükrediyordur.

4.Emre Güngör:

2007-2008 sezonunun devre arasında savunmasının direği Rigobert Song'u milli takımı ile Afrika Uluslar Kupası'na göndermek zorunda kalıyordu. Sezon başında alınan ve istenilen performansı vermeyen Ismael Bouzid'in Servet Çetin'in partneri olamayacağı anlaşılınca arayışa giren yöneticiler, Ankaragücü ile problem yaşayan Emre Güngör'ü takıma katar. Emre o dönem muazzam bir performans gösterip milli takımından dönen Song'u da kulübeye oturtup şampiyon kadronun en önemli parçalarından biri haline gelir. Sonrası malum: Euro 2008...

3.Franck Ribery:

Sessiz sedasız getirilen Ribery, aynı dönemde geldikleri Anelka'dan bile daha fazla etki bırakıp kısa sürede ülkesine dönse de ülkemizde çok iyi izlenimler bıraktı. Çok büyük bir gol ve asist yüzdesine sahip olmamasına rağmen oynadığı futbol ve aldıkları tarihi Türkiye Kupası galibiyeti ile benim için sıralamadaki yerini hak ediyor. Daha sonraki Marsilya ve Münih kariyerinin de etkisi yok desem yalan olacak. Haydi mazur görün beni.

2.Marcio Nobre:

Cüzzi rakamlara Cruzeiro'dan alınan Nobre, arkasında oynayan Alex de Souza'nın da yardımıyla 18 maça çıkıp 12 gol atarak ligi "süpürdü". 2003-2004 sezonunun kırılma anı şüphesiz ki Nobre'nin gelişi olacaktı. Ardından takip eden sezonlarda da takımın önemli bir parçası haline gelen Nobre, Beşiktaş ile de bir şampiyonluk kazanarak Türkiye'ye yolu düşmüş en önemli yabancı futbolculardan biri olarak hatırlanacak. İroniyi bulunuz.

1.Fabian Ernst-Yusuf Şimşek:

Mustafa Denizli'nin jokeri haline gelen Ernst ve Trabzonspor'un elinden adeta kapılan "yaşlı" Yusuf, Beşiktaş'ın yıllar sonra gelen ve aynı zamanda son şampiyonluğu olan sezonun bayrak isimleri haline geldi. Transfer nasıl yapılır sorusunun Ernst ile uzun, Yusuf ile kısa vade cevabı da Mustafa Denizli ile verilmiş oluyor. Rakamları da aktaracaktım lakin hiç içimden gelmedi. Tüylerim diken diken oldu o sezonun hayatımdaki yeri büyüktür. Büyük Mustafa'ya bir kez daha can-ı gönülden teşekkür ederim.

Ufuk Tolga Aldırmaz


Belhanda Transferi(!)

Aykut Kocaman ve dolayısıyla da Hasan Çetinkaya'nın alametifarikası olan Fransa pazarı, Fenerbahçe'nin son transfer dönemlerindeki kurtarıcısı rolünde. Kurtarıcı derken kesinlikle kötü bir anlam addetmeye çalışmadım, yanlış anlaşılmasın. Aksine, o pazardan alınan her oyuncu Fenerbahçe'ye büyük katkılar sağladı dersek de yeridir. Kimi Mamadou Niang gibi etken kimi de Issiar Dia gibi tamamlayıcı parçalar oldu ama en önemlisi "oldu" ki Aykut Kocaman'ın bu pazar üzerindeki ısrarcı tavrı da sanırım kendisi adına en beğendiğim özelliğidir, naçizane. 

Gelelim Younes Belhanda'ya geldi, gelecek; imza attı, atacak denirken Fenerbahçe şirket bazında bir vazgeçiş bildirimi yayımladı. Bildirideki dikkat çekici ibareyi direkt olarak aktarma gereksinimi hissediyorum:"...hem Fransız kulübü, hem de Faslı futbolcu Belhanda’nın üzerinde anlaşılan bonservis ücreti ve futbolcunun talep ettiği transfer bedelleri hakkında sürekli değişiklik içeren talepleri üzerine..." Şimdi gelin bunun üzerine birkaç kelam edelim.

Varan 1:Abdullah Kiğılı'nın bu transfer sürecinde -en azından basın ilişkileri yönünden- önemli bir rol oynadığı hepimiz tarafından bilinen bir şey. En az üç transfer yapacağız minvalindeki açıklamalarından sonra ilk dillendirilen isim de Belhanda oldu. Girişimlerin yapıldığı açıklandı. CNN Türk'e bağlandığında yaptığı açıklamayı ek kısımdan net biçimde okuyabilirsiniz ancak ben ufak bir özet geçeceğim. Belhanda'yı dillendirerek hata ettiklerini ve dolayısıyla fiyatın arttığını; aynı zamanda -net olarak dillendirmese de anlayabileceğimiz kadarıyla- başka oyuncularla da görüştüklerini ve işin bir hafta içinde sonuçlanacağını belirttiler. Bunu cebe alıp ilk sıkıntıyı söyleyelim: Değil bir hafta, transfer dönemi sonunda dahi ne Belhanda ne de alternatif bir isimle anlaşma sağlanamadı.

Varan 2:Olay üzerinden çok da uzun bir süre geçmemişken haberlerin ana konusu olan "Fenerbahçe Belhanda ile anlaştı!" manşeti borsa bildirimi ile yalanlandı. Olması gerektiği gibi. Buna karşın girişimlerin devam ettiğini biliyoruz. 

Varan 3:Montpellier'in tonton dedesi(!) Niccolin "Gidip Platini'ye ağlayamam" diyerek transfere izin vermeyeceğinin daha ilk baştan sinyalini verdi. 

Varan 4:Kiğılı TRT Spor'da yayınlanan Futbol Ateşi programına bağlanıp Belhanda ile anlaştıklarını ve bu transferin 1-2 gün içinde biteceğini dillendirdi. Dikkatimizi "anlaşma" kelimesine veriyoruz. Bir daha tekrar ediyoruz: Belhanda ile anlaşıldı. Flash back yapacağız. Yanlışım varsa düzeltin, anlaşmak demek -özellikle böyle kesin bir dille- futbolcunun imza atmaya hazır hale gelmesi ve arada "hiçbir" problemin kalmadığının göstergesidir. Buna müteakip anlaşmak demek oyuncunun maddi-manevi yönden sözleşme koşulları ile kişisel tatmininin sağlanması da demektir. Hiç kimse kusura bakmasın bu noktada iyi niyetle yaklaşamıyorum. Birinci ağızdan bu şekilde anlaşma açıklaması geldikten sonra futbolcunun değişen talepleri demek bebekleri TV kumandası ile oyalamaya benziyor. Sayın Kiğılı bu noktada bir bakıma isteyerek veya istemeyerek taraftarı kandırmıştır. Twitter'da bolca kullandığım SBT'lerden birisi de tam bu noktaya geliyor. Devam...

Varan 5:Niccolin hepimizin kınadığı o para içerikli açıklamalarını yaptı. Adam manyak evet biliyoruz. İlk tavrından farklı bir tavır takındığını söylemek abes kaçar. Bunu iddia edeceksek belki daha da sert bir şekilde transferin önüne set çektiğini belirtebiliriz.

Varan 6:Fenerbahçe borsa bildirimi ile Montpellier ve Belhanda ile görüşmelerin başladığını duyurdu. 

Varan 7:Niccolin'den Inter açıklamaları geldi, Inter cephesinden yalanlandı. Fenerbahçe bu transferde tek istekliymiş gibi basınımız tarafından yazılıp çizilmeler yerini daha gerçekçi yaklaşımlara bıraktı. Bir takım balon haberler çıkarıldı. Misal, Everton.

Varan 8:Niccolin futbolcularını Avrupa'nın belli ülkelerindeki belli kulüplere satacağını dillendirdi.

Varan 9: Fenerbahçe'den yazının başında belirttiğimiz bu transfer için defterin kapandığının resmi bir şekilde açıklandığı bildirinin gelmesi.

Varan 10: Kiğılı'dan bu transferin Niccolin nedeniyle olmadığı açıklamasının gelmesi. Bu açıklama sırasında Belhanda ile anlaştıklarını bir daha vurgulayıp resmi borsa açıklaması ile çelişen bir deklareye daha imza attı. Dördüncü maddede yaptığım vurgular bu noktada da aynen geçerlidir. 

Hepsini özet şeklinde geçmeye çabaladım. Sıralamada ufak tefek yanlışlıklar olabilir, mazur görünüz. Toplama, çıkarma, çarpma, bölme, karekök ve türev alma işlemlerinin(!) ardından önümüze iki sorun geliyor. İlki saha için önemli olan sorun: Belhanda'nın olmama ihtimaline karşı niçin farklı bir plan ortaya konulmadı? Alternatiflere yönelmeye tenezzül edilmedi? Kimse bana Salih Uçan'ın formuna güveniliyor demesin çünkü Aykut Kocaman'ın garantici kimliğinin ardını görebilmek için Emre Belözoğlu transferine bakmamız bile yeterli. Sezon başı ego meselesi haline getirip yolları ayırdıkları Emre'yi tekrar istemek denize düşen yılana sarılır mantığından öte değildir. Artık bir şeyleri kurtarma çabasının ne kadar baş gösterdiğinin yansımasıdır. İkinci sorun ise Kiğılı ve dolayısı ile yönetimin niçin Fenerbahçe taraftarına pembe düşler kurdurtma peşinde koştuğu. Yapılan açıklamalar, bildirimler, çelişkiler net biçimde gösteriyor ki Belhanda'nın Fenerbahçe ile anlaştığı yok. Eğer anlaşma olsaydı Belhanda bu paraları kaçırmazdı. Bunu söylememdeki gaye Belhanda'nın paragöz bir kişiliğe sahip olmasından kaynaklanmıyor. Aksine bir takım sorumlulukları var ve bunları karşılamak için Fenerbahçe onun için güzel bir adım olurdu. Fazla sapmadan esas fikrimize dönelim, Belhanda Türkiye'de kafaya oynayan Fenerbahçe'ye gelmek yerine(ücret de cabası) Montpellier'de kalıp kariyerine çok daha doğru bir yön vermiştir. Transfer dönemi açılmadan önce sosyal medya organlarında defalarca dillendirdiğim gibi haklı çıktım. İyi ki demiyorum. Belhanda'yı Türkiye'de izlemek isterdim, yazık oldu. 

Hepsini bir kenara bırakıyorum ve tüm samimi duygularımla dile getiriyorum. Fenerbahçe taraftarının gözünü açması gerekiyor. Yönetim insanları salak yerine koymaktan vazgeçmedi, vazgeçmiyor. Fenerbahçe Spor Kulübü'nün esas sahipleri kim göstermenin vakti bence geldi de geçiyor. Kendini "Halkın Takımı" olarak addeden arkadaşlarıma, dostlarıma en büyük tavsiyem budur. He bir de son olarak, "Fenerle kimse başa çıkamaz!" fikrini bir kenara bırakmadıktan sonra sizden de bir bok olmaz, açık ve net. Kalın sağlıcakla.

NOT: CNN Türk Açıklamaları
          TRT Spor Açıklamaları
          Belhanda Neden Olmadı Açıklaması

Ufuk Tolga Aldırmaz

1 Şubat 2013 Cuma

Tribünlerin En Kötü Top 3'ü

Geçenlerde yaptığım tribünlerde gördüğüm, dinlediğim, bildiğim tezahüratların ilk üçünü yapmıştım. Bu sefer iş daha da zor. En kötülerin sıralamasını yapıyoruz. Yine her türlü ekleme, çıkarma önerilerine açığım. Şimdiden belirteyim.

3. Fenerbahçe taraftarından geliyor. Malumunuz: "Beni yak kendini yak Mamadou Niang." Ağır alkolün etkisinden olsa gerek. Yoksa böyle bir şeyi bestelemenin başka izahı yok.


2. Beş yaşında bir kardeşim var. Şu an anaokuluna gidiyor. Öğretmeni "Mini mini bir kuş donmuştu..." minvalinde şarkılar öğretiyormuş sınıfta. Geçen gün de onlardan kendi kendilerine basitçe bir tekerleme uydurmalarını ve şarkı gibi ezgiyle söylemelerini istemiş. Gruplara ayrılmışlar. Bizimki ve arkadaşı şöyle bir şey "bestelemiş": "Beyaz beyaz süt beyaz, kar beyaz; her yer bembeyaz.". Bu videodaki besteyi yapan insanlarda beş yaşındaki insanın zekası yok, maalesef.

1.Az öncekinde çok ağır konuştum. Bunda konuşursam blogspot ikinci kez kapanabilir. Yorumsuz...

NOT:Bakmayın ciddi yazdığıma. Gecenin saat kaçı olmuş evde kahkaha atıyorum. Özellikle Galatasaray taraftarına teşekkür ederim. Muazzamlar.

Ufuk Tolga Aldırmaz

Chimera



Mamadou Niang... Neresinden başlayayım bilemedim ki şimdi. Onun gelişini şuraya not düşmezsem çok büyük pişmanlık duyardım diyeyim. Vehameti varın siz anlayın.

Tamer Kıran ve Semih Usta ikilisinin Dentinho'dan sonra bir gün içinde sonuca vardırdıkları ikinci transfer oldu Niang. Tam anlamıyla "Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer." durumu oluştu. Nene transferi bu ikiliye gerek dallanıp budaklanması açısından gerekse de iç mihraklardan transferin çomaklanması bakımından büyük ders oldu. Hatta Niang'ın dün gece attığı tweeti silmesi de bunun bir tezahürüdür diye düşünüyorum.

Niang'a karşı olan hislerim tam anlamıyla Djibril Cisse'nin Marsilya'dan ayrılması ile depreşiyordu. Takımı sırtlaması bir yana, doğal liderlik özellikleri ile saha içinde direkt olarak seçilebilen bir futbolcuydu o dönemlerde. 91-92 sezonundan sonra gelen son şampiyonluğun baş mimarlarından biri olması ve gol krallığına da ulaşması onu Marsilya tribünlerinin de sevgilisi haline getiriyordu. Daha sonra "tadında bırakma" ve açık açık dile getirdiği para kazanma isteği ile birlikte Fenerbahçe'nin yolunu tuttu. Benim de içinde olduğum bu transferi kıskanma evresi Niang'ın golleri sıralamaya başlaması ve dominant performansı ile yerini hayıflanmaya bırakıyordu. Şimdilerde -bu sabah Niang'ın geliş haberini alana kadar- yine Fenerbahçe'nin bana kalırsa dünya standartlarında olan golcüsü Moussa Sow için olan kıskançlığımın bir benzeri de o dönemde oluşmuştu. Fenerbahçe ile 33 karşılaşmaya çıkıp 15 gol ve 12 asistlik performansı ile hakikaten parmak ısırtacak bir performans sergiledikten sonra malumunuz olaylar neticesinde Al Sadd'ın yolunu tuttu. Bugüne kadar pek hoş anılarla hatırlamadığım Niang -özellikle İnönü'deki 4-2'lik maçta sergilediği performans- bugünden sonra adına sevinç naraları atmaya daha sahaya çıkmadan başladığım bir isim haline geldi. Kendisine bu denli güveniyorum. Getiri-götürü kısmını da birkaç ufak başlıkla açıklayayım diyorum.

Maliyet:

Yarım sezonluk kiralama bedeline tek kuruş dahi verilmemesi çok hoş bir durum. Transfer haberinden sonra surata daha da büyük bir tebessüm oturmasını sağlayan haber işte bu oldu. Bunun yanı sıra oyuncuya ödenecek olan 800.000 Euro normal karşılanabilecek bir meblağ. Anlaşma içindeki 6.500.000 Euro'luk opsiyon hakkının sezon sonunda kullanılacağını pek düşünmüyorum. Niang'ın tadı damakta bırakacağını varsaydığım performansın yanında olaki bonservis alınmak istenirse bu kadar uçuk bir ödeme yapılacağını da pek zannetmiyorum, bu konuda yönetime olan güven ve inancım bazı kesimlerin "inadına" tam.

Artılar:

Her ne kadar Türkiye'den gidişi üzerinden hemen hemen 2 yıl geçmiş olsa da Niang'ın ülkemizdeki performansından çok bir şey kaybedeceğini zannetmiyorum. Genel itibari ile futbolcuların yaşının dert edilmesine son derece karşı bir birey olarak Niang'ın da yaşını dert edecek en son kişiyim. Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim. Beşiktaş'ın golcü kimliği ile Niang'ın yine iki maçta bir gol oranını rahatlıkla tutturacağını düşünmekteyim. Bu bakkal hesabı ile 7-10 gol arasına "normal" daha fazlasına da "baba büyüksün" der geçeriz. Aşağısı olmayacaktır. Asist sayısı için bir şey söylemek Mustafa Denizli kahinliğine kaçar. O kısım sürpriz olsun.

Tahmin kısmından saha içine geçelim. Geçtiğimiz pazar günü oynanan Galatasaray maçı ile de gördük ki Almeida yoksa Beşiktaş kafası kesilmiş tavuğa dönüyor. Almeida'nın oynayamayacağı karşılaşmalarda gerek kalitesi gerekse de oyun kimliği ile Beşiktaş'ı ayakta tutabilecek bir isim olacak. Bunun yanı sıra forvetin kanatlarında -özellikle sol- rahatlıkla oynayabilecek bir isim olması da ileri bölgede alternatif açısından Samet Aybaba'nın elini güçlendirecek. İlk yarıda örneğini bol gördüğümüz üzere oyun sıkıştığında hamle şansı olmayıp topu sadece Almeida'ya şişiren takım için Niang'ın top taşıma ve rakip savunmaları delme özelliği rahatlatıcı bir unsur olacaktır. Almeida'yı çok andık ama son vuruş özelliği ile saç baş yoldurması Niang ile biraz olsun hem onu hem de taraftarı rahatlatacaktır.

Oyun planından bağımsız saha içine geldiğimizde ise Niang şayet takıma çabuk adapte olursa saha içinde bazı durumlarda baş gösteren o tecrübe ve liderlik eksikliğini de kapatabilecek bir isim olarak göze çarpıyor. Tribünleri ateşleyebilecek -pozitif ayrımcılık geliyor yanlış anlaşılmasın- "ten rengine" sahip olması da taraftarın yıllardır arayıp bulamadığı o "siyahi golcü" açığını da kapatmasını sağlayacak.

Eksileri:

-ler çoğul ekini kullanmam yanlış oldu aslında. Eksik demem bile hatta. Yazılı basınımızın kullandığı "tatlı sıkıntı" kavramı girecek şimdi yazıya. O sıkıntı da aslında pek tatlı değil: Yabancı kontenjanı sıkıntısı...

Sonuç:

Her açıdan muazzam transfer. İlacın etken maddesi niteliğinde bir transfer. Yönetimi tebrik etmek lazım.

NOT: Chimera, Yunan Mitolojisi'nde ağzından ateş çıkaran ejderhavari bir yaratık.

DİP NOT: Tribün tarihinin en iyilerini yaparken şunu unutmuşum, özür dilerim. Videoyu çeken arkadaşın son cümlesi için ben özür dilerim :)


Ufuk Tolga Aldırmaz
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...